Jorge Mayet, 2015
Li Tianbing, 2013, oil on canvas
Yves Marchand & Romain Meffre, choromogenic print
Girjesh Kumar Singh
Jorge Mayet, 2015
Li Tianbing, 2013, oil on canvas
Yves Marchand & Romain Meffre, choromogenic print
Girjesh Kumar Singh
Bugünkü 40 yaş grubunun gençlik dönemlerini geçirdiği, eğlenceden eve giremediğimiz yılların Çeşme’nin unutulmaz discosu. Yarın açılsa çocukları evde bırakıp koşarak gideceğimiz, ayak basacak yer bırakmayacağımız klasiğimiz…
Top Listemiz
Protection-Donna Summer (1982)
Enough is enough-Donna Summer & Barbara Streisand
İt’s raining man- The Weather girls
Holding out for a hero- Bonnie Tyler
Can’t take my eyes of you- Gloria Gaynor
I was made for lovin you- Kiss
First be a woman- Gloria Gaynor
Let the music play- Barry White (klasik kapanış şarkımız)
veeee tabii slowlarımız olmadan asla!
I just died in your arms- Cutting Crew
Hold me now-Johhny Logan (milli damadımız)
Careless Whisper- George Michael
DJ’lerimiz:
DJ Hakan Gündüz: Ne bonjour,ne binboğa,ne altınyunuscuk,everybody kıpır,kıpır zıp,zıp in Disco 9,5
Dans yarışmaları sponsorumuz: Hawaiian Tropic
Gazetecimiz: Yusuf Çınar
İçkimiz: Efes tombul şişe!
Kapıda: APO
Otoparkta: METİN
1946 senesinde John Farrow ve Richard Ball tarafından kurulan İngiltere’nin en rafine boya ve duvar kağıdı markalarından Farrow & Ball, Mayıs ayı itibarı ile Colors and Paints distribütörlüğünde İstanbul’a geldi.
Tarihi mekan ve renklerden esinlenerek oluşturulan renk paleti özel ve sıradışı renk arayan mimarlar için güzel seçenekler sunuyoR.
Birbirinden güzel ve özel 132 renkten oluşan boyalar su bazlı ve ekolojik.
Çözücü içermiyor ve çevreye madde salgılamıyor.
Uygulama tamamlandıktan sonra fırça ve rulolar kolaylıkla temizlenebiliyor, boyayı çıkarmak için başka bir maddeye ihtiyaç duyulmuyor.
Çocuk odalarında, çocuk mobilya ve oyuncaklarında kullanım için özellikle güvenli ve tavsiye ediliyor.
Boya ve duvar kağıdı üretimi sırasında oluşan artıkların %90’ı geri dönüşümde kullanılabiliyor.
Colors & Paints, Nispetiye mahallesi, Aytar caddesi, Başaran apt. No:22/A, D:6, 1.Levent İstanbul T: 212-3252700
Dinleyici sorusu: 13 senedir bir ofiste çalışıyorum. İşimin sıkıcı ve faydasız olduğunu düşünüyorum. Teslim olmayı öğrendim ancak işimi değiştirmek istiyorum ancak nereye başvuracağımı bilmiyorum. Bana coşku ve mutluluk verecek, hayatıma anlam katacak işi nasıl bulabilirim?
Eckhart Tolle: Peki, öncelikle olduğun yerden uzaklaşmak yerine nerede olduğunla başla. Her zaman önce şimdiki zamanla başlarsın. Teslim olduğunu söylüyorsun ancak gerçekten yeterince teslim oldun mu? Tavsiyem, her sabah işine gittiğinde düşüncelere dalmaktan ziyade içinde bulunduğun ana odaklan, yolculuk sırasında şimdide ol, işine varınca şimdide ol, işini yaparken tek tek işlerini hallet, böylece içinde bulunduğun yere geniş alanlar vereceksin,bu belki birkaç saniye bile sürebilir. Telefonlarını yaptıktan sonra derin bir nefes al, öğle yemeğine çıkarken yemeğine odaklan, fark et, böylece normalde sıkıcı olarak ifade edebileceğin şeyleri şimdiki anına bir fon/arka plan olarak kullan. Böylece yaptıklarından bir tatmin olma beklentisi içine girmeyip yaptıklarına bir farkındalık getirmiş oluyorsunuz. Yani iş durumunuz bir kanvas halini alıyor, şimdiki zamanı deneyimlemeniz için bir mazeret oluyor. Sıkıcı bir işiniz olmasından dolayı şanslısınız çünkü şimdide kalmayı deneyimleyebiliyorsunuz, oysa ki sizi tüm gün tetikte tutan stresli bir işiniz olsa bunu deneyimlemek daha zorlaşırdı. Hayatın size sunduğu sıkıcı işiniz dolayısı ile bilinen anlamda ilgi çekici bir hale değil ama özel bir şekilde ilgi çekici hale getirmektesiniz. Borsada deli gibi çalışanlardan değilsiniz, ancak aranızda borsacı varsa ve bana soru sormak isterse buna da vereceğim farklı bir cevap bulunuyor.
Farkındalıkla işinizi yaptığınız zaman hoşnutsuzluğunuz yok olur. Teslim olmayı çalıştığınızı belirtmişsiniz ancak hoşnutsuzluk varsa tam teslimiyet yoktur. Hala başka yerde olmayı düşünürsünüz. Ya da zihniniz sizinle konuşur: “13 yıl oldu, emekliliğe daha kaç sene var?” der, siz de emeklilik hesaplarınızı yapmaya başlar geçmiş ve gelecekte kaybolursunuz. Bu sırada da şimdiki zamanda olma şansını kaçırırsınız, çünkü zihniniz size “şu an yeterince ilgi çekici değil” der. Şimdiki zamanla bütünleşebilirseniz yaptığınız rutin aktiviteler içinde bile kendinizi daha canlı hissedersiniz. Hayatınıza canlılık girer. İşte genelde o zamanlarda hayatınıza değişimler girer. İçinizde bulunduğunuz duruma karşı içten gelen “hayır” sesine karşı gelip anınıza odaklanırsanız enerji doğar ve büyür, enerji içinizden akmaya başlar. Bu yüzden bu enerjiye “şimdinin gücü” derim, bu hayatın enerji kaynağının kendisidir. Bu enerji önce rutin aktivitelerinize akar, sonra çalışma arkadaşlarınızla iletişiminize geçer, iletişiminiz farklılaşabilir, bazı arkadaşlarınız bunu fark edebilirler ve zamanla evren farklı bir farkındalık bilinci içinde olduğunuzu algılar ve değişimler hayatınıza girer. Ya bir etkinlikte, ya tesadüfi bir karşılaşmada, ya bir sabah aklınıza gelen bir fikir veya fark ettiğiniz birşey, ya da birden bir felaket de olabilir, çalıştığınız firma batabilir, herkes işini kaybeder ve wow birden özgürsünüzdür! Ama zaten içsel olarak özgürleşmiştiniz. Değişimin hayatınıza ne şekilde geleceğini bilemeyiz. Ancak artık içsel özgürlüğünüz için dışsal unsurlara bağlı değilsinizdir. Hayatınıza yeni birşey girmese bile farkındalığı deneyimlemeye devam ederek bu evrendeki amacınızı bu şekilde tamamlamış olurdunuz.
Şimdiki zamanı deneyimlemek bir bitiş değildir, “tamam çalışırım ama 6 hafta içinde birşey olmazsa bunu çalışmayı bırakırım” diyerek bu deneyimi yaşayamazsınız.
Örnek vermem gerekirse; Evinin önünde okyanus manzarasını kapatan bir tepe bulunan bir bayan vardır. O tepe evinin önünde olmasa evinin değeri çok daha fazla olurmuş. Bu kadın birgün kiliseye gitmiş, orada papazın dedikleri ilgisini çekmiş: Bir hardal tanesi kadar inancın varsa bu tepeye söylersen buradan şuraya senin için hareket edecektir. Peki der, madem öyle bu tepenin yer değiştireceğine inanacağım ve yarın sabah perdelerimi açıp neler olduğuna bakacağım der. Sabah olur, perdelerini açar ve tepe hala oradadır. “olmayacağını biliyordum” der.
İşinden sıkılmış herkes bu durumunu ruhsal bir deneyim, bilinçli bir deneyim haline getirebilir.
İçinden sıkılmak demek aynı zamanda sizi motive eden, sizi kamçılayan birşey olmaması anlamına gelir. Canlılığınız kaybolmaya başlar, işiniz rutinleşir, feriniz söner, düşüncelerinize hapsolursunuz. Bu kişileri gördüğünüz zaman bunlar kabullenmiş, teslim olmuş değillerdir, sadece düşüncelerinin ötesine geçememişlerdir.
Alaçatı’nın ennnnnnn güzel kahvaltı mekanı “Tarla Alaçatı” ile tanışma vakti!
Yeşillikler arasında bir doğa harikası burası.
Lara ve Vito Abuaf çifti Nisan ayında kurumsal hayatlarına nokta koyup 20 dönümlük aile arazisinde güzel bir konsept yaratmak üzere yola çıkarlar. Lara otelcilik sektöründe ve aslen peyzaj mimarı olan Vito kuyumculuk işindeymiş. Nisan ayında araziye ayak basıp mevcut binaları ihtiyaca cevap verecek şekilde renove edip, müşterilere açılacak yeşillik alanları düzeltip Haziran ayı sonunda müşterilerine nefis bir kahvaltı mekanı yaratırlar.
Domates, salatalık, nane, kekik, limon, portakal, zeytin, kabak, patlıcan, semizotu, incir ve ceviz yetiştirirler, hepsinden kahvaltılık malzemelerde faydalanırlar. Bahçenin bir kısmında yer alan kümeste tavukların yumurtaları da çabası. Tavuklar kahvaltı esnasında masaların arasında tur atarlar.
Bağları da mevcut, seneye ilk şaraplarını üretecekler.
Palmiye yetiştiriciliği de yapıyorlar.
Keyifli aydınlatmalar ve dolaplar kendi tasarımları. Şu anda mutfak olarak kullanılan alan, eskiden tek evmiş, kahvaltı servisine geçince evin büyük bir bölümü mutfak haline çevrilmiş.
Kahvaltıda sundukları nefis bir poğaçaları var! Lavantalı ve portakal kabuklu zeytin değişik bir damak tadı sunuyor. Anne yapımı portakallı incir reçeli yenmezse olmaz!
Ortasında yumurta olan humuslu ekmekler, hellimli sosisli yumurtaları ve gözlemeleri şu anda en beğenilen kahvaltılıklarından.
Kocaman bir alanın küçük bir bölümünü kahvaltı alanı olarak kullanmayı tercih etmişler, sebebi ise herkesle bizzat ilgilenebilmek ve bir aile ortamı yaratmak. 35-50 kişi arası ağırlıyorlar.
Ağustos ayında geceleri özel gruplara açıkhava sineması etkinliği başlamış 🙂
Saat 09:00-15:00 arası açık olan mekana daha geç gidecek olursanız mutlaka önceden haber vermeniz gerekiyor.
Harika bir haber iseAğustos sonu akşam yemeği servisine de başlayacak olmaları. Ancak bir özellikleri olacak! Her akşam tek ve farklı bir menü çıkacak! Böylece lezzetten ödün verilmeyecek.
Tarla Alaçatı, Alaçatı mahallesi, Kerimoğlu Küme evleri, No:15
tel: 232-7167514 & 532-4463061
instagram/tarlaalacati
facebook/tarlaalacati
Nasıl gidilir?
Bir kere Alaçatı’nın merkezinde olmadığı ve doğanın içinden geçtiğiniz yollardan buraya ulaşacağınız için arabasız gidilmiyor.
Kartopu çamaşır yıkama fabrikasının yanından giriyorsunuz. Zaten Tarla Alaçatı levhasını göreceksiniz. Yol boyunca ama sık olmayan aralıklarda yine levhaları göreceksiniz.
Sanırım 4-5 dakika kadar gittikten sonra aşağıdaki yol ayrımına geliyor ve buraya sapıyorsunuz.
Toprak yollardan devam ediyorsunuz
ve sağ yanınızda kapısını görüyorsunuz!
Cennete hoşgeldiniz!
Alaçatı’nın arka sokaklarından birinde karşımıza çıkan Morro Papazın evi butik otelinin ismi ilgimizi çekince hemen bir ziyaret edelim istedik.
4 odalı butik otel aileden kalma bir yapı, yıkılmaya yüz tutmuşken tadilata girerek bu yaz hizmete girdi. Tüm sıvalar, tüm zemin kaplamaları sökülerek binanın orijinal hali ortaya çıkarıldı.
Otelden odalara çıkan merdiven adeta bir mağara içindeymişiz hissini veriyor. Otelin kendine ait bir kavı mevcut, pek yakında şaraplarla donatılarak hizmete girecek.

Otel 12 ay hizmet verecek. 8 numara olarak geçen şömineli oda tavsiyemiz.
Otelin altında “Ağan bey” isimli bir mağaza mevcut. Otel sahipleri zeytincilik ile uğraştıklarından bu mağazada zeytinle ilgili herşey satılacak, yağ,sabun, porselen vs. Yakın zamanda porselen boyama eğitimi de verilecek.
Otelin altında yakında “Papazz restorant” açılacak ve Ege mutfağından seçkiler sunacak.
Rezervasyon için:
İffet Dağlı 533 3866016
Zeynep Samanlı 546 7487620
Yeni mecidiye, 3046 sokak 17/1, Çeşme, 35937 Alaçatı
Hacımemiş mahallesinin en sonunda Dutlu Kahve’nin karşısında yer alan Hacı Memiş Palas, 2014 yazında açılmıştı. 4 odalı, çift kişilik yataklı butik otelin dekorasyonu otelin de aynı zamanda sahibi olan Haldun Demirhisar’ın mimarlık ofisi ve sanat galerisi “Heavenly Made” e ait. Mümkün olan en doğal hali ile korunmuş otel, sade fakat retro bir stilde döşenmiş.
Otelin altında bir butik, oldukça popüler bir bar haline gelen “Halt” ve arka bahçesinde yer alan resto-bar “Köyün Delisi” mevcut. Daha önce Alaçatı Marina içinde yer alan Deli Deli’den sonra şimdi de Hacı Memiş köyü içine geçtikleri için “Köyün Delisi” ismi verilmiş.
Otelin altında bar, arkasında resto bar bulunduğu için oldukça canlı, kanlı, hareketli bir mekan, dolayısı ile genç müşterilere, eğlenmek isteyen, geç yatan ve gürültüden rahatsız olmayan müşterilere tavsiyemdir.
Otelin en büyük odasını gezdik. Hemen dikkatimizi çeken noktalar plak çalar ve daktilo oldu. Plak çalar gayet güzel çalışıyor ve not defteri yerine yine çalışan daktilolara notlarınızı alabiliyorsunuz. Odanın balkonu Haci Memiş sokağına bakıyor dolayısı ile mahalledeki tüm aksiyona hakimsiniz. Kapıların altındaki fare yeniği gibi delikler aynen bırakılmış. Zemindeki masif parkeler bir harika!
Banyo armatürleri Bocchi Burlington serisi ve hemen dikkat çekiyor.
Duvarlardaki panjur kaplamalar restorantın havasını veriyor.
Resto barda şu anda Bennu Gerede‘nin Semiha Berksoy ‘un oldukça dikkat çeken sergi resimleri yer alıyor.
Halt’ın işletmeciliğini Mia Casa’dan tanıdığımız Mert Mısırlıoğlu yapıyor.
Otelin arka bölümünde yer alan geniş açık alanda bir tasarımcı satış alanı yapılacak, herkes gelip istediği tasarımlarını satabilecek. Pek yakında…
Rezervasyon için Esra Çan 543-9128330
hacimemispalas@gmail.com
232-716 0156 (otel ve Köyün delisi için rezervasyon numarası)
Alacatı Mah., 2012 Sok. No:54, 35950 İzmir
Boğazkesen caddesi son yıllarda dükkanları, sanat galerileri, cafeleri ve Çukurcuma’ya bağlantısı sebebi ile çok işlek ve popüler bir yer haline geldi.
Bu cadde üzerinde bulunan 1820 senesinde inşa edilmiş Fransız Saint Joseph yetimhanesi binası meğer 41 senedir Kemal Cinbiz‘in kartonpiyer atölyesiymiş…
Fransızlardan kiraladığını söylediği bu muhteşem binada Kemal bey yıllar içinde yaptığı işlerin modellerini, eski yapılardan toparladığı eski kartonpiyer parçaları burada toparlamaya başlamış ve henüz ismi olmayan bir kartonpiyer müzesi haline getirmiş.
Zanaat Atelyesi yurtdışı basınından da ilgi görmüş ve Mayıs ayında Alman kanalında yayınlanmış.
Kısa bir süre önce de bahçesine bir cafe açmış, cafeyi çocukları işletiyor.
Cafe’ye dolayısı ile atelye ve müzeye giriş Boğazkesen simit fırının sağında kalıyor. Müzeyi istediğiniz gibi gezemiyorsunuz, Kemal Cinbiz müsaitse sizleri gezdiriyor ve parçalar hakkında bilgi veriyor. Zaten Kemal bey ile sohbet etmek, 40 senelik geçmişini dinlemek çok keyifli bir deneyim.
Kemal bey toplu işler almıyor, ancak saray restorasyonu, yalı, köşk, özel evlerin kartonpiyer işleri ile ilgileniyor ve bir sanatçı titizliği ile işini icra ediyor.
Şimdi müzeye giriyoruz:
Alçıdergi dergisinde yayınlanan röportajı:
Cafe saat 09:00’da açılıyor, kahvaltı ve ev yemekleri mevcut. Bahçesinde domates, salatalık yetiştiriliyor ve tavuklarından taze yumurta alınıyor. İstanbul’un göbeğinde evinizin bahçesi konseptinde son derece doğal, ağaçlar içinde sessiz ve huzurlu bu cafede sükunet içinde çalışabilir, çok keyifli bir gün geçirebilirsiniz.
Kemal Cinbiz hakkında araştırma yaparken Rita Ender’in “Kolay Gelsin” isimli kitabına rastladım, kitap İstanbul’da farklı mesleklerden eski İstanbullular tarafından bilinen kişilerin öykülerini anlatıyor. Kemal usta da bu kitapta yer alıyor.
Zanaat Atelye, Boğazkesen caddesi, No:161, Beyoğlu-İstanbul (Tel: 212 249 80 75)
Sancaklar Camii, Büyükçekmece Toskana vadisinde yer alan 2013 senesinde tamamlanmış Emre Arolat Architects tarafından yapılmış bol ödüllü camii projesidir.
Camii, modern dinsel yapılar açısından mutlaka görülmesi gereken bir yapı. Detaylarını mimar Emre Arolat’ın dilinden dinlemek en güzeli.
Caminin yapım süreci güzel bir video çalışması ile belgelenmiş.
Sancaklar Camiisine arabasız gitmek biraz güç, ancak nasıl gidilir diye test ettik. Araçsız olanlar için en kolay yol öncelikle Zincirlikuyu metrobüs istasyonundan “Beylikdüzü” tarafına metrobüse binerek “Hadımköy durağında” inmek. Yoculuk 55 dakika kadar sürmekte. Bu duraktan Yenibosna yönünden gelen 418 hat numaralı özel halk otobüsü veya Avcılar’dan gelen HT-18 hat numaralı İETT otobüsleriyle Fatih üniversitesi durağında iniyorsunuz. Yolculuk 30 dakika sürmekte. Bu duraktan sonra topuğa kuvvet camiye yürümeniz gerekiyor. Yürüyüş te 20-25 dakika kadar sürüyor. Engelli, yaşlı veya hasta iseniz bu yürüyüşü hiç tavsiye etmiyoruz, kesinlikle uygun değil. Bu konuda Büyükçekmece belediyesinin bir an önce servis kaldırması veya o yoldan otobüs veya dolmuş geçirmesi bir ihtiyaçtır.
Misafirlerinizi, yurtdışından gelen mimariye meraklı çevrenizi bu camiiyi görmeye mutlaka getiriniz.
Adres: Karaaç Mh. Sırtköy Mevkii, Sancaklar Camii, Büyükçekmece/İstanbul
11 Haziran tarihinde Pera Müzesinde Jacky Klein ile Grayson Perry üzerine bir söyleşi düzenlendi. Kendisi ile çalışmış olan birisininden sanatçıyı dinlemek çok hoş bir deneyim oldu. Jacky Klein, 2013 senesinde Grayson Perry üzerine bir kitap yayınlamıştır.
Grayson Perry, Damien Hirst ve Tracey Emin gibi İngiltere’nin en popüler sanatçısıdır. TV ve radyo programlarında kendi showunu sunmuş olduğu için de sanat dünyası ve halk arasında çok ünlenmiştir.
2003 senesinde dünyanın en prestijli ödüllerinden Turner ödülünü almıştır.
2014 senesinde Commander of the order of the British Empire ödülünü almıştır.
Royal Academy Kulübüne seçilmiştir.
Times dergisinde köşe yazmaktadır.
Seramik, baskı, heykel çalışır. Asistanları yoktur, işlerini tek başına çıkarır.
2 yatak odalı yazlık bina tasarımı Gingerbread House ilk mimarlık denemesi olup farklı cephesi ile çok ses getirmiştir.
I saw this vase and thought it beautiful,then I looked at it: Vazo, teyzesinin arkadaşının yorumuna istinaden ismlendirilmiştir. Ancak üstündeki yazılar saldırgan ve kışkırtıcıdır.
Çoğu modern sanat eserlerinden farklı bir tarzı bulunmaktadır. Soyut değildir, daha duyguludur. Oldukça “İngiliz” bir sanatçıdır yani: Çalışırken BBC radio 4 dinlemektedir, hergün Guardian gazetesi okumaktadır ve çevresinden ilham almaktadır.
Eserlerinde sınıf, kimlik, politika, seksüalite ve güzellik gibi konuları işlemektedir.
SINIF: 1960’da Essex İngiltere’de doğmuştur. Burası 80’li yıllarda işçi sınıfı yoğun bir yer idi, kadınların sarı saç ve beyaz topuklu ayakkabılar ve yanık tenle dolaştıkları erkeklerin ise hoş arabalar içinde gezdikleri bir yerdi. Çalışmalarında kendiyle ve çevresi ile kinaye, espri ve dalga geçme görülür. Thatcher döneminde büyümüş olması sebebi ile kitlesel işsizlik ve endüstriyel gelişmelere şahit olmuştur.
15 metrelik Walthamstow halısında insan hayatının 7 dönemi ve o dönemlerde karşımıza çıkan markaları işlemektedir.
6 halısı ahlaki mesaj veren bir hikaye anlatmaktadır. Batı-hristiyan uygarlığının bir boyutunu ele almaktadır. 2 halı işçi sınıfını, 2 halı orta sınıfı, 2 halı ise üst sınıfı tasvir etmektedir. Karakterler gerçek hayatta tanıdığı kişilerden yaratılmıştır.
DİN VE İNANÇ:
Anne ve babası boşanırlar. Anne gerçekten sütçü ile kaçar. Bu sebeple klişelere karşı çok ilgisi vardır. Üvey babası çok agresif olup Grayson ile anlaşamazmış. Ne annesini ve kendisini anlamazmış. Ayısı Alan Miesels’ı (Alan: komşusunun oğlu,yakın arkadaşı, Measles: kızılcık hastalığı) hayal dünyasının kahramanı, diktatör olarak anlatmaktadır. Zamanla ayı imgesi çalışmalarında daha çok yer almıştır.
“hepimiz hayal dünyamızı kendimiz doğururuz” demiştir.
PSİKOTERAPİ:
1998’de psikoterapiye başlamış 6 sene görmüştür. Çok sık depresyona girmektedir, karısı aslında psikoterapisttir.
Bu seanslarını: “birisi zihinsel alet kutuma gelmiş ve düzenlemiş gibi istediklerimi daha rahat buluyorum” olarak tanımlamıştır.
Golden Ghost vazosunda yüzlerce mezar görülmektedir. Fakirlik, savaş, iyi durumda olan insanlar ve çocukların çektiği zorluklara odaklanır.
Mutlu bir evliliği olan adam neden kadın kıyafeti giysin?
Kadın kıyafetlerini 12 yaşında ilk olarak kızkardeşlerinin bale kıyafetlerini giyerek başlıyor. Giydiğin kıyafetlere en uygun isim bu diyerek “Claire” adını bir kız arkadaşı veriyor. Bu kıyafet giyme işini sanat olarak yapmıyor, bu kendi gerçeği. Bir kadın olmak istemiyordu ancak kadınların aldığı ilgiyi istiyordu, çocukken bu ilgiyi hiç deneyimlememişti ve derin bir kadın ilgisine ihtiyacı vardı.
Londra’daki galerisinde bir sergi açtı, sergiye kadın kılığında geldi.
“kadın kılığında girmek komik ve absürd olabilir, kabul görmeyebilir, ama böyle bir dürtü ile yaşayın bakın, ne kadar da komik olmadığını göreceksiniz” dedi.
Rezil olmaktan ve demode olmaktan korkmayan Perry bu sebeple herşeyi denemeye açık bir sanatçı olarak tanınmaktadır.
Map of an Englishman: Psikoterapisinin sonucunda bir otoportre gibi ortaya çıkmıştır. Beynine benzemektedir ve karısı ile birlikte kelimeleri dökmüşlerdir.
Map of days: Surlarla çevrili şehir. Surların içi kendi içimiz olup dışarıdan içeriye girenleri ve içeriden dışarıya çıkanları yansıtır.
SERAMİK
İngiltere’de seramik sanat dünyasında 2.ve 3. sınıf bir malzeme olarak algılanmaktadır. Bu sebeple eserlerinde seramik kullanması şaşırtıcı bulunmaktadır. Çalışmaları güzel sanatlar ile zanaat arasındaki ince çizgide gider gelir. Seramik malzemesini seçimi moda olmamasından kaynaklı olabilir.
17. yy İngiliz çömlekçiliği, Afgan duvar halıları, İslam çömlekçiliği, kitaplarda gördüğü seramikler ilham kaynakları olmuştur. Görsel ilhamları yanında çok okur ve edebiyattan da esinlenir. Şair Philip Larkin‘i , Tanizaki’nin In praise of shadows eserini sever. Düzyazı, biyografi ve tarih okur.
Aşırılık ve devrimciliği sevmez. Yavaş ve kademeli değişimleri sever.
Eserlerinde kitch unsuru bulunmaktadır. Fakat bu onun için olumsuz değildir. Esprili bir şekilde eleştirir, işçi sınıfı ile dalga geçerken aslında kendi ile dalga geçer. Zevkler, toplumsal bağlama göre iyi veya kötü olarak tanımlanır der. Eserleri, birçok eserden daha az açıkuçlu olarak tanımlanır.
Amsterdam Rijks müzesinde yer alan bu bebek evlerindeki detaylar dönemin ev hayatı ve halkın alışkanlıkları hakkında oldukça detaylı bilgiler vermektedir.