Aile Dizimi – Baba

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “baba” üzerine kısa bir konuşma:

video

Sevgili dinleyiciler, annemiz ve babamız arasında seçim yapmaya çalışırsak kendimizi sıkışmış hissederiz. Çoğunlukla annemiz ön planda ve babamız daha ziyade arka planda ve ofsayt durur. Ona karşı derin bir özlem hissederiz. Bugün onu ön plana yerleştireceğim.

Babam beni tamamlar. Annemden farklı olduğu için onun vasıtası ile kendimi bütün hissederim.Onun vasıtası ile annemi daha az güçlü deneyimlerim. Annemin büyüklüğü babam vasıtası ile sınırlanır. Babamla uyum içerisinde annemin büyüklüğüne dayanabilirim. Babam aracılığı ile annem insani olarak kalır ve onu bütün olarak kabul edebilirim. Babam ile bir bütün.

Tersi de aynen geçerlidir. Annem vasıtası ile babam dünyaya geri döner. Babamın gökyüzündeki resmi,bir resimdir, ama geçerli bir resim midir? Yoksa insanı dünya ile birlikte yaratan resimle çelişkide midir?

İncilde tarif edildiği üzere Tanrı kendi resmini insanda görür. Bu resimde Tanrı’nın kendi resmini insan üzerinden yarattığı geçerlidir. Bu hangi resimdir? Erkek ile kadının ve baba ile annenin resmi. Bu resmi nerede buluruz? Bu resim nerede kalır? Dünyada kalır. Tanrının resmini nerede buluruz? Kendi resmimizi nerede buluruz? Babamızda ve annemizde, dünyada buluruz.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Para

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger’in “para” üzerine konuşması:

video

Bugün para hakkında konuşacağız. Bazılarınız şaşırabilir, benim için para kutsal bir şeydir. Günümüzde para olmadan yaşayabilir miyiz? Bizi hayatta tutar. Tanrı hediyesidir. Üzerinde çok düşündüm. Bu vesile ile para hakkında birçok şey söyleyeceğim.

Para,güçtür. Bir şeyi etkiler. Başarılı gitmiş bir hizmetin önünden gider. Hizmet ne kadar üst seviye ise, hizmet karşılığı para o kadar güçlü gelir. Verilen hizmetin değerine karşılık daha düşük para gelirse, değerini saklı tutar, ancak gücü azalır. Karşılığında verilen hizmetin ötesine geçerse yine güçten düşer. Bu, gitmek istemesinden kendini gösterir. Kalmaz ve kalamaz. Para ile bir şeyler yapacağımıza veya bir hizmet için harcayacağımıza parayı sakladığımız zaman için de aynı şey geçerlidir.

Para, bizim veya başkalarının hayatına hizmet edenlerden bağımsız olarak aktığı zaman gerçek bir değeri olmayan rakamlar geriye kalır. Paraya sahip olandan kişisel bir hizmet talebi olursa, başkalarının zararına ellerinden alınmazsa, başkalarının veya kendimizin yararına hizmet etmek üzere harcandığı veya bağışlandığı taktirde rakamlardan öteye geçerek kendi değerini geri kazanır.

Bir hizmet yerine borç alınmış para kaybolur. Güç kaybederek kaybolur. Para, hizmet ve ücret karşılığı çemberinde/dolaşımda döner. Yeni hizmet ve yeni ücret. Bu dolaşımda her ikisi de gelişir.

Tersi, hizmet olmadan ve hizmet almadan borç verilen parada, benzer bir dolaşım baş gösterir. Burada bir kayıptan diğer kayba gider. Bereketli olan kaybolur. Cenneten geriye, dünyaya döner. Paraya önem verenden kendini uzak tutar. Para olmadan kendini güçlü değil zayıf hisseder ve fakir kalır. Kim ki yeterli olduğu için az para ile geçinebilirse bu kişilerin hayatında kalır. İhtiyacı olunca gelir. Bir güç olarak kalır. Paraya değer veren onu özgür bırakabilir. Uzun bir tasmada tuttuğu köpek gibidir. Ona ihtiyacı olana ihtiyaç halinde çağrıldığı zaman severek geri gelir.

Bazen para kendisini geri çeker. Örneğin bize sevgi ile sunulan bir hizmeti görmezden gelirsek, öncelikle ailemizin hizmetleri gibi.Bu hizmeti görürsek ve değer verirsek,biz de bizim hizmetlerimizin karşılıklarını görürüz. Başkalarının, çoğunlukla karşılıksız, bize verdiği hizmetleri görürsek hem onlara hem bize karşılığı gelir. Yorgunluğa bakmadan saygımızın karşılığında daha çok hizmet ederler. Saygımız olmadan hizmet gelmez.

Tüm para bu dünyada gelir ve burada kalır. Bizi aşan diğer dünyada farklı bir değer birimi geçerlidir. Parayı iyi bir şekilde alır ve iyi bir şekilde bırakırsak, bu dünyadaki para diğer dünyamızdaki değer birimini etkiler. Vaktimiz dolunca ardımızda kalacaktır. Hizmetini vermiştir.

Soru şudur ki: Kimin için ve ne için geride kalır? Bizden sonra paraya sahip olacak olanın parayı tutacak gücü var mıdır? Beraberinde getireceği bir hizmetin karşılığı mıdır? Yoksa bir hediye olacağına aşağı çeken bir yük haline mi gelecektir?

Bu düşüncelerin sonucunda nereye varılabilir? Para, başka bir yerden gönderilmiş bir haberci gibi davranır. Onunla bir şeyler yapabilmek için onu kazanmamızı, sonra da zamanı gelince bırakmamızı ister. Sonucu ne olursa olsun bize başka bir yerden gelen mesajı ve efendisinin hizmetinde bizden neleri istediğine dikkat ederiz. Seçim ve yapabilme iznimiz yoktur. Tanrıdan gelen bir vahiy gibi paramızı kullanırız. Bizden beklentileri ve talepleri doğrultusunda paramız ile uyum içinde oluruz. Bu vahiy ile uyum içinde olarak paramızı kullanış şeklimiz Tanrı’ya ve yaşayan birçok varlığa hizmet haline gelir. Sevgi ile hizmet.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Plansızlık

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “plansızlık” üzerine kısa bir konuşma

video

Plansız iken her türlü yol bize açıktır. Plansız iken başka planlara engel olmadan yönelebiliriz. Plansız iken kendimizi içsel olarak bizi gittiği yöne yönelten akışa bırakırız. Teslim oluruz.

Plansızlık hemen kafasızlık olarak algılanmamalıdır. Bilinçli bir boyun eğmedir. Teslimiyet ile boyun eğmedir. Yolun nereye ve ne kadar uzağa gittiğini bilmeden gitmektir. İlginç bir şekilde en derinimizde odaklanmış bir şekilde plansızız. İçsel yolculuğumuzda bu odaklanma bizi hep bir hedefe yöneltir. Fakat bu hedef kimindir? Hala bizim hedefimiz midir?

Bu plansız şeklimiz ile başka insanlarla karşılaşabiliriz, bizden korkmalarına gerek yoktur,çünkü plansızlığımız ile onların yolunda duran hiçbir şeyi istemeyiz. Ancak bazen bu akış içinde onlar için iyi ve gerekli olan birşey kendini gösterir. O zaman harekete geçebiliriz. Onlara iyi gelen birşey söyler veya yaparız. Burada bir planımız var mıydı? Yoksa içsel olarak planımız olmadığı, basitçe duruma kendini teslim etmiş ve onun tarafından yönlendirilmiş olduğumuz için mi yararlı birşey kendini göstermiştir?

Plansız olunca en derinimizde sevgi içinde kalırız. Sevgi, yolu an be an bilir. İçsel yolculuklarımıza da plansız çıkarız. Akışı çalışmadan takip ederiz. Akışın kendisi bizim çalışmamız olur. Bu sebeple de kesin bir plan ve kesin bir zamanlama ile içsel yolculuğa çıkamayız. Birden dayanılmaz bir şekilde odaklanma tarafından kapsanırız. Nasıl bir anlayışa, nasıl bir davranışa, nasıl bir sevgiye, nereye gittiğimizi bilmeden plansız bir şekilde teslim oluruz. Peki planlarımıza ne olur? Hala geçerli midirler?

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Karışmak

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger‘in “karışmak” üzerine konuşması:

video:

Sevgili dinleyiciler, zor bir hafta sonundan merhaba. Zorluk işten miydi yoksa başkalarının hayatımıza fazla karışmasından mı zorlandık? Bu karışmadan nasıl uzaklaşırız? Başkaları bizim karışmamızdan nasıl uzaklaşırlar? Bugün bu konu üzerinde paylaşım yapacağım.

Prensipte neye karışırız? Başkasına ait olan bir şeye. Herhangi bir katkısı olmamakla birlikte kişi başkasına karışır. Üstelik karışmasının doğuracağı sonucun sorumluluğunu üstlenmeye hazır değildir. Bu şekilde birçok insan başkalarının hayatına, en özeline ve en derinden düşüncelerine karışırlar. Verdiği öneriler ile başkasının deneyimleyeceği sonuçlar olmasına rağmen bazen sağlıklarına karışırlar. Bu karışma içerisinde başkasına değer verme-saygı gösterme ve sevgi nerede kalır? Bize konulan sınırlara rıza göstermek nerede kalır? Diğerinin içgörüsüne ve performansına saygı nerede kalır? Birçok itiraz bu tip karışmalardan doğar. Çoğunlukla bilmeden birşeyi engellemek veya sınırlamak isterler.

Karışmanın zıttı desteklemektir. Bir hareketi destekler. Başarıya ulaşınca sevinir ve başarıya katkıda bulunur. Karışmanın aksine ayırıcı olacağına birleştirici olur. Karışan kişiler sonunda yalnız kalır.

Bir de yapıcı bir karışma vardır. Mesela bir itfaiye yangına karışır. Genellikle ucuza kaçan diğer karışmalara mukayese edersek bu karışma şekli pahalıya çıkar. Sonuna kadar adanmışlık ve bazen hayatını isteyebilir.

Yardımcı olacak bir karışma şekli, şiddete karşı sınır çizen adalet sistemidir. Aydınlatıcı olmak ta yardım eden bir karışma şeklidir. Bize Tanrıya neyin yakınlaştırıp uzaklaştıracağını dikte eden dinlerin Tanrı ile aramıza girmesini engeller.

Toplumsal ahlakta da benzer durumlar geçerlidir. Kaç kişi sizin adınıza başkalarının hayatına karışmaktadır? Öncelikli olarak çocukların hayatına…Sevgide nasıl kalırız? Karışmaktan vazgeçersek…Birden bizde ve başkalarında başka güçler serbest kalır, ortak fayda sağlayan, yaratıcı, iyi gelen güçler…

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – İstek

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger‘in “istek” üzerine konuşması:

video

Sophie Hellinger: Kendime sıkça sorarken yakalarım, nasıl oluyor da insanların bu kadar farklı kabiliyet ve yetenekleri var…Neden,birisi bunu ifade eder de diğeri üzerine yatar.

Bert Hellinger: İstek, birşey elde etmek ister, hedefe odaklanmış bir güçtür, bir kazanca bir başarıya yönelmiştir. Bu gücün nereden geldiğini bilmiyoruz. Dünyanın çekim gücünün bizi merkeze çekmesi gibi, hedeften doğan,isteği yakalayan, hedefin çekim gücünden doğan güç müdür? Ya da istek kendine bir hedef mi arar ve o hedefe doğru kendi güçlerini mi harekete geçirir? Ya da istek kördür de başka birşey tarafından hizmete alınıp yönlendirilir mi? İsteğimizi yöneten bu başka şey içimizde değil de dışımızda mı ki isteğimizin nereye yönleneceği önceden başka güçler tarafından tespit edilmiş ve karar verilmiş olsun? Bu durumda özgür irademize ne oluyor? Kaçınılmaz olan bir şeye doğru daha istekli ve yönelmiş olmamız için bir illüzyon mudur? Bunu bilmiyoruz. Tüm bunların beyhude olduğunu gösteren deneyimler mevcuttur.

Yaşam ile olduğu gibi uyumlu olmanın deneyimi, kendini gösterdiği gibi kaderimizle uyumlu olmak. Mutlak olarak kendini gösterenle uyumlu olmak. Bize sunulan,teşvik edilen ve talep edilenlenle uyumlu olmak. Önce belki buna karşı kendimizi savunuruz. Sonra direncimizden vazgeçeriz, kendimizi bir şekilde yönlenmiş hissederiz, bırakmayı teşvik eden daha büyük ve bizi çevreleyen güce güvenmeye başlarız. İsteğimize yapacak ne kalır geriye? Kabul etmek. Bu kabul, onu önümüzde görmeden, olan için özgürleşmemizi sağlar. Kabulü içimizin derinliklerinde deneyimleriz. Bu kabul içersinde kendimizden ilaveten başka birşey istemeden harekette oluruz, bu hareket içinde isteğimiz gerçekleşmiş olur. Böyle yönlenmiş olarak daha büyük güçler tarafından elimizden tutulmuş, şimdi ve burada bir sonrakinin endişesi olmadan akarız. Nasıl? Sevgi ile.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Nefret

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “nefret” üzerine kısa bir konuşma

video

Bugün, ilk bakışta garip görünen ama ikinci bakışta birinciyi kapsayıp aşan bir konu ile, nefret üzerine konuşmak isterim.

Nefret, hayal kırıklığına uğramış sevgi demektir. Herşeyden önce çocukça bir duygudur. Sadece biz hayal kırıklığına uğradık diye değil ama farkında olmadan ailemizden birisinin hayal kırıklığını üstlendiğimiz için.

Çoğu insan annesine yapılan bir haksızlığın intikamını almak için annesi adına nefret eder. Bazen kör bir intikam hareketi içinde kendini gösteren nefret, kendi ölçüsüzlüğü içerisinde çocukça bir duygudur. Yine de örneğin dahil olunan bir grup veya halk adına haklı bir sebep uğruna verilen mücadele gibi ele alınır. O kadar ileriye gidilir ki kendi hayatını vermeye bile hazır olunur.

Bu nefreti besleyen ve sürdüren içsel resim nedir? Çocuğuna “senin için herşeyi yaparım” diyen annenin resmidir. Böyle bir nefret ile nasıl başa çıkarız? Ona nasıl ulaşabiliriz? Makul olmaya nasıl davet ederiz? Annenizi seviyoruz ve annenizin sizdeki resmini seviyoruz. Bunu size söylemiyoruz , içsel olarak öyle olmamızla birlikte size çocuk gibi muamele etmek hakkımız yok. Bu resmi içimizde tutuyor ve saygı gösteriyoruz. Bu yol ile nefretinize saldıracak bir alan bırakmıyoruz. Taraf tutmaktan uzak duruyoruz. İçsel olarak dikkatli bir şekilde birbirimiz ile barıştık. Peki o zaman içimizde ne oluşur? Annenin resmi. Uğruna savaş veren çocuklarına dostça bakan anne. Bizim vasıtamızla çocuklarına dostça bakar. Böylece nefret bize bir diğer yüzünü gösterir, sevginin yüzünü.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Yaşam korkusu

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger  “yaşam korkusu” üzerine kısa bir okuması

video

Hayat, mutlu eder ve bize korku da verir. Korku, bizi hayatta tutan itici güçtür. Bu sebeple bugün bu korku ile iyi ve müteşekkir bir şekilde nasıl yaşayabileceğimizden bahsedeceğim. Yaşama korkusundan bahsedeceğim. Yaşama korkusu ne demektir? Yaşamaya devam edebilmek için önemli bir şeyin eksik olmasından duyduğumuz korkudur. Bu yaşama korkusu kendisini nasıl gösterir? Sarf malzemelerinin bitmesine ve yeterince yemeğimizin kalmayacağına karşı duyduğumuz korkudan dolayı kötü zamanlara karşı sarf malzemeleri toplamak. Belki de başımızı örten evimizi kaybetme korkusu. Bu yaşam korkusu bizi harekette tutar. Yaşayan her şey yaşamını sürdürebilmek için başka bir şeye bağlıdır. Bu sebeple sürekli yaşama koşullarını emniyete almak üzere koşullanmıştır. Eski zamanlarda kötü bir hasat insanlar için açlık ve açlıktan ölmek anlamına gelmiştir. Hala birçok insan buna maruz kalmaktadır. Günümüzde insanlar yaşamlarını para kazanarak kötü zamanlara hazırlanmaktadır. Yiyecek aramaya kendileri gitmezler, ama yeterli para arayışına girerler ki açlık halinde hazırlıklı olabilsinler. Hepsinin arkasında birgün yaşamak için yeterince şeye sahip olmamak korkusu yatar. Açlık günümüzde farklı şekiller alır. İşimizi kaybetmekten korkarız.İşsizlik günümüzün açlığın temsilidir. Birçok ülkede yeterince yiyecek vardır, ama yiyecek satın almak için yeterince para olmayabilir.

Bu korku ile neyi kaçırıyoruz? Hz.İsa bu konuda bir bilgi vermiştir: Gökyüzündeki kuşlara bakınız, görmüyorlar, ekip biçmiyorlar, ancak göklerdeki pederimiz kendilerine yeterince yiyecek vermektedir. Aramaları yeterlidir, masa zengin bir şekilde kurulmuştur. Yine de aramak zorunluluğu geçerlidir.Kendi öz gayretiniz olmadan yaşam olmaz. Tüm alınan tedbirler ile birlikte yaşam korkusunun arkasında Tanrı tarafından terkedilme korkusu yatar. Bizi ortada bırakması ve tedbirlerin işe yaramaması korkusu. Tanrı kelimesinden çekinisek bu sefer doğanın bizi ortada bırakacağından,stokların eriyeceğinden, birgün ellerimiz bomboş kalacağımızdan korkarız. Eş zamanlı olarak doğayı o derece tüketiriz ki para doğa ve son olarak Tanrı yerine geçer. Sebepleri olan yaşam korkusu ve yaşamımızı sürdürmek için birşeyler yapmak ve paraya öncelik vermek bizi doğa ile dengede olmaktan uzaklaştırır. Bu kontrolsüzlük, yaşam korkusunun tüm yaşam biçimlerinin bağlı olduğu doğanın ve yaratıcı güçlerin ötesine geçmesine sebep olur. Başka bir şeylerin arayışına girilir ve korkulur. Yaşama yaklaştırmak yerine yaşamdan uzaklaştırılırız. Bizim tarafımızdan yaratılan bu gökyüzünde hiçbir şey yetişmez. Hayatımızın temellerini orada boşuna ararız.

Bu yanlış yollardan doğaya nasıl geri döneriz? Dünya anaya nasıl döneriz? Bu yaşam korkusunu ondan kaçmaktan ziyade üzerine giderek aşarız. Sonuç ne olur? Bir anne gibi üzerimize gelir ve zengin döşenmiş masasını bize sunar. Yeni ve bilinmez bir yol bile olsa onu aramamız yeterlidir. Biriktiren bir kişi ilerleyebilir mi? Daha büyük bir güç ile rezone midir? Yaşıyor mudur?

Yaşam korkusunun arkasında başka bir etki daha vardır ki mutlaka gözünün içine bakmak gerekir: Ölüm korkusu. Özellikle ondan kaçarız. Kim ki ölümün gözünün içine bakabilir, kim ki adım adım yanında yürüdüğünü bilir, ölümün bir süre sonra her türlü ihtiyacı sona erdirdiğini bilir. Yaşam gibi ölüm de dünyadan gelir, dünya ile dengede, bizi nereye götürür? Sonsuz bir yaşam-ölüm döngüsüne. Bizim yaşamımızın başka bir ölümden kaynaklandığı gibi.

Peki sükünet içinde nasıl yaşarız? Yaşam korkusunu terk edip, yaşam ve ölüm ile dengede bir arayış içinde olarak, zamanımızın ne zaman ve ne şekilde sona ereceğini bilmeden kabul ederek. Evren ve yaratıcı güç kalır. Ölümü kabulleniş, yaratıcı güce teslimiyettir. O en son teslimiyettir. Yaşama,yaşamın geldiği gibi ve yönlendirdiği yere doğru teslimiyettir, korkularımızla birlikte özümüze dönüştür. Bizi nereye götürürse götürsün akışla bütünleşmek, belki de nerede olursa olsun başka bir yaşama yöneliştir.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Evlat edinme

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “evlat edinme” üzerine kısa bir söyleşi

video

Bir çocuk ihtiyaç içindeyse ve ona bakacak kimsesi yoksa ve bir çift “evet ona bakmak istiyoruz” derse bu harikadır. Bu herkes için iyidir.

Eğer çift çocuk sahibi olamıyorsa ve bu boşluğu “ihtiyaçları var diye” başka bir ailenin çocuğunu alarak doldurmak isterlerse, kural gereği başlarına dert alırlar. Yapılmaması gereken bir şeydir ve bedelini öderler. İlişki biter, eşler çocuk için eşini kurban eder.

Bir çocuğun yardıma ihtiyacı varsa önce akrabalarından kim bakabilir onu araştırmak gerekir. Yeterince garip bir şekilde babaya sorulmadan anne çocuğu evlatlık verebilmektedir. Anne ve babanın kendi aileleri yani anne babaları vardır, ilk onlara sorulmalıdır. Onlar da bakamazsa 2.derece akrabalara (amca,teyze, yenge,dayı vb) sorulmalıdır. Böylece çocuk aile içinde kalır.

Bir çocuk evlat edinmek için başka bir ülkeye gitmek canicedir, korkunçtur. Yakın zamanda Çin’de buna şahit oldum, bir oteldeydik, tüm dünyadan gelen çiftler kimsesiz çocukları almak üzere orada toplanmışlardı. Onlara, ağlamalarına,çaresizliklerine ve acılarına bakmak inanılmazdı.

Çocuk için iyi birşey olduğuna dair bir düşünce var. Çocuğun bunu istediğine dair emin değilim, ne kadar fakir bir koşulda yaşasa da ruhu ailesine bağlıdır. Daha güzel bir hayat sunmak için çocuğu aileden almayı çocuğun ruhu istemez. Eğer ölecek olsa bile ruh, başka koşullarda yaşamaktan ziyade ölümü kolaylıkla kabul eder. Bunların hepsi dikkate alınmalıdır.

Evlat edinilen çocuk aileye ait değildir, kendi ailesi yerine bakılmaktadır. Kardeşlerinin parçası değillerdir. Sistemin dışındadırlar. Kardeşler arasında rütbeleri yoktur. Ailede en son gelirler. Yaşça daha büyük bile olsalar en son gelirler,çünkü çocuğun kendi ailesi vardır,onun yeri orasıdır. Bakıcı aile tarafından bakılıp sonra aileden ayrılırlarsa bu OK’dir.

video 2

Çalışmamıza katılan bir sıra katılımcının bakıcı ailelerden geldiğini öğrendim. Evlat edinme ve onunla başa çıkma üzerine konuşalım. Öncelikle ailelere merhamet etmeyelim. Sadece 14 yaşında olan zavallı anneye merhamet etmeyelim.Çocuğuna merhamet edelim. Bu önceliğimizdir. Kendini savunamayan küçüklerin herşeyi taşıması gerektiğini görelim. O zaman yardım eden güçlenir, ruhunda haklı bir düzen oluşur. İkincisi, bazılarının daha sonra bazı şeyleri iyileştirebileceklerine dair düşünceleri vardır, sanki çocuk ailesi bulabilir ve aile onu geri alır. Çocuğun bu umudu vardır. Bunu yapmayacaklardır.

Bir ailenin çocuğunu evlat edinilmek üzere verdiklerini hayal edin. Sonsuza kadar vermek üzere başlarından savmışlar. Çocuk onlara geri geldiğinde nasıl tepki verecekler? Suçluluk ile elbette. Bu bir daha düzeltilemez. Bir çocuğu başkasına vermek iyileştirilemez. Çocuk için, ailesi onu sonsuza kadar vermiştir, bu kürtaj gibidir. Çocuk şunu diyebilir: sizden sonsuza kadar vazgeçiyorum. Bu acı vericidir ama çocuk güç kazanır.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Evlatlık alan ailene bağlanabilirsin,seni sevgi ile yetiştirmişler.

Önemli olan bir başka şey, evlatlık yetişen çocuk genellikle öz ailesine öfkelidir,çünkü onu ortada bırakmışlardır. Bu öfkesini sıkça kendisini evlatlık alan ailesine yansıtır. Kendince öz ailesini korumak ister.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Şimdi artık ailene sana verdiklerini kabul ettiğini ve senin için yaptıklarının çok büyük birşey olduğunu söyleyebilirsin. Sevineceklerdir, sana severek verdik diyeceklerdir.

Evlatlık alan ailelerin daha sonra çocuğunu öz aileleri ile buluşturma çabaları bir şeye yaramaz. Çocuk için öz ailesini bir zaman görebilmiş olmak önemlidir. En azından görmüş olmak.

Zamanında bana bir soru gelmişti: Şizofren olan bir anne, kızını tedavi sürecinde mecburen bakıcı aileye vermiş, anne iyileşince kızını geri almak istemiş, ne yapmak lazım?

dedim ki kız bakıcı ailede kalmalıdır.

Anne: şimdi senin için buradayım, istediğin zaman bana geri gelebilirsin, ama ben hastayken sana bakan bakıcı ailende seni bırakıyorum.

O zaman çocuk annesi ile bakıcı ailesi arasında gidip gelebilir, ama çocuğunu bakıcı aileden geri alamaz. O artık olmaz.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile dizimi – Hayatın hizmetinde, Anne

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger’in “anne” üzerine çalışması: 

video

Gözlerimizi kapatıyoruz. Annenizin önünde durduğunuzu hayal ediyorsunuz. Şimdi annenizin zihin ve bedenine giriyorsunuz ve kendinize annenizin bakış açısından bakıyorsunuz, net miyiz? Şimdi anneniz oldunuz ve kendinize kendi çocuğunuz olarak bakıyorsunuz. Bu size bir perspektif sunmaktadır. Kimse kendi annesini bilemez, hiç kimse. Zavallı anneler…Çocukları tarafından bilinmezler…Anneler hakkında size birşey söyleyeyim mi? Hepimiz annelerimizden korkarız. Neden korkarız? Onların mükemmeliğinden korkarız, mükemmeliklerine dayanamayız,bunun için şalterimizi kapatırız,çünkü mükemmelikleri bize fazla gelir. Beni takip edebiliyor anlayabiliyor musunuz?

Zavallı çocuklar…bekleyin. Şimdi annelerin ve kendi annemin mükemmelliğini ruhsal gelişimimin bir diğer boyutuna “ruhsal zihne” geçince anladım. Ruhsal zihnin hareketleri bir anne içinde çok güzel kendini yansıtır. Başka hiçbir yerde bunu daha güzel deneyimleyip gözlemleyemeyiz. Bu sebeple farklı anneler yoktur, hepsi tek bir ruhsal zihnin hizmeti içinde toplanmışlardır,başka seçenekleri yoktu. Bugün annemiz bu ruhsal zihnin bir hareketidir. Nasıl annemiz olduklarına dair bir fark yaratmaz.

Gözlerinizi bir an kapatın, annenizin kutsal bir gücün başka yaratıcı güçleri tarafından hizmet olduğunu göreceksiniz. Annemiz babamızla tanışmaya yönlendirilince ikisi de bizim için bir yaratıcı bir harekete geçirilmişlerdir. Erkek ve kadın olarak sevgileri içinde her ne yaptılarsa daha büyük yaratıcı bir güçle yapmışlardır. Bununla bağlantılı olan herşey bir çeşit ibadettir. Olabilecek en kapsamlı ibadet. Bazen tutkuları onları bir araya getirdi deriz, bu tutku kutsal bir harekettir, çünkü dayanılmaz idi, bize kutsal bir hareket olduğunu gösterir. Bu şekilde bir kadın ve erkek olarak birleşmişler ve annemiz bize hamile kalmıştır. Bu zamandan itibaren tüm hayatı boyunca bir daha özgür olmadı. Her şey değişmişti, hayatın hizmetine girdi,tüm riskleri dahil bizim hayatımızın hizmetine girdi. Kendi hayatının riski. Hiçbir kadın kendi hayatını riske etmeden anne olamaz. Bu sebeple annesinin ve annemizin mükemmeliğine bakabilmek,bizim hayatımızın hizmetine girdiklerini görmek hiç te kolay değildir.

Şimdi annemize ve ötesine bakalım. Onu sonsuz bir şeye bağlı olarak görelim, o zaman derinden annemize ve arkasında çalışan ulvi güce “EVET” diyelim, annemize olduğu gibi EVET diyelim, ve elbette babamıza olduğu hali ile “EVET” diyelim ve kendimize olduğumuz halimize “EVET” diyelim.

Bu “evet” babamız ve annemiz gibi hayata aynı şekilde hizmet etmeye hazırız ve yapabiliriz demektir. Şimdi olduğu şekli ile hayat ile bütünüz. Birden mutlu olmanın ne demek olduğunu anlarız.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul Sinema Müzesi

İSTANBUL SİNEMA MÜZESİ

Sinema- Cinema içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ara Güler

Denize İnen Yol

Galataport / İstanbul

30.10- 31.12 2021

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atatürk Kültür Merkezi

Atatürk Kültür Merkezi

Mimarlık-Architecture içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Erinç Gürses

Sadece Birkaçımız / İlk solo çalışması

16 Kasım-30 Kasım 2021

MajiArt Galeri / İstanbul

Dijital sanat

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yas tutma hakkı

Uzun süredir üzerinde yazmak istediğim ancak neresinden nasıl başlayacağımı bir türlü kestiremediğim derin mi derin konu.

O kadar çok çeşidi var ki…Aile fertlerinin kaybı, sırasız ölümler, evcil hayvan kaybı, eş-sevgili kaybı, çok sevdiğin bir ülkeden ayrılmak, sevdiğin bir evden,şehirden taşınmak gibi nice başlıkları var.

Konuya “çocuklar gözünden ebeveynlerden birisinin kaybı,çocuk-ebeveyn ilişkisi” olarak bakacağım, nitekim çokça örneklerine şahit oldum, sağlıklı ve sağlıksız yas süreçlerini gözlemleme imkanım oldu.

Ebeveyn-çocuk ilişkisi yeterince karışık bir yapıya sahiptir. O ilişkiler hayat boyu dalgalanır, bazen kopar geri dönüşü olmaz, bazense birleşmek-buluşmak için uğraşılıp durulur. Bazen orta karar akar gidersin. Ama sürekli bir uğraş verirsin. Her daim iniş çıkışlar yaşanır.

Anne-baba olursun fark etmez, sen hala annen baban gözünde çocuksundur. Kafanın köşesinde onların hep bir yeri vardır, hatta hayatının büyük bir bölümünü ilişkinin kalitesine göre kaplarlar, senin yaşamını,ilişkilerini hepten etkileyecek güce sahiptirler. Ebeveynlerden hangisi güçsüzse ve diğeri tarafından eziliyorsa onu olursun, çünkü bilinçaltında ezilene destek olmak istersin. Ezene öfke duyarsın yıllarca. Senin gibi olmayacağım dersin,bi bakarsın fark etmeden muadili sözleri veya hareketleri çocuklarına veya arkadaşlarına uygulamışsın.

Eğer “teflon” karaktere sahip değilsen, ana baba arası yaşanan herşey seni etkiler. Kavgaları,birbirlerine ettikleri laflar, sana söyledikleri şeyler…hepsi o küçücük beynin tarafından emilir, bi güzel yoğrulur, sonra aldığın iyi ve kötü yönleri ile ortaya sen çıkmaya başlarsın…

Anne ve baba arasındaki ilişki ne olursa olsun birisi vefaat ettiği zaman ailede yas tutmak çok önemlidir. Hele hele çocuklar için…Kaybedilen ebeveynin cenazesinde yer almak, aile,akraba ve arkadaşlar ile merhum hakkında konuşmak, hatıraları tekrar anlatmak, iyi kötü günleri anmak, ağlayabilmek,gülebilmek, konuşabilmek, ölüye saygı ve sevgi göstermek çok önemlidir. Ruhu besler.

Çocuğun (yaşı kaç olursa olsun, yetişkin,evli ve çocuklu da olabilirler) hayatına sağlıklı bir ruh hali ile devam etmesine yardımcı olur. Ebeveynlerin arası kötü bile olsa merhumun arkasından çocukların önünde kötü konuşmak,başkalarına kötü konuşmak, laf sokmak veya merhumu yok sayıp çocukların yas tutmasına izin vermemek, adını bile anmamak çocukların ruh sağlığını bozabilecek ve hayattaki ebeveyn ile karışık ve sağlıksız ilişkiler içine girilmesine vesile olacaktır.

Vefaat etmiş eşinin arkasından konuşmanın ne kadar rahatsız edici birşey olduğuna bizzat şahit oldum. Sen orada o kişi hakkında 2-3 güzel şey söylemek, anmak istiyorsun, karşındaki verip veriştiriyor. Gözlerin faltaşı oturup kalıyor sonra ilk fırsatta 1 yalan uydurup mekanı terk etmeye bakıyorsun. Çookkk rahatsız edici bir his çok! Mezarda yatan ve söz hakkı kalmamış birisin arkasından neden konuşulur diye düşündüm…Şu sonuçlara vardım:

Eşin kaybının yarattığı travmanın ters etki yaratması

Eşin kaybında suçluluk duygusu yaşanıyor olması ve öfke ile konuyu örtbas etme isteği

Olası narsisistik kişilik yapısı ki bunda yapacak hiç birşey yoktur zaten…

Kendi eksiklerini-hatalarını örtbas etmek üzere merhum kişinin olumsuzluklarını ön plana çıkarmak, yargılanma,eleştirilme korkusu

Yaş 70’lerinde ise olası kafa karışıklıkları, belki alzheimer başlangıcı

Eşi sevip saymamış olmak ve meydanı boş bularak sallamak

Şuursuz olmak

Zayıf karakterli olmak

vs vs

Öleni yok saymak ve hiç konuşmamak ta ayrı bir travma yaratır. Yıllarca annen ya da baban olmuş kişi ölmüş gitmiş,esamesi okunmuyor. Veya kısa bir süre sonra aileye ciddi veya geçici yeni bir kişi sokulmak istenmesi…Bu da çocuklar açısından zaman isteyen, hazmı kolay olmayan durumlardır.

Mazeret ne olursa olsun çocuklar için tolere etmesi son derece zor ve çoğunlukla da imkansız durumlardır. Sadece çocuklar için değil, diğer aile fertleri de bu kişiden uzaklaşma eğilimi göstereceklerdir. Dolayısı ile vefaat eden eş arkasından konuşan veya çocuklarına yas tutma alanı sağlamayan ebeveyn psikologa gitmeli ve yardım almalıdır.

Yas tutmak çok önemli ve gereklidir. Merhum ebeveyn ile bağları koparma sürecidir. Bağlarımız hiçbir zaman tam anlamı ile kopmaz ancak “yokluk” hali zamanla ve yas tutarak daha dayanılır dengelenmiş hale gelir.

Bir çocuğun hayatta kalan ebeveyni ile vefaat eden ebeveyni hakkında konuşmak istemesi, anılarını paylaşmak istemesi kadar doğal birşey yoktur. Hatta dönemsel anma yemekleri, yaş günlerinde ölüm dönümlerinde anması gibi etkinlikler ile yas süreçleri biraz hafifletilmeye çalışılır. Sen yoksun ama biz buradayız, seni seviyoruz,her zaman bizimlesin demiş oluruz.

Ebeveyn yas sürecinde çocukları için ne yapmalıdır?

Çocuklarını dinlemeli neye ihtiyaçları olduklarını gözlemlemeli

Yaşlarına göre onlarla dahafazla vekalitelizaman geçirebilmeli

Eş hakkında güzel şeyler anlatmalı

Ölen eş hakkında olumsuz duygular bile yaşansa bunlar çocuklara aksettirilmemeli

Duygularını yapıcı şekilde ortaya koyabilmeli

Her zaman konuşarak olmasa bile hareketleri ile çocukları için orada olduğunu belirtmeli

Ben buradayım,bu süreci birlikte geçireceğiz diyebilmeli

Sabırlı olunmalı, çocuğun ihtiyacı olan zaman verilmeli

Başka bir hayat arkadaşını aileye sokmadan önce dengeli bir zamanın geçmiş olmasına ve çocuklara belli bir saygı çerçevesinde yansıtılmasına özen gösterilmeli

Ebeveyn süreç ile başa çıkmayı beceremiyorsa profesyonel yardım almalıdır

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şeniz Polat

Alan Savunması

11.11 – 04.12.2021

Büyükdere35 – Beyoğlu

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın