Rusya, Ukrayna ve ekonomi

Sayın Dr.Özgür Demirtaş’ın 26 Şubat akşamı twitter space’te yapmış olduğu konuşmanın yazılı metnidir.

(Bazı atlamalar,hatalı yazımlar olmuş olabilir)- Lütfen youtube videosunu dinleyiniz.

Rusya 225 ülke arasında dünyada 13.sırada

Ithalatta 225 ülkearasında 21. Sırada

Kişi başına düşen ihracatta 219 ülke arasında 82.sırada

Kişi başına düşen ihracatta 219 ülke arasında 128.sırada

Yani düşük bir yerde,verimli ekonomisi yok.

Kapasitesi büyük. Dünyada kaliteli,eğitimli insan bulmak çok zor. Rusyanın doğrularından birisi belli bir eğitime önem vermesiydi. 

Rusya ihracı 474 milyar USD

Rusya ne ihraç ediyor? 

%30 petrol ihraç ediyor

%2 buğday

Enerji  sepeti düşerse Rusya sallanır.

Bunları nereye satıyor?

100 lira malın %10’u Hollanda’ya, %14 Çin’e, 4 lirası Türkiyeye, 4,65 Almanya’ya, 3,55 USD

Doğal olarak Avrupa ambargo uygulamak istemesine rağmen çekinik davranıyorlar. Dolayısı ile HERŞEY ekonomik.

Rusya ne ithal ediyor?

100 lira mal alıyorsa Araba, araç parçaları,uçak-helikopter-uzayaracı, sağlık ürünleri,  gıda,

Rusya 2-3 tane mal satarken bir dünya mal alıyor.

Rusya nereden mail ithal ediyor?

Almanya ve Çin öne çıkıyor. Almanyadan araba ve araç parçaları alıyor. Bu 2 ülkeye ithalatte çok bağımlı.

Türkiyeden gıda (domates,biber,narenciye ürünleri) alıyor.

2019 verilerine göre kişi başına düşen milli gelir 11.497 USD, şimdi ise 10.000 USD altına düştü.

kişi başına düşen milli gelir olarak 133 ülke arasında 47. Sırada.

Rusya büyüme tahminim 2030 yılına kadar %2

Bu demektir ki milli gelirlerinde büyüme olmayacak,bu da Rusya için iyi bir haber değil.  

Türkiye’nin eksilerinden birisi,herşeyi İstanbula gömdük. Bu kadar zengin bir ülkeyiz, bütün herşeyimiz tek yerde.

Rusyanın hangi bölgeleri önemli?

Moskova ve cıvarı ekonomi anlamında ülkenin %40ını oluşturuyor.

Yumurtalar ekonomi  ve ihracat olarak aynı sepette.

Rusya açısından manevi üstünlük kayboldu.

Çin,açık açık desteklemedi,

Rusya, AB’den atılması onaylandı.

Ekonomisi güçlü olmayan devlet saygı görmez,dışlanır ve güçlü değildir, gücün sürdürülebilir olması önemlidir. 

Ülke ekonomisi ne kadar bilgi yaratıyor,ne kadar komplikeürünler üretiyor: ekonomik karmaşıklık endeksi

Ekonomik nitelik ölçümü:

Örneğin çorap dikmek, annanem de çorap dikiyor,ama şeker hastalarına göre çorap dikersem farklı bir durum…

ekonomi niteliği arasında 133 ülke arasında dünyada 52.sırada

bu alanda 2000’li yıllardan sonra hiçbir ilerleme kaydedememiş

Ürün bazında dünya sıralamasında ilerlemişliği yok,hatta daha kötüye gittiği izlenebilmekte.

Türkiyede 2001 krizi anayasa atıldığı için çıkmadı, 1994 kriziile bankacılık sisteminin adam akılıı denetlenmemesi içinin boşaltıldığı için çıktı.

11 Eylül ekonomi ile alakalı idi, savaşlarda ana olay her zaman ekonomi ile ilgilidir.

Kırım olayı,petrol fiyatları düşünce çıktı.

Rusya sizi gazla tehtid ederim diyor. Kim Rus gazına ne kadar bağımlı?

AB’nin Rus doğalgazına bağımlılığı:

Finlandiya %94

Almanya %49

İtalya %46

Polonya %40

AB ortalaması %32

Fransa %24

Rusya tehtidi 1,2,3 yapar sonra kimse seni takmaz.

Amerika bu şekildeköşeye sıkışırsa ABD Avrupaya ben sana likid gaz satarım diyor…

Gazla tehtid edemediği zaman AB ve dünyanın geri kalanı teknoloji ilerleyip yeni enerji kaynakları bulununca Rusyanın tehtidi unutulmayacak…

Rusya Ukrayna’ya girince Rus borsasında ne oldu?

2015ten itibaren çıkış başlıyor. Abd,Avrupa ,Çin o sırada oluk oluk para basıyor.

1 günde 3600’dan 1800’e düştü.

Irak savaşında Amerika borsası başına böyle bir düşüş gelmedi. Gelseydi başkanı düşürürlerdi.

Rusya altın rezervi  ile ambargoya dayanır deniyor,evet ama nereye kadar,doğal kaynağı var mı var, bazı tarım ürünleri var.

Ambargoya dayanır ama kısa vadede bu ambargoların etkisi kısa olsa da uzun vadede bu ambargoların etkisi çok öldürücü olabilir.

2032’de 2022’nin teknoloisini kullanıyor olabilir.

Bizim hayatımızı nasıl etkileyecek?

Ukrayna dünyanın ambar deposudur. Mısır ve buğday anlamında Rusya ve Ukrayna 1 numara.

Dünya buğday fiyatları çıldırdı,sonra ne olur?

Buğday fiyatları 2012 sonunda tepe noktası yapmış,sonra dip noktaya inmişti.

Buğdayın son 60 yıldaki fiyatı: 9 USD cıvarında 

35 litre ve 30 kg’a gelen ürün cinsinden “features” verilir

Son 60 yıllık mısır fiyatı, ana üreticisi Rusya ve Ukrayna olduğu için burada da rekora gidiyoruz:  yaklaşık 7 USD

Tekstil üreticileri,iplik üreticileri,alıp satanlar, bu sektörde çalışan beyaz ve mavi yakalar…Türkiye tekstil devi bir ülke.

Tekstille pamuğun alakası var!

Pamuk yerine buğday ekmeye çalışanlar çıkar,pamuk rekoltesinde düşüş yaşanır.

4 ay önce pamuk  balyası 88 cent, şu anda 122 cent

Banyoda kullandığımız havludan iç çamaşırımıza tekstilde her alanda etkileniyoruz, yani Ukrayna işgali sebebi ile fanilamız bile pahalılaşacak.

Geçti o “sadece beni ilgilendirir” dünyası.

Ambargo anlamında neler olur?

Cyberbak veBTB bankasının Amerikadan borç alması tamamiyle yasaklandı. AB,İngiltere,Japonya, Avustralya hepsi ambargo kararı açıkladı.Dünyanın son 30 yılında bu kadar bir araya geliş olmadı.

Rusyanın belli bazlı ürünlerde belli bazlı para birimi ile ticaret yapılması önüne geçilmiş oldu.

Swift yasağı gelir mi? Bu durum böyle devam ederse gelebilir. Umud ederiz gelmez. Niye? Özellikle Almanya swift yasağının karşısındaydı.

SWIFT ne demek?

Amerikan dolarının bir ülkeden diğerine gitmesini sağlayan elektronik bir sistem.

Belçika bazlı bir firma, nerede kes deniyorsa orada kesiyor.

O zaman Ruble ile yapsın ticareti diyeceksiniz.

Ne zaman yağmur yağsa insanlar şemsiye taşır,doğru mu?

Şu mu demektir?

 Ne zaman yağmur yağsa insanlar şemsiye taşıyor,ne zaman şemsiye taşıyorlarsa yağmur yağıyor?

Şemsiye taşıdıkları için mi yağmur yağıyor diyeceğiz yani? Tabiiki böyle birşey yok!

Yağmur yağdığı için şemsiye taşıyorlar.

Korelasyon ile nedenselliği birbirine karıştıran ülkelere geri ülkeler denir.

İnsanlar şemsiye taşıdıkları için yağmur yağıyor diyemezsiniz.

Bunu niye söyledim?

Ticarette Amerikan doları kullanılıyor ya, Amerika istediği için kullanılıyor zannediyorlar.Yok! En stabil para birimi ile insanlar malını alıp satmak istiyor. Günün biri gelir de Ruble stabil para birimi olursa o zaman Ruble rezerv para birimi olmuştur,Ruble cinsinden alıp satar.

Soru şu: Mısırdaki bir pamuk tüccarı ne zamanki pamuğunu dolar cinsinden değil de Ruble cinsinden satmak ister, o zaman Ruble rezerv para olmuştur.

Kendi parası ile ticaret yapmak garip bir olay,bu bir çözüm değil,zaten insanların kendi paralı ile ticaret yapamamasının nedeni,o paralara güven olmaması.

Bugün Ruble ile ticaret yaptığınızı düşünün, ne yapacaksınız o rubleyi?  Kasaya mı koyacaksınız? Ertesi gün ne olacak biliyor musunuz?

Rubleyi aldığınız gün 1 ton domates alıyorken ertesi gün belki sadece 0,850 kg alabileceksiniz. Belki 3 gün sonra 500 kg alabileceksiniz sadece, garantisi  yok, o rubleyi bankanda veya kasanda tutabilir misin? HAYIR.

Bu arada Dolar kötü bir para birimi değil,çünkü enflasyonu var, en azından diğerlerine göre stabil.

Ne zamanki Dolar stabilitesini yitirecek ki yitirecek,o zaman Dolar rezerv para birimi olmaktan çıkacak.

Swift yasağı olursa bu sadece Rusyayı kötü olarak etkilemiyor, Avrupayı da kötü etkiliyor. Çünkü Avrupadaki birçok şirket Rusya ile ticari ilişki içersinde. Eğer insani baskı artar ve Almanya da bunu isterse geçer. Şu anda iyi polis kötü polis oynanıyor. Amerika diyorki ben yapardım swift yasağını ama Avrupa için kötü olur diyor. Rus ekonomisi için zaten kötü olur,ama dünya ekonomisi için de büyüme anlamında,reel anlamda.

Finansal piyasalara gelince,bunun en zor kısmı,neden?

Hareketlerin garipliğine bakar mısınız?

1 hafta önce Rusya işgal edecek dendi,ertesi gün borsalar düştü

Ertesi gün 10.000 tane askerini çekti dendi,arttı.

Ertesi gün Amerika kesin işgal edeceğini düşünüyoruz dedi düştü

Ondan birgün sonra Rusya,yok öyle birşey,bunlar Amerikan propagandası dedi arttı.

Ondan sonra RusyaUkraynanın doğu bölgesine girdi, düştü

Ondan sonra tamam artık burada kalırlar dendi,arttı

Ondan sonra Amerika dedi ki yoo hayır kesin gireceklerini  düşünüyoruz, düştü

Girdiler, daha da düştü

Biden konuştu bu sefer uçtu borsalar,niye çünkü swift yasağı geldi dedi vs vs

Finansal piyasalar emme basma tulumba gibi, bu şekilde de devam edecek.

Kripto paralar:

Rusya bunu bir ambargodan kurtulma yolu olarak kullananabilir mi?

Bunu düşünen insanların blockchain hakkında okuma yaptıklarını düşünmüyorum.

Bitcoin hakkında yapılan her türlü işlem zaten gözüküyor.

Dünyanın kara para aklanmasının anlaşılması en zor alanı NAKİT zaten.

Bitcoinde işlem yaptığınız zaman nerelerde ne işlem yaptığınız biliniyor. Bunu büyük montanlarda yaptığınız zaman bu görülecektir.

Privacy Coin denilen izlenmesi son derece zor bir takım yatırım araçları var, ama oralardabile teknik raporlar çıkıyor,en takip edilmesi zor yerlerde bile aslında takip edilebildiğini görüyorsunuz.

Kripto camiasının güçlü devletlere ve devlet adamlarına alerjisi var.

Rusya olsam böyle bir şeye güvenmezdim.

Güvendiler, yaptılar diyelim. O zaman batı dünyası buraya karşı alerji duyacaktır.

Orada hangi etki daha güçlü ona bakmak gerekir.

Gelelim Türkiye’ye:

Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile yanlış bilmiyorsam 24 milyar dolarlık bir tahkik anlaşması var.

Bunun 13 milyar doları Ukrayna ve Rusya ile olan anlaşmalar. Bunun sanırım 2 milyarı Ukrayna ile.

Müteahhitlerimiz şöyle düşünüyor olabilirler, Rusyada birşey olmaz devam ederiz,doğru da Rus medyası gelirse o zaman ticaretleri orada zorlanabilir. Özellikle çok uluslu firmalar,ben Amerikada, Rusyada, Avrupada iş yapıyorum olayı biraz zorlaşabilir.

Ukraynada savaş var,2 milyar dolardan vazgeçeyim,çok düz bir bakış açısı,çünkü swift yasağının olduğu yerde muhakkak biz de vuruluruz.

Burada Amerikanın,Rusyanın bir kazancı yok, Ukraynanın zaten kazancı yok, Türkiyenin de zaten kazancı yok.  Bu kadar zararı olan birşeye insanoğlu nasıl giriyor?

Soru şu: Rus halkına referandum yapsaydık biz eminim hayır çıkardı.Problem halkta değil,politikacılarda. Insanlar 60-80 yıl yaşayıp ölen varlıklar,biraz güven biraz para,biraz huzur istiyorlar. Burada çıkar yok,o beni iyice şaşırtıyor.

Rusyanın kısa vadeli bir çıkarı olabilir belki ama uzun vadede bir çıkarı yok.

Rusyanın yerinde olsam insan gücümü kullanıp Avrupa ve Amerikaya öyle masaya otururdum.

Amerikaya bakıyoruz kedinin önüne ciğer atar gibi attılar Ukraynayı Rusyanın önüne. Nato güçsüzleşiyordu,böyle birşey yaparaktan Natonun ne kadar gerekli birşey olduğunu üye ülkelere ve üye olmak isteyen ülkelere göstermiş oldu,tamam, ancak bu da cılız bir argüman,değmez,Amerikanın da buradan bir sürü zararı olacak. Bir kereAmerika enflasyonla başetmeye çalışıyor,faizleri arttıracak, ekonomisi resesyona girecek, enflasyon ne kadar kontrolden çıkarsa Amerikanın o kadar faiz arttırması gerekecek.

Buğday,mısır,pamuk fiyatları böyle artarken aluminyum sanayii böyle artarken Amerika enflasyonu nasıl dizginleyecek? Bu daha fazla faiz artışı, daha sıkı para politikası, daha büyük bir resesyon demek. E Amerikanın hangi çıkarına bu iş?

Ayşe teyze bunun neresinde? Oturduğu yerden farkında olmadan fanila fiyatı hergün yükseliyor.

Gübre neden üretilir? Üre,amonyak,doğalgaz. E şimdi ürefiyatı fırlamış,doğalgaz uçmuş,gübre de fırlayınca tarımda gübre kullanımı azalacak,o azalınca rekolte düşecek, öyle olunca arzdüşecek, talep zaten yüksek,domatesi de daha pahalıya yiyeceksin.Hadi bakalım.

Benim sınırlarımda değil bu olay diyemezsiniz, artık herkesi ilgilendiriyor. Amerikadaki narenciye fiyatını bile ilgilendiriyor. Dünyada  gübre fiyatları artınca orası vurulmayacak mı? Vurulacak.

Amerika ciddi bir pamuk üreticisidir. Türkiye pamuğun çoğunu Amerikadan alır. Tarımla ilgiliher türlü üründe vurulacak. Dolayısı ile bunun kimseye bir yararı yok.

Türkiye’ye gelince, zaten enflasyondan başımızı kaldıramıyoruz. En büyük derdimiz.

En büyük problem faiz değil,enflasyondur.  Enflasyonu çözersen faiz zaten çözülür. Faizi çözmeye çalışınca enflasyon azıyor. Rusya-Ukrayna arasındaki bu olay enflasyonu dünyada daha da tetikleyecek.Bu yüzden yüksek enflasyonla yaşamaya alışın…

Umud ederim swiftle ilgili sıkıntılar baş göstermesin.

Sanatçılar sanat yapmak istiyor savaşı düşünmekistemiyor. Aramızda gitar çalan varsa gitarı pahalılaşacak,niye,çünkü orada kullanılan ahşap pahalılaşacak.

Kağıdın hamurundaki madde pahalılaşacak.

Ekonomik nitelik ölçümü formülleri:

O formüller olayın hepsini anlatan formüllerdir. Türkiyenin ENÖ son 30 yılda önce arttı sonra düştü. Düşündüğünüz kadar kötü değil,ama  çok daha iyi olabilirdik. Türkiye için rüyam Güney Kore idi. Olabilirdik. Ama,sağ-sol,Türk-Kürt,Arap-Çerkez,kadın-erkek,kapalı-açık, Osmanlı-Türkiye vsdiye diye bu formül onları kaldırmaz.O formülü kompleks diye geçmeyin.

SORU-CEVAPLAR:

  • İşgalin ilk gününde Türk lirasının Grinmadan daha fazla değer kaybını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herhangi bir para biriminin değeri,bizim noabritaj dediğimiz bir formülle çıkar.Bu Amerikan dolarının faizi ve enflasyonu, Türk Lirasının faizi ve enflasoynu ile alakalı bir durumdur. Bu formülü bozan etkenlerden biri

Türkiyede cari fazla yapmaya çalııyoruz,zaten niye USD-TL arttı? Kasti olarak arttırdık, Çin gibiolacağız dedik.Bu ne demek? Ucuz işgücü olacağız demek, öyleoldu,onu da şöyle açıkladık: Cari fazla vereceğiz,Dolara ihtiyacımız kalmayacak,ekonomi öyleolmuyor. Bir düğmeye herşey düzelsin.

Astronotun bindiği kokpit gibi. Kokpitte 5000 tane düğme var. 5000 düğmeye basarak ekonomi düzeliyorsa o zaman tek bir düğmeye bas ekonomi düzelsin.

Mesela Rusya da fazla cari gösteriyor enerji sattığı için ama ekonomik endeksinde ilk 50de bile değiller. Kişi başına düşen ihracatta dünya 82.cisi. Yanitek birşeyleolmuyor.

Cari fazla veren ülkelerin enflasyonu cari açık veren ülkelerin enflasyonundan daha fazla.Buyrun, dünya bankası,gelin bakın.

Amaç şuydu: Türk lirası çöksün,değersizleşsin, iş çok ucuzlasın, Çin gibi olalım, herkes bize sipariş versin, onlara ürün üretelim,Çin yaptı,  biz de yaparız dedik. Ama o cari fazlaya geçemedik, anlık olarak 3 ay 5 ay geçmenin değeri yok,sonra geri geldik, o değil, cari fazlaya sürdürülebilir olarak geçsen bir derece. Orada bir baskı vardı,onun nedeni buydu.

Bir para biriminin başka bir para birimine göre değeri,o para birimine gelen taleple ölçülür.

O talep niye gelmektedir? Türk devleti Dolara talep etmektedir,çünkü borcu var.Türk şirketleri dolar alır,ihracat yapıyordur ama hammadde alması gerekiyordur. Ya da borcu vardır.

Kendini enflasyona karşı korumak için hane halkı dolar alır. Demek ki oradaki artışın Ukrayna’dan fazla olması demek oradaki talebin daha fazla olması demektir. Ekonomi 101, bu kadar basit.

**Rusya swiftten çıkarılırsa Rusya ile ticaret yapan ve ödemelerde zorluk yaşanması durumunda barter ticareti gelişmekte olan ülkeleri nasıl etkiler?

Tekrar taş devrine dönüş diyorsunuz…Para olmadan önce insanlar takas yapıyorlardı, ben tavuğu veriyordum karşıdaki de ona göre elindeki elmayı veriyordu.

Taş devrine mi dönecekler? Bunları ciddiye almıyorum.Ticaret montanları o kadar büyük ki neye karşı ne vereceksin?  

Savaşın hiçbir ekonomik ve sosyolojik rasyonalitesi yok, peki Putin ne kazanmayı bekliyor acaba?

Kısa vadede çok güçlüyüm çok kararlıyım…Öyle bir algıyı yıllar içinde zaten yaratmıştı.

Uzun vadede kendisine ve ülkesine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum.

Bu dakikadan sonra Rusyaya inanır mısınız? İnanırlılık güvenirlilik çok önemli.

Amerikanın var mı? zaten yok,  ama onun yok diye onu hoş görecek halimiz olmamalı.

Saddam niye Kuveyte girdi? Niye?

Dünya irrasyonellikler dünyası. Tarihte bunu çok fazla görüyoruz. Hitler,niye Rusya’ya saldırdı? Sonu oldu.

O yüzden kurumlar güçlü olmalı, insanlar değil,insan dediğin yaratık bir kalbi var,bir beyni var, beynine kan gidiyor, yanlış yere gittiği zaman ölüyor. Bir beyni var, birşeye kızıyor,yanlış karar veriyor,duygusal yaratık. İnsana güç verilir mi? Gücü kurumlara vermemiz lazım.

Bana da tam güç vermeyin,çalışkan kendi halinde bir adamım ama bu benim her zaman doğru karar vereceğimi göstermez.

Dünya bunu başaramadı.

Geleceğim için kaygılıyım? Devlet büyükleri neler yapmalılar?

Tüm ülkeler için geçerli olarak:

Kurumlar bağımsız olmalı

Merkez bankası bağımsız olmalı

Para politikası bağımsız olmalı

Eğitime çok ciddi önem verilecek,çok teknik detaylar var,Finlandiya eğitimine bknz

Eğitim-adalet ve hukuk sisteminde şeffaf olunacak

Dil, din,ırk,köken,cinsiyet, doğu,batı bu tip lisevari tartışmalar geride kalacak

İhracatta nitelik arttırılacak

İnsan kaynağımız o kadar iyi değil, ama lokasyonumuz daha iyi, derin bir tarihimiz var,çok ciddibeyin göçü verdik,ekonomi iyi bir ekonomi değil, müneccim değilim, rakamları var bunun.

Fırsat kaçırdık,Amerika çok fazla para bastı,2008’den sonra Türkiye’ye oluk oluk para aktı,çok değişik bir yere götürebilirdik onu.

Öneriler uygulanırsa düşündüğümüz kadar kötü olmayabilir…Her zaman ümit vardır ama.

Swift yasası gelmesin dediniz, bir yandan kural tanımayan birisi var, bu kişiyi engellemek için swift gelsin denebilir mi?

Bu yola giren,realiteden kopan insanlar için bunun önemi yok. Halk daha da fakirleşmiş,önemi yok.

İstatistiklere bakınca liderleri en zengin halkların halklları en fakirdir,bu çok basit bir istatistik.

Rusya için çok negatif olacağını düşünüyorum,uzun vadede ekonomisi ciddi bir darbe alacaktır,net. Kendi yapmak istediklerini de yok edecektir,ne gibi? Nato darbe alsın da güçsüzleşsin derken Nato daha da güçlenecek, zaten güçsüz  olan bir yapıydı,başaşağı gidiyordu,haydaaa birden can verdi,kan verdi Putin,doğru değil mi? Şu dakika birçok ülkeler Natoda olmak o kadar da kötü değil,baksana tak diye giriyor 1 günde demeye başladı.

Her taraftan irrasyonalite akıyor.

Swift yasağını koydular ben çıkayım demez, kendi hatasını Rus halkı fakirleşerek çekecek.

Almanya,Türkiye,Fransa gibi nüfusu kalabalık ülkeler Rusyaya enerji bakımından bağımlılar,Rusyanın swiftten çıkarılması durumunda bu ülkeler için bir alternatif var mı?

Fazla yok,ama Rusyanın kurduğu bir ödemeler sistemi var

Ambargo delinmesi olayları var,İran ambargosunun çok delindiğini biliyoruz. Dubai üzerinden ambargoyu çok deldiler zamanında.

Verev ki delindi,burada seviye önemli, yani ticarethacminde %10’luk 20’lik bir azalma yapmış bile olsanız bu ülkelerin ekonomisine ağır bir darbe oluyor. Swift yasağı Rusyaya ciddi bir darbe vuracaktır ama Rusya bunu böyle yansıtmayacaktır, “ya bak acımadı ki” diyecek. Rapor bir açıklanacak,ihracatının, ithalatının ticaret hacminin,ekonomisinin niteliğinin nereye gittiği kişi başıdüşen milli gelirin ne olduğunu hep beraber göreceğiz.

2030’a kadar Rusyanın averaj büyümesini %2 görüyorum.

Dünyada birçok ülke daha fazla ve hızlı büyüyecek.

Montrö Boğazlar sözleşmesinin Türkiye’ye etkisi ne olur?

Konunun uzmanı uluslararası ilişkiler uzmanlarına sormak gerekir.

Ekonomin güçlü ise kimse sana birşey yapamaz.

Sizce kimse İsviçre’ye saldırabilir mi? Ufacık yer, ama kimse saldıramaz,niye? Çok ciddi para hacmi var.

Olay dönüp dolaşıp ekonomik güce gidiyor.

ABD’nin bu kadar söz geçirmesinin nedeni ağzıyla iyi laf yapması değil, 28 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahip olması.

Emtia fiyatları buğday, pamuk, mısır seyri çok önemli. Savaş sonrasında bu ürünlerde rekolte kayıpları yaşarsak Türkiye’nin geleceğine olur?

Bize yüksek enflasyon olarak geri döner maalesef. Pamuk ithal eden ülkeyiz, hem pamuktan hem TL değer kaybından vurulduk.

GAP projesinden ne ümitlerimiz vardı…tarımda daha iyi olmamız lazımdı.

Verimlilik artışı çok önemli, sürekli ara gazla çalışıyoruz.Bunun her yıl artan modeli makbuldür.

Pamuk üreticileri pamuğu buğdayla değiştirirse bu sefer rekoltede düşüşler, bu sefer de arz düşünce fiyat tekrar artmış olacak.

Kendi başına ne yapabilirsin? Tarımda yazılım dedin, acaip teknolojiler geldi, ama bunu kolektif yapmak lazım.  

Gıda fiyatlarında kısa vadede artış bekliyor musunuz?

Rusya bazlı olaydan dolayı gıda fiyatlarındaki artışın devam edeceğini düşünüyorum. Alım gücümüz günden güne düşüyor,dünyada da olan birşey , Amerikada da aynı şeyler oluyor.Dünya ciddi zenginliğe alışmıştı, nedenlerinden biri Çin idi.  Çin,dünyaya ucuz mal pompalıyor, bu sayede dünya enflasonun önüne geçti,daha doğrusu geciktirdi, ucuza mal aldığımız günler oldu. Ticaretsavaşları ile bunun yavaş yavaş sonuna geliniyordu.

Rusya böyle tabutun üzerine çivi çakıyor.

Gıda fiyatlarında artış olacak.

Çin, Taiwan’a girerse neler olur?

Daha kötüsü olur, dünya zaten Çin krizi ile kavruluyor.

Ukrayna buğday ambarı, Çin çip ambarı,otomobil sektöründen her yereetkiler.

Türkiyenin tekstilile beraber en önemli sektörü otomobil sektörü,dünya devi markalarına parça üretiyoruz. Çipin olmadığı yerdebu üretimler aksar, siparişler azalır, her zaman olduğu gibi kaç bin km ötede olan birşey bizi de ilgilendirir.

Çin –China demek,orta dünya demekmiş. Yani herşeyin ortasında ılımlı. Rusya konusunda da son derece sessiz ve çekinik.  

Gıda ve et fiyatlarındaki artış Çini etkiler, çünkü proteinde sıkıntıları var.

ekonomi -economy içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Baba

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “baba” üzerine kısa bir konuşma:

video

Sevgili dinleyiciler, annemiz ve babamız arasında seçim yapmaya çalışırsak kendimizi sıkışmış hissederiz. Çoğunlukla annemiz ön planda ve babamız daha ziyade arka planda ve ofsayt durur. Ona karşı derin bir özlem hissederiz. Bugün onu ön plana yerleştireceğim.

Babam beni tamamlar. Annemden farklı olduğu için onun vasıtası ile kendimi bütün hissederim.Onun vasıtası ile annemi daha az güçlü deneyimlerim. Annemin büyüklüğü babam vasıtası ile sınırlanır. Babamla uyum içerisinde annemin büyüklüğüne dayanabilirim. Babam aracılığı ile annem insani olarak kalır ve onu bütün olarak kabul edebilirim. Babam ile bir bütün.

Tersi de aynen geçerlidir. Annem vasıtası ile babam dünyaya geri döner. Babamın gökyüzündeki resmi,bir resimdir, ama geçerli bir resim midir? Yoksa insanı dünya ile birlikte yaratan resimle çelişkide midir?

İncilde tarif edildiği üzere Tanrı kendi resmini insanda görür. Bu resimde Tanrı’nın kendi resmini insan üzerinden yarattığı geçerlidir. Bu hangi resimdir? Erkek ile kadının ve baba ile annenin resmi. Bu resmi nerede buluruz? Bu resim nerede kalır? Dünyada kalır. Tanrının resmini nerede buluruz? Kendi resmimizi nerede buluruz? Babamızda ve annemizde, dünyada buluruz.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Para

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger’in “para” üzerine konuşması:

video

Bugün para hakkında konuşacağız. Bazılarınız şaşırabilir, benim için para kutsal bir şeydir. Günümüzde para olmadan yaşayabilir miyiz? Bizi hayatta tutar. Tanrı hediyesidir. Üzerinde çok düşündüm. Bu vesile ile para hakkında birçok şey söyleyeceğim.

Para,güçtür. Bir şeyi etkiler. Başarılı gitmiş bir hizmetin önünden gider. Hizmet ne kadar üst seviye ise, hizmet karşılığı para o kadar güçlü gelir. Verilen hizmetin değerine karşılık daha düşük para gelirse, değerini saklı tutar, ancak gücü azalır. Karşılığında verilen hizmetin ötesine geçerse yine güçten düşer. Bu, gitmek istemesinden kendini gösterir. Kalmaz ve kalamaz. Para ile bir şeyler yapacağımıza veya bir hizmet için harcayacağımıza parayı sakladığımız zaman için de aynı şey geçerlidir.

Para, bizim veya başkalarının hayatına hizmet edenlerden bağımsız olarak aktığı zaman gerçek bir değeri olmayan rakamlar geriye kalır. Paraya sahip olandan kişisel bir hizmet talebi olursa, başkalarının zararına ellerinden alınmazsa, başkalarının veya kendimizin yararına hizmet etmek üzere harcandığı veya bağışlandığı taktirde rakamlardan öteye geçerek kendi değerini geri kazanır.

Bir hizmet yerine borç alınmış para kaybolur. Güç kaybederek kaybolur. Para, hizmet ve ücret karşılığı çemberinde/dolaşımda döner. Yeni hizmet ve yeni ücret. Bu dolaşımda her ikisi de gelişir.

Tersi, hizmet olmadan ve hizmet almadan borç verilen parada, benzer bir dolaşım baş gösterir. Burada bir kayıptan diğer kayba gider. Bereketli olan kaybolur. Cenneten geriye, dünyaya döner. Paraya önem verenden kendini uzak tutar. Para olmadan kendini güçlü değil zayıf hisseder ve fakir kalır. Kim ki yeterli olduğu için az para ile geçinebilirse bu kişilerin hayatında kalır. İhtiyacı olunca gelir. Bir güç olarak kalır. Paraya değer veren onu özgür bırakabilir. Uzun bir tasmada tuttuğu köpek gibidir. Ona ihtiyacı olana ihtiyaç halinde çağrıldığı zaman severek geri gelir.

Bazen para kendisini geri çeker. Örneğin bize sevgi ile sunulan bir hizmeti görmezden gelirsek, öncelikle ailemizin hizmetleri gibi.Bu hizmeti görürsek ve değer verirsek,biz de bizim hizmetlerimizin karşılıklarını görürüz. Başkalarının, çoğunlukla karşılıksız, bize verdiği hizmetleri görürsek hem onlara hem bize karşılığı gelir. Yorgunluğa bakmadan saygımızın karşılığında daha çok hizmet ederler. Saygımız olmadan hizmet gelmez.

Tüm para bu dünyada gelir ve burada kalır. Bizi aşan diğer dünyada farklı bir değer birimi geçerlidir. Parayı iyi bir şekilde alır ve iyi bir şekilde bırakırsak, bu dünyadaki para diğer dünyamızdaki değer birimini etkiler. Vaktimiz dolunca ardımızda kalacaktır. Hizmetini vermiştir.

Soru şudur ki: Kimin için ve ne için geride kalır? Bizden sonra paraya sahip olacak olanın parayı tutacak gücü var mıdır? Beraberinde getireceği bir hizmetin karşılığı mıdır? Yoksa bir hediye olacağına aşağı çeken bir yük haline mi gelecektir?

Bu düşüncelerin sonucunda nereye varılabilir? Para, başka bir yerden gönderilmiş bir haberci gibi davranır. Onunla bir şeyler yapabilmek için onu kazanmamızı, sonra da zamanı gelince bırakmamızı ister. Sonucu ne olursa olsun bize başka bir yerden gelen mesajı ve efendisinin hizmetinde bizden neleri istediğine dikkat ederiz. Seçim ve yapabilme iznimiz yoktur. Tanrıdan gelen bir vahiy gibi paramızı kullanırız. Bizden beklentileri ve talepleri doğrultusunda paramız ile uyum içinde oluruz. Bu vahiy ile uyum içinde olarak paramızı kullanış şeklimiz Tanrı’ya ve yaşayan birçok varlığa hizmet haline gelir. Sevgi ile hizmet.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Plansızlık

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “plansızlık” üzerine kısa bir konuşma

video

Plansız iken her türlü yol bize açıktır. Plansız iken başka planlara engel olmadan yönelebiliriz. Plansız iken kendimizi içsel olarak bizi gittiği yöne yönelten akışa bırakırız. Teslim oluruz.

Plansızlık hemen kafasızlık olarak algılanmamalıdır. Bilinçli bir boyun eğmedir. Teslimiyet ile boyun eğmedir. Yolun nereye ve ne kadar uzağa gittiğini bilmeden gitmektir. İlginç bir şekilde en derinimizde odaklanmış bir şekilde plansızız. İçsel yolculuğumuzda bu odaklanma bizi hep bir hedefe yöneltir. Fakat bu hedef kimindir? Hala bizim hedefimiz midir?

Bu plansız şeklimiz ile başka insanlarla karşılaşabiliriz, bizden korkmalarına gerek yoktur,çünkü plansızlığımız ile onların yolunda duran hiçbir şeyi istemeyiz. Ancak bazen bu akış içinde onlar için iyi ve gerekli olan birşey kendini gösterir. O zaman harekete geçebiliriz. Onlara iyi gelen birşey söyler veya yaparız. Burada bir planımız var mıydı? Yoksa içsel olarak planımız olmadığı, basitçe duruma kendini teslim etmiş ve onun tarafından yönlendirilmiş olduğumuz için mi yararlı birşey kendini göstermiştir?

Plansız olunca en derinimizde sevgi içinde kalırız. Sevgi, yolu an be an bilir. İçsel yolculuklarımıza da plansız çıkarız. Akışı çalışmadan takip ederiz. Akışın kendisi bizim çalışmamız olur. Bu sebeple de kesin bir plan ve kesin bir zamanlama ile içsel yolculuğa çıkamayız. Birden dayanılmaz bir şekilde odaklanma tarafından kapsanırız. Nasıl bir anlayışa, nasıl bir davranışa, nasıl bir sevgiye, nereye gittiğimizi bilmeden plansız bir şekilde teslim oluruz. Peki planlarımıza ne olur? Hala geçerli midirler?

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Karışmak

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger‘in “karışmak” üzerine konuşması:

video:

Sevgili dinleyiciler, zor bir hafta sonundan merhaba. Zorluk işten miydi yoksa başkalarının hayatımıza fazla karışmasından mı zorlandık? Bu karışmadan nasıl uzaklaşırız? Başkaları bizim karışmamızdan nasıl uzaklaşırlar? Bugün bu konu üzerinde paylaşım yapacağım.

Prensipte neye karışırız? Başkasına ait olan bir şeye. Herhangi bir katkısı olmamakla birlikte kişi başkasına karışır. Üstelik karışmasının doğuracağı sonucun sorumluluğunu üstlenmeye hazır değildir. Bu şekilde birçok insan başkalarının hayatına, en özeline ve en derinden düşüncelerine karışırlar. Verdiği öneriler ile başkasının deneyimleyeceği sonuçlar olmasına rağmen bazen sağlıklarına karışırlar. Bu karışma içerisinde başkasına değer verme-saygı gösterme ve sevgi nerede kalır? Bize konulan sınırlara rıza göstermek nerede kalır? Diğerinin içgörüsüne ve performansına saygı nerede kalır? Birçok itiraz bu tip karışmalardan doğar. Çoğunlukla bilmeden birşeyi engellemek veya sınırlamak isterler.

Karışmanın zıttı desteklemektir. Bir hareketi destekler. Başarıya ulaşınca sevinir ve başarıya katkıda bulunur. Karışmanın aksine ayırıcı olacağına birleştirici olur. Karışan kişiler sonunda yalnız kalır.

Bir de yapıcı bir karışma vardır. Mesela bir itfaiye yangına karışır. Genellikle ucuza kaçan diğer karışmalara mukayese edersek bu karışma şekli pahalıya çıkar. Sonuna kadar adanmışlık ve bazen hayatını isteyebilir.

Yardımcı olacak bir karışma şekli, şiddete karşı sınır çizen adalet sistemidir. Aydınlatıcı olmak ta yardım eden bir karışma şeklidir. Bize Tanrıya neyin yakınlaştırıp uzaklaştıracağını dikte eden dinlerin Tanrı ile aramıza girmesini engeller.

Toplumsal ahlakta da benzer durumlar geçerlidir. Kaç kişi sizin adınıza başkalarının hayatına karışmaktadır? Öncelikli olarak çocukların hayatına…Sevgide nasıl kalırız? Karışmaktan vazgeçersek…Birden bizde ve başkalarında başka güçler serbest kalır, ortak fayda sağlayan, yaratıcı, iyi gelen güçler…

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – İstek

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger‘in “istek” üzerine konuşması:

video

Sophie Hellinger: Kendime sıkça sorarken yakalarım, nasıl oluyor da insanların bu kadar farklı kabiliyet ve yetenekleri var…Neden,birisi bunu ifade eder de diğeri üzerine yatar.

Bert Hellinger: İstek, birşey elde etmek ister, hedefe odaklanmış bir güçtür, bir kazanca bir başarıya yönelmiştir. Bu gücün nereden geldiğini bilmiyoruz. Dünyanın çekim gücünün bizi merkeze çekmesi gibi, hedeften doğan,isteği yakalayan, hedefin çekim gücünden doğan güç müdür? Ya da istek kendine bir hedef mi arar ve o hedefe doğru kendi güçlerini mi harekete geçirir? Ya da istek kördür de başka birşey tarafından hizmete alınıp yönlendirilir mi? İsteğimizi yöneten bu başka şey içimizde değil de dışımızda mı ki isteğimizin nereye yönleneceği önceden başka güçler tarafından tespit edilmiş ve karar verilmiş olsun? Bu durumda özgür irademize ne oluyor? Kaçınılmaz olan bir şeye doğru daha istekli ve yönelmiş olmamız için bir illüzyon mudur? Bunu bilmiyoruz. Tüm bunların beyhude olduğunu gösteren deneyimler mevcuttur.

Yaşam ile olduğu gibi uyumlu olmanın deneyimi, kendini gösterdiği gibi kaderimizle uyumlu olmak. Mutlak olarak kendini gösterenle uyumlu olmak. Bize sunulan,teşvik edilen ve talep edilenlenle uyumlu olmak. Önce belki buna karşı kendimizi savunuruz. Sonra direncimizden vazgeçeriz, kendimizi bir şekilde yönlenmiş hissederiz, bırakmayı teşvik eden daha büyük ve bizi çevreleyen güce güvenmeye başlarız. İsteğimize yapacak ne kalır geriye? Kabul etmek. Bu kabul, onu önümüzde görmeden, olan için özgürleşmemizi sağlar. Kabulü içimizin derinliklerinde deneyimleriz. Bu kabul içersinde kendimizden ilaveten başka birşey istemeden harekette oluruz, bu hareket içinde isteğimiz gerçekleşmiş olur. Böyle yönlenmiş olarak daha büyük güçler tarafından elimizden tutulmuş, şimdi ve burada bir sonrakinin endişesi olmadan akarız. Nasıl? Sevgi ile.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Nefret

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “nefret” üzerine kısa bir konuşma

video

Bugün, ilk bakışta garip görünen ama ikinci bakışta birinciyi kapsayıp aşan bir konu ile, nefret üzerine konuşmak isterim.

Nefret, hayal kırıklığına uğramış sevgi demektir. Herşeyden önce çocukça bir duygudur. Sadece biz hayal kırıklığına uğradık diye değil ama farkında olmadan ailemizden birisinin hayal kırıklığını üstlendiğimiz için.

Çoğu insan annesine yapılan bir haksızlığın intikamını almak için annesi adına nefret eder. Bazen kör bir intikam hareketi içinde kendini gösteren nefret, kendi ölçüsüzlüğü içerisinde çocukça bir duygudur. Yine de örneğin dahil olunan bir grup veya halk adına haklı bir sebep uğruna verilen mücadele gibi ele alınır. O kadar ileriye gidilir ki kendi hayatını vermeye bile hazır olunur.

Bu nefreti besleyen ve sürdüren içsel resim nedir? Çocuğuna “senin için herşeyi yaparım” diyen annenin resmidir. Böyle bir nefret ile nasıl başa çıkarız? Ona nasıl ulaşabiliriz? Makul olmaya nasıl davet ederiz? Annenizi seviyoruz ve annenizin sizdeki resmini seviyoruz. Bunu size söylemiyoruz , içsel olarak öyle olmamızla birlikte size çocuk gibi muamele etmek hakkımız yok. Bu resmi içimizde tutuyor ve saygı gösteriyoruz. Bu yol ile nefretinize saldıracak bir alan bırakmıyoruz. Taraf tutmaktan uzak duruyoruz. İçsel olarak dikkatli bir şekilde birbirimiz ile barıştık. Peki o zaman içimizde ne oluşur? Annenin resmi. Uğruna savaş veren çocuklarına dostça bakan anne. Bizim vasıtamızla çocuklarına dostça bakar. Böylece nefret bize bir diğer yüzünü gösterir, sevginin yüzünü.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Yaşam korkusu

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger  “yaşam korkusu” üzerine kısa bir okuması

video

Hayat, mutlu eder ve bize korku da verir. Korku, bizi hayatta tutan itici güçtür. Bu sebeple bugün bu korku ile iyi ve müteşekkir bir şekilde nasıl yaşayabileceğimizden bahsedeceğim. Yaşama korkusundan bahsedeceğim. Yaşama korkusu ne demektir? Yaşamaya devam edebilmek için önemli bir şeyin eksik olmasından duyduğumuz korkudur. Bu yaşama korkusu kendisini nasıl gösterir? Sarf malzemelerinin bitmesine ve yeterince yemeğimizin kalmayacağına karşı duyduğumuz korkudan dolayı kötü zamanlara karşı sarf malzemeleri toplamak. Belki de başımızı örten evimizi kaybetme korkusu. Bu yaşam korkusu bizi harekette tutar. Yaşayan her şey yaşamını sürdürebilmek için başka bir şeye bağlıdır. Bu sebeple sürekli yaşama koşullarını emniyete almak üzere koşullanmıştır. Eski zamanlarda kötü bir hasat insanlar için açlık ve açlıktan ölmek anlamına gelmiştir. Hala birçok insan buna maruz kalmaktadır. Günümüzde insanlar yaşamlarını para kazanarak kötü zamanlara hazırlanmaktadır. Yiyecek aramaya kendileri gitmezler, ama yeterli para arayışına girerler ki açlık halinde hazırlıklı olabilsinler. Hepsinin arkasında birgün yaşamak için yeterince şeye sahip olmamak korkusu yatar. Açlık günümüzde farklı şekiller alır. İşimizi kaybetmekten korkarız.İşsizlik günümüzün açlığın temsilidir. Birçok ülkede yeterince yiyecek vardır, ama yiyecek satın almak için yeterince para olmayabilir.

Bu korku ile neyi kaçırıyoruz? Hz.İsa bu konuda bir bilgi vermiştir: Gökyüzündeki kuşlara bakınız, görmüyorlar, ekip biçmiyorlar, ancak göklerdeki pederimiz kendilerine yeterince yiyecek vermektedir. Aramaları yeterlidir, masa zengin bir şekilde kurulmuştur. Yine de aramak zorunluluğu geçerlidir.Kendi öz gayretiniz olmadan yaşam olmaz. Tüm alınan tedbirler ile birlikte yaşam korkusunun arkasında Tanrı tarafından terkedilme korkusu yatar. Bizi ortada bırakması ve tedbirlerin işe yaramaması korkusu. Tanrı kelimesinden çekinisek bu sefer doğanın bizi ortada bırakacağından,stokların eriyeceğinden, birgün ellerimiz bomboş kalacağımızdan korkarız. Eş zamanlı olarak doğayı o derece tüketiriz ki para doğa ve son olarak Tanrı yerine geçer. Sebepleri olan yaşam korkusu ve yaşamımızı sürdürmek için birşeyler yapmak ve paraya öncelik vermek bizi doğa ile dengede olmaktan uzaklaştırır. Bu kontrolsüzlük, yaşam korkusunun tüm yaşam biçimlerinin bağlı olduğu doğanın ve yaratıcı güçlerin ötesine geçmesine sebep olur. Başka bir şeylerin arayışına girilir ve korkulur. Yaşama yaklaştırmak yerine yaşamdan uzaklaştırılırız. Bizim tarafımızdan yaratılan bu gökyüzünde hiçbir şey yetişmez. Hayatımızın temellerini orada boşuna ararız.

Bu yanlış yollardan doğaya nasıl geri döneriz? Dünya anaya nasıl döneriz? Bu yaşam korkusunu ondan kaçmaktan ziyade üzerine giderek aşarız. Sonuç ne olur? Bir anne gibi üzerimize gelir ve zengin döşenmiş masasını bize sunar. Yeni ve bilinmez bir yol bile olsa onu aramamız yeterlidir. Biriktiren bir kişi ilerleyebilir mi? Daha büyük bir güç ile rezone midir? Yaşıyor mudur?

Yaşam korkusunun arkasında başka bir etki daha vardır ki mutlaka gözünün içine bakmak gerekir: Ölüm korkusu. Özellikle ondan kaçarız. Kim ki ölümün gözünün içine bakabilir, kim ki adım adım yanında yürüdüğünü bilir, ölümün bir süre sonra her türlü ihtiyacı sona erdirdiğini bilir. Yaşam gibi ölüm de dünyadan gelir, dünya ile dengede, bizi nereye götürür? Sonsuz bir yaşam-ölüm döngüsüne. Bizim yaşamımızın başka bir ölümden kaynaklandığı gibi.

Peki sükünet içinde nasıl yaşarız? Yaşam korkusunu terk edip, yaşam ve ölüm ile dengede bir arayış içinde olarak, zamanımızın ne zaman ve ne şekilde sona ereceğini bilmeden kabul ederek. Evren ve yaratıcı güç kalır. Ölümü kabulleniş, yaratıcı güce teslimiyettir. O en son teslimiyettir. Yaşama,yaşamın geldiği gibi ve yönlendirdiği yere doğru teslimiyettir, korkularımızla birlikte özümüze dönüştür. Bizi nereye götürürse götürsün akışla bütünleşmek, belki de nerede olursa olsun başka bir yaşama yöneliştir.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Evlat edinme

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kuramının kurucusu ve dünyaya yayılmasını sağlayan uygulayıcısı Bert Hellinger ile “evlat edinme” üzerine kısa bir söyleşi

video

Bir çocuk ihtiyaç içindeyse ve ona bakacak kimsesi yoksa ve bir çift “evet ona bakmak istiyoruz” derse bu harikadır. Bu herkes için iyidir.

Eğer çift çocuk sahibi olamıyorsa ve bu boşluğu “ihtiyaçları var diye” başka bir ailenin çocuğunu alarak doldurmak isterlerse, kural gereği başlarına dert alırlar. Yapılmaması gereken bir şeydir ve bedelini öderler. İlişki biter, eşler çocuk için eşini kurban eder.

Bir çocuğun yardıma ihtiyacı varsa önce akrabalarından kim bakabilir onu araştırmak gerekir. Yeterince garip bir şekilde babaya sorulmadan anne çocuğu evlatlık verebilmektedir. Anne ve babanın kendi aileleri yani anne babaları vardır, ilk onlara sorulmalıdır. Onlar da bakamazsa 2.derece akrabalara (amca,teyze, yenge,dayı vb) sorulmalıdır. Böylece çocuk aile içinde kalır.

Bir çocuk evlat edinmek için başka bir ülkeye gitmek canicedir, korkunçtur. Yakın zamanda Çin’de buna şahit oldum, bir oteldeydik, tüm dünyadan gelen çiftler kimsesiz çocukları almak üzere orada toplanmışlardı. Onlara, ağlamalarına,çaresizliklerine ve acılarına bakmak inanılmazdı.

Çocuk için iyi birşey olduğuna dair bir düşünce var. Çocuğun bunu istediğine dair emin değilim, ne kadar fakir bir koşulda yaşasa da ruhu ailesine bağlıdır. Daha güzel bir hayat sunmak için çocuğu aileden almayı çocuğun ruhu istemez. Eğer ölecek olsa bile ruh, başka koşullarda yaşamaktan ziyade ölümü kolaylıkla kabul eder. Bunların hepsi dikkate alınmalıdır.

Evlat edinilen çocuk aileye ait değildir, kendi ailesi yerine bakılmaktadır. Kardeşlerinin parçası değillerdir. Sistemin dışındadırlar. Kardeşler arasında rütbeleri yoktur. Ailede en son gelirler. Yaşça daha büyük bile olsalar en son gelirler,çünkü çocuğun kendi ailesi vardır,onun yeri orasıdır. Bakıcı aile tarafından bakılıp sonra aileden ayrılırlarsa bu OK’dir.

video 2

Çalışmamıza katılan bir sıra katılımcının bakıcı ailelerden geldiğini öğrendim. Evlat edinme ve onunla başa çıkma üzerine konuşalım. Öncelikle ailelere merhamet etmeyelim. Sadece 14 yaşında olan zavallı anneye merhamet etmeyelim.Çocuğuna merhamet edelim. Bu önceliğimizdir. Kendini savunamayan küçüklerin herşeyi taşıması gerektiğini görelim. O zaman yardım eden güçlenir, ruhunda haklı bir düzen oluşur. İkincisi, bazılarının daha sonra bazı şeyleri iyileştirebileceklerine dair düşünceleri vardır, sanki çocuk ailesi bulabilir ve aile onu geri alır. Çocuğun bu umudu vardır. Bunu yapmayacaklardır.

Bir ailenin çocuğunu evlat edinilmek üzere verdiklerini hayal edin. Sonsuza kadar vermek üzere başlarından savmışlar. Çocuk onlara geri geldiğinde nasıl tepki verecekler? Suçluluk ile elbette. Bu bir daha düzeltilemez. Bir çocuğu başkasına vermek iyileştirilemez. Çocuk için, ailesi onu sonsuza kadar vermiştir, bu kürtaj gibidir. Çocuk şunu diyebilir: sizden sonsuza kadar vazgeçiyorum. Bu acı vericidir ama çocuk güç kazanır.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Evlatlık alan ailene bağlanabilirsin,seni sevgi ile yetiştirmişler.

Önemli olan bir başka şey, evlatlık yetişen çocuk genellikle öz ailesine öfkelidir,çünkü onu ortada bırakmışlardır. Bu öfkesini sıkça kendisini evlatlık alan ailesine yansıtır. Kendince öz ailesini korumak ister.

Bert Hellinger, evlatlık yetişmiş katılımcısına döner ve der: Şimdi artık ailene sana verdiklerini kabul ettiğini ve senin için yaptıklarının çok büyük birşey olduğunu söyleyebilirsin. Sevineceklerdir, sana severek verdik diyeceklerdir.

Evlatlık alan ailelerin daha sonra çocuğunu öz aileleri ile buluşturma çabaları bir şeye yaramaz. Çocuk için öz ailesini bir zaman görebilmiş olmak önemlidir. En azından görmüş olmak.

Zamanında bana bir soru gelmişti: Şizofren olan bir anne, kızını tedavi sürecinde mecburen bakıcı aileye vermiş, anne iyileşince kızını geri almak istemiş, ne yapmak lazım?

dedim ki kız bakıcı ailede kalmalıdır.

Anne: şimdi senin için buradayım, istediğin zaman bana geri gelebilirsin, ama ben hastayken sana bakan bakıcı ailende seni bırakıyorum.

O zaman çocuk annesi ile bakıcı ailesi arasında gidip gelebilir, ama çocuğunu bakıcı aileden geri alamaz. O artık olmaz.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile dizimi – Hayatın hizmetinde, Anne

Bert Hellinger (1925-2019) Aile dizimi kavramının kurucusu ve dünyaya tanıtan psikoterapist Bert Hellinger’in “anne” üzerine çalışması: 

video

Gözlerimizi kapatıyoruz. Annenizin önünde durduğunuzu hayal ediyorsunuz. Şimdi annenizin zihin ve bedenine giriyorsunuz ve kendinize annenizin bakış açısından bakıyorsunuz, net miyiz? Şimdi anneniz oldunuz ve kendinize kendi çocuğunuz olarak bakıyorsunuz. Bu size bir perspektif sunmaktadır. Kimse kendi annesini bilemez, hiç kimse. Zavallı anneler…Çocukları tarafından bilinmezler…Anneler hakkında size birşey söyleyeyim mi? Hepimiz annelerimizden korkarız. Neden korkarız? Onların mükemmeliğinden korkarız, mükemmeliklerine dayanamayız,bunun için şalterimizi kapatırız,çünkü mükemmelikleri bize fazla gelir. Beni takip edebiliyor anlayabiliyor musunuz?

Zavallı çocuklar…bekleyin. Şimdi annelerin ve kendi annemin mükemmelliğini ruhsal gelişimimin bir diğer boyutuna “ruhsal zihne” geçince anladım. Ruhsal zihnin hareketleri bir anne içinde çok güzel kendini yansıtır. Başka hiçbir yerde bunu daha güzel deneyimleyip gözlemleyemeyiz. Bu sebeple farklı anneler yoktur, hepsi tek bir ruhsal zihnin hizmeti içinde toplanmışlardır,başka seçenekleri yoktu. Bugün annemiz bu ruhsal zihnin bir hareketidir. Nasıl annemiz olduklarına dair bir fark yaratmaz.

Gözlerinizi bir an kapatın, annenizin kutsal bir gücün başka yaratıcı güçleri tarafından hizmet olduğunu göreceksiniz. Annemiz babamızla tanışmaya yönlendirilince ikisi de bizim için bir yaratıcı bir harekete geçirilmişlerdir. Erkek ve kadın olarak sevgileri içinde her ne yaptılarsa daha büyük yaratıcı bir güçle yapmışlardır. Bununla bağlantılı olan herşey bir çeşit ibadettir. Olabilecek en kapsamlı ibadet. Bazen tutkuları onları bir araya getirdi deriz, bu tutku kutsal bir harekettir, çünkü dayanılmaz idi, bize kutsal bir hareket olduğunu gösterir. Bu şekilde bir kadın ve erkek olarak birleşmişler ve annemiz bize hamile kalmıştır. Bu zamandan itibaren tüm hayatı boyunca bir daha özgür olmadı. Her şey değişmişti, hayatın hizmetine girdi,tüm riskleri dahil bizim hayatımızın hizmetine girdi. Kendi hayatının riski. Hiçbir kadın kendi hayatını riske etmeden anne olamaz. Bu sebeple annesinin ve annemizin mükemmeliğine bakabilmek,bizim hayatımızın hizmetine girdiklerini görmek hiç te kolay değildir.

Şimdi annemize ve ötesine bakalım. Onu sonsuz bir şeye bağlı olarak görelim, o zaman derinden annemize ve arkasında çalışan ulvi güce “EVET” diyelim, annemize olduğu gibi EVET diyelim, ve elbette babamıza olduğu hali ile “EVET” diyelim ve kendimize olduğumuz halimize “EVET” diyelim.

Bu “evet” babamız ve annemiz gibi hayata aynı şekilde hizmet etmeye hazırız ve yapabiliriz demektir. Şimdi olduğu şekli ile hayat ile bütünüz. Birden mutlu olmanın ne demek olduğunu anlarız.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul Sinema Müzesi

İSTANBUL SİNEMA MÜZESİ

Sinema- Cinema içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ara Güler

Denize İnen Yol

Galataport / İstanbul

30.10- 31.12 2021

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Atatürk Kültür Merkezi

Atatürk Kültür Merkezi

Kuruluşlar - Foundations içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Erinç Gürses

Sadece Birkaçımız / İlk solo çalışması

16 Kasım-30 Kasım 2021

MajiArt Galeri / İstanbul

Dijital sanat

Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yas tutma hakkı

Uzun süredir üzerinde yazmak istediğim ancak neresinden nasıl başlayacağımı bir türlü kestiremediğim derin mi derin konu.

O kadar çok çeşidi var ki…Aile fertlerinin kaybı, sırasız ölümler, evcil hayvan kaybı, eş-sevgili kaybı, çok sevdiğin bir ülkeden ayrılmak, sevdiğin bir evden,şehirden taşınmak gibi nice başlıkları var.

Konuya “çocuklar gözünden ebeveynlerden birisinin kaybı,çocuk-ebeveyn ilişkisi” olarak bakacağım, nitekim çokça örneklerine şahit oldum, sağlıklı ve sağlıksız yas süreçlerini gözlemleme imkanım oldu.

Ebeveyn-çocuk ilişkisi yeterince karışık bir yapıya sahiptir. O ilişkiler hayat boyu dalgalanır, bazen kopar geri dönüşü olmaz, bazense birleşmek-buluşmak için uğraşılıp durulur. Bazen orta karar akar gidersin. Ama sürekli bir uğraş verirsin. Her daim iniş çıkışlar yaşanır.

Anne-baba olursun fark etmez, sen hala annen baban gözünde çocuksundur. Kafanın köşesinde onların hep bir yeri vardır, hatta hayatının büyük bir bölümünü ilişkinin kalitesine göre kaplarlar, senin yaşamını,ilişkilerini hepten etkileyecek güce sahiptirler. Ebeveynlerden hangisi güçsüzse ve diğeri tarafından eziliyorsa onu olursun, çünkü bilinçaltında ezilene destek olmak istersin. Ezene öfke duyarsın yıllarca. Senin gibi olmayacağım dersin,bi bakarsın fark etmeden muadili sözleri veya hareketleri çocuklarına veya arkadaşlarına uygulamışsın.

Eğer “teflon” karaktere sahip değilsen, ana baba arası yaşanan herşey seni etkiler. Kavgaları,birbirlerine ettikleri laflar, sana söyledikleri şeyler…hepsi o küçücük beynin tarafından emilir, bi güzel yoğrulur, sonra aldığın iyi ve kötü yönleri ile ortaya sen çıkmaya başlarsın…

Anne ve baba arasındaki ilişki ne olursa olsun birisi vefaat ettiği zaman ailede yas tutmak çok önemlidir. Hele hele çocuklar için…Kaybedilen ebeveynin cenazesinde yer almak, aile,akraba ve arkadaşlar ile merhum hakkında konuşmak, hatıraları tekrar anlatmak, iyi kötü günleri anmak, ağlayabilmek,gülebilmek, konuşabilmek, ölüye saygı ve sevgi göstermek çok önemlidir. Ruhu besler.

Çocuğun (yaşı kaç olursa olsun, yetişkin,evli ve çocuklu da olabilirler) hayatına sağlıklı bir ruh hali ile devam etmesine yardımcı olur. Ebeveynlerin arası kötü bile olsa merhumun arkasından çocukların önünde kötü konuşmak,başkalarına kötü konuşmak, laf sokmak veya merhumu yok sayıp çocukların yas tutmasına izin vermemek, adını bile anmamak çocukların ruh sağlığını bozabilecek ve hayattaki ebeveyn ile karışık ve sağlıksız ilişkiler içine girilmesine vesile olacaktır.

Vefaat etmiş eşinin arkasından konuşmanın ne kadar rahatsız edici birşey olduğuna bizzat şahit oldum. Sen orada o kişi hakkında 2-3 güzel şey söylemek, anmak istiyorsun, karşındaki verip veriştiriyor. Gözlerin faltaşı oturup kalıyor sonra ilk fırsatta 1 yalan uydurup mekanı terk etmeye bakıyorsun. Çookkk rahatsız edici bir his çok! Mezarda yatan ve söz hakkı kalmamış birisin arkasından neden konuşulur diye düşündüm…Şu sonuçlara vardım:

Eşin kaybının yarattığı travmanın ters etki yaratması

Eşin kaybında suçluluk duygusu yaşanıyor olması ve öfke ile konuyu örtbas etme isteği

Olası narsisistik kişilik yapısı ki bunda yapacak hiç birşey yoktur zaten…

Kendi eksiklerini-hatalarını örtbas etmek üzere merhum kişinin olumsuzluklarını ön plana çıkarmak, yargılanma,eleştirilme korkusu

Yaş 70’lerinde ise olası kafa karışıklıkları, belki alzheimer başlangıcı

Eşi sevip saymamış olmak ve meydanı boş bularak sallamak

Şuursuz olmak

Zayıf karakterli olmak

vs vs

Öleni yok saymak ve hiç konuşmamak ta ayrı bir travma yaratır. Yıllarca annen ya da baban olmuş kişi ölmüş gitmiş,esamesi okunmuyor. Veya kısa bir süre sonra aileye ciddi veya geçici yeni bir kişi sokulmak istenmesi…Bu da çocuklar açısından zaman isteyen, hazmı kolay olmayan durumlardır.

Mazeret ne olursa olsun çocuklar için tolere etmesi son derece zor ve çoğunlukla da imkansız durumlardır. Sadece çocuklar için değil, diğer aile fertleri de bu kişiden uzaklaşma eğilimi göstereceklerdir. Dolayısı ile vefaat eden eş arkasından konuşan veya çocuklarına yas tutma alanı sağlamayan ebeveyn psikologa gitmeli ve yardım almalıdır.

Yas tutmak çok önemli ve gereklidir. Merhum ebeveyn ile bağları koparma sürecidir. Bağlarımız hiçbir zaman tam anlamı ile kopmaz ancak “yokluk” hali zamanla ve yas tutarak daha dayanılır dengelenmiş hale gelir.

Bir çocuğun hayatta kalan ebeveyni ile vefaat eden ebeveyni hakkında konuşmak istemesi, anılarını paylaşmak istemesi kadar doğal birşey yoktur. Hatta dönemsel anma yemekleri, yaş günlerinde ölüm dönümlerinde anması gibi etkinlikler ile yas süreçleri biraz hafifletilmeye çalışılır. Sen yoksun ama biz buradayız, seni seviyoruz,her zaman bizimlesin demiş oluruz.

Ebeveyn yas sürecinde çocukları için ne yapmalıdır?

Çocuklarını dinlemeli neye ihtiyaçları olduklarını gözlemlemeli

Yaşlarına göre onlarla dahafazla vekalitelizaman geçirebilmeli

Eş hakkında güzel şeyler anlatmalı

Ölen eş hakkında olumsuz duygular bile yaşansa bunlar çocuklara aksettirilmemeli

Duygularını yapıcı şekilde ortaya koyabilmeli

Her zaman konuşarak olmasa bile hareketleri ile çocukları için orada olduğunu belirtmeli

Ben buradayım,bu süreci birlikte geçireceğiz diyebilmeli

Sabırlı olunmalı, çocuğun ihtiyacı olan zaman verilmeli

Başka bir hayat arkadaşını aileye sokmadan önce dengeli bir zamanın geçmiş olmasına ve çocuklara belli bir saygı çerçevesinde yansıtılmasına özen gösterilmeli

Ebeveyn süreç ile başa çıkmayı beceremiyorsa profesyonel yardım almalıdır

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın