Balat

İstanbul’un yokuşları, eski evleri, tarihi dokusu ile önemli semtlerinden birisi olan Balat turistlerin ve fotoğrafseverlerin de ilgi odağı.

1985 yılında İstanbul’un UNESCO Dünya Kültür ve Doğa Mirasını Koruma Sözleşmesi‘ne dahil edilmesinden sonra yapılan ilk çalışma, Fener-Balat semtlerinin rehabilitasyon projesi oldu. 2003-2007 seneleri arasında Avrupa Birliği fonundan elde edilen kaynaklar ile birlikte Fener-Balat hattında seçilen evler rehabilitasyon projesi kapsamında restore edildi. Daha sonra birçok sorun, itiraz ve mahkemeler ile durduruldu.

Ancak bugün Balat’ın ara sokaklarında gezerken daha restore edilmeyi bekleyen ve ihtiyaç duyulan yüzlerce evin bulunduğu da gözlerden kaçmıyor. Özellikle boş evlerin durumu son derece tehlikeli ve çoğunun çevresinde herhangi bir koruyucu tedbir alınmadığı için her türlü kazaya açık bir konumda duruyor.

Olumsuz yönleri gözardı edildiğinde film setleri için, fotoğrafçılar için, eski binalara ve mimarlık tarihine  ilgi duyanlar için oldukça ilginç ve malzemesi bol bir semt Balat. Hala sokaklarında çocukların oynadığı, pencerelere çıkan hanımların birbirini çay davetlerine bağırarak çağırdığı, çamaşırların evler arasında asıldığı, balkonlarına çanak antenlerin monte edildiği mahalle hayatının yaşandığı alışıldık İstanbul hayatı dışında renkli bir yer.

 

 

balat (8)

balat (9)

balat (10)

balat (11)

balat (12)

balat (13)

balat (14)

balat (15)

balat (16)

balat (17)

balat (18)

balat (19)

balat (20)
balat (6)
balat (5)
balat (4)
balat (3)
balat (2)
balat (1)

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gemi Modelciliği – Metin Gürkan

metin-gurkan (2)

Arkas Deniz Tarihi Merkezinde, Gülcemal (1875), Şam (1884), Bezm-i Alem (1888), Cumhuriyet (1893), Tarz-ı Nevin (1903), Ankara (1927), Gülbeniz A (2011) maketlerinin altında adına rastladığım Metin Gürkan’ı İstanbul’daki atölyesinde ziyaret etme imkanı yakaladım.

gulcemal

Metin Gürkan, Gülcemal gemi maketinin arkasındaki isim. Gülcemal, Osmanlı bayrağını Amerika’ya ilk götüren gemi olarak Türk Sivil Denizcilik tarihindeki yerini alıyor. Cemal: Yüz ;  Gülcemal, gülyüzlü anlamına geliyor.

Güzel sanatlarda 2 sene, sonrası Kocaeli üniversitesi makine mühendisliği bölümü, ardından 27 sene bankacılık sektöründeki geçmişi içersinde paralelde gemi maketçiliği çalışmalarını yürütmüş.

Gemi modeli nasıl yapılır?

Gemi modeli yapmak için öncelikle planlara ihtiyaç vardır. En iyi gemi planları arşivleri National Maritime Museum-Londra’da bulunmaktadır. Gemi planları varsa kendi tersanesinden, tersanesinde yoksa National Maritime Museum’dan temin edilir. Gövde planı (lines plan) olmadan maket yapılamaz. Bu planlar ücretli olarak temin edilir.

metin-gurkan (1)

Gemi modellemesinde ne gibi malzemeler kullanılıyorsunuz?

Ticari gemilerde, ana gövdede ıhlamur ağacı, oyması kolay ve temizdir. Boya ve macunu güzel kabul eder. Yaşam mahalinde pleksiglas kullanılır. Autocad ile çizimleri yapılır, CNC tezgahta kestirilir. Nostaljik gemilerde ise ahşap kullanılır.

Ham malzemeleri yurtdışından getirtiyorum. Pleksiglas ve plastik döküm yerli imalatından hiç memnun değilim. Örneğin 1 mm kalınlık bulsanız bile plakada bu kalınlığı tutturamıyorsunuz…

Modelcilerin bir kısmı kit model kullanır. İspanya ve İtalya en büyük üreticileridir. Kit modeli 1 ayda toparlayabilirsiniz. Bunların Türkiye’de de distribütörlükleri bulunmaktadır.

Bir gemi modelinin el yapımım mı yoksa kit mi olduğu süslemelerinden ve üst donanımlarından anlaşılır. Modellerin bedeli düşüktür ve ölçeklerde büyük hataların yapıldığına şahit oldum diyor.

Bir geminin modelini yaparken paralelde başka gemiler yapmak doğru değil, konsantre olmak lazım.

Gemi modelciliği yarışmalarına da katılıyorum. Gemi modelciliği yarışma kurallarını NAVİGA koyuyor. Sadece %10 oranında hazır malzeme kullanılmasına izin veriliyor.

Metin Gürkan, nostaljik gemi yapmayı çok seviyor, bunların yapımı 6 ayı bulabiliyor. Gelecek hedefleri arasında “Kurtuluş” vapurunu yapmak var ama henüz planlarını bulamamış.

cumhuriyet

Cumhuriyet, 1893

Türkiye’de gemi modelciliği hangi seviyede?

Statik modelcilikte profesyonel, dinamik modelcilikte amatörüz. Gemi modelcileri ve gemi severler derneği ekolünden gelen maketçiler bilimsel anlamda iyi iş çıkarıyor. Orada fikir alışverişinde bulunuyor, uygulamalar üstünde tartışıyoruz.

Biraz da Ankara gemisinden bahsedelim…

Ankara gemisinin planlarını Rahmi Koç ile bulduk. Amerikan yapımı. Pearl Harbor’da Japon savaş uçakları Amerikan donanmasına ait 97 gemiden 96’sını batıyor, birisini batırmıyorlar, çünkü güvertesinde ve bordosunda haç işareti var. Geminin ismi Solace. Solace “telkin” anlamına geliyor…Evlatlarını kaybeden aileler biraraya gelip “Solace” derneğini kuruyorlar. Savaşa hayır kampanyası başlatıyorlar. Amerika gemiyi uzakdoğu ülkelerine satmak ister, sonuçta Türkiye’ye satılır. Türkiye’ye gelince adı Ankara olarak değişir ve iç-dış hatlarda yolcu vapuru olarak hizmet vermeye başlar. 80’li yıllarda artık verimini kaybetmeye başlar ve söküme gönderilir…

O yıllarda Haliç tersanesi içinde Çorlulu Ali Paşa camii imamı Makina ve Kimya endüstrisi kurumuna resmi mektup yazar, şadırvanın kurşununun eridiğini ve onarılması gerektiğini bildirir. Konudan İzmir Aliağa gemi söküm tesisleri haberdar olur ve “bizde bol kurşun var, Ankara gemisini sökerken bir kamarada karşılaştık” diye imama haber gönderir. Bu kurşun kaplı kamara Solace gemisinin “röntgen odası”dır…

metin-gurkan (3)

Metin Gürkan:  532 321 2756                 meting@superonline.com

Biyografi- Biographies içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

Olumsuz yanıt nasıl verilir?

saying_no

İş dünyasında olumsuz yanıt vermek ile ilgili ciddi bir sıkıntı yaşanıyor. En büyük şirketten bireysel kişilere kadar olumsuz bir yanıt vermek için çok farklı yöntemler izleniyor. Nedir bu yöntemler? Neden “uygun değildir!” yanıtını veremiyoruz?

Örneğin bir firmaya teklif verdiniz ve bu teklifin sonucunu bekliyorsunuz. Belli bir bekleme süresinden sonra firma yetkilisini aramaya başlıyorsunuz. Şu ortak tavırlar ile karşılaşıyorsunuz:

Teklifiniz inceleniyor, size döneceğiz (aradan zaman geçiyor, dönen olmuyor, işin başkasına verildiğini duyuyor veya tahmin ediyorsunuz)

Teklifiniz elimize ulaşmadı, tekrar gönderir misiniz? (Zaman kazanma stratejisi)

Henüz karar vermedik (karar süresi ile ilgili bilgi de yok, aradan zaman geçiyor, iş başkasına verilmiş, başlamış bile)

Sizden teklifi alan kişiyi defalarca arıyor, not bırakıyorsunuz, geri dönen yok (halbuki teklif “çok acil” istenmiş)

Kişiyi arıyorsunuz, telefonlarını açmıyor (teklifi alıncaya kadar hergün defalarca konuşmuşsunuz ama!)

veya teklif gönderip “ayıp olmasın, rahatsız etmeyeyim” diye aramayanlardansanız karşı taraf sırra kadem basıyor.

Kişiyi arıyorsunuz, yetkili kişiye sorayım diyor, geri dönüş olmuyor.

Daha nice örnekler verilebilir…

sayno

Kişilere veya firmalara geri dönmemek henüz profesyonel bir çalışma sistemine ayak uyduramamış olduğunuzu gösterir. Halbuki “hayır” demenin gayet nazik yolları vardır ve karşınızdaki firmanın ısrarlı arayışlarına son vermek ve kendinizin de rahatsız olmaması açısından bunu yazılı veya sözlü ifade edebilmek gerekir.

yazılı veya sözlü kullanabileceğiniz olumsuz yanıt çeşitleri:

Örnek 1:  Sayın X, ilginize teşekkür ederiz. Şu anda verdiğiniz hizmeti alamayacağız (veya ihtiyaç duymuyoruz, veya başka bir firmadan alıyoruz). Bilgilerinizi bizimle paylaşırsanız ihtiyacımız olunca sizlere geri dönüş yapabiliriz. İyi çalışmalar dileriz.

Örnek 2: Teklifiniz incelenmiş, fakat  uygun bulunmamıştır. İlginize teşekkür eder, ileriki çalışmalarımızda birlikte çalışmayı dileriz.

Örnek 3: Başvurunuz incelenmiş, fakat belirtilen pozisyon için şu anda uygun bulunmamıştır. Teşekkür eder, iyi çalışmalar dileriz.

Daha samimi ilişkiler içinde olduğunuz durumlarda sözel olarak yanıt vermeniz daha doğru olabilir:

Örnek 4: Çok vaktinizi aldık, sizleri de tekliflerle yorduk. Fakat şu anda maalesef konuyu askıya aldık (veya daha ekonomik çözümlere gitmeye karar verdik). İlginiz için çok teşekkür ederiz.

Sizden randevu almak isteyen birisine olumsuz yanıt verme şekli şöyle olabilir:

örnek 5: Gerek şahsen, gerekse asistanınız aracılığı ile : Ahmet bey, şu anda çok yoğun bir dönemdeyim, maalesef bu görüşmeyi yapamayacağım. Müsait olduğum zaman ve ihtiyaç duyduğum taktirde ben sizleri ararım. Teşekkür ederim.

Ticari hayatta önemle anlaşılması gereken konu ; olumsuz yanıt verirken kişiye değil, duruma, verilen hizmete hayır diyoruz.

Yine ortak bir durum olumsuz yanıt verirken gerekçesini belirtmemektir. Gerekçenin belirtilmesine gerek olmamakla birlikte karşınızdaki firma veya kişinin verdiği hizmette, fiyat, servis, ilgi, ürün kalitesi gibi konularda yetersizlik, eksiklik varsa bunların belirtilmesi o firmanın eksiklerini düzeltmesi açısından faydalı olabilir. Dolayısı ile bunları nazik bir dille açıklamak yapıcı bir yaklaşım olacaktır.

Olumsuz bir yanıt verince karşımızdaki kişi veya kurumla ilişkileri kesmiş olmuyoruz. Talep edilen durum ile ilgili konuyu kapatmış oluyor, ileride faydalanabileceğimiz hizmetleri yeri gelince tekrar talep etme hakkını saklı tutmuş oluyoruz.

theeverygirl_sayingno

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | 2 Yorum

Gemi Modelciliği – Azmi Beydeş

Arkas Deniz Tarihi Merkezi ziyareti sırasında gördüğüm birbirinden güzel gemi modelleri sayesinde gemi modelcilerini  atölyelerinde ziyaret edip çalışmaları hakkında bilgi almaya karar verdim. Merkezde en çok dikkatimi çeken modellerden yola çıkarak 2 gemi modeli ustası Azmi Beydeş ile Metin Gürkan’ı ziyaret edip atölye ortamını ve modelciliğin arkasında yatan el emeğini görme imkanı buldum.

AZMİ BEYDEŞ

azmi-beydes (1)

azmi-beydes (4)

azmi-beydes (3)

azmi-beydes (2)

HMS Prince, 1670

Azmi Beydeş’in atölyesi Karşıyaka’da. Maket merakı çocukluktan geliyor. Daima cebinde çakı taşır, ağaç buldu mu oymaya başlarmış. Sadece oyma çalışıyor, asla hazır malzeme kullanmıyor. Günümüzde maketçiliğin çok ilerlemiş olması, birçok parçayı hazır bulma imkanı olmasına rağmen hiçbir parçayı hazır kullanamadığını, elinin gitmediğini söylüyor. Gemi pervanalerini, insan figürlerini dahi oyma çalışıyor.

azmi-beydes (6)

Azmi usta özellikle kalyonları çok seviyor. Kalyonların el sanatını en iyi gösteren gemi maketleri olduğuna inanıyor.

Gemi maketçiliğine tam olarak dönmeden önce kebapçılık yapmış, öte yandan da kendine göre maket çalışmalarını yürütmüş.Arkas Deniz Tarihi Merkezinde yer alan  HMS Prince kalyonunun yapımı 12 sene sürmüş. Önce plastik kitini bulmuş, oradaki oranı izleyerek oyma olarak bu kalyonu yaratmış. Yıllar önce İzmir Fuarı sanat sokağında bu kalyonu sergilemiş, çok talep olmuş, gazetelere bile çıkmış, ama satmak istememiş. Sonra Fuat kaptanın önerisi ile kalyonu Arkas‘a götürmüş ve ilk satışını gerçekleştirmiş. 1999 senesinden beri de Arkas için gemi maket yapmaya devam ediyor.

azmi-beydes (7)

Maketlerinde Şimşir ve Limba ağacı kullanıyor. Şimşir’i vinç, ırgat ve aksuarlarda, Limba’yı gövdede kullanıyor. Şimşir ağacının en önemli özelliği çok temiz ve güzel oyulabilmesi. 100 senede 2 metre uzuyor. Rize’de bulunuyor ve kesimi artık yasaklandığı için bulması çok zor bir ağaç haline geldi.

azmi-beydes (5)

Azmi usta uzun saatler çalışıyor, bir kere konsantre oldum mu bölününce olmuyor, bitirinceye kadar sabahlara kadar oyuyorum, o parçayı bitiriyorum diyor.

Yeni yapacağı savaşan 2 geminin denizini bile ağaçtan oyacağını söylüyor. Denizi daha kolay malzemeler kullanarak yapmak var ama olmaz içim rahat etmez diyor. Denizlerdeki hareketi oyarak vereceğim diyor…

Bir yandan da hala oymamacılık kurslarına gitmeye devam ediyor. Artık usta sayılırım, öğrenciler neden geldiğimi soruyorlar ama olsun öğrenecek şeyler vardır elbet diyorum diyor…

azmi-beydes (8)

(Azmi Beydeş 2017 senesinde vefaat etmiştir. Mekanı cennet olsun) 

Biyografi- Biographies içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

Arkas Deniz Tarihi Merkezi

arkas01

2012 senesi Mayıs ayında İzmir’in Bornova ilçesinde deniz, gemi ve tarih tutkunlarının mutlaka ziyaret etmesi gereken Arkas Deniz Tarihi Merkezi kapılarını ziyaretçilerine açtı.

Arkas Holding yönetim kurulu başkanı Lucien Arkas’ın 30 sene önce başladığı gemi maketi koleksiyonculuğu sonucunda toparladığı maketlerin ufak bir bölümünün sergilendiği bu merkezde 89 gemi maketi, 126 parça gemi antikası ve 67 tablo tarihçeleri ile birlikte yer alıyor.

Müze-ev 3 kattan oluşuyor. 1.kat (giriş katı); 20.yüzyıl gemileri, Türk gemileri, M.Ö’ye ait gemi maketleri ve kaşif gemileri ile gemi antikaları olmak üzere 4 bölümden oluşuyor.  Zemin kat; savaş gemileri, gemi antikaları ve Türk kayıkları,özel amaçlı gemilerden oluşuyor. 2.katta ise 17.yy, 18.yy, 19.yy ve 20.yy gemilerini görebiliyoruz.

Model gemiler, orijinallerinin aynısı olarak el yapımı üretilmiştir. En basit modeller bile en az 5-6 ayda yapılmaktadır. Modellerin yapımı için tüm gemilerin planları bulunur. Günümüzde internet bu planlara ulaşımı kolaylaştırmıştır.

Model gemilerin sanatçıları: Engin Alsan, Nezih Bekat, Azmi Beydeş, Ergin Bürge, Coşkun Güreli, Bedri Selay, Alpay Türkekul ve Metin Gürkan.

Sayfamızda gemi modellerinin bazılarını paylaşacağız.

arkas02

Giriş alanı

arkas10

Dümen dolabı ve pusula dolabı. Tüm dümenlerin önünde pusula vardı ki dümenci devamlı pusulayı takip edebilsin.

Şömine üstünde görülen denizaltı Jules Verne‘nin Nautilus gemisi.

arkas03

Christian Molsted, 1862-1930, The breakthrough in the battle of Koge Bay on July 1st 1677

arkas04

Giriş katı Türk gemileri salonu

arkas05

Gülbeniz A.

Hegemann Yard Group’un Volkswerft Stralsund Tersanesi’nde inşa edilen, yapımı 2 senede tamamlanan, 2011 senesinde denize indirilen, 210.54 metrelik uzunluğu, 31.000 beygi gücü ile Türkiye’nin en güçlü motoruna sahip, en büyük konteyner gemisi. 35.000 ton ağırlığa kadar yük taşıyor.

Gemi isimleri önceden gemi sahibi tarafından belirleniyor. Gemiler “dişi” olarak tanımlanır, bu sebepten dünya genelinde dişi isimler verilir. Her tersanenin gemi maketi yapan maketçileri bulunmaktadır. Gemi teslim edilirken 1 maket gemi sahibine taktim edilir, bir maket ise tersanede saklanır.

arkas06

Bandırma

1878 yılında inşa edilen Bandırma vapuru, Türk milli hareketinin başlangıcı olan Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa ve kurmaylarını İstanbul’dan Samsun’a taşıyan gemi olarak tarihteki yerini almıştır.  1925 yılında gemi Bozmacı İlhami isimli Türk armatöre satılmış, ve aynı armatör tarafından hurda olarak parçalanmıştır. Replikası Samsun’da gemi müze olarak ziyaretçilerine açılmıştır.

arkas07

Savarona

arkas08

Savarona, Atatürk’e teslim edildiğinde dünyanın en büyük yatı idi. 2013 senesi içinde ise dünya en büyük yatlar sıralamasında 13. sıraya geriledi.

Savarona, Atatürk’ün ölümünden sonra Deniz Kuvvetlerine veriliyor ve denizci yetiştiriliyor. Ömrünü doldurduğunda zamanla bakımsızlıktan çürümüş. Söküme gidecek diye zamanında içinde bulunan çok değerli eşyalar ve eserler de sökülmüş, satılmış, yokolmuş. Armatör Kahraman Sadıkoğlu, 1989 yılında geminin işletme hakkını 49 seneliğine alarak orijinaline birebir uygun olarak baştan yenilemiştir. 40 milyon Dolar üzerinde bir masraf yapıldığı söylenmektedir.

Amerikalı banker Lady Cadwallader 1930 yılında Almanya-Bremen’de bunu özel sipariş üzerine yat olarak yaptırtıyor. Gemiyi 6 sene kullanıyor, fakat bir türlü Amerikan bayrağını çekemiyor, çünkü dönemin Amerikan hükümeti yata Amerikan bayrağı çekilebilmesi için geminin değerinin 2-3 katı vergi talep ediyor. Bunun altında yatan neden o dönem Almanya’da Hitler güçlenmeye başladığı ve gemi Almanya’da üretildiği için tamamen politik nedenler. Hitler bunu duyunca yata el koymak istiyor, bu sefer Amerika müsade etmiyor ve Lady Cadwallader’e yatı satması için baskı uyguluyor, ancak sadece onay vereceği bir ülkeye satışına müsade edeceğini söylüyor. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk için bir yat istiyor; ona satılabilir müsadesi veriyor. Böylece gemi Atatürk’e yat olarak geliyor, Lady Cadwallader çok sevdiği yatın isminin değiştirilmemesi üzere özel bir ricada bulunuyor. Atatürk te ladynin isteğini kabul ediyor. Savarona isminin anlamı: Efsanelere göre Hint okyanusunda bir deniz kuşudur. Bir kuğuya benziyor ama kuğu değil, kuğudan çok daha büyük. Kimisi onu bembeyaz, kimisi simsiyah tarif eder. Savarona’nın amblemi kuşun resmidir.

Savarona restorasyona getirildikten sonra Kahraman Sadıkoğlu’nun ilk işi Amerika’dan özel bir balon getirtmek olmuş. Yat olduğu gibi balonun içine konmuş. Silah sektöründe kullanıldığı için ancak özel izinle kullanılabilen bir zehir dönemin Amerikan başkanı George Bush ile görüşülüp izin alınarak getirtilmiş ve o balon içine sıkılmış.

Yat 2 ay kapalı kalıyor. Sonra açılıyor, tonlarca fare ölüsü çıkıyor. Fareler başka türlü temizlenemiyor, bulmak çok güç. Fareler çürümüş metalleri bile yiyorlarmış. Tadilat ancak bu aşamadan sonra başlayabiliyor.

Geminin tüm öyküsünün kaleme alındığı bir de kitap var: Bir Tutku’nun öyküsü.

Savarona gemisi bugün İstanbul-Kuruçeşme sahilinde demirli olarak beklemekte ve özel olarak kiralanabilmektedir.

arkas09

Santa Maria, Nina (İspanyolca’da kız anlamına gelmektedir) ve Pinta (İspanyolca’da benekli anlamına gelmektedir)  Christophe Colomb‘un 1492 yılında yaptığı transatlantik yolculuğunda kullandığı 3 kalyon gemisinin maket çalışmaları.

arkas11

Gemi tabelaları. Bu tabelalardan her gemide 1 tane bulunmaktadır. Tabela üstünde yapıldığı tersane ismi ve amblemi, geminin yapılış tarihi, kaçıncı gemi olduğu yazar. Gemi tabelaları çok değerlidir. Gemiyi söken kurum genelde tabelaları kendisine saklar. Daha gemiler söküme giderken yolda tabelalar sökülmüş olabiliyor. Bu yüzden koleksiyoncular için büyük değer taşır.

Turumuz sırasında genel bilgiler alıyoruz. Türkiye’de tersanecilik nasıl diye soruyoruz. Türkiye, yatçılıkta çok ileri bir konumda. Dünyadaki çok büyük yat tersaneleri Türkiye’de de tersane açıyorlar. Çünkü burada işçilik daha ucuz. Dünyanın en büyük, en güzel, en modern yelkenli yatı Maltese Falcon, Tuzla’da yaptırılmış.

arkas12

Deniz kızı. Gemilerin burunlarına konurdu. Efsaneye göre uzun aylar boyunca denizlerde, okyanuslarda seyahat eden denizciler deniz kızlarının seslerini, ıslıklarını duyarlardı. Deniz kızları onları çağırıyor zannederler, kendilerini denizlere atar ve boğulurlarmış. Bu deniz kızlarını gemi burunlarına koymalarının sebebi seslerini duydukları deniz kızlarını kaçırdıklarına inanmalarıymış.

arkas24

17.yüzyıl gemileri bölümü

arkas23

HMS Prince, 1670 kraliyet donanmasının birinci sınıf gemilerinden bir tanesi idi. Fransız hattını ilk kıran gemi olarak ün kazanmıştır.

Her bir noktası ile el yapımı. Hazır hiçbir detay kullanılmamış. Maketin yapımı Azmi Beydeş tarafından 5 sene sürmüş.

arkas27Constitution, 1797

Amerika’nın iç savaşlarda kullandığı gemilerdendir. Kayalara sürtünmeye karşı daha dayanıklı olsun diye geminin altı ağaç üzerine bakır levhalar ile kaplanmıştır.

arkas28

Altta görülen beyaz malzemeye-taşlara  “safra” denmektedir. Geminin dengesini sağlamaya yarar. Bu sistem günümüzde de kullanılmaktatır. Bu sefer taş yerine denizden çekilen su doldurulmaktadır. Taşların üzerinde görülen fıçılarda su, içki, barut gibi malzemeler bulunmakta idi.

arkas29

Cutty Sark, 1870

Hindistan’dan İngiltere’ye çayı en hızlı şekilde getirmek üzere dizayn edilmiş ticaret gemisidir.

arkas13

Zemin kat: savaş gemileri ve özel amaçlı gemiler bölümüne genel bakış (üstte)

arkas14

Rus çarının yatı Livadia. Denizde yüzen saray. Burada 3 bacanın yanyana olması ilginçtir. Denizciliğe uygun bir yat değildi.

livadia

arkas15

Nusret mayın gemisi. Miyadını doldurunca satılıyor. Gemiyi alan kişi üst bacasını kestiriyor. Arka tarafa bir seyir köprüsü ve yaşam mahali yapıyor ve ambar yapıyor, küçük bir yük gemisi olarak kullanıyor. Seneler sonra Mersin limanında durduğu yerde batıyor. Limandakiler gemiyi 2 parçaya bölerek denizden kendi vinçleri ile çıkarıyorlar. Daha sonra Tarsus belediyesi tarafından alınıyor, bir parkın içine kaide yaptırarak gemiyi sergiliyor, üst kısmını ise eski resimler yardımıyla yaptırıyor. Ama orijinaline çok uygun çıkarılamamış.

arkas16

Yavuz muharebe kruvazatörü

1950 yılında görevden alınıyor. 1963 yılında satışa çıkarılıyor. 1971 yılında hurdaya çıkarılıyor…

Bugün Yavuz’dan geriye İstanbul’da sergilenen top mermisi ve Gölcük’te sergilenen pervanesi kalıyor…

arkas19

Aziz Nikola gemi-kilise (1901-1917), Çarlık dönemi kilise gemisi. Karadeniz’de seyrederdi, kilise olmayan yerlerde nehirlerden geçer, ayin yapılırdı. Üzerinde birden fazla kilise ihtiva ederdi. Bolşevikler tarafından yakılmıştır.

arkas20

Süngerci takımı. Sünderi denizde yüzerek toplamak çok zordu. Deniz tabanında yürüyerek toplamak çok daha verimli oluyordu. Görülen ayakkabılar çok ağırdı, başlık ta oldukça ağır, etli bir metalden yapılırdı. Ayrıca dalgıçlar bellerine kurşun bağlardı. Tekneye tulumbalara bağlı iple bağlı idiler. İple girip iple çıkabiliyorlardı. Süngerciliğin başlıca 2 tehlikesi vardı. Birisi iplerin bir yerlere dolanıp kopması idi, ikincisi ise çok meraklı olan devasal deniz kaplumbağaları hortumları gagalayıp koparıyorlardı. Bu durumlarda süngercinin ağır yüklerden dolayı yukarı çıkması imkansız olduğu için boğuluyorlardı.

arkas17

Bodrum kat gemi antikaları bölümü

arkas21

Gemicilik haritaları: Almanaktan alınan bilgiler bu haritalarda yol gösterici oluyor. Paralel cetvel ve kompaslar ile gemi kaptanları kendi yerlerini bulurlardı. Bir kaptan haritada olmayan bir yerde kaza yapar, batarsa o yeri bulduğu için ödüllendiriliyordu.

arkas18

Paraketeler: Geminin kaç mil sürat ile gittiğini ve kaç mil yol aldığını tespit etmeye yarardı. Geminin büyüklüğüne ve uzunluğuna göre kıç tarafına monte edilir. Köpekbalıkları denizde hızla hareket eden paraketelere merakla yaklaşırlarmış. Köpekbalığı midesinden parakete çıktığı çok görülmüş. Bu yüzden gemilerde yedekli bulundurulurmuş.

arkas22

Amerigo Vespucci

İtalyan Deniz kuvvetlerine bağlı, denizci yetiştiren bir okul gemisidir. Geçtiği yerlerde onu gören herkes tarafından selamlanır.  Yelken açma töreninde görülen yelkenlerin üstüne tüm denizciler yanyana dizilirler. Dünya denizlerinin en güzel kızı olarak nitelendirilir.Neden denizlerin en güzel gemisi deyince: 1950’li yıllarda Amerikan uçak gemisi okyanusta seyreden gemiye kimlik sorar. Ben Amerigo Vespucci, okul gemisiyim der. Bu komutanın çok hoşuna gider ve siz dünya denizlerinin en güzel kızısınız gibi birçok güzel iltifatta bulunur, bu da dilden dile dolaşarak tarihe geçer.

arkas30

Arkas Deniz tarihi merkezi:

Ziyaret Saatleri: Salı, Perşembe ve Cumartesi 10.00-18.00

Rehberli turlar Salı ve Perşembe günleri düzenlenmektedir. Turlara katılım için rezervasyon gerekmektedir. Burayı gezmek ve gemilerin tarihçesini de zevkle öğrenmek için rehberli tur alınmasını tavsiye ederim.

Adres: 80 Sokak No:28 Bornova, İzmir

Telefon: 0 232 342 10 11

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Köpek

stray-dog

Sabah yürüyüşlerimde karşılaştığım, her seferinde çoşku ve sevinçle karşılandığım küçük dostum 🙂

Hayvanlar- Animals içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir kitap nasıl pazarlanır?

Alışılagelmiş pazarlama stratejilerinin dışında çok keyifli ve güzel bir fikir olduğunu düşündüğüm bir kitap pazarlama yöntemine denk geldim.

MirandaJuly

Oyuncu ve yazar Miranda July, yeni kitabını “No one belongs here more then you”  güzel bir web sitesi hazırlayarak tanıtıyor…Buzdolabının tepesine oradan ocağının üstüne mesajlarını yazıyor…54 resimli sayfa ile tanıtımını tamamlıyor. Yazılar çok güzel, fikir nefis, resimler basit, geneli samimi. Fazla söze gerek yok, girin bakın.

Özel ve değişik bir film arıyorsanız: Me and you and everyone we know

Kitaplar-Books içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Grand Hotel de Londres

grandoteldeLondres (37)

Beyoğlu Meşrutiyet caddesi üzerindeki en meşhur ve belki de en eski otel “Grand Otel de Londres” yani Büyük Londra otelidir. 1960’lı yıllardan beri Antakya’lı Hüzmeli ailesine aittir.

Otelin içini gezerken yetkililerden bilgi alıyoruz. Müşterilerinin neredeyse tamamı yabancı, özellikle Avrupa ve Amerika’dan çok ziyaretçileri bulunuyor. Sebebini sorunca yabancı müşterilerin tarihi dokuya, nostaljik havaya çok ilgi duyduklarını yerli müşterilerin ise  lüks ve konfor aradıklarını dolayısı ile burasını pek tercih etmediklerini öğreniyoruz. Yine de sanatçılar, tiyatrocu ve sinemacıların uğrak yeri.

Otelin popülerliğini katlayan kişilerden birisi Almanya’da yaşayan bol ödüllü ünlü yönetmen Fatih Akın. Gegen die Wand yani “Duvara Karşı” filminin çekimlerinin bir bölümü burada geçti, o dönem ve günümüzde İstanbul’a geldikçe otelde konaklıyor. Filmin gösterimi ile birlikte otele ilgi inanılmaz artmış, yurtdışında tanımayan kalmamış diyorlar…

Sezen Aksu’nun “yanmışım sönmüşüm ben” şarkısına ait klibi yine Fatih Akın tarafından burada çekilmiştir.

Bir dönemdir kapalı gişe oynayan dünya edebiyatının önemli eserlerinden birisi Goethe’nin Faust oyununun çevirisi Haydar Zorlu tarafından burada hazırlanmış…Bunu da gezimiz sırasında tesadüfen orada bulunan Haydar beyin kendisi tarafından öğreniyoruz…

Buraya gelen müşterilerin büyük bir kısmı otelde hiçbir restorasyon yapılmamasını, dokusunun mutlaka korunmasını rica etmekteymiş.

grandoteldeLondres (35)

grandoteldeLondres (11)

grandoteldeLondres (1)

grandoteldeLondres (2)

Otelin en eski parçalarından birisi bu büfe ve piyano

grandoteldeLondres (3)

grandoteldeLondres (10)

grandoteldeLondres (5)

grandoteldeLondres (6)

Otelin sürekli elemanı “Yakup” gelen müşterileri ilgi ile izliyor…

grandoteldeLondres (32)

Müşteriler için bilgisayar alanı

grandoteldeLondres (15)

grandoteldeLondres (14)

grandoteldeLondres (22)

grandoteldeLondres (23)

grandoteldeLondres (27)

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Adahan İstanbul

adahanistanbul (26)

General Yazgan sokak üzerinde konumlanmış, Kamondo ailesi tarafından yaptırılmış hazineye ait 140 yıllık tarihi eser bina 27 sene boş kaldıktan sonra  Dikon Mimarlık ofisi sahibi mimar Sedat Aklan tarafından  5 senelik restorasyon çalışması sonunda 2012 senesinde Adahan Istanbul ismi ile otel olarak hizmete girdi.

4 katlı ve 47 odalı otelde 4 adet toplantı salonu (bunların ikisi, içinde banyosu ve küçük mutfak ünitesi olan sanatçı ve araştırmacı stüdyosu olarak tasarlandı. Bu birimlerde isteyenler, otel servisinin tümünden yararlanarak konaklayabilir ve çalışmalarını sürdürebilirler), kütüphane, kahve barı, restoran ve tiyatro gösterileri ile özel davetlerin yapıldığı bir mahzen alanı bulunuyor.

adahanistanbul (23)

Otele girişte ve tüm gezim boyunca dikkatimi çeken özellik başta hoş ve hafif bir kokunun tüm otelde ve odalarda kendisini hissettirmesi. Bu özellik güzel bir etki bırakıyor…

Orijinal olarak ortaya çıkarılmış mermer zemin, mermer merdivenler, orijinal olarak bırakılmış duvarlar ve tavan dekorları,  ham bırakılmış mobilya ile doğramalar, sade aydınlatmalar ilk anda göze çarpan detaylar. İhtiyaçtan fazla hiçbir dekoratif öğeye rastlamak mümkün değil. Resim, aksesuar,halı gibi dekoratif objeler yok denecek kadar az. Sade ama fonksiyonel, ferah ve zarif bir dekorasyon hakim.

Mimar Sedat Aklan ile keyifli bir sohbet eşliğinde otel hakkında geniş bilgi edindik.

“Mekanın niteliğini insanlar talep ediyor. Mekan sizi rahat veya rahatsız hissettirebilir. İnsanları rahatsız etmeden, şaşıracakları ama keyif alacakları mekanlar tasarlamalı…Mekan tasarımı dünya görüşünüzü aktarır. Son dokunuşları yaparken doğru seçimi yapmalısınız. Mesajınızı alanlar ve almayanlar olacaktır. Mesajınızın doğru yere gitmesi için gelen insanların donanımlı olması da şarttır tabii” diyor.

Yapı, tuğla yığma bina, zemin volta döşeme. Restorasyona başladıklarında öncelikle dönemin mimari malzemelerini incelemiş, ona göre projelendirmeyi gerçekleştirmişler.

Duvar kalınlıkları 40 ile 60 cm arasında değişkenlik göstermekte.

Mermer zemin üstünde farklı döşemeler mevcutmuş, merdiven kat kotları takip edilerek esas mermer ortaya çıkarılmış.

Toplantı odası gibi bazı mekanlarda görülen freskoların üzerinde 7-8 kat boya bulunuyormuş. Bunlar hafif buhar verilerek tek tek soyulmuş ve orijinal freskolar ortaya çıkarılmış.

Binada çimento kullanılmamış, kireç harç ve kireçli boya kullanılmış. Kireçli boya içinde ihtiva ettiği kalsiyum kristalleri sebebi ile ışığı yansıttığı için derinlik hissi vermekte olduğundan otel müşterilerinin dikkatini çekmekteymiş.

Tavan yüksekliğinden hiçbir şey kaybetmemek adına havalandırma sistemi otel içinde bulunan 4 adet şaft ile çözülmüş.

En üst kata çıkan merdivenler yokmuş. Orijinal merdivenlere sadık kalmak adına diğer katlardaki merdivenlerden profiller çıkarılmış, Marmara ocağında bir usta bulunmuş ve merdivenlerin taslakları kestirilmiş. Sonradan da son haline getirilmiş. 180 cm uzunluğundaki basamakların tanesi 280 kg ve 40 cmlik bölümü duvar içinde konsol olarak çalışmakta.

Sedat bey yatak seçiminin de otelin önemli unsurlarından birisi olduğunu, konfora dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, hava sirkülasyonu bulunan özel olarak seçtiği doğal malzemelerden yaylı yatak yaptırdığını belirtti. Gelen müşterilerden çok olumlu geri bildirimler aldıklarını hatta bazılarının yatak satın almak ve bu markayı getirtmek istediklerini belirtti.

Otelin zemini genel olarak mermer yanında Montreal’den getirtilmiş masif ahşap. Verniksiz. Banyo zeminleri ise yerden ısıtmalı taş.

Odalarda halı kullanımının doğru olmadığını, insanların halıya basmaktan hoşlanmadıklarını çoğunlukla “pis” olabileceği düşüncesinde olduklarını gözlemlediğinden hiçbir odada halı bulunmadığını ifade ediyor.

Nevresimler ve havlular beyazlatılmamış, boyanmamış pamuk.

Abajurların ahşabı yakılmak üzere soba önünden atölyelerden kurtarılmış, tornaya götürülmüş ahşap. Abajurlar ise el yapımı Hint kağıdı.

adahan

4 kat boyunca inen aydınlatma el yapımı. 960 adet kağıt başlıklı 1 wattlık aydınlatmadan oluşuyor. Merdiven boşluğundaki hava sirkülasyonu sebebi ile aydınlatma zarif bir biçimde hareket ediyor.

adahanistanbul (27)

adahanistanbul (28)

Toplantı odası 15 kişilik. Fakat geniş bir alanda yer aldığı için bu sayı rahatlıkla arttırılabiliyor.

adahanistanbul (16)

Toplantı odası önünde yer alan kahve barı hem otel müşterilerine hem de toplantı yapan firmalara yönelik tasarlanmış.

adahanistanbul (21)

Kütüphanede İstanbul ve dekorasyona dair birçok kitap ve dergi bulunuyor. Turist müşterileri şehri gezmeden önce burada bir ön çalışma yapma imkanı bulabiliyorlar.

adahanistanbul (17)

Otelde ayrıca Van ilinden getirtilen el emeği göz nuru halı ve kilimler meraklılarına satışa sunuluyor.

adahanistanbul (1)

Geniş ve uzun koridorlardan odalara dağılıyoruz…Koridorlardaki sadelik ve boşluk dikkat çekici…Duvarlar zaman zaman gerçekleşen sergiler için kullanılıyor. Sergilerden zaman içinde toplanacak eserler ile duvarlar süslenecek.

adahanistanbul (35)

Otelin en büyük odalarından birisini ziyaret ediyoruz. Daire büyüklüğündeki oda geniş aileler, rahatlık arayan iş adamları için ideal.

adahanistanbul (36)

Oda salon alanı

adahanistanbul (43)

Farklı banyo tasarımlarından bir örnek

adahanistanbul (38)

Eski kapıların yatak başı olarak değerlendirildiği bir yatak örneği

adahanistanbul (31)

Orijinal tavanın restorasyon sonucu olduğu gibi ortaya çıkarıldığı en güzel odalardan bir tanesi

adahanistanbul (3)

Otelin en üst katında Cachi restoran bulunuyor. Burası sıcacık, ev havasında döşenmiş hem otel müşterileri hem de dışarıdan gelen misafirlere açık bir lokanta/bar. Açık terasından yaz aylarında Haliç manzarasını seyretmeniz mümkün. Yemekler otelde günlük yapılıyor, dışarıdan hiçbir şey alınmıyor. Dondurulmuş gıda kullanılmıyor. Öğle yemeklerinde dışarıdan birçok müşteri geliyor, fiyatlar makul ve bütçelere göre farklı menü paketleri bulabilmek mümkün.

Otelde yemekten, temizlik ürünlerine kullanılan herşey organik, dolayısı ile Greenstar yani Yeşil Yıldız belgesine sahip! Çevreye duyarlılığın son yıllarda gittikçe önem kazanması, Kültür ve Turizm bakanlığının bu konuda yaptığı bir araştırma ile turistlerin bu konuya duyarlı tesislerde kalmak istemelerine dikkat çekmesi bu oteli bu ihtiyaca cevap veren tarihi ve güzel bir tesis haline getiriyor.

Çatıda konumlanmış güneş toplayıcıları ile otelin sıcak su ihtiyacı karşılanıyor. Yağmur suyu toplayıcıları ile mekanik ve kimyasal temizlikten geçirilen yağmur suyu temiz su olarak kullanılıyor ve bu sayede dıştan temiz su kullanımı en aza indirgenmiş oluyor.

Odalarda kullanılan perde ve nevresimler koton, hiçbir sentetik malzeme kullanılmamış. Mobilyalar masif ahşap ve hiçbir kaplama veya cila yok.

adahanistanbul (7)

adahanistanbul (8)

Lokanta barından bir görünüm

adahanistanbul (10)

adahanistanbul (12)

Otelin altındaki tiyatro-parti alanına iniyoruz. Şu anda burada The Club ismindeki tiyatro grubunun  gösterileri sergileniyor. Linkten gösterileri takip edebilirsiniz.

adahanistanbul (24)

Adahan Istanbul

Asmalı Mescit mahallesi, General Yazgan sokak, No: 14 Beyoğlu

T: 212 243 8581

www.adahanistanbul.com

  • 29.05.2023 tarihli güncelleme: Otel farklı bir gruba satılarak Adahan Decamondo Pera olarak restore edilerek hizmete açıldı.
Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İstanbul Art Fair


22. İstanbul sanat fuarı “Artist 2012” Tüyap Beylükdüzü fuar alanında 17 Kasım tarihinde başladı.
25 Kasım günü sona erecek fuarda 86 katılımcı galeri ve sanat merkezi 7 ve 8. hallerde temsil ettikleri sanatçıların eserlerini sergilemekte.

Fuara birçok okuldan öğrencilerin getirilmesi ve sanat ile erken yaşlarda tanıştırılmaları mutluluk verici manzaralar idi.

Fuardan bazı sanatçıların eserlerini burada paylaşacağız.


Mehmet Emin Özer- Amedus art gallery


Mehmet Emin Özer- Amedus art gallery


Ekin Erman- Amedus art gallery


Teoman Südor- Galleria L’aura


Parisi Elena- Artestruttura


Meryem Salahi- Troy Sanat


Albina Onay- Evin Sanat galerisi


Zeynep Baransel, geri dönüşüm, 2006- Evin sanat galerisi


Neş’e Erdok, 1 bardak su, Evin sanat galerisi


Kader Genç- Karşı Sanat


Kader Genç- Karşı Sanat


Sevgi Akyüz Yaman- Karşı Sanat


Caner Karakaş- Karşı Sanat


Caner Karakaş- Karşı Sanat


Soner Çakmak, Lanetliler teknesi- Düş yolcusu sanat durağı


Fikret Otyam- Polart Galeri


Hakan Kamışoğlu- Galeri Eksen


Lebibe Sonuç- Galeri Eksen


Lebibe Sonuç- Galeri Eksen


Çetin Özer- Galeri Binyıl


Gürbüz Doğan Ekşioğlu- Gallery Mabeyn


Hale Nurol- Valör sanat galerisi


Handan Günaydın- Doğuyorum Sanat grubu


R.Doğuhan Özgün- Galeri Pipo


İrfan Okan

Fuar hakkında daha geniş bilgi için:
http://www.istanbulartfair.com/

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Ne yapacağımı bilmediğim zaman ne yapmalıyım?


Ne yapacağımızı bilmediğimiz bazı zamanlar yaşarız. Bu işte tıkanıklık olabilir, bir projemizde yeni fikirlere sahip olamamak olabilir, hayatımızla ilgili karar vermemiz gereken bir yol ayrımında duruyor olabiliriz, değişiklik yapmak istiyor ama nerden nasıl başlayacağımızı bilemiyor olabiliriz.
“dur” gelir. Dururuz. Fikirlerimiz tükenmiştir, yaratıcılığımız bitmiştir, üretemeyiz, ilerleyemeyiz, çakılır kalırız. Birşey yapmak istersiniz, içinizden bile gelmez. Hayat sanki “pause” düğmesine basmıştır. Hadi bakalım…Şimdi ne olacak?
Böyle dönemlerde ne yapmak lazım, kimler neler yazmış diye bir araştıralım bakalım…

Michael Hyatt- International leadership
1. Nihai sonucu unutun! İşin gerçeği nihai sonuç üzerindeki kontrolümün tahminimden daha az olduğudur. Ayrıca sonuca ulaşıncaya kadar birçok değişkenler de değişecektir. Projeler ve anlaşmalar zaman içersinde gelişecektir. Şimdiden göremeyeceğim sorunlar olabilir.
2. İkinci doğru eyleme odaklanın. Sonuç hakkında endişelenmek veriminizi düşüreceği için projenizi ilerletecek diğer eylem hakkında düşünün.
3. Bugün birşey yapın! Anahtar budur. Birşey yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir.

Ben Lichtenwalner-Modernservantleader.com kurucusu
4. Yapılabilecek doğru hareketlerin listesini yapın!
5. Dua edin.


Eckhart Tolle
Karar veremediğimiz zaman bunun tek sorumlusu zihnimizdir ya da “kafamızın içindeki sestir”. Çoğu insan bu sese sahip olduklarını fark etmezler bile. Ama o yine de konuşur, tükenmek bilmeyen bir içsel diyalog yaratır. Hatta bu sesle bazen kendinizi konuşurken bulursunuz. Bu ses öyle devamlı dırdır eder ki buzdolabınızın sesine ya da aynı odada bulunan bir süre sonra duymadığınız havalandırma sesine benzer.
Zor karar zamanlarında bu ses pek yardımcı değildir. Genellikle eleştirir, sürekli sizi ve yanlış yaptığınız veya yapmadığınız şeyleri eleştirir. Başkalarını da eleştirir. Size dayanamayan birisyle yaşar gibisinizdir. Böyle bir insanla yaşamak istemezdiniz, bu kişiden ayrılırdınız. Ama aklınızdan kurtulamayacağınıza göre çakılıp kaldınız. Sonuç? Cesaretinizi kaybedersiniz. Karalarınızdan çıkabilecek pozitif sonuçları göremezsiniz.
Kafanızdaki ses gerçek sorunlar olmayan sorunlar da yaratmaya başlar. Bunlar henüz olmamış şeylerdir, belki yarın olacaktır, belki gelecek hafta. Gerçekleşmemiş sorunlara kulak vermeye: endişelenmek denir. Kafanızdaki ses bunu yapar. Ya olursa? Der. Sıkıntı yaratır. Böylece hayatın çoşkularını hissetmez olursunuz.
Sonra artık fikir üretemez olursunuz. Bu sefer kafanızdaki ses ilgili ilgisiz herşey hakkında şikayet etmeye başlar. Hava, ekonominin gidişatı, hayatınızın aslında bu şekilde olmaması gerektiği vs vs. Şikayet yük getirmekten başka birşeye yaramaz. Birşeyler yapmaya çalışırken sırtınızda koca bir kaya yükü ile ortalıkta gezmeye benzer ve hiçbir şey yapamayacak hale gelirsiniz.

Şimdi kafanızdaki sesin birden sustuğunu hayal edin…wow bu sessizliğin ne kadar güzel olduğunu fark edersiniz. Doğru karar vermek için ihtiyacınız olan şey tamamiyle budur. Şimdide olmanız gerekir. Şu anda olan şeyler dışında herşeyden özgür olmanız gerekir.
Tabii ki parmaklarınızı şıklattığınız an olacak birşey değildir. Bazı insanlar bunu ekstrem sporlarla ilgilenerek deneyimlerler. Mesele bir dağ tırmandığınızda el ve ayaklarınızı nereye koyacağınızı neyi tutacağınızı düşünürsünüz. Başka hiçbir şey düşünmediğinizi fark edersiniz. Çünkü başka birşey düşündüğünüz taktirde düşme tehlikeniz bulunur.
Başka insanlar doğaya gider. Kuşları dinler, yaprakların rüzgarda hışırtışını dinlerler ve birden şimdide olmanın ne demek olduğunu anlarlar.
Tabii ki illa tehlikeli sporlarla ilgilenmek veya doğaya kaçmanız gerekmez. Bulunduğunuz herhangi bir yerde var olabilir, düşüncelerinizden uzaklaşıp bedeninizin canlılığına odaklanabilirsiniz.
Şimdide bulunduğunuz zaman ana duyu organlarınızdan duyu algınız, görme algınız anında artar. Üretmek zorunda olmadığınız sükuneti hissedersiniz. Ne yapmanız gerektiği düşünceleri altında aslında hep orada var olmuştur. “Burada bir konu var” ve “bu konu hakkında aklım neler diyor” arasındaki farkı görmeye başlarsınız. Mesela “işimi kaybedebilirim” ya da akıl gözü ile “işimi kaybedebilirim, yani evimi kaybedebilirim, kızımı okuldan almam gerekebilir, ailemin evine taşınmam gerekebilir, dolayısı ile hafta bitimine kadar yeni bir iş bulmam lazım- iş olmasa bile ve yeteneklerim bulunmasa bile.”
Tabii ki bu geleceğinizi görmezden gelmeniz ve yarın ne yapmanız gerektiğine dair düşünmemeniz anlamına gelmez. Sadece dikkatinizin şu anda olması anlamına gelir. Belli şeyleri planlamanız gereklidir ama her zaman şimdiki anda kalmanız ve olanın tabiatını görmeniz yeterlidir.
Bunu nasıl yapabiliriz? Öncelikle kafanızdaki sesi tanımakla başlayabilirsiniz. Ne düşündüğünüzü duyduğunuz zaman düşünmeyi kesebilirsiniz. Başka bir deyişle “şu anda ne gibi bir sorunum var?” diye kendinize sorun. Bu sıklıkla sizi uyandıracaktır. Kabul etmeniz gerekir ki: “evet, şimdi bir sorunum yok. Yani şu anda işinizi kaybetmediniz. Belki sonra kaybedeceksiniz ama şu anda işiniz var. Sonra müdahale etmeniz gereken bir konu vardır. Ama bu bir sorun mudur? Eğer “şu anda” bir sorun doğarsa “o zaman” çaresine bakarsınız.
İçinde bulunduğunuz durumun ne olduğunu-kafanızdaki ses dışında- anladığınız zaman çırpınmanıza gerek kalmaz. Durum var olmaya devam eder. Bunu dert etmeye, içmeye, ağlamaya veya başkalarına danışmanıza gerek kalmaz. Buna karşı direnç göstermeyi bırakabilirsiniz çünkü bunu düşünmekten dolayı kendinizi hasta etmek üzeresinizdir.
Böylece günlük normal aktivitelerinizi yapmaya devam edebilirsiniz ve burada sezgi devreye girer. Çünkü sükunete bağlandığınız zaman analitik düşünmeden daha yüksek bir kreatif yetenekle bağlanırsınız. Genellikle doğru karar spontan bir biçimde beliriverir. Bu hemen olmayabilir ama günlük yaşama geri dönüş sırasında gerekli olan alan ve sessizlik sezgilerinizin yüzeye çıkmasını sağlayabilir.
Her zaman herşeyi farklı yapabilirdiniz. Ama önemli olan bunu ne yaptığınız değil, nasıl yaptığınızdır, yaparken ki farkındalığınızdır.

Dr. Judith Rich-Huffingtonpost
1. Sizin hikayeniz nedir? Kendinize mevcut durum ile ilgili neler söylediğinizi fark edin. Bu bir sorun mu yoksa fırsat mı? Tarif ettiğiniz şekil deneyiminizi belirleyecektir. Sorununuz varsa korku ile tepki veriyor olabilirsiniz. Bunu bir fırsat olarak görürseniz yeni olasılıklar doğacak, kapılar açılacaktır. Onlar hep oradaydı, siz almaya hazır değildiniz.
2. Vücudunuzun verdiği tepkileri fark edin! Vucüdünüz size şu anda ne söylüyor? Boğazınızda düğüm var mı? Göğsünüzde sıkışma var mı? Ya nefesiniz? Kesik mi derin mi nefes alıorsunuz? Vücudun kendi bilinci vardır. Ender olarak hata yapar. Onu dinlemeyi ve ona güvenmeyi seçin. Sakin olduğunuzda bile ne yapmanız gerektiğini size söyleyecektir. Sesiz olun ve hiçbir şey yapmayın. Takip edin.
3. Duygularınızı fark edin! Gergin, sinirli, panik veya manik misiniz? Ya da sakin, sessiz, dengeli? Hislerinizi takip edin. Altında yatanlara bakın.
4. Yardım isteyin! Aileniz, dostlarınız, terapistiniz, koçunuz size yardım edebilecek her kimse…
5. Hareket edin! Yürüyün, koşun, dans edin, spora gidin, pilates yapın. Vücudunuz için iyi gelebilecek ne varsa yapın. Endorfin hormonlarını salgılayın, bakış açınız değişecektir.
6. Sürece güvenin:! Bir süreçte olduğunuzu ve olmanız gereken yerde olduğunuza güvenin. Nereden bileceksiniz? Başka yerde olmanız gerekseydi olurdunuz! Durumun içersinde sakinleşmeye izin verin ve tünelin ucundaki ışığı henüz göremeseniz bile ona her gün bir adımla yaklaştığınızı bilin.
7. Şimdi burada olun! Aradığınız cevaplar dışarıda değil, bulunduğunuz yerdedir. İçinize dönün.
8. Açılın! Gözlerinizi, kulaklarınızı, kalbinizi, aklınızı, ruhunuzu ve hayatınızı güzel birşeyin oluşumuna açın, her ne kadar şu anda öyle hissetmeseniz bile.
9. Oturun ve derin bir nefes alın! Sonra bir nefes daha. Aradığınız cevaplar aldığınız nefeslerin içindedir. Sevgi, kabul, cesaret ve huzuru içinize çekin. Korkuyu dışarı verin. Bu konuda medisayon yapıp nefesinizi odaklamanız aklınızı netleştirir ve sizi odaklar.
10. Kendinizden daha büyük bir gayeye hizmet edin! Başkalarına verebileceğiniz güzel şeyler var. Sizin verebileceklerinize ihtiyacı olanları bulun ve verin. Bilin ki aradığınız şey sizi aramaktadır.

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Internations

Internations 11 Eylül 2007 senesinde expat toplulukları için kurulmuş olan bir organizasyondur.
Tüm dünya ülkelerinden yaklaşık 600.000 üyeye sahiptir ve üye sayısı her geçen gün artmaktadır.
Şu anda dünyanın en büyük expat grubu haline gelmiştir.
Metin Süerkan ve Füsun Vollmuth liderliğinde İstanbul’da da Internations Türkiye olarak son derece faaldir.

Expat nedir? Kimlere denir? Kendi ülkesinden farklı bir ülkede yaşayan ve geçici veya sürekli olarak, kişinin dünyaya geldiği ve ikamet ettiği ülkeden farklı bir ülkede yaşaması olarak tercüme edilebilir.

Internations Istanbul topluluğunun amacı Türkiye’ye çalışmak için gelmiş, geçici bir süreliğine gelmiş veya yerleşik hayata geçmek üzere gelmiş yabancıları aynı çatı altında toplamak, tanışıklıklarını sağlamak, İstanbul ve Türkiye’yi tanıtmak, sosyal gruplar sayesinde etkinlik ve aktiviteler gerçekleştirmek ve yeri gelince de iş bağlantıları, fikir alışverişi yapacak platformlar yaratmak, yerleşik yaşantıyı en iyi şekilde tanıtarak insanların entegrasyonunu sağlamaktır.

Bunun için her ay farklı ve özel bir mekanda davet verilmektedir.
Davetlere katılabilmek için web sitesinden üyelik kaydı yaptırmanız yeterlidir.
Üye olduktan sonra İstanbul’da gerçekleşen tüm davet, etkinlik ve aktivitelerden haberdar olabilir,dilediklerinize katılabilirsiniz.
Internations Istanbul olarak organize edilen davetlerin katılım sayısı sezona ve mekana göre değişiklik göstermekte ama genelde 200 kişi ve üzeri olmaktadır.

Normal üyelik yanında özel bir üyeliğe belli bir ücret ödeyerek sahip olabilir, bazı özel etkinliklerden öncelikli ve ücretsiz yararlanma hakkına sahip olabilirsiniz.

Üyeler tarafından oluşturulmuş birbirinden güzel gruplar da mevcuttur. Bunlardan bazıları: Istanbul seyahat grubu, Istanbul yelkenli grubu, Istanbul trekking grubu, Istanbul geceleri grubu, Istanbullu ebeveynler grubu, Istanbul kitapseverler grubu, Istanbul güzel sanatlar grubu, Istanbul bekarlar grubu, Istanbul fotoğraf grubu, Istanbul şarapseverler grubu, Istanbul jazz severler grubu ve nicelerini sayabiliriz.

Web sitesinin “forum” bölümünde sorularınızı sorabilir, yaşadığınız sorunları paylaşabilir, ev arayabilir, mobilya kiralayabilir, şehirdeki aktivitelerden birbirinizi haberdar edebilir ve diğer site kullanıcıları ile fikir alışverişinde bulunabilirsiniz.

“İstanbul Places” bölümünü kullanarak İstanbul’da gidilebilecek her türlü otel, restoran, cafe, eğlence yeri, müze,tiyatro, konser ve akla gelebilecek her türlü yerden kullanıcı referans ve yorumları ile haberdar olabilirsiniz.

Tanıştığınız herkesi arkadaş listenize ekleyebilir, kendileri ile haberleşebilirsiniz.

Herhangi bir şekilde üyeler tarafından davetlerde veya web sitesi üzerinden rahatsız edildiğiniz taktirde konuyu merkeze iletebilir ve en kısa sürede yardım alabilirsiniz. Bu konuda özellikle çok hassas davranılmakta ve üyelerin düzgün, kaliteli ortamlarda medeni insanlar ile iletişimde olmaları için özel ilgi gösterilmektedir.

Internations Istanbul Expats:
http://www.internations.org/istanbul-expats

Youtube’dan dünyanın çeşitli ülkelerinde gerçekleşen davetlerle ilgili fikir edinebilirsiniz:

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

1.İstanbul Tasarım Bienali- Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

1.İstanbul Tasarım Bienali’nin gerçekleştiği bir diğer mekan Galata özel Rum ilköğretim okulu.
Bina böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapmak için mimarisi, konumu ve havası ile son derece doğru bir seçim olmuş.

Facebooktan tarihçesi ile ilgili edindiğimiz bilgiye göre: Özel bir mimariye sahip heybetli bir bina olan Galata Rum Okulu Milli Eğitim Bakanlığı’nın 29.01.1968 gün ve 420.5/1572 sayılı emirleriyle adı değiştirilerek Karaköy Rum İlkokulu adını almıştır. İlk kurucusu ve ilk maliki tam olarak bilinmemektedir.
Yıllar önce yapılan çok amaçlı salonun bir tarafını sarmalayan balkonlar, büyük sahne mermer nakışlı,oymalı alçıların özelliği kaybolmamıştır.
Taban taşları orjinalliğini yitirmemiştir. Koridorların genişliği sokak ve cadde büyüklüğündedir. İki taraflı geniş dönerli merdivenleri ahşap tırabzanları oldukça zengin bir görünümündedir. Beşinci katta duvarındaki özel yağlı boya resimler renkleri ve desenleriyle özel bir görünüme sahiptir. Okul inşaatı 1853’te başlayayıp, 1883’te tamamlandı. 1884 depreminde hiçbir zarar görmedi ve okul altı senelik ilköğretim düzenine göre öğretime başlamıştır.
Binanın üst katlarında kız öğrenciler , alt katlarında erkek öğrenciler ayrı ayrı öğretim yapmışlardır. 1936 yılında erkek ve kız öğrenciler birleştirilerek (Galata Rum İlkokulu) adı altında öğretime geçmiştir.
(http://www.facebook.com/galatarumokulu/info)

Çok katlı binanın en üst katından aşağı doğru sergiyi gezdik.

Pedro Reyes çalışmaları


Pedro Reyes çalışmaları


Tristan Kopp bisiklet


Enzo Mari çalışmaları


Kaynatıcı/boiler, Jesse Howard


Elektrikli süpürge/vacuum cleaner, Jesse Howard


Hafriyat/Digger, Os kids toys project


Ana mekandan genel görünüm

Karaköy Rum İlkokulundaki sergiler Milano mobilya fuarında Zona Tortona’yı andırıyordu. Doğal mekanlarda sade sunumlar ile hepsi birer öğrenci projesi havasındaydı.

Bienal ana sayfasından daha geniş bilgi edinebilirsiniz:
http://istanbuldesignbiennial.iksv.org/adhocracy/?lang=tr

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

1.Istanbul Tasarım Bienali – Istanbul Modern


1.Istanbul Tasarım Bienali 13 Ekim tarihinde kapılarını ziyaretçilerine açtı.
Uzun süredir hazırlık çalışmalarını sosyal mecradan takip ettiğimiz bienal, Istanbul Modern müzesinde “Musibet” adı altında ve Galata özel Rum ilköğretim okulunda “Adhokrasi” adı altında start aldı.
Pazartesi günleri hariç diğer günler 10:00-18:00 saatleri arasında bienali gezebilirsiniz.
Giriş ücreti öğrenciler için 10 TL, yetişkinler için 20 TL olup her 2 sergi alanını tek bilet ile gezme imkanı sağlamaktadır.
Istanbul Modern Müzesi ile Galata özel Rum ilköğretim okulu birbirine yürüme mesafesinde.
Bir Cumartesi ya da Pazar gününüzü bu bienale ayırdığınız taktirde 2 sergi arasında Tophane’deki cafelerde (OPS cafe, Cafe Karabatak, Bej cafe gibi) öğle yemeğinizi yiyip, kahvenizi içtikten sonra ziyaretlerinize devam edebilirsiniz.


Musibet kelimesinin anlamı: “İnsanın kendisine, malına, âileden bâzılarına az veya çok , sıkıntı veren şeydir.”
ayrıca “ansızın gelen bela,sıkıntı” olarak adlandırılmaktadır.

Adhokrasi nedir? Bürokrasinin tam olarak tersidir.
Adhokrasi, bir görevi gerçekleştirmek için kurulan ve iş tamamlandıktan sonra dağılan yapılara denir .
Bu, yönetimin alışılagelmiş prensiplerini görmezden gelen bir organizasyondur .
Bürokratik yapının tam tersidir çünkü dinamiktir . Akışkandır, adaptasyon yeteneği yüksektir .

Bienal açılış günü büyük bir merakla önce İstanbul Modern’i ziyaret ettik.
Müzenin alt katında yer alan çalışmalar 28 ayrı mekana bölünmüş bir alanda sergilenmekteydi.
Irreversible filmindeki yeraltı sahnesinde yer alan kırmızı aydınlatmalı koridor gibi karanlık ve uzun bir koridordan mekanlara dağılıyorsunuz.

Sergi salonuna girmeden önce “play the city” etkinliği keyfili bir fikirdi.
İstanbul şehrine nasıl bir başkan olacağınızın çalışması.
http://www.playthecity.eu
Istanbul kartınızla şemsiye altındaki bulutlara oy veriyorsunuz, ardından kameralara kayıt oluyorsunuz,sonrada akıllı sensöre nasıl bir başkan olacağınızı hesaplatıyorsunuz.


Ve işte ödülünüz olan rozetler 🙂

Nasıl bir başkan olduğumuzu hesaplarken alanın hemen yanında “adil kebap dürüm” le karşılaştık.

Fikir çok güzeldi, açıklaması ise çok doğru…

Töztepe-Bir kentsel dönüşüm hikayesi

Çizgi roman şeklinde Türkçe-İngilizce olarak hazırlanmış bu kentsel dönüşüm hikayesi, hem ışıklı sunumlar hem de el kitabı şeklinde sunuldu.


Sergi alanına giriş kapısı…

Serginin en beğendiğim bölümlerinden ufak bir derleme sunacağım.

Bunlardan bir tanesi “40 nasihat” alanı idi. Halkın şehre, şehrin halka entegrasyonu, halkın ihtiyaçlarını kendi yaratıcı fikirleri ile kendi gidermesi aslında hergün karşılaştığımız çoğu zamanda göz alışkanlığı sebebiyle göremediğimiz manzaralar haline geldi.

Bir diğer ilginç bölüm de İstanbul’un toki, politikacılar, kentliler, GYO, star mimarlar, turistler ile geldiği durumu ısıklı interaktif çalışma ile gözler önüne serilen çalışma idi.


her bir ışıklı çember bir sektörü temsil etmekteydi, ışıklı çemberler üzerine basınca İstanbul’un geldiği çeşitli durumları görebiliyorsunuz.

İstanbul’un yapısı hakkında güzel bir örnek daha “İslam Cumhuriyet Neoliberalizm” çalışması idi. Yorum bizimdi.

Istanbul’un camiileri…

İstanbul’un müze ve anıtları…

İstanbul’un alışveriş merkezleri

“İnşaat ya Resulullah” bir diğer başarılı çalışma idi. Günümüzde inşaat sektörünün geldiği durumu net bir şekilde temsil ettiği söylenebilir.


Müzelerde görmeyi en sevdiğim manzaralardan birisi…Sanat eğitimi ve sevgisi çocukluktan başlar!

Bienal hakkında daha fazla bilgi için:
http://istanbuldesignbiennial.iksv.org/?lang=tr

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Çeşme


Güzel ve olumsuz yönleri ile çok sevdiğimiz Çeşme’nin 2012 sezonunu değerlendireceğiz…

Bu sene Çeşme’nin fanatikleri İzmirliler olarak sarf ettiğimiz ortak cümle: çok yer var, gidecek yer yok oldu…
Nereye gideceğimizi şaşırdık.

Pazar geceleri “Yol Project” canlı konserleri ile inn yerimiz klasik “Paparazzi” oldu.
Paparazzi’ye eskiden müziği için 6 gece üstüste giderken Pazar dışındaki gecelerde her telden çalması, belli bir çizgisi olmaması ve eski günleri mum ile aratması sebebi ile üzülerek tercih edemez olduk. Bülent abimize duyrulur.


Alaçatı’da bu sene açılan Mum Cafe’yi beğendik, sevdik, eğlendik.


Gündüzleri Kum Beach favori mekanımız oldu.

Sobe gidilmezse olmaz mekan oldu. Yan komşunun bir gece müziğin sesine sinirlenip 1 kova suyu müşterilerin üstüne boca etmesi trend topic konu oldu.


Kumru yenmezse Çeşme’ye gelinmiş saymayarak kumrucuları değerlendirdik. Şevki servis hızı açısından açık ara fark yarattı.

500-1000 TL arası ev kirası fiyatı çekilen localar hepimizi çıldırttı! Bu rakamlara elektrik,su ve doğalgaz bağlantısı talep ettik. Bağlanmayınca çimleri tercih ettik.

Çeşme’de bedavaya denize girme olayının sona erdiğini hergün ödemek zorunda kaldığımız otopark, ayakbastı, loca ve minder ücretleri ile içimiz acıyarak öğrendik.

Benzincilerde benzin yerine başka bir madde satıldığına kanaat getirdik. Arabalarımızın teklemesi, tıkanması gibi sorunlarla karşılaştık. Kalitesiz benzinden yaka silktik. “Yetkililerin” durumdan bi haber olduğuna kanaat getirip yakında tüm benzincilerin kontrol edilmesi yönündeki taleplerimiz üst merciilere ulaşacak.

Taksici fiyatlarının uçak fiyatları ile aynı rakamlara gelmesi karşısında işimizi gücümüzü bırakıp taksici olmaya karar verdik.
10-15 kmlik yol için 120 ile 150 TL arasında talep edilen ücretlerle karşılaştık. Şaka mı bu diye merak ettik. Milleti alkollü araba kullanmaya teşvik ettiklerine dair ortak kanaatlere vardık.


Sokak hayvanları popülasyonunun artmış olduğu dikkatlerden kaçmadı.
Otobanlarda çarpılmış ve bırakılmış hayvanları görmek icimizi acıttı.Trafik sigortasının çarpılmış hayvanların masraflarını karşıladığı bilgisinin ya bilinmediği ya da uygulamaya geçmediğine kanaat getirdik.


Yıllardır Çeşme-Ilıca girişi arası ana yolda 70 km hız limiti ile gidilmesi kuralının birçok sürücü tarafından canavarca ihlal edildiğine ve kimsenin de durdurulup ceza yemediğine üzülerek şahit olduk. Otobanlarda 70 ile giderken selektörle taciz edildik, zorla hızlı gitmeye teşvik edenler oldu. Çeşme emniyetinin konuya daha hassas yaklaşmasını,özellikle gece çılgın gibi gidenlerin yüksek cezalara maruz kalmasını can kaybı olmaması açısından bekliyoruz.


2 tabak süslenmiş, havalı isimler verilmiş yemeklere asgari ücret vermekten bıktık usandık. 3 ayda biten sezonun kalan 9 aylık bölümü itinayla bizlerden çıkarıldı.


Akşamüstü yürüyüşlerinin favori adresi büyük plajımızın halk çekildikten sonraki pisliği yüreklerimizi burktu. Yine de yürüdük…Azimli ve ümitliyiz.


Havaalanı-Çeşme arasına önemle servis konmasını bekliyoruz. Havaş ile yapılan anlaşmanın uygulamaya geçmemiş olduğunu gördük.
Havaalanına bütçeye göre 3 tür ulaşım bulunmaktadır.
1. Ekonomi yapmak isteyenlere:
Çeşme-Ilıca-Alaçatı sırasıyla müşterilerini yarım saatte bir toparlayan Çeşme turizm ile İzmir/Üçkuyular’a gidiş. 12 TL
İndiğiniz noktadan cadde karşısına geçip 202 numaralı belediye otobüsü ile direkt havaalanına geçiş. 2 otobüs bileti ücreti.


2. Orta bütçelere:
Simay Turizm servisleri ile Çeşme-havaalanı arası direkt ulaşım. 40 TL. (En az 1 gün öncesinden haber vermek koşulu ile)
http://www.simayturizm.com
232 712 0987

3. Lüks tüketicilere:
Çeşme-havaalanı arası direkt özel taksi veya özel araç kiralama
140 TL ve üzeri rakamlarda…

4. Pegasus ile uçuyorsanız havaalanı-Çeşme arası direkt servis.


Çöp konusu da dikkate değerdi…Sokaklarda yere atılmış pet şişeleri toplayacak olsak hergün onlarca tekerlekli sandalye hediye edebilecek kadar kapak toplama imkanımız olabilirdi…İnsanların yarattığı çevre kirliliği duyarsızlık ve umarsızlık konusunun ne kadar büyüdüğünü gösterdi…


Turistik yerlerde satılan “acil durum rakısı” gözümüzden kaçmadı.


Zeytin vs. markasının grafik tasarımlarını pek sevdik…

Çeşmeyi hala çok seviyoruz…

Alaçatı - Çeşme, Seyahat- Travel içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın