Aile Dizimi – Yaşam korkusu

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger  “yaşam korkusu” üzerine kısa bir okuması

video

Hayat, mutlu eder ve bize korku da verir. Korku, bizi hayatta tutan itici güçtür. Bu sebeple bugün bu korku ile iyi ve müteşekkir bir şekilde nasıl yaşayabileceğimizden bahsedeceğim. Yaşama korkusundan bahsedeceğim. Yaşama korkusu ne demektir? Yaşamaya devam edebilmek için önemli bir şeyin eksik olmasından duyduğumuz korkudur. Bu yaşama korkusu kendisini nasıl gösterir? Sarf malzemelerinin bitmesine ve yeterince yemeğimizin kalmayacağına karşı duyduğumuz korkudan dolayı kötü zamanlara karşı sarf malzemeleri toplamak. Belki de başımızı örten evimizi kaybetme korkusu. Bu yaşam korkusu bizi harekette tutar. Yaşayan her şey yaşamını sürdürebilmek için başka bir şeye bağlıdır. Bu sebeple sürekli yaşama koşullarını emniyete almak üzere koşullanmıştır. Eski zamanlarda kötü bir hasat insanlar için açlık ve açlıktan ölmek anlamına gelmiştir. Hala birçok insan buna maruz kalmaktadır. Günümüzde insanlar yaşamlarını para kazanarak kötü zamanlara hazırlanmaktadır. Yiyecek aramaya kendileri gitmezler, ama yeterli para arayışına girerler ki açlık halinde hazırlıklı olabilsinler. Hepsinin arkasında birgün yaşamak için yeterince şeye sahip olmamak korkusu yatar. Açlık günümüzde farklı şekiller alır. İşimizi kaybetmekten korkarız.İşsizlik günümüzün açlığın temsilidir. Birçok ülkede yeterince yiyecek vardır, ama yiyecek satın almak için yeterince para olmayabilir.

Bu korku ile neyi kaçırıyoruz? Hz.İsa bu konuda bir bilgi vermiştir: Gökyüzündeki kuşlara bakınız, görmüyorlar, ekip biçmiyorlar, ancak göklerdeki pederimiz kendilerine yeterince yiyecek vermektedir. Aramaları yeterlidir, masa zengin bir şekilde kurulmuştur. Yine de aramak zorunluluğu geçerlidir.Kendi öz gayretiniz olmadan yaşam olmaz. Tüm alınan tedbirler ile birlikte yaşam korkusunun arkasında Tanrı tarafından terkedilme korkusu yatar. Bizi ortada bırakması ve tedbirlerin işe yaramaması korkusu. Tanrı kelimesinden çekinisek bu sefer doğanın bizi ortada bırakacağından,stokların eriyeceğinden, birgün ellerimiz bomboş kalacağımızdan korkarız. Eş zamanlı olarak doğayı o derece tüketiriz ki para doğa ve son olarak Tanrı yerine geçer. Sebepleri olan yaşam korkusu ve yaşamımızı sürdürmek için birşeyler yapmak ve paraya öncelik vermek bizi doğa ile dengede olmaktan uzaklaştırır. Bu kontrolsüzlük, yaşam korkusunun tüm yaşam biçimlerinin bağlı olduğu doğanın ve yaratıcı güçlerin ötesine geçmesine sebep olur. Başka bir şeylerin arayışına girilir ve korkulur. Yaşama yaklaştırmak yerine yaşamdan uzaklaştırılırız. Bizim tarafımızdan yaratılan bu gökyüzünde hiçbir şey yetişmez. Hayatımızın temellerini orada boşuna ararız.

Bu yanlış yollardan doğaya nasıl geri döneriz? Dünya anaya nasıl döneriz? Bu yaşam korkusunu ondan kaçmaktan ziyade üzerine giderek aşarız. Sonuç ne olur? Bir anne gibi üzerimize gelir ve zengin döşenmiş masasını bize sunar. Yeni ve bilinmez bir yol bile olsa onu aramamız yeterlidir. Biriktiren bir kişi ilerleyebilir mi? Daha büyük bir güç ile rezone midir? Yaşıyor mudur?

Yaşam korkusunun arkasında başka bir etki daha vardır ki mutlaka gözünün içine bakmak gerekir: Ölüm korkusu. Özellikle ondan kaçarız. Kim ki ölümün gözünün içine bakabilir, kim ki adım adım yanında yürüdüğünü bilir, ölümün bir süre sonra her türlü ihtiyacı sona erdirdiğini bilir. Yaşam gibi ölüm de dünyadan gelir, dünya ile dengede, bizi nereye götürür? Sonsuz bir yaşam-ölüm döngüsüne. Bizim yaşamımızın başka bir ölümden kaynaklandığı gibi.

Peki sükünet içinde nasıl yaşarız? Yaşam korkusunu terk edip, yaşam ve ölüm ile dengede bir arayış içinde olarak, zamanımızın ne zaman ve ne şekilde sona ereceğini bilmeden kabul ederek. Evren ve yaratıcı güç kalır. Ölümü kabulleniş, yaratıcı güce teslimiyettir. O en son teslimiyettir. Yaşama,yaşamın geldiği gibi ve yönlendirdiği yere doğru teslimiyettir, korkularımızla birlikte özümüze dönüştür. Bizi nereye götürürse götürsün akışla bütünleşmek, belki de nerede olursa olsun başka bir yaşama yöneliştir.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Evlat edinme

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “evlat edinme” üzerine kısa bir söyleşi

video

Bir çocuk ihtiyaç içindeyse ve ona bakacak kimsesi yoksa ve bir çift “evet ona bakmak istiyoruz” derse bu harikadır. Bu herkes için iyidir.

Eğer çift çocuk sahibi olamıyorsa ve bu boşluğu “ihtiyaçları var diye” başka bir ailenin çocuğunu alarak doldurmak isterlerse, kural gereği başlarına dert alırlar. Yapılmaması gereken bir şeydir ve bedelini öderler. İlişki biter, eşler çocuk için eşini kurban eder.

Bir çocuğun yardıma ihtiyacı varsa önce akrabalarından kim bakabilir onu araştırmak gerekir. Yeterince garip bir şekilde babaya sorulmadan anne çocuğu evlatlık verebilmektedir. Anne ve babanın kendi aileleri yani anne babaları vardır, ilk onlara sorulmalıdır. Onlar da bakamazsa 2.derece akrabalara (amca,teyze, yenge,dayı vb) sorulmalıdır. Böylece çocuk aile içinde kalır.

Bir çocuk evlat edinmek için başka bir ülkeye gitmek canicedir, korkunçtur. Yakın zamanda Çin’de buna şahit oldum, bir oteldeydik, tüm dünyadan gelen çiftler kimsesiz çocukları almak üzere orada toplanmışlardı. Onlara, ağlamalarına,çaresizliklerine ve acılarına bakmak inanılmazdı.

Çocuk için iyi birşey olduğuna dair bir düşünce var. Çocuğun bunu istediğine dair emin değilim, ne kadar fakir bir koşulda yaşasa da ruhu ailesine bağlıdır. Daha güzel bir hayat sunmak için çocuğu aileden almayı çocuğun ruhu istemez. Eğer ölecek olsa bile ruh, başka koşullarda yaşamaktan ziyade ölümü kolaylıkla kabul eder. Bunların hepsi dikkate alınmalıdır.

Evlat edinilen çocuk aileye ait değildir, kendi ailesi yerine bakılmaktadır. Kardeşlerinin parçası değillerdir. Sistemin dışındadırlar. Kardeşler arasında rütbeleri yoktur. Ailede en son gelirler. Yaşça daha büyük bile olsalar en son gelirler,çünkü çocuğun kendi ailesi vardır,onun yeri orasıdır. Bakıcı aile tarafından bakılıp sonra aileden ayrılırlarsa bu OK’dir.

video 2

Çalışmamıza katılan bir sıra katılımcının bakıcı ailelerden geldiğini öğrendim. Evlat edinme ve onunla başa çıkma üzerine konuşalım. Öncelikle ailelere merhamet etmeyelim. Sadece 14 yaşında olan zavallı anneye merhamet etmeyelim.Çocuğuna merhamet edelim. Bu önceliğimizdir. Kendini savunamayan küçüklerin herşeyi taşıması gerektiğini görelim. O zaman yardım eden güçlenir, ruhunda haklı bir düzen oluşur. İkincisi, bazılarının daha sonra bazı şeyleri iyileştirebileceklerine dair düşünceleri vardır, sanki çocuk ailesi bulabilir ve aile onu geri alır. Çocuğun bu umudu vardır. Bunu yapmayacaklardır.

Bir ailenin çocuğunu evlat edinilmek üzere verdiklerini hayal edin. Sonsuza kadar vermek üzere başlarından savmışlar. Çocuk onlara geri geldiğinde nasıl tepki verecekler? Suçluluk ile elbette. Bu bir daha düzeltilemez. Bir çocuğu başkasına vermek iyileştirilemez. Çocuk için, ailesi onu sonsuza kadar vermiştir, bu kürtaj gibidir. Çocuk şunu diyebilir: sizden sonsuza kadar vazgeçiyorum. Bu acı vericidir ama çocuk güç kazanır.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Evlatlık alan ailene bağlanabilirsin,seni sevgi ile yetiştirmişler.

Önemli olan bir başka şey, evlatlık yetişen çocuk genellikle öz ailesine öfkelidir,çünkü onu ortada bırakmışlardır. Bu öfkesini sıkça kendisini evlatlık alan ailesine yansıtır. Kendince öz ailesini korumak ister.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Şimdi artık ailene sana verdiklerini kabul ettiğini ve senin için yaptıklarının çok büyük birşey olduğunu söyleyebilirsin. Sevineceklerdir, sana severek verdik diyeceklerdir.

Evlatlık alan ailelerin daha sonra çocuğunu öz aileleri ile buluşturma çabaları bir şeye yaramaz. Çocuk için öz ailesini bir zaman görebilmiş olmak önemlidir. En azından görmüş olmak.

Zamanında bana bir soru gelmişti: Şizofren olan bir anne, kızını tedavi sürecinde mecburen bakıcı aileye vermiş, anne iyileşince kızını geri almak istemiş, ne yapmak lazım?

dedim ki kız bakıcı ailede kalmalıdır.

Anne: şimdi senin için buradayım, istediğin zaman bana geri gelebilirsin, ama ben hastayken sana bakan bakıcı ailende seni bırakıyorum.

O zaman çocuk annesi ile bakıcı ailesi arasında gidip gelebilir, ama çocuğunu bakıcı aileden geri alamaz. O artık olmaz.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile dizimi – Hayatın hizmetinde, Anne

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger’in “anne” üzerine çalışması: 

video

Gözlerimizi kapatıyoruz. Annenizin önünde durduğunuzu hayal ediyorsunuz. Şimdi annenizin zihin ve bedenine giriyorsunuz ve kendinize annenizin bakış açısından bakıyorsunuz, net miyiz? Şimdi anneniz oldunuz ve kendinize kendi çocuğunuz olarak bakıyorsunuz. Bu size bir perspektif sunmaktadır. Kimse kendi annesini bilemez, hiç kimse. Zavallı anneler…Çocukları tarafından bilinmezler…Anneler hakkında size birşey söyleyeyim mi? Hepimiz annelerimizden korkarız. Neden korkarız? Onların mükemmeliğinden korkarız, mükemmeliklerine dayanamayız,bunun için şalterimizi kapatırız,çünkü mükemmelikleri bize fazla gelir. Beni takip edebiliyor anlayabiliyor musunuz?

Zavallı çocuklar…bekleyin. Şimdi annelerin ve kendi annemin mükemmelliğini ruhsal gelişimimin bir diğer boyutuna “ruhsal zihne” geçince anladım. Ruhsal zihnin hareketleri bir anne içinde çok güzel kendini yansıtır. Başka hiçbir yerde bunu daha güzel deneyimleyip gözlemleyemeyiz. Bu sebeple farklı anneler yoktur, hepsi tek bir ruhsal zihnin hizmeti içinde toplanmışlardır,başka seçenekleri yoktu. Bugün annemiz bu ruhsal zihnin bir hareketidir. Nasıl annemiz olduklarına dair bir fark yaratmaz.

Gözlerinizi bir an kapatın, annenizin kutsal bir gücün başka yaratıcı güçleri tarafından hizmet olduğunu göreceksiniz. Annemiz babamızla tanışmaya yönlendirilince ikisi de bizim için bir yaratıcı bir harekete geçirilmişlerdir. Erkek ve kadın olarak sevgileri içinde her ne yaptılarsa daha büyük yaratıcı bir güçle yapmışlardır. Bununla bağlantılı olan herşey bir çeşit ibadettir. Olabilecek en kapsamlı ibadet. Bazen tutkuları onları bir araya getirdi deriz, bu tutku kutsal bir harekettir, çünkü dayanılmaz idi, bize kutsal bir hareket olduğunu gösterir. Bu şekilde bir kadın ve erkek olarak birleşmişler ve annemiz bize hamile kalmıştır. Bu zamandan itibaren tüm hayatı boyunca bir daha özgür olmadı. Her şey değişmişti, hayatın hizmetine girdi,tüm riskleri dahil bizim hayatımızın hizmetine girdi. Kendi hayatının riski. Hiçbir kadın kendi hayatını riske etmeden anne olamaz. Bu sebeple annesinin ve annemizin mükemmeliğine bakabilmek,bizim hayatımızın hizmetine girdiklerini görmek hiç te kolay değildir.

Şimdi annemize ve ötesine bakalım. Onu sonsuz bir şeye bağlı olarak görelim, o zaman derinden annemize ve arkasında çalışan ulvi güce “EVET” diyelim, annemize olduğu gibi EVET diyelim, ve elbette babamıza olduğu hali ile “EVET” diyelim ve kendimize olduğumuz halimize “EVET” diyelim.

Bu “evet” babamız ve annemiz gibi hayata aynı şekilde hizmet etmeye hazırız ve yapabiliriz demektir. Şimdi olduğu şekli ile hayat ile bütünüz. Birden mutlu olmanın ne demek olduğunu anlarız.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul Sinema Müzesi

İSTANBUL SİNEMA MÜZESİ

Sinema- Cinema içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ara Güler

Denize İnen Yol

Galataport / İstanbul

30.10- 31.12 2021

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atatürk Kültür Merkezi

Atatürk Kültür Merkezi

Mimarlık-Architecture içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Erinç Gürses

Sadece Birkaçımız / İlk solo çalışması

16 Kasım-30 Kasım 2021

MajiArt Galeri / İstanbul

Dijital sanat

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yas tutma hakkı

Uzun süredir üzerinde yazmak istediğim ancak neresinden nasıl başlayacağımı bir türlü kestiremediğim derin mi derin konu.

O kadar çok çeşidi var ki…Aile fertlerinin kaybı, sırasız ölümler, evcil hayvan kaybı, eş-sevgili kaybı, çok sevdiğin bir ülkeden ayrılmak, sevdiğin bir evden,şehirden taşınmak gibi nice başlıkları var.

Konuya “çocuklar gözünden ebeveynlerden birisinin kaybı,çocuk-ebeveyn ilişkisi” olarak bakacağım, nitekim çokça örneklerine şahit oldum, sağlıklı ve sağlıksız yas süreçlerini gözlemleme imkanım oldu.

Ebeveyn-çocuk ilişkisi yeterince karışık bir yapıya sahiptir. O ilişkiler hayat boyu dalgalanır, bazen kopar geri dönüşü olmaz, bazense birleşmek-buluşmak için uğraşılıp durulur. Bazen orta karar akar gidersin. Ama sürekli bir uğraş verirsin. Her daim iniş çıkışlar yaşanır.

Anne-baba olursun fark etmez, sen hala annen baban gözünde çocuksundur. Kafanın köşesinde onların hep bir yeri vardır, hatta hayatının büyük bir bölümünü ilişkinin kalitesine göre kaplarlar, senin yaşamını,ilişkilerini hepten etkileyecek güce sahiptirler. Ebeveynlerden hangisi güçsüzse ve diğeri tarafından eziliyorsa onu olursun, çünkü bilinçaltında ezilene destek olmak istersin. Ezene öfke duyarsın yıllarca. Senin gibi olmayacağım dersin,bi bakarsın fark etmeden muadili sözleri veya hareketleri çocuklarına veya arkadaşlarına uygulamışsın.

Eğer “teflon” karaktere sahip değilsen, ana baba arası yaşanan herşey seni etkiler. Kavgaları,birbirlerine ettikleri laflar, sana söyledikleri şeyler…hepsi o küçücük beynin tarafından emilir, bi güzel yoğrulur, sonra aldığın iyi ve kötü yönleri ile ortaya sen çıkmaya başlarsın…

Anne ve baba arasındaki ilişki ne olursa olsun birisi vefaat ettiği zaman ailede yas tutmak çok önemlidir. Hele hele çocuklar için…Kaybedilen ebeveynin cenazesinde yer almak, aile,akraba ve arkadaşlar ile merhum hakkında konuşmak, hatıraları tekrar anlatmak, iyi kötü günleri anmak, ağlayabilmek,gülebilmek, konuşabilmek, ölüye saygı ve sevgi göstermek çok önemlidir. Ruhu besler.

Çocuğun (yaşı kaç olursa olsun, yetişkin,evli ve çocuklu da olabilirler) hayatına sağlıklı bir ruh hali ile devam etmesine yardımcı olur. Ebeveynlerin arası kötü bile olsa merhumun arkasından çocukların önünde kötü konuşmak,başkalarına kötü konuşmak, laf sokmak veya merhumu yok sayıp çocukların yas tutmasına izin vermemek, adını bile anmamak çocukların ruh sağlığını bozabilecek ve hayattaki ebeveyn ile karışık ve sağlıksız ilişkiler içine girilmesine vesile olacaktır.

Vefaat etmiş eşinin arkasından konuşmanın ne kadar rahatsız edici birşey olduğuna bizzat şahit oldum. Sen orada o kişi hakkında 2-3 güzel şey söylemek, anmak istiyorsun, karşındaki verip veriştiriyor. Gözlerin faltaşı oturup kalıyor sonra ilk fırsatta 1 yalan uydurup mekanı terk etmeye bakıyorsun. Çookkk rahatsız edici bir his çok! Mezarda yatan ve söz hakkı kalmamış birisin arkasından neden konuşulur diye düşündüm…Şu sonuçlara vardım:

Eşin kaybının yarattığı travmanın ters etki yaratması

Eşin kaybında suçluluk duygusu yaşanıyor olması ve öfke ile konuyu örtbas etme isteği

Olası narsisistik kişilik yapısı ki bunda yapacak hiç birşey yoktur zaten…

Kendi eksiklerini-hatalarını örtbas etmek üzere merhum kişinin olumsuzluklarını ön plana çıkarmak, yargılanma,eleştirilme korkusu

Yaş 70’lerinde ise olası kafa karışıklıkları, belki alzheimer başlangıcı

Eşi sevip saymamış olmak ve meydanı boş bularak sallamak

Şuursuz olmak

Zayıf karakterli olmak

vs vs

Öleni yok saymak ve hiç konuşmamak ta ayrı bir travma yaratır. Yıllarca annen ya da baban olmuş kişi ölmüş gitmiş,esamesi okunmuyor. Veya kısa bir süre sonra aileye ciddi veya geçici yeni bir kişi sokulmak istenmesi…Bu da çocuklar açısından zaman isteyen, hazmı kolay olmayan durumlardır.

Mazeret ne olursa olsun çocuklar için tolere etmesi son derece zor ve çoğunlukla da imkansız durumlardır. Sadece çocuklar için değil, diğer aile fertleri de bu kişiden uzaklaşma eğilimi göstereceklerdir. Dolayısı ile vefaat eden eş arkasından konuşan veya çocuklarına yas tutma alanı sağlamayan ebeveyn psikologa gitmeli ve yardım almalıdır.

Yas tutmak çok önemli ve gereklidir. Merhum ebeveyn ile bağları koparma sürecidir. Bağlarımız hiçbir zaman tam anlamı ile kopmaz ancak “yokluk” hali zamanla ve yas tutarak daha dayanılır dengelenmiş hale gelir.

Bir çocuğun hayatta kalan ebeveyni ile vefaat eden ebeveyni hakkında konuşmak istemesi, anılarını paylaşmak istemesi kadar doğal birşey yoktur. Hatta dönemsel anma yemekleri, yaş günlerinde ölüm dönümlerinde anması gibi etkinlikler ile yas süreçleri biraz hafifletilmeye çalışılır. Sen yoksun ama biz buradayız, seni seviyoruz,her zaman bizimlesin demiş oluruz.

Ebeveyn yas sürecinde çocukları için ne yapmalıdır?

Çocuklarını dinlemeli neye ihtiyaçları olduklarını gözlemlemeli

Yaşlarına göre onlarla dahafazla vekalitelizaman geçirebilmeli

Eş hakkında güzel şeyler anlatmalı

Ölen eş hakkında olumsuz duygular bile yaşansa bunlar çocuklara aksettirilmemeli

Duygularını yapıcı şekilde ortaya koyabilmeli

Her zaman konuşarak olmasa bile hareketleri ile çocukları için orada olduğunu belirtmeli

Ben buradayım,bu süreci birlikte geçireceğiz diyebilmeli

Sabırlı olunmalı, çocuğun ihtiyacı olan zaman verilmeli

Başka bir hayat arkadaşını aileye sokmadan önce dengeli bir zamanın geçmiş olmasına ve çocuklara belli bir saygı çerçevesinde yansıtılmasına özen gösterilmeli

Ebeveyn süreç ile başa çıkmayı beceremiyorsa profesyonel yardım almalıdır

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şeniz Polat

Alan Savunması

11.11 – 04.12.2021

Büyükdere35 – Beyoğlu

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

40.grafik tasarım sergisi

29 Ekim / 8 Kasım 2021

Tophane-i Amire

Grafik tasarımın hayatımızın her alanında ne kadar işlevli bir yere sahip olduğunu görmek adına gezilmesi gereken çok güzel bir sergi idi. Çok iyi bildiğimiz afişleri,tasarımları,her gün kullandığımız bazı ürünlerin tasarım sahiplerini öğrenmek çok keyifli idi.

Serginin beni çok şaşırtan tek noktası çalışmaların sahiplerinin belirtildiği künye yazısının neredeyse okunamayacak kadar minicik harflerle basılmış olması idi. Hem de bir grafik tasarım sergisinde..

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul Boğazı

İstanbul boğazının harika yapıları

29 Ekim…

Mimarlık-Architecture içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tomtom Designhood

TomTom Designhood 29 Ekim-14 Kasım

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Emirgan Evleri

Mimarlık-Architecture içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ayşe Türemiş

Ayşe Türemiş / Suya Dökülen renkler

25.09-16.10 2021

Şule Gazioğlu Art & Design

seçki…

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ben,sen,onlar

Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı

Meşher,İstanbul

09.10.2021- 27.03.2022

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın