Vile Bodies

white-rabbit-sydney

Sydney White Rabbit Galerisinde yer alan “Vile Bodies” sergisi 9 Eylül 2016- 5 Şubat 2017 tarihleri arasında gezilebilir.

whiterabbitcollection.org

vile-bodies-1vile-bodies-2

Büyük Duvarın (Çin seddi) ardındaki bakir topraklarda bir zamanlar elleri pençeli ve mavi tenli insanlar, tek bacaklı cüceler, kaplan dişli kadınlar ve 4 yüzgeç üzerinde yürüyen balık adamlar gezerlerdi. Bu değişim geçirmişler ve canavarlar medeniyet için tehlike yarattıklarından belli bir mesafede tutulurlardı. Öte yandan baştan çıkarıcı, çekici ve inkar edilemez idiler.

Sebebi ise “biz” olmaları idi.  Korkutucu formları, çılgın davranışları, hatta mucizevi güçleri hepimizin içinde yer alan vahşiliği ifade etmekteydi. Bizim kendi içimizdeki bataklık canavarlarına şekil vermekteydiler, ilkel korkularımız ve hayallarimiz, zevk ve eksantrikliklerimiz, standart derimizin altındaki böcekler ve defolar idiler.

Canavarlar tehlikeli olabilirler. Çin tarihine bakılınca onlara özgür idare vermek felaketi davet etmektir. İçimizdeki alçaklığın zaptedilmesi gerekmekle birlikte bastırılamaz. Mavi tenlileri ve balık adamları uzaklaştırabiliriz ancak kısa sürede maymun adamlar, tepe gözler, klonlanmış koyunlar ve mutasyona uğramış virüsler onların yerini alırlar. İçimizdeki değersizlik her zaman şeytani değildir. Vile Bodies sergisindeki sanatçının gösterdiği gibi çok güzel hatta muhteşem olabilir. İçimizdeki canavarları ve yarattığımız canavarları inceledikçe insanın resmini büyütmüş oluruz.

vile-bodies-3

Zhang Dali, d.1963, Harbin

Zhang Dali’nin kurban edilmiş cesetler gibi bağlanmış ve asılmış çıplak bedenleri, ailelerinin ve köylerinin güvenliğini bırakarak Çin’in hızla büyüyen şehirlerinde iş arayan köylüleri temsil etmektedir. Çoğunun koşulları aynı kalır: fakir, evsiz ve sivil haklardan yoksun.Sanatçı; “Kimse onlara yardım etmeyecektir” der. Ancak kime daha fazla acıdığını bilmemektedir: Bu cesur ama çaresiz başıboşlar mı, yoksa onlara karşı birleşen şehirlerdeki hayvan toplulukları mı…

vile-bodies-4vile-bodies-5vile-bodies-6vile-bodies-7vile-bodies-8vile-bodies-9vile-bodies-10vile-bodies-11vile-bodies-12vile-bodies-13vile-bodies-14

 

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | Yorum bırakın

EFT ile yeni müşterileri çekmek

eft-noktalari

Bazen oldukça zor dönemlerden geçeriz. Kendi başımıza gelenler, çevremizde olan bitenler bizleri olumsuz duygulara, ümitsizliğe, negatif düşüncelere sevk eder. Olumsuz düşündükçe bunlar içimizde yer eder, sanki herşey daha da kötüye gidecek gibi yerleşik inançlar geliştirmeye başlarız. Bu inançlar yer ettikçe de aksi gibi olumlu olayları, durumları görememeye başlarız. Halbuki hayat olumlu ve olumsuzun içiçe geçtiği bir akış ile ilerler. Neyi aşıp aşamadığımız kendi karakterimiz, içimizde barındırdığımız korku ve kaygılarla doğru orantılıdır. Bu gibi zorlandığımız zamanlarda başvurabileceğimiz enerji yükseltici araçlardan bir tanesi EFT tekniklerini uygulamaktır.Bunun için mutlaka bir eğitim almamız gerekmez. Kendi evimizde bilgisayarımızın karşısında veya kitabımız eşliğinde EFT tekniklerini kolaylıkla uygulayabiliriz.

EFT, önce içimizdeki korkuları, kaygıları, engelleyici inançlardan oluşan blokajları ifade etmemizi ister. Daha sonra da bu inançların yerine olumlamalar koyarak enerjimizi yükseltir. Bu teknikleri düzenli olarak uyguladığımız zaman daha çok olumlu düşünmeye başlar ve dolayısı ile hayatımızda olmasını istediğimiz güzel olaylara yer açarız.

İçinden geçtiğimiz bu belirsizliklerle dolu dönemde hepimizin iş hayatımızdaki ihtiyacı hizmet verebileceğimiz müşteriler edinmektedir. Ekonominin seyri, kapanan işler, geri çekilen yatırımlar, terör, olumsuz haberlerle dolu TV programları bizleri aşağı çekmekte geleceğe ümitle bakmamızı engelleyen araçlar olarak önümüze çıkmaktadır. Olumsuz duygularımızla kolektif bilince katkıda bulunup olumsuzluğu arttırmaktayız. Her ne kadar bazen iyi düşünmek, güzel hedefler koymak inandırıcı gelmese de yaşam enerjimizi yüksek tutmak ve ekonomiye katkıda bulunmak adına bunu yapmaya ihtiyacımız var.

Her sabah işe giderken veya akşam yatmadan önce dinlerken uygulayabileceğimiz videolar ile yeni müşterileri kendimize çekmek için enerjimizi yükseltebiliriz. Bu videoları yaptıktan sonra geri çekilip beklemek işe yaramayacaktır, ancak uygulamaları yaptıkça aklınıza yeni fikirlerin geldiğini, eksiklerinizi görebildiğinizi, farklı hizmet şekilleri düşünebileceğinizi ve birşeyler yapmak için daha enerji dolu olduğunuzu göreceksiniz. Herşey gibi bu da biraz sabır ve fazlaca istek gerektirecek ama gelişmeleri göreceksiniz.

EFT ile yeni müşteriler çekmek videosu uygulaması:

KV noktası: Şu anda yeterince müşterim olmamasına rağmen, EFT ve evrensel yasalar aracılığıyla yeni müşteriler edinebileceğime inanmayı seçiyorum.

Şu anda yeterince müşterim olmamasına ve yeni müşteri kazanmanın zor olmasına rağmen, EFT ve evrensel yasalar aracılığıyla yeni müşteriler edinebileceğime inanmayı seçiyorum.

Şu anda yeterince müşterim olmamasına, çok çalışmama ve hiçbir şeyin işe yaramamasına rağmen, EFT ve evrensel yasalar aracılığıyla yeni müşteriler edinebileceğime inanmayı seçiyorum.

TN noktası: Yeterince müşterim yok.

KB: Yeni müşteri edinmek çok zor.

GY: Zaten yeterince çalışıyorum

GA: Ama hiçbir şey işe yaramıyor gibi

BA: Şu anda özellikle zor bir dönem

ÇÜ: Özellikle bu ekonomik ortamda

YK: İnsanlar benim hizmetlerimi almak istemeyecekler

KA: İnsanların başka öncelikleri var

Bilekler: Müşteri kazanmak çok zor

TN: Ne yaparsam yapayım müşterileri çekemiyorum

Derin bir nefes alın, içinizde yüzeye çıkan duygulara bakın, bunları ifade ettiğiniz için rahatsızlık veren duyguların yüzeye çıktığını hissedebilirsiniz, bu duygular hafifleyinceye kadar bu uygulamayı tekrar tekrar yapabilirsiniz.Hafifledikten sonra olumlamaya geçebilirsiniz:

TN: Yeni müşterilere açık olmayı seçiyorum.

KB: İçimde yeni müşterileri nasıl çekeceğime dair bir bilinç mevcut

GY: İlham hissetmeye başladım

GA: Yaratıcı, güçlü fikirlerden ilham almaya başladım

BA: Evren bana ilham veriyor

ÇÜ: Evren benim aracılığımla mükemmel yollardan çalışıyor

YK: Evren yeni müşterileri nasıl çekebileceğimi biliyor

KA: Hizmetlerime ihtiyaç duyan insanlar/kurumlar var

Bilekler: Hizmetlerime, yardımlarıma gerçekten ihtiyaçları var

TN: Onları çekmeye açığım

KB: Hizmetlerime gerçekten inanıyorum

GY: Hizmetlerimin değerli olduğuna inanıyorum

GA: İyi bir x (burada X yerine hangi hizmeti veriyorsanız onu ifade edin) olmak için gerekli şeylere sahip olduğuma inanıyorum

BA: Evren gerilemeye/iktisadi durgunluğa dair hiçbir şey bilmez

ÇÜ: Sadece neye inanırsam onu bana geri yansıtır

YK: Şimdi zihnimden

KA: Tüm eski inanışlarımı, kaygılarımı, güvensizliklerimi, korkularımı yok etmeyi seçiyorum.

Bilekler: Bu duyguların üzerimde hiçbir etkilerinin olmadığını teyid ediyorum

TN: Evren şimdi benim içimden akıyor, enerjim şimdi evrene karışıyor ve yardımcı olacağım yeni müşterileri kendime çekiyor.

Derin bir nefes alın. Kendinizi iyi hissedinceye kadar tekrar baştan yapın.

Konuyla ilgili uygulayabileceğiniz bir diğer harika videoyu da aşağıdaki yazımda bulabilirsiniz:

Müşteri mıknatısı olmak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Meesterlijk design event 2015

Kasım ayının yağışlı ve puslu havasında Amsterdam’da yapılacak en keyifli etkinliklerden birisi bitmeyen tasarım sergilerini ziyaret etmektir. Bunlardan bir tanesi Westergas fabrikasında yer alan etkinlikti. Yüksek tavanlı, orijinal hali korunmuş harika binalar içersinde gerçekleşen geri dönüşümlü malzemelerden üretilmiş teşhir standları, pozitif bir atmosfer içinde, alışılmışın dışında bolca kadın tasarımcının da yer aldığı, güleryüzlü insanlarla dolu etkinlikten kareler:

westergasfabriek (1)

westergasfabriek (3)westergasfabriek   westergasfabriek (4)westergasfabriek (2)SintLucas Pien Findhammer & Yvonne Aukema / SintLucas

marko.bakovic

Marko Bakovic- Gerrit Rietveld Academie

lace-plate Lace Plate by Inge Becka

judith-bloedjes (2)

judith-bloedjes (1)Tasarımcı Judith Bloedjes, takı ve vazolar için çiçek tutan seramik objeler tasarlamakta.

http://www.judithbloedjes.nl

metalbird (1)metalbird (2)Metal kuşlar, yüzünüzü gülümsetecek bahçe aksesuarları olarak tanımlanıyor.

http://www.metalbird.nl

ruth-visser (1)ruth-visser (2) Ruth Visser, döşeme işine 1991’de başladı. Norveç’te bir çiftlikte marangozluğu sevdiğini fark edip eğitim almaya karar vermiş ve marangozluktan döşemeye geçmiş.

http://www.ruthvisser.nl

baukje-scheppinkBaukje Scheppink, 1980’den beri kaligrafi ile ilgileniyor.Kitap ve sanatseverler, mağazalar, müzeler müşterileri arasında.Formal ve geleneksel eğitim almış, ancak kendisi aynı zamanda modern çalışıyor.

http://www.baukje.nl

wow!glass WOW!Glass                     http://www.wowglass.nl

tegula Tegula, özel imalat seramikler. Belçika’da el işçiliği bitmek üzere. El yapımı seramik üreten bir usta bu işini Patricia Gheysens’e devrediyor ve bunun eğitimini kendisine veriyor. Patricia seramik restoratörü, ayrıca kendi serisini de üretiyor.

http://www.tegula.be

frida.van.der.poel Frida van der Poel, mobilya tasarımcısı / dolap: tutti frutti

http://www.galeriezone.nl

woodybag

WOODYBAG,        www.woodybag.org

mushroom-lampMushroom, Rusula Linea, Atelier Arnout Visser

http://www.arnoutvisser.com

royal-leerdam-crystal Royal Leerdam Crystal                             www.royalleerdamcrystal.nl

mooi-keramiek Mooi Keramiek, Rita Spaan Klauss

Doğadan fotoğraf çekip bu görselleri seramiğe taşıyan Rita Spaan 25 yıldır bu orijinal üretim üzerinde çalışıyor.

http://www.mooi-keramiek.nl

lamp-zuid Lamp Zuid, cedille by Francoise Ooswegel

http://www.francoiseoostwegel.nl

kappennow

KAPPENNOW                     http://www.kappennow.com

daniel-moesker-jewelleryDaniel Moesker Jewellery                         http://www.danielmoesker.com

Gelecek etkinlik: www.meesterlijk.nu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amsterdam içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi – Bert Hellinger ile soru cevap

bert.sophie.hellinger

Kasım 2015’te gerçekleştirilen seminer programında Bert-Sophie Hellinger çifti izleyicilerden gelen soruları cevapladılar:

  1. İzleyici sorusu: Benden önceki 3 jenerasyon şizofreni mağduru oldu. Ben 4.jenerasyonum. Bu hastalıktan çok korkuyorum. Kendimi güvensiz hissediyorum. Ne yapabilirim?

Bert Hellinger: Şizofrenide ailede cinayet var demektir. Bu cinayet birkaç nesil geçmişte de olabilir. Çözümü: Suçlu ve kurbanın birbirlerine el uzatmalarıdır. O zaman şizofreni sona erer.

Eğer birisi gelip benim ailemde şizofreni var derse o zaman bunu söyleyen kişi ile hiçbir zaman çalışmam. Çoğunlukla bunu söyleyen annedir. Başka bir insan ile çalışırım. Genelde ailemde şu veya bu var diyen kişi ile çalışırım. Ve cinayeti işleyenin ve kurban olanın kim olduğu netleşirse onları karşılaştırırım ve birbirlerine giden yolu bulurlar. Birbirlerine ulaştıkları zaman şizofreni sona erer.

İlginç olan şey, şizofreni hastaları olan çeşitli kliniklerine davet edilmekteyim ve evet geliyorum dediğim zaman hiçbir klinik beni davetini yinelemedi. Gelmemden korkuyorlar. Çünkü böyle kliniklerde çalışan doktor ve yetkililerin çoğunun ailelerinde şizofreni bulunmaktadır ve eğer birisine yardım ettiğim taktirde klinikte bir daha yerlerinin kalmayacağını düşünüyorlar. Bir ailede eğer bir kişi şizofrenik ise o zaman ailenin diğer tüm üyeleri kurtulmuştur ve şizofreni belirtileri göstereceklerine dair korkmalarına gerek yoktur.

  1. İzleyici sorusu: Epidural anestezi altında doğum yapan bir anne ile çocuğuna bu durum nasıl etki eder?

Sophie Hellinger: Annenin göbeğinin altından itibaren tüm enerji alanı rahatsız edilmiştir. Çocuk için ise hayatı boyunca uyuşmuş, hissiz bir halde kalacaktır.

(Migren ile ilgili) Bert Hellinger:  Benim de ayda 1 düzenli olarak migrenim vardı. Sonra homeopat bir doktor geldi ve uygun bir ilaç verdi, o zamandır bir daha migrenim olmadı. Migren gibi bir hastalığımız olunca bir diğerini bekler oluruz, tekrar tekrar. Önerim, sefere migren olduğunda yaz, migrenin hakkında 2 sayfa yaz. Yine gelirse 1 sayfa daha yaz, yine gelince 1 sayfa daha yaz. Sana fazla gelinceye kadar. O zaman migrenin de sona erecektir.

Burada ne anlatmaya çalıştım? Çoğu insan sorunlarını severler ve onların tekrarını beklerler. Hayatları bir çember gibi döner, sürekli aynı şeyler. 10 kez daha gelmesini beklerler, o zaman etkisini görürsünüz.

  1. İzleyici sorusu: Tiroid bezlerim aşırı çalışıyor, bu konuda  neyi aramalıyım?

Bert Hellinger:  Öncelikle son 10-15 senelik geçmişindeki cinsel hayatına bakmalısın. Tiroid bezi ve cinsellik birbirleri ile bağlantılıdır.

  1. İzleyici sorusu: Annemdeki korku ve suçluluk duygusunu gördüğümde karman çorman oluyorum. Bu durumla karşılaştığımda ne yapmalıyım?

Bert Hellinger:  Annene şöyle de: Sen benim çocuğumsun ve sana neye ihtiyacın olduğunu söyleyeceğim.

  1. İzleyici sorusu: Hayatta ulaştığım herşey için çok müteşekkirim, ancak bir şeye ulaşmaya yakın olduğum an…

Bert Hellinger:  Ne zaman “ancak” kelimesi geçerse,  o zaman önceden söylediğin her şeyi unutabilirsin.

  1. İzleyici sorusu: Hayatımda korkunç bir deneyimden geçerken bunu nasıl aşabilirim?

Bert Hellinger:  Bu spiritüel bir deneyimdir, herkes yapamaz. Atacağın belirleyici adım: Unutmalısın.

  1. İzleyici sorusu: Annemi 5 yaşımda kaybettim, kendisini pek hatırlamıyorum, bağlantımı nasıl sürdürebilirim?

Bert Hellinger:  Bir erkek ve kadın tek olduklarında ve bu birliktelikten bir çocuk doğarsa o zaman çocuk hayatı boyunca hem anne hem babadır. Ebeveynler ölmez, çocuklarının içinde yaşamaya devam ederler.

  1. İzleyici sorusu: Kişisel olarak ilerleyemediğimi ve yerimde saplanıp kaldığımı düşünüyorum, ilerleyebilmek için ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bilinmezlikten korkuyorum.

Sophie Hellinger:  Genelde bu ağır geçen bir doğumun sonucudur. Kendi doğumunla ilgili birşey biliyor musun? İşte bu durum tam olarak budur. Bir meditasyon çalışması ile  kendi kordonunu başının çevresinden geçirip başını serbest bıraktığını ve rahatlıkla doğum kanalına girip doğduğunu hayal edebilirsin. Artık bir tehlike yoktur ve hayatına devam edebilirsin. Annen ve senin için doğumun iyi geçmesine  teşekkür etmeyi unutma.

  1. İzleyici sorusu: Bazı şeyleri değiştirmek için elimden geleni yapamıyorum.

Sophie Hellinger:  Yapamıyor musun? Yoksa yapmak istemiyor musun?

İzleyici: Yapmak istiyorum ama yapamıyorum.

Bert Hellinger: Böyle bir şeye “atlıkarınca” denir.

Sophie Hellinger:  Anne ve babana: Sizin altınızda kalıyorum diyorsun.

  1. İzleyici sorusu: Yarım felç olan kızım 4 sene önce üniversite okumak üzere evden ayrıldı. Şimdi ise geri dönmek istiyor,ancak kendisinin üniversiteden beri güç kazandığını ve özgürleştiğini gördüm.  Ne yapacağımı bilmiyorum.

Sophie Hellinger:  Ona: Senin yardımına ihtiyacım yok diyeceksin.

  1. İzleyici sorusu: Vücudumda çok katılık hissediyorum, eşim ve çocuğumla daha iyi bir ilişkim olsun istiyorum.

Sophie Hellinger:  Onlara daha fazla teşekkür etmelisin. En son ne zaman teşekkür ettin?

  1. İzleyici sorusu: Annem 91 yaşında, geçen hafta çok ciddi kavga ettik ve benden çok memnuniyetsiz. Memnuniyetsizliği beni çok üzüyor ve evden kaçmak istiyorum. Annemle nasıl barışabilirim?

Sophie Hellinger:  Hep evde mi yaşadın?

İzleyici: Her hafta eve giderim.

Sophie Hellinger:   O zaman evine sevgi ile git, bahsettiğin hislerle değil, annenin hayatta olmasına sevin. Hala gözlerine bakabiliyorsun ve bu büyük bir hediye. Bacaklarına masaj yap ve bunu yaparken konuşma. Kalp yeterince konuşur. Bunu hissedebiliyor musun? Hala şansın varken bunu kullan.

  1. İzleyici sorusu: Gençliğinde bir kadına tecavüz ederek ölümüne sebep olan bir kimseyi bugün aileme sokabilir sevgimi gösterebilir miyim?

Bert Hellinger: İyi şanslar dilerim.

İzleyici: Ne demek istediniz? Evet mi hayır mı?

Bert Hellinger: Herşeyi söyledim.

Aile dizilimi /Family constellation içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Aile dizimi – Yardım Etme Sanatı

tumblr_nhmhrzIEHA1u2m9kko1_500

Aile dizimi sisteminin yaratıcısı psikoterapist Bert Hellinger’in yardım etmek üzere yaptığı bir konuşmanın  çevirisini paylaşmak isterim:

Bugün size yardım etmenin kuralları hakkında veya daha da güzeli yardım etme sanatı hakkında birkaç şey söylemek isterim.

Günümüzde birçok insan başka insanlara yardım etmeye heveslidir. Yolunuzu kaybettiğinizde doğru yol nerede diye sorduğunuzda bunu görebilirsiniz. İnsanlar size bilgi vermek için koştururlar. Size yardım etmekten hoşlanırlar. Ve ne zaman bir kimsenin gerçek bir ihtiyacı varsa ve yardım isterse, yapabildiğimiz oranda yardım etmeyi severiz. En büyük yardımcılarımız elbette ebeveynlerimizdir. Ebeveynler çocuklarına yardım etmek isterler. Kural olarak çocuklar ebeveynlerinin yardımına tamamiyle güvenebilirler.

Başkalarına yardım ettiğimiz zaman kendimizi iyi hissederiz. Kimse yardımımıza ihtiyaç duymazsa kendimizi yalnız hissederiz. Karşılıklı yardım bizleri bağlar. Buna günlük yardım denir. Profesyonel bir şekilde yardım etmek istersek farklı davranmamız gerekir. Profesyonel olmayanlar bile faydalı profesyonel yardım hakkında birşeyler biliyorlarsa çok şey öğrenebilirler. Hayırlı yardım, yardım edeceğiniz kişiye saygı duyacağınızı öngörür.

Bir ihtiyacınızı ifade ederseniz ve insanlar size yardım etmek için seferber olurlarsa genelde kendinizi rahatsız hissedersiniz çünkü sadece yardım etmezler aynı zamanda izinsiz dahil olurlar. Ana amaçları size yardım etmek değil kendilerine yardım etmektir. Yardım etmekten ve kendi tatminleri için sizi kullanmaktan zevk alırlar.

Fransa’da fakir insanlara yardım eden kuruluşlara maddi destek veren Vincent isimli bir aziz birgün arkadaşına “ eğer sana yardım etmek isterlerse dikkatli ol” der.

Bir insan çok hastaysa ve ölüme yakınsa insanlar o hasta için endişelenirler ve o ölüm döşeğindeki  hasta kendisi için endişelenen kişiler için endişelenir. Yardım ederler çünkü hastalığı ve ölüme yakınlaşması ile yüzleşmek istemezler. Korkularını yardım ederek örtbas ederler.

Çoğu profesyonel yardımcılar fazlasıyla yardım ederler, hatta bazen hastanın kaderini değiştirebileceklermiş gibi davranırlar. Bu şekilde çocuk gibi davranmış olurlar. Küçük çocuklar anne ve babalarını kurtarmak için herşeyi yapmak isterler. Bunu aile dizimlerinde görürüz. Anne ve babalarının kaderlerini üstlenmek isterler ve senin hasta olmandan ziyade benim hasta olmam daha iyi derler.  Hatta senin yerine ben öleyim derler. Ancak ailelerine yardım etme teşebbüsleri daima başarısızlıkla sonuçlanır. Bu da son derece acı veren bir tecrübedir ancak vazgeçmezler. Büyüdükleri zaman başka insanlara yardım etmek isterler aynı ebeveynlerine bir çocukken yardım etmek istedikleri gibi. Yardımlarına ihtiyaçları olan insanların arayışına girerler.

Yardım edenle yardım edilen arasında özel bir ilişki gelişir. Yardım eden ve müşterisinde kimin iş başında olduğuna bakarsak;  kim bir çocuk gibi, kim bir ebeveyn gibi davranmalı? Yardım eden çocuk gibi davranır ve bu tedavi edici ilişki başarısızlıkla sonuçlanmalıdır. Böyle bir yardımın ne kadar efektif olmadığını tedavi sürecinin ne kadar zaman sürdüğüne bakarak gözlemleyebilirsiniz. Bazı insanlar 30 yıl boyunca terapiye giderler. Sonuç nedir? Hayatlarını harcamışlardır. Böyle bir yöntemle yardım etmek sorumsuzluktur. Bunun için eğer doğru bir şekilde yardım etmek istiyorsak öncelikle kendi ebeveynlerimize yardım etmekten vazgeçmeliyiz. Annemize ve babamıza bakarak “siz büyük ve ben küçüğüm, sizleri büyüklerim olarak onurlandırıyorum ve ben çocuk olarak kalıyorum.” Bu şekilde çocuk ebevenlerinden ayrışabilir, yetişkin olup başkalarına yardım etmesi gerekirse çocuk gibi davranmak zorunda kalmaz.

Ve yardım eden müşterisine ,sadece müşterisine değil de müşterisinin ötesine ve onun ebeveynlerine bakarsa“sen büyüksün ve ben küçüğüm” der. Ve onlara saygı duyar.

Sevginin kurallarına bakarsak sistemde belli bir hiyerarşinin hüküm sürdüğünü görürüz.  Aile sisteminde ebeveynler önce gelir, çocuk sonra gelir, çünkü aile önceden vardır çocuk sonradan gelmiştir. Bu sisteme girdikten itibaren var olan bir hiyerarşidir.

Şimdi bize bir müşteri gelir ve yardım isterse bu sisteme girmiş oluruz. Terapist ve yardım eden bu sistemin bir parçası haline gelir. Sevginin kurallarına göre bu sisteme bakacak olursak kim önce gelir? Tabii ki aileler. İkinci kim gelir? Müşteri. Sonuncu kim gelir? Yardım eden gelir.

Fakat yardım eden çoğu kişi tam tersi davranışta bulunmaktadır. Kendilerinin muhteşem olduğunu düşünürler ve üstünlük taslayan bir şekilde davranırlar. Onlar için önce terapist olarak ben, sonra müşteri olarak sen, sonra da son sırada ailen gelir. Tüm sistem altüst edilmiştir ve bu yardım başarısızlıkla sonuçlanmalıdır. Buradaki öğreti yardım ederken yanlış rolü aldığımızı hissetmemiz ve en iyi şekilde yardım edebileceğimiz yeri bulmamızdır.

Aile dizilimi /Family constellation içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Aile dizimi – Aile ilişkileri ve çocuklar

family

Aile dizimi sisteminin yaratıcısı Psikoterapist Bert Hellinger’in değerli konuşmalarından bir tanesinin çevrisini paylaşmak isterim:

Şimdi burada izlediğiniz yeni çalışma yönteminde hayatın sırrı herşeyi olduğu gibi kabul etmektir.

Bir çiftte sıkıntı birinin diğerini değiştirmek istemesi ile başlar. Bir egzersiz yaptırmak isterim: Gözlerinizi kapatın ve partnerinize olduğu gibi bakın, şu ana kadar hakkında bir imajınız olduğu için ona gerçekten bakmamıştınız. Partnerinizi belli bir şekilde yargıladığınız bir imaj bu. Şimdi ona olduğu haliyle bakın ve “evet, seni olduğun bigi seviyorum” deyin. Peki şimdi partnerinizin size “evet, seni olduğun gibi seviyorum” dediğini düşünün ve ne yaşadığınıza bakın. Birdenbire çift rahatlar, birbirlerine güvenirler, çünkü oldukları halleri ile saygı duyulurlar.

Şimdi diğer adım gelir: “anneni de olduğu gibi seviyorum, babanı da olduğu gibi seviyorum, sen olduğun gibisin çünkü annen ve baban oldukları gibi” dediğinizi düşünün. Şimdi partneriniz daha da rahatlayabilir, çünkü artık aileleri hakkında hiçbir şey saklamalarına gerek yok , ailelerinin kabul edildiğini bilmektedirler.

Sevgide belli bir zorluk bulunmaktadır, çünkü partnerler farklı ailelerden, farklı değer kodlamasından  gelmektedir ve farklı bir bilinç boyutları bulunmaktadır. Erkek ve kadın arasında farklı bir bilinç bulunmaktadır çünkü ikisi de farklı ailelerden gelmektedir. Bilinç bizi öyle bir şekilde bağlamaktadır ki, içgüdüsel olarak ait olma hakkına sahip olmak için ne yapmamız gerektiğini biliriz. Ailemizin düşünce, inanç ve değerlerinden ayrışırsak kötü bir bilince sahip oluruz.

Şimdi başka bir aileden gelen bir partner ile tanışınca birdenbire kendi bilincimizi düzeltmemiz gerekmektedir. Başka değerler için kendi bilincimizde yer açmamız gerekmektedir. Partnerin ailesinin kendi ailemizle eşit değerde olduğunu kabul etmemiz gerekir. Böylece kendi bilincimizi partnerimiz ve partnerimizin ailesi için genişletmemiz gerekir.  Eğer değişemez,  kendi bilincimize bağlanıp kalır ve kendi bilincimizin partnerin bilincine göre daha değerli olduğunu düşünürsek çiftlerde sorunlar başlar.

Vicdanlı ve özenli olanlar çocuklardır. Onlar çocuk kalır. Yetişkinler günahkardır. Günahkar olanlar sadece yetişkinlerdir. Masum insanlar çocuk kalırlar. Kötü birşey yapacakları anlamına gelmez, ancak daha muhteşem daha evrensel birşey için aile bilincinden ayrılırlar.

Eğer çocuklarımız varsa ve çift olarak çocukların eğitimi hakkında karar vermemiz gerekiyorsa erkek te kadın da kendi aile değerlerine göre hareket etmek ister ve genelde kadın galip gelir. Bu bir gözlemdir. Sonuç: Çocuklar annelerinin değerlerine göre eğitim almazlarsa daha sonra babalarını takip ederler. Çünkü çocuklar her iki ebeveyne de sadıktırlar ve biri diğerine galip gelirse çocuk gizlice diğer ebeveyni takip eder. Babaların toplumda güçlü bir etkileri bulunmaktadır, çünkü sıklıkla reddedilmektedirler, değerleri reddedilmektedir.

Eğitim konusuna geri dönersem, kadın ve erkek kendi aile değerlerinin eşit olduğunda anlaşırlarsa çocuklar hem anne hem de babalarının değerlerini takip ederler. Çocuklarımızı mutlu etmek için önemli bir cümle vardır: “Sana baktığım zaman babanı görüyorum ve babanı olduğu gibi seviyorum. Baban gibi olursan çok sevinirim. “ Hiçte kolay değil değil mi? Tam tersi de geçerlidir: “Sana baktığım zaman anneni görüyorum ve anneni olduğu gibi seviyorum. İlerde Annen gibi olursan mutlu olurum. “ İşte bu hayattır. İlaveten bu özgürlüktür. O sırada çocuk özgürleşir ve kendi yolunu takip eder.

Bir ilişki, bir erkeğin kadını özlemesinden ve bir kadının erkeği özlemesinden doğar. Tamamlanmamış hissederler, tam hissedebilmek için bir diğerine ihtiyaç duyarlar. Bazıları ise ideal partneri arar, ideal partner nedir? Benimle aynı olandır. Bu sebeple ideal partner ile büyümek imkansızdır.  Herşey aynıdır. Bir süre sonra çift ayrılır.

Partner farklı ise, kendinde olmayanı karşısındakinden alır. Bu büyümektir. Daha fazla alırsınız.

Çok saygı gösterilen birçok kişisel gelişim kitapları bulunmaktadır. Eşim kitapları göstererek hepsi erkekler tarafından yazılmış, bunların eşleri de yok, spiritüellik konusunda ne bilebilirler ki? Dedi. Gelişmek için kendilerini ıspatlayamamışlardır. Düşünün ki Dalai Lama veya Papa’nın eşleri var. Diyecek çok daha fazla şeyleri olmaz mıydı?

Partnerlerin birbirlerini oldukları gibi kabul etmeye, ailelerinin oldukları gibi kabul etmeye ve birlikte yaşayacakları özel kadere evet demeleri  ilişkideki en başlıca noktadır.  Bu da çok kolay değildir.

Video’nun 2.bölümü:

Çünkü bir kez bir çift biraraya geldi mi, ortak bir amaç için bağlanırlar. Ortak amaç tabii ki çocuktur. Çocukları olduğu taktirde muhteşem bir amaç için bağlanmış olurlar. Hayata hizmet ederler. Bağlandıklarından beri çoğunlukla belli bir şekilde doyuma ulaşmış olurlar. Daha sonraları çiftin ilişkisinde birşeyler baş gösterebilir. Birden bire erkek başka bir yöne yönlendirildiğini hissedebilir. Kadın da başka bir yöne yönlendirildiğini hissedebilir. Büyümek ve kişisel doyumu hissetmek uğruna belli bir yöne gidebilirler ancak sonra yolları ayrışabilir. Kadın ve erkek farklı yönlere gidebilirler. Eğer çiftler farklı yönlere gitmek istediklerinde anlaşabilirlerse sevgi ile ayrılabilirler. Her birey kendi doygunluğunu farklı bir şekilde yaşayabilir. Birbirlerine söyleyebilecekleri bir cümle bulunabilir: Seni ve senin ve benim olabilecek tüm kaderleri seviyorum. Senin ve benim kaderimizi kabul ediyorum. Birbirimizi bırakıyoruz. Birbirini bu şekilde bırakan çiftler derin bir sevgi ile bağlı kalırlar.

Çiftlerden birisi  “bana sadık kalmalısın, kendi yoluna gidemezsin.Ben önce geliyorum.” diyebilir. Bu demektir ki taraflardan birisi diğerinden kaderinden kendisi için vazgeçmesini istemektedir. Gerçek sevgiden geriye ne kalır? Hiçbir şey.

Taraflardan birisi kendi yolunda belli bir yöne gitmek isterse ve bunu yapması gerektiğini hissediyorsa , partneri de yolunda duruyorsa, yolunda duran partnerine “benim kaderim önce gelir” demesi gerekir. Bu durumda partnerini de değişime zorlamış olur. Kendi hayatını partneri için kurban etmemelidir. Bu dikkate alınmalıdır.

Örneğin kadının güçlü olduğu ve ailesinden birisini takip ettiği durumda, mesela çocuk olarak anne veya babalarına “senin yerine ölürüm” dedilerse, hayatlarının sonrasında aynı hareket içersinde olurlar ve birden adam karısının o yönde gittiğini görür. Ve bunu önleyemez. Duruma evet demelidir. Ailenin kaderi çiftin ilişkisinde araya girer. Bunu da onaylamak gerekir.

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Banksy İstanbul

banksy (3) Laugh Now,2003

banksy (5) Bomb Hugger, 2003

banksy (7) Happy Chopper,2003

banksy (9) banksy (10) banksy (11) Gansta Rat,2004

banksy (13) Heavy Weaponary,2004

banksy (15) Kids on guns, 2004

banksy (17) Girl on balloon, 2003

banksy (19) Paranoid Pictures, 2003

banksy (21) Stick Police, 2004

banksy (23) Sprung Horse,2006

banksy (25) Ufo,2006

banksy (27) Guantanamo bay, 2006

banksy (29)Mother Theresa, 2006

banksy (31) Pregnant Monkey,2006

banksy (33)banksy (34) Napalm, 2004

banksy (36)banksy (37)banksy (38)banksy (39)London Maid, 2006

banksy (42)Double Toxic Mary, 2005

banksy (45)banksy (46)Christ with Shopping bags,2004

banksy (48)Monkey Queen,2003

banksy (50)Sale ends, 2006

banksy (52)Grannies,2006

banksy (54)Di faced tenner, 2004

banksy (57)Bird with grenade,2002

banksy (60)

Global Karaköy, Rıhtım Cad. No: 51 Karaköy İstanbul

Biletler kapıda temin edilebilir.

Sergi Mayıs sonuna kadar sürecektir.

 

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Byron Katie ile terörizm

byron-katie.600

Olanı sevmek kitabının yazarı Byron Katie 2015 Kasım ayında Fransa’da gerçekleştirdiği bir seminerinde izleyicilerden birisi ile terörizm konusunu çalışarak bir farkındalık yaratmaya aracılık etmiştir. Bu videonun çevirisi aşağıda okunabilir…Yapılan çalışmanın içeriğini daha iyi anlayabilmek için The Work- Çalışma‘nın ne olduğunu anlayarak aşağıdaki çeviriyi okumak daha faydalı olacaktır. Aksi halde yanlış yorumlamalara sebep olabilir.

charlie-hebdo

Sorum şu andaki durumla ilgili olarak “Çalışma” birisinin bizi öldürmek üzere olduğu bir anı yaşamamızı nasıl sağlayacak? 2015 Ocak ayında Paris’te Charlie Hebdo terörist saldırıları oldu. Gazetecilerin ofislerinde çalışırken teröristlerin içeri girişlerini hayal ediyorum. Teröristler silahları üzerlerine doğrulttuklarında hayatlarınını sonunu geldiğini bile bile nasıl ona anı yaşayabilirler ki?

Byron Katie (BK): Çünkü bilmiyorlar. Bilmediğin zaman çok basittir.

“Beni öldürecekler” düşüncesine sahipsen ve bu düşünceye inanıyorsan,  son dakikalarını korku içinde yaşasan ne olur? Bu doğru değildir, çünkü tetikçi ile  bağın kopuktur. Eğer düşüncene inanmaz ve tetikçinin gözlerine bakarsan ve bağlantı kurarsan, hayatının son dakikalarını ziyan etmezsin.

Tetikçinin gözlerine bakarken kafanda o düşüncen olmasa ne olurdun?  Merhametiniz nerede? Kaçınız gözlerinin içine baktığınız bazı insanları öldürmek veya hayatta olmamasını isterdiniz? Bunu hissetmek nasıl bir his?

Birisi beni öldürmek isterse bunu anlarım. Düşüncelerine inandıkları için beni öldürmek isterler tabii. Benim onlar hakkındaki inancım kendi cennet veya cehennemimi belirler. Ya beni yaşatır ya da öldürür.

İzleyici (İ): Korkarım ki “çalışma”yı yaparsam kendimi pasifize eder ve teröristlerin öldürmesine devam etmesine seyirci kalacağım.

Byron Katie izleyiciyi sahneye “çalışma”yı yapmak üzere davet eder.

İzleyici: Teröristlere çok kızgınım çünkü dünyaya vahşet yayıyorlar ve aileleri parçalıyorlar.

BK: Yani teröristler dünyada vahşeti yayıyorlar, bu dogru mu?

İ: Evet

BK: Gazetecilerin ofisine giren teröristler dünyada vahşeti yayıyorlar, bu kesin dogru mu?

İ: Evet. Evimde kanepemde oturmuş televizyon seyrederken ofise girip vahşet saçan teröristleri izliyorum. Onlar bizi öldürmeden bizim onları öldürmemiz gerektiğini düşünüyorum.

BK: Yalnız değilsin. Peki bu teröristler dünyada vahşet yayarken sen evde oturmuş bunu izlediğinde ve bu düşüncene inandığında nasıl tepki veriyorsun?

İ: Onların da acı çekmesini ve yaptıklarının karşılığını bulmalarını istiyorum. Korkuyorum ve ağlama ihtiyacı hissediyorum. Orada kayıp yaşayan aileleri düşünüyoprum, kendi babamın orada olabileceğini düşünüyorum. Beni gelip öldürseler umrumda olmazdı ama öldürebilecekleri başka insanları düşünüyorum.

BK: Peki, gözlerini kapat, TV seyrediyorsun, teröristler yakalanıyor, binadan çıkarılıyor. Bu teröristler dünyada vahşeti yayıyorlar düşüncesi olmadan buna şahit ol bakalım…

İ: Mutluluğu bulmaya çalışan ancak yanlış bir yol izleyen 2 çaresiz insan görürdüm.

BK: Zihnin sorgulama durumundan çıktı, o durumda kal şimdi ve söylediklerini çevir:

Teröristler dünyada vahşeyi yayıyorlar. Bu cümleyi çevir şimdi: Teröristler dünyaya sevgiyi yayıyorlar. Şimdi o durum içinde kal bakalım…Ne yapmaya çalıştıklarını sanıyorsun? Tatile mi gelmişler? Nasıl oluyor da bu teröristler dünyada sevgiyi yayıyorlar?

İ: Bu olaydan sonra Fransızların büyük bölümü sevgi ile birleştiler.

BK: Hmmm bu teröristler insanları sevgi çevresinde birleştirmişler yani…

İ: Kendilerine göre sevgiyi getirmeye çalışıyorlar galiba

BK: Evet kendilerine göre sevgiyi getirmeye çalışıyorlar diyebiliriz. Peki şimdi zihnini yavaşlat. Eğer dünyaya sevgi getirmeye çalışıyorlarsa neden ofise girip ateş ediyorlar? Çizimleri ile doğrularını ifade eden bu adamları neden vuruyorlar peki?

İ: Hiçbir fikrim yok.

BK: Teröristler dünyada vahşeyi yayıyorlar cümlesinin tersi olarak teröristler dünyaya sevgiyi yayıyorlar demiştin.

BK izleyiciye sorar: teröristler dünyaya sevgiyi yaymalarına bir örnek istiyorum.

İzleyici: Gazetecilerin çizimleri ile kötülük yaptıklarını düşünüyorlar.

BK: Kendi dünyalarında bu duruma bir son vermek istriyorlar.  Kendi dinlerine inanıyor ve bu dinin insanlığa huzur getireceğine inanıyorlar. Ve bu din tehtid edildi. Onların Sevgi sembolü tehdit edildi. Kim bilebilir? O vahşetteki terörietlerin zihnini bilemem. Ancak teröristler hakkındaki inançlarımı sorgulayabilirim, zihnimi açar orada ne olduğuna bakarım. Sevginin adına bunu yaparım, inkar etmek adına değil.  Sizin içsel seçeneklerinizi inkar etmek, inkarın kendisidir. Bu “çalışma”yı yaparken kendime izin verip bilgeliğin bana yol göstermesine izin verebilirim. Kalpten gelen bilgelik, kendimden gelen bilgelik.

Peki, Teröristler dünyada şiddeti yayıyorlar. Bu cümleyi başka türlü nasıl çevirebiliriz?

İ: Ben dünyaya şiddet yayıyorum.

BK: Evet, senin dünyan, TV seyrederken düşüncelerine inandığın zaman inandığın şey kendi dünyanda şiddetin doğmasına sebep oldu. Bu ne doğru ne de yanlış, sadece şiddetin doğduğu yer orası. Dışarıdaki şiddeti durduramam, zihnimdeki şiddeti durdurabilirim. O vakte kadar ben de şiddet içeren bir insanım.

İ: Onnlara karşı o kadar büyük bir nefret besliyorum ki sanki üzerimde bir büyü yapmışlar gibi. Dünyanın öteki ucuna gidip onlara karşı savaşmak istiyorum.

BK: Oh ne kadar da vahşisin. Onların kültürüne, onların vatanlarına gidiyorsun ve şiddet saçıyorsun…

İ: Ama birşey yapmazsam ailemi, belki sizi öldürecekler? Bazen çevremde onların cesetleri ile durduğum zaman işimi yapmış olacağımı düşünüyorum.

BK: Tabii sonrasında ben kazandım, ben sevgiyim diyeceksin değil mi? Bakın ne kadar sevgi doluyum. Şimdi terörist aklını anlamaya başladığını düşünüyorum. Seninkine benziyor. Şimdi 2. İsteğine geçelim.

İ: Teröristlerin şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istiyorum.

  1. Şimdi gözlerini kapat, TV’de gördüğün şeyi tekrar gözönüne getir, yakalanmışlar ve binadan çıkarılıyorlar ve sen Teröristlerin şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istiyorsun.

İ: Hayır

BK: Tabii ki hayır, zaten yakalandılar. Peki, tamamen delirmiş değilsin o zaman.

Şimdi gözlerini kapat ve kendi düşüncene (şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istiyorum)  inandığın zaman nasıl tepki verdiğini fark et.

Bu çalışmayı yaptığınızda ve düşüncelerinize inandığınızda zihniniz geleceğe gider. Teröristlerin ailenizi öldürmeye geldiğini hayal edersiniz. Hatta ailenizi öldürdüklerini dahi görürsünüz. Zihniniz böyle çalışır, sizi hipnotize etmek için bir görüntü ve hikayeye ihtiyacı vardır. O görüntüye şahit olduğunda içindeki duygular oluşmaya başlar. Sonra geçmişten görüntüler görürsün. Aileni güvende görürsün sonra da katledilmiş görürsün. Geçmiş-gelecek. Orada oturmuş kendini terörize ederken, yapayalnız, onların adına…

Şimdi tekrar TV ekranında teröristlere bak.  Şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istiyorum düşüncen olmadan gözlerine bak, beden dillerine bak, onları yakalamış olan kişilere bak.

İ: Yollarını şaşırmış olduklarını düşünüp acırdım. Geçmişte acı çektiklerini yoksa bunları yapmayacaklarını düşünürdüm.

BK: Şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istiyorum cümlesini çevir:

Şiddeti yaymaktan vazgeçip nazik davranmalarını istemiyorum.

Çünkü o anda bunu yapanlar onlar değil sendin.

İnsanlar şimdide yaşamak isterler. Zihniniz geçmişe gider: suçludurlar. Zihniniz geleceğe giderse korkarsınız. Yani önünüzde olanı göremezsiniz, sürekli geçmiş ve geleceği görürsünüz. Ancak sevgi şimdi ve buradadır. Gerçek, hikayenin kendisinden daima daha naziktir.

Mesela üzerine bıçakla gelindiğini düşün, hemen irkildin bile, geleceğe gittin.

Bıçaklar sana zarar vermez, sen onları gelecekte hayal ederek kendine zarar  veriyorsun. Birisi sana doğru elinde bıçakla seni öldüreceğim diyerek koşarsa, o sırada  düşüncelerin ve inançların dışında iyi olur musun?

İ: Sadece bir parça metaldir o anda

BK: Daha değil…Ne olduğunu bile bilmiyorsun henüz. Düşüncelerin ve inançların  olmadan bakarsan o sırada iyi misin?

İ: Evet, öyle sanırım.

BK: Peki şimdi bıçak yaklaşıyor. Düşüncelerin ve inançların  olmadan bakarsan o sırada iyi misin?

İ: Evet, öyle sanırım.

BK: Peki şimdi bıçağı kendime saplıyorum. Düşüncelerin ve inançların  olmadan bakarsan o sırada iyi misin?

Şimdi düşün öncelikle, bıçaklanan sen değilsin ve ne düşünüp inandığımı bilemezsin. Önemli olan şey: sen iyi misin?!

İ: Ölmenizi görmekten hoşlanmazdım. İyi olmaktan başka çarem yok sanırım.

BK: Birçok seçeneğin var aslında, ya korku içindesindir ya da özgürsündür. Ve sen özgürsün çünkü bıçaklanan benim.

Bu çalışmayı çok iyi anlamanı istiyorum çünkü dünyanın bir teröriste daha ihtiyacı yok. Korku içinde olduğun zaman neler yapma potansiyelinin olduğunu  bilmiyorsun.  Korku kelimesinin bir diğer karşılığı terör-ist.

Birisi beni bıçaklarsa ben iyi miyim? Evet, realitede iyiyim. Düşüncelerim ve inancım dışında aslında iyiyim. Bıçak saplandığında önce acım var mı diye bakarım. Deli değilim. Acıma bakarım, daha önce hiç bıçaklanmamışımdır. Eğer acırsa bağırırım veya bağırmam, nasıl bir tepki vereceğimi bilemem. Fiziksel acı bile zihnin bir yansımasıdır! Fiziksel acı ümit etmenin ve geçmişe gitmenin bir yansımasıdır. Şimdi biraz yavaşlayıp ve gözlerinizi kapatın, ya beklentidedir ya da birşeyleri hatırlıyordur. Her düşünce bir beklenti veya hatırlamadır. Bana hiçbir zaman inanmayın, kendiniz deneyimleyin. Kendinizi fark edin.

Şimdi 3.yargıya geçelim.

İ: Teröristler silahlarını bırakıp intihar etmeliler.

BK: Şimdi TV ekranlarına bak ve teröristlerle bağ kur. silahlarını bırakıp intihar etmeliler bu doğru mu?

Ellerinde silah var mı ki? Ancak düşüncelerine inandığın için bunu göremiyorsun, geçmişte ve gelecekte görüyorsun onları. silahlarını bırakıp intihar etmeliler düşüncesine inandığın zaman buna nasıl bir tepki veriyorsun?

İ: Kendine saygı duymadığımı, onlardan ziyade kendimin canavarlaştığını görüyorum.

BK: Geçmiş ve gelecek inançların haricinde baktığın zaman bir düşman mı görüyorsun?

İ: Ne yaptığını bilmeyen ve tutuklanan 2 kişi görüyorum.

BK: Bu senin merhametli bir ruh halinde olduğun zaman gördüğündür. Sevgi…Sevgi, korku içermeyen bir zihin halidir. Hiçbir zaman cesaret gerektirmez. Çok nettir. Kendi iç bilgeliğinle bağlantıda olmak. Sana yol gösterir. Burada gördüğünü orada görürsün, orada gördüğünü burada görürsün.

Peki,  Teröristler silahlarını bırakıp intihar etmeliler.

Çevirelim: Ben bir silah alıp intihar etmeliyim.  Bana bundan bahset bakalım. Hiç böyle birşey düşündün mü? Bir terörist tarafından vurulduğunu düşündün mü?

İ: Evet

BK: O silah senin kafandaki bir silahtır. Kafana dayanmış bir silahla gördüğün terörist, senin kafandır, senin hayalindir. Kendini, aileni ölü hayal edersin. Seni öldüren nedir? Aklındaki bu imajlara bir bak, bunları çıkarıp bakabilir misin? Onlar gerçek değiller. Aynı TV ekranındaki imajların gerçek olmadığı gibi.

“meli-malı” kelimesinin zıttı nedir?  Teröristler silahlarını bırakıp intihar etmemeliler. Bu sana ne ifade ediyor?

İ: Hayatta olmaları gerekiyor…

BK: Zihinler karar verir ve bu konuda iyi değillerdir. Aklı karışık bir zihin, korkmuş bir zihindir ve çok kötü kararlar alır. Onlar öldürdü, biz de öldürelim der. O terörist ben terörist.

İ: Zarar vermekten korkarım. Hissettiğim bu öfke yüzünden sevdiklerime zarar vermekten de korkarım.

BK: Öfkeli olduğun her zaman aslında gelecektesindir ve düşüncelerine inanırsın. Ne zaman depresyondaysan aslında geçmiştesindir, düşüncelerine inanıyorsun.  Özgürleşmek istiyorsan TV izlemeye ve bu “çalışma” yı yapmaya devam et. Hayat bir televizyondur ve senin ekranındır.  Film dışarıda değil kafandadır. Seyrettiğin şeyi kafanda yaratırsın.

Birisi sizi zaten öldürecekse hayatınızın son dakikalarını kaçırmak  ister miydiniz? Korku mu huzur mu deneyimlemek isterdiniz? Hayatınızın en iyi kararlarınızı nerede verdiniz? Zihniniz korku içindeyken mi yoksa net olduğunda mı? Kaçınız zihniniz net olduğunda daha iyi kararlar veriyor? Bir düşmanlık hali içine giriyorsak bunu “çalışma”ya dökmemiz iyi olacak. Çünkü teröristin vazifesi bana barış getirmek değildir. Bu benim sorumluluğumdur. Bunu evde ve her yerde yapabiliriz.

BK: Şimdi 4.yargına bakalım…

İ: Teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorum.

BK: Teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorsun, bu doğru mu? Bu konu uzun süredir önemli bir travma idi ve sen Teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorsun, öyle mi?

İ: hayır.

BK: Şu anda belki kapıdan koşarak girecekler, belki şimdi bu salonda birisi vardır.

İ: Şimdi buradalarsa bu konuda hiçbir şey yapamam.

BK: Yapabilirsin. Eğer buralardalarsa bağ kurabilirsin. Net isen onları da kendini sevdiğin gibi sevebilirsin. Çünkü senin inandığın kişidirler, yani sensin. Korkarsan bir yabancı ile tanışırsın. Uyanıksan kendinle tanışırsın. Hatta daha nazik bir kendinle tanışabilirsin.

Teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorum düşüncesi ile televizyona baktığında nasıl tepki verirsin?

İ: Kendimi çevfreden soyutlayıp, sanki artık yaşamıyor gibi karanlıkta gizlenmek isterdim.

BK: Peki, teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorum düşüncesi olmadan televizyona baktığında nasıl tepki verirsin?

İ: Gayet neşeli bir şekilde sokaklara çıkardım, başka insanlara açılırdım.

BK: Hatta teröristlere benzettiğin o insanlara bile merhaba diyebilirdin.

Teröristlerin Fransa’dan uzak kalmasını istiyorum cümlesini çevir: benim Fransa’dan’dan uzak kalmamı istiyorum. Peki bir diğer çeviri ise: benim teröristlerden uzak kalmam lazım.

Fransa’daki teröristler zihninde, korku içindeki bir Fransa zihninde.

İ: Evet, buna ihtiyacımız yok. Buna benim katkımın olmaması lazım. Hatta neşemi devam ettirerek mutlu ve açık olarak destek vermem lazım. Kolay değil ancak anlamaya başlıyorum.

BK: Mutlu ve açık olmak aptal olmak anlamına gelmez.

Başka bir çeviri şekli daha var:  Teröristlerin onlardan uzak durmam için bana ihtiyaçları var. Tehlikelisin.

İ: Evet, bunu görebiliyorum.

BK: Korkunun köken sebebine baktığına seviniyorum.  Şimdi 5.yargına bakalım…

İ: Yaptığımız bu çalışmadan sonra bunu okumak saçma geldi…

BK: Şimdi terörizmi yok etmedik, ancak kendi içindeki teröre son verdik. Korkusuz,bağ kurabilen bir bireyden daha güzel bir barış örneği olamaz. Peki teröristler hakkında başka neler yazın?

İ: Vahşi, yalancı, agresif.

BK: Peki, teröristler Vahşi, yalancı ve agresif. Çevirecek olursan:  O esnada ben vahşi, yalancı ve agresifim.

Şimdi 6.yargına bakalım…

İ: Bir daha asla korku hissetmek istemiyorum. Belirsiz bir gelecek ve insanların kötü şeyler yapabileceğini bilmek , normal insanların terörist haline dönüşme kapsiteleri…

BK: Sen kendin normal bir insan olarak TV karşısında otururken gördüklerin karşısında kalkıp savaşmaya hazırsın. Bu doğru veya yanlış değildir. İnsanlıkta süregelen bir durumdur. Eski insanların aynı örneği tekrarlaması gibi, savaş yapabileceğimiz en iyi şeymiş gibi…Bundan çok daha bilge bir yol vardır ve bu da kendimizi fark etmemizdir.

Bir daha asla korku hissetmek istemiyorum. Çevir: Tekrar korku hissetmeye hazırım. Belirsiz bir gelecek için sabırsızlanıyorum. ,Bu mükemmel, çünkü bir gelecek yok. Bana bunu ıspat edebilirsin. Bana bir gelecek örneği göster. Gösteremezsin. Bana bir geçmiş göster. Geçmiş te yoktur.

İ: Sadece hafızamda var.

BK: Bu bir ilüzyondur ve bu bile geçicidir.

Sesimim duyuyor musun? Hangi sesi? Çık artık geçmişten!

BK: Başkalarının teröre son vermesini beklemek en kolayıdır, aslında kendi içimizdeki teröre son verebilir miyiz ona bakmalıyız. Gerçeğe uyanmamız gerekir. Eğer birini parmakla göstermek istiyorsak “çalışma”yı yapın, tüm savaşların kağıda dökülüp çalışılması lazım.

tumblr_mlzcpyETXD1rnk8woo1_500

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Soğuk e-mail

smile

Linkedin vasıtası ile önüme gelen “how to write a cold email” yazısı bu konuyu değerlendirip iş hayatındaki önemini düşünmeme sebep oldu. İletişiminin ne kadar önemli olduğuna dair hergün yüzlerce yazı okuyor, şirketler bu konuda elemanlarına sürekli eğitim veriyorlar.

Soğuk e-mail nedir? Hedef kitlemiz talep etmediği halde onlara e-mail vasıtası ile ulaşma işlemine verilen isim. Randevu almak isteyebilirsiniz, ürününüzü, hizmetinizi pazarlamak isteyebilirsiniz. Şahsi düşünceme göre telefon ile bağlantıya geçilmeden önceki adım e-mail ile iletişim olmalıdır. Soğuk e-mail ile bir tanıdığa bağlı kalmadan direkt olarak iletişime geçebilirsiniz.

Olumlu tarafı: Hizmetinizden faydalanmak istemeyenler cevap verip sizi gönderebilirler. Veya hizmetinizden faydalanmak isteyenler  randevu verebilirler.

Telefonla ilk aramadaki gibi olası soğuk konuşmalar, terslemeler, şu an müsit değilim başka zaman arayın gibi genel cevaplara maruz kalmaz, moralinizi bozmazsınız.

Olumsuz tarafı: Cevap alamayabilirsiniz.

Bu sebeple vermek istediğiniz hizmette ısrarcıysanız 1-2 kez daha e-mail atıp duruma göre telefonla iletişime geçebilirsiniz.

Şirketlerin web sitelerinde paylaşılan yetkili mail adresleri haricinde özellikle “linkedin” mecrası bu konuda çok iyi geri dönüş ve güzel randevular aldığım bir alan olmuştur. Dolayısı ile bu konuda tereddüt yaşayanlara tavsiye ederim.

Linkedin’de mail gönderdiğiniz kişi sizin tüm kariyer geçmişiniz hakkında anında bilgi alabildiği, ortak bağlantılarınızı gördüğü ve ciddi bir iş platformu olduğu için talebinizi daha ciddiye alacak profesyonellerin buluştuğu bir alan haline gelmiştir.

Ulaşılmaz bir isme nasıl ulaşırsınız? Çok üst düzey bir isim (Bill Gates, Beyonce, Cumhurbaşkanı gibi) ile iletişime geçmek istiyorsanız zorlanmanız olasıdır. Ancak yine de olmaz anlamına gelmez. Ulaşmak istediğiniz kişi için çalışan kişileri araştırmanız ve onlara ulaşmanız ilk adım olacaktır. Sosyal medya hesaplarında bu kişiler kimi zaman mail adreslerini de paylaşmaktadır. Takip edin, araştırın, bulun.

Şirkette çalışan kişinin e-mail adresi size patronun e-mail adresini tahmin etmenizi saglar.  Örneğin personelin e-mail adresi: isim.soyisim@sirketismi.com ise, patronun da mail adresi aynı formatta olacaktır. Bu bir ipucudur. Denemeye değer.

E-mail içeriği nasıl olmalıdır? Öncelikle hayat hikayenizi sakın yazmayın! Kimsenin uzun mail okuyacak vakti ve sabrı yoktur. 

4 paragraftan oluşturabilirsiniz.

  1. Kim oldugunuza dair bir açıklama.
  2. Karşı tarafı nasıl tanıyorsunuz?
  3. ne sebeple görüşmek istiyorsunuz?
  4. Randevu talebiniz

Özellikle üst düzey yöneticilerde bu sistem yeterli olup, randevunuzu aldığınız zaman daha detaylı bilgi verme imkanınız olacaktır. Mailinizi attıktan sonra 1 hafta bekleyin, cevap alamazsanız 2-3 kez tekrar gönderin. Sabırlı olun.

Sabır ve ısrarcılık “soğuk e-mail” konseptinin 2 ana kuralıdır.

I-CAN

 

 

 

 

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

EFT ve Ho’oponopono

Brad-Yates Brad Yates’ten EFT ile Ho’oponopono’nun birlikte kullanılmasına dair kuvvetli etkileri olan çalışma videosu:

EFT-noktalari

Kaş başımız:

Üzgünüm

Göz Yanı:

Beni affet

Göz altı:

Teşekkür ederim

Burun altı:

Seni seviyorum

Çene üstü:

Üzgünüm

Yaka kemiği:

Beni affet

Koltuk altı:

Teşekkür ederim

Tepe noktası:

Seni seviyorum

Kaş başımız:

Sahip olduğum nimetler için teşekkür ederim

Göz Yanı:

Bana gelen nimetler için teşekkür ederim.

Göz altı:

Sahip olduğum nimetler için teşekkür ederim

Burun altı:

Bana gelen nimetler için teşekkür ederim.

Çene üstü:

Üzgünüm

Yaka kemiği:

Beni affet

Koltuk altı:

Teşekkür ederim

Tepe noktası:

Seni seviyorum

 

 

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

EFT ile çakra temizliği

Brad-Yates

Brad Yates’ten çakralarımızı temizlemek üzere güzel bir çalışma videosu:

chakra1 Çakra noktalarımızı hatırlayalım!

Her çakra için veya sorun yaşadığınızı hissettiğiniz çakra için düzenli yapılması tavsiye edilir 🙂

EFT-noktalari

Karate vuruşu noktamız ile başlıyoruz:

Çakramı açmayı seçiyorum

ve kendimi sevip taktir etmeyi seçiyorum

Çakramı açmayı seçiyorum

ve onu kapatan her ne ise temizlemeyi seçiyorum

enerjimin serbestçe akmasını seçiyorum

Çakramı açmayı seçiyorum

kendimi ve çakramın kapanmasında rol oynamış olabilecek herkesi en derinden sevmeyi, taktir etmeyi ve kabul etmeyi seçiyorum

Kaş başımız:

Tüm üzüntümü, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Göz Yanı:

Tüm öfkemi ve pişmanlığımı, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Göz altı:

Tüm korkularımı, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Burun altı:

Tüm mahçubiyetimi, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Çene üstü:

Tüm utanç ve suçluluk duygumu, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Yaka kemiği:

Tüm kalan korkularımı, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Koltuk altı:

Kendime güvensizliğimi, çakramı tıkayan tüm köklerimde ve en derin sebebimde şimdi yok ediyorum

Tepe noktası:

Çakramın açılmasına izin veriyorum.

Bedenimde, zihnimde ve ruhumda enerjinin akmasına izin veriyorum.

 

 

ve derin bir nefes alın 🙂

 

 

 

 

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sosyal işletme kurmak

muhammad_yunusSosyal işletme deyince akla gelen ilk isimlerden birisi Muhammed Yunus. Youtube’da dinlediğim videosunun çevirisi aşağıda görülmektedir:

Geleneksel olarak filantropi iyi bir hedef uğruna başka insanlara vermek, paylaşmak anlamına gelmektedir.

Eğer para kazanıyorsam kazancımın bir kısmını komşuma, çevreme, içinde yaşadığım topluma,ülkeme  veririm. Bu filantropidir.

İş ise benim para kazanmak istediğim sistemdir. Filantropi, vermektir. İş, almaktır.Yani ikisi ayrı şeylerdir.

İş dünyası önemli bir bakışını kaçırmaktadır. Çünkü işinizi teorik olarak tarif ettiğinizde para kazanmak için yapılan faaliyet olarak tanımlarsınız. İşin misyonu kar’ı maksimize etmektir. Teoride ve pratikte tüm işler böyledir.

Ancak insanlar makine değildir. Biz para üretim makineleri değiliz. Biz insanız. Hayatımız boyunca sadece para kazanmaya çalışan tek yönlü yaratıklar değiliz. İnsanlar çok yönlü varlıklardır.

2 yönümüzü tarif edecek olursak; bir tanesi bencil yönümüzdür, herşeyi kendimize ister. Diğeri ise bencil olmayan yönümüzdür. Halbuki iş dünyası teorik olarak sizi ancak bencil bireyler olarak istihdam eder. Kar’ımızı arttırmak adına kimi bertaraf ettiğimizi, kimi yok ettiğimizi unuturuz. Burada teori hataya düşer.

Eğer insanları iş dünyasına çekeceksek en azından 2 iş türü olmalıdır.

Birincisi, kendimizi tatmin etmek üzere para kazanmak, diğeri bencil olmayan yönümüzü ifade edeceğimiz benim “sosyal iş” olarak tanımladığım türdür.

İkinci iş dünyada etki ,başkalarının hayatında fark yaratan modeldir. Kayıp yoktur. Kişisel kazanç yoktur. Aynı anda hem kar sağlayan hem de sosyal fayda sağlayan iş yaratıbilir. Böylece her yönde her boyutta kendimi ifade edebilirim.

Bugünlerdeki eksiğimiz budur. Genelde paramızı veririz. Paramızı verince para yerine gider, hedefine ulaşır ancak hiçbir dönüşü olmaz.  Filantropik paranın tek bir hayatı vardır. Yani sadece tek sefer kullanılabilir. Tekrar kullanacak şansınız yoktur.

Ancak bu parayı, aynı hedefe ulaşmak üzere sosyal işletme olarak kullandığım taktirde bu para kendini sürekli yeniler, geri dönüşür., çünkü bir işletim sistemidir, yok olmaz.  Yani sosyal işletme kurmanın çok daha fazla bir etkisi vardır.

tumblr_mdr4xxMXB31qlo9hgo1_500

Kar ettiren iş beni zengin eder ancak sosyal işletme sistemi dünyamda fark yaratır. Hangisine ne kadar zaman ve emek harcayacağıma ben karar vermeliyim.

Kat ettiren işlerde elde ettiğim kar’ı sosyal işler geliştirmeye yatırırsam karın bir başlangıcı ve bir sonu bulunur.  Sürekli para kazanmakla neyi elde edeceğiz? Bu dünyada sadece kısa süreliğine var isek ve hayatım boyunca sadece para kazanaya odaklandıysam dünyadan ayrıldığım zaman kimse beni hatırlamayacaktır. Nitekim kimse için birşey yapmazsam neden beni hatırlasınlar ki? Bu dünyada olduğuma, yaşadığıma dair bir imza bırakmak istiyorsam başkaları için birşey yapmalıyım. İşte burada sosyal işletmeler devreye girer.

1541436833_1fa6b6f095_b

Örneğin Danone markasının CEO’su ile bir araya geldim, sosyal işletmeyi kendisine anlattım. Danone yoğurtlarını Bangladesh’teki fakir çocuklara satma projesini “danone communities“i yarattık. Buradaki çocuklar besin yetersizliğinden dolayı sıkça hastalanmakta ve hasta bireyler olarak yetişmektedir.

Yoğurdun içersine eksik besinleri ilave ettik ve en fakir çocuğun bile satın alabileceği bir rakama satmaya başladık. Bilim adamları bize eğer bir çocuk 9-10 ay boyunca haftada 2 kap yoğurt yerse sağlığını geri kazanabileceğini belirtmiştir. Bu sosyal bir iştir. Danone’un buradan para kazanma amacı yoktur. Zaman içersinde yatırımımızı geri de alabilmekteyiz.

Dış kaynaklar bize “Danone sizi kullandı ve büyük reklam yapıyorlar” demiştir. Biz ise “ama biz de Danone’yi sosyal projeler yaratmanın reklamını yapmak üzere kullandığımızı düşünüyoruz” şeklinde cevap verdik.

Bu projeler gençlere de örnek olmakta, ileride iş hayatlarında bu projelerden esinlenmelerine hatta bu tip projelerin başında olmak istemelerine sebep olmaktadır.

Danone projesinden sonra başka bir firma Bangladesh’e temiz içme suyu getirmek üzere sosyal proje yapmak istediğini belirtmiştir. 50.000 köye besleyen bir su arıtma tesisi kurduk. 10 litre temiz su için 1 penny istedik. Yani herkesin ulaşabileceği bir rakam bu. Kendimize kar sağlamayı hedeflemediğimiz için bu bir sosyal projedir.

Muhammed Yunus’un Türkçe’ye çevrilmiş kitapları:

muhammed-yunus-kitap

Maalesef sadece sahaflarda bulabileceğiniz bu 2 kitabın yeni baskısı şimdilik herhangi bir kitapçıda karşımıza çıkmamıştır (2016).

muhammed-yunus.

İstanbul Okan üniversitesi uluslarası mikrofinans ve sosyal girişimcilik merkezi  Yunus Center ile ortaklaşa düzenledikleri program 2011 senesinden beri yürürlükte olup gençleri sosyal işletmecilik konusunda bilinçlendirmekte ve yetiştirmektedir.

 

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Müşteri mıknatısı olmak

Yaz ayından beri yeni merak alanım EFT oldu. Bu konuda kitap okumaktan ziyade bol bol video izleyerek konuyu anlamak ve uygulamak çok daha zevkli geldi. İlk başlarda uygulama yaparken ne komik hareketler, insanlar aynı konuyu sürekli farklı uygulama şekilleri ve farklı isimler vererek pazarlar oldular diye düşünmedim değil. Ancak burada beklenen uygulamada süreklilik, aslında beynimizi olumlu yönde programlamamıza sebep olduğu için kaybedecek hiçbir şey yok, tersine hergün güzel birşeyleri tekrarlamak illa ki de güzel şeylerin gelişmesine yol açacaktır diyerek bu konudaki araştırmalarıma göre en sakin, en keyifli, en çok farklı konuyu işleyen, en güzel mesajları veren kişi olarak kendime Brad Yates’i belirledim ve ilgi duyan herkesle paylaşmak isterim.

Brad-Yates

Brad Yates’in “müşteri mıknatısı olmak” video günümüzde herkesin işine yarayacak güzel mesajlarla dolu. Her sabah işe giderken 1 kez tekrarlamakta fayda görebilirsiniz 🙂

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum.

Ve kendimi sevip  kabul etmeyi seçiyorum

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum.

Ve kendimi sevip taktir etmeyi seçiyorum.

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum.

Çevremde vereceğim hizmetlerden faydalanacak müşteriler mevcut.

Bu müşterilerin parası var

Bu müşterileri  bulmak için kendime izin veriyorum.

Onların da beni bulmalarına izin veriyorum.

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum.

Kendimi tamamen sevmeyi, taktir etmeyi ve kabul etmeyi seçiyorum.

Her zaman potansiyel müşteriler mevcuttur.

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum

Müşteri mıknatısı olmayı seçiyorum

Dünyada milyarlarca insan var

Ve birçoğu benim vereceğim hizmetlerden faydalanabilirler.

Müşterilerin beni bulmaları için engel olan herşeyi temizliyorum.

Çevrem doğru müşteriler ile çevrili

En iyi hizmet verebileceğim müşteriler

Verdiğim hizmeti taktir eden müşteriler

Vereceğim hizmetlere ödeme yapmaktan mutlu olan müşteriler

Ve onların hayatımda belirmelerine izin veriyorum

Enerjime  “iş imkanları için açıktır” mesajı asıyorum.

Ve müşterilerin bu mesajı bulmaları için izin veriyorum.

Bu müşterileri kendime çekiyorum.

Belki bu benim her zamanki deneyimim olmadı

Belki onları engelledim

Eğer paylaşacak yeteneklerim varsa ki onlara sahibim

O zaman onlar için bir müşteri kitlem vardır

Belki geçmişte onlara izin vermedim

Ve insanlar beni seçip vereceğim hizmetlere çekildiklerinde

Enerjimle geri ittim

Enerjim “kapalıyız” dedi

Ve bunu yaratan her ne ise onu temizliyorum

Hücresel seviyede temizliyorum

Ve tüm geçmişimde siliyorum

Müşterileri engelleyecek her türlü korkudan temizleniyorum

Hizmetlerimi sunmak üzere kendime heyecan duymaya izin veriyorum

Güçlü bir müşteri mıknatısı olmaya kendime izin veriyorum

Bedenimde, aklımda ve ruhumda.

 

 

Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Dans eden adam ve liderlik kavramı

tumblr_myfu1rKljS1schztbo1_500

Youtube’da uzunca bir süredir paylaşılan seyretmesi çok eğlenceli bir videoyu Leadership from a dancing guy  paylaşmak ve liderlik anlayışına dair açıklamaları çevirmek isterim:

Bir lider yalnız durma ve gülünç durumda görünmekten çekinmeyecek kadar cesur olmalıdır. Ancak yaptığı o kadar basittir ki bir nebze anahtar yönlendirmedir ve takip etmesi kolaydır.

Birazdan 2 takipçi gelecektir, herkese nasıl takip edileceğini gösterecektir. Lider, takipçisini kabul etmekte ve kucak açmaktadır. Şimdi konu artık lider değildir. Konu “onlar”dır.

Ilk takipçi arkadaşlarını aralarına katılmaları için çağırmaktadır. İlk takipçi olmak çok cesaret ister, kendini ön plana çıkarırsın, gülünç duruma düşebilirsin.

İlk takipçi olmak yeterince taktir edilmeyen bir liderlik formudur. İlk takipçi bilinmeyen kişiyi lider haline çevirir.  Lider çakmaktaşı ise takipçisi ateşi yakan kıvılcımdır. Şimdi ikinci takipçi geliyor, bu ilk takipçinin doğru olda olduğunu gösterir. Şimdi tek lider yok, artık 3 kişi var ve topluluk oluşur. Topluluk haber demektir! Bir hareket halka açık olmalıdır . Herkes şimdi takipçileri görmektedir. Takipçiler yeni takipçiler yaratır. Şimdi gittikçe sayı artmaktadır. Momentum yaratılmıştır.

Daha fazla kişi olaya dahil oldukça riskli olmaktan çıkmıştır. Daha önce çekimser olanların dışarıda kalmaları için bir sebep yoktur. Çıkıntı görünmeyecekler, kendilerini kmik duruma düşürmemiş olacaklar ve acele ettikleri taktirde yeni topluluğa dahil olabileceklerdir. Biraz sonra kalanların da topluluğun bir parçası olmayı seçtiklerini çünkü topluluğa karışmazlarsa komik duruma düşmekten çekindiklerine şahit olacağız.Kısaca gördüklerimizi özetlersek: Eğer bir hareketin lideri olacaksanız sizi takipçilerinizi eşit olarak görmeniz ve hareket hakkında doğru bilgileri paylaşmanız önemlidir. Takip edilmesi kolay kişi olun. Videoda herşey bir gencin dansı ile başladı ve tüm olay onun çevresinde dönse de ilk takipçi tüm olayı tetikledi. Hiçbir hareket ilk takipçi olmadan başlayamaz.Her zaman lider olmamız gerektiği söylenir, ancak bu efektif değildir. Eğer bir hareketi hayata geçirmek isterseniz ilk takip eden ve başkalarına nasıl takip edeceklerini gösteren siz olun.

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Isa Genzken

Isa-Genzken (33)Isa-Genzken (1)Isa-Genzken (2)Isa-Genzken (3)Isa-Genzken (4)Isa-Genzken (5)Isa-Genzken (6)Isa-Genzken (7)Isa-Genzken (8)Isa-Genzken (9)Isa-Genzken (10)Isa-Genzken (11)Isa-Genzken (20)Isa-Genzken (21)Isa-Genzken (22)Isa-Genzken (23)Isa-Genzken (24)Isa-Genzken (25)Isa-Genzken (26)Isa-Genzken (27)Isa-Genzken (28)Isa-Genzken (29)Isa-Genzken (30)Isa-Genzken (32) Isa Genzken: Mach dich hübsch! 

Amsterdam, Sergi-Exhibitions içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın