İstanbul Modern- Sanat Bienali

TEKİNSİZ KARŞILAŞMALAR SERGİSİ
16 Eylül 2011-22 Ocak 2012

MELİSA ÖNEL, Başka zamandan bulutlar, 2009, Işıklı kutu

ÇINAR ESLEK,Dolayısıyla, 2009-2010

Istanbul Modern müzesinde Sanat Bienali kapsamında birbirinden güzel eserler yerlerini aldılar.
Özel yaklaşımlar, farklı konseptler, her nevi malzeme kullanılarak oluşturulmuş yapıtlar insanın hayal dünyasını genişletiyor.
Günlük yaşamdan sanatçı gözü ile farklı kesitleri görmek ayrı bir keyif.
http://www.istanbulmodern.org/


Kezban Arca Batıbeki,Kafes Projeleri 2, kitch oda projesi “nereye kadar?”

FATMA TÜLİN, Gezgin Parçalar 2007

SELMA GÜRBÜZ, Kibele 2008

CANDEĞER FURTUN, Suskunlar,1987

İPEK DÜBEN, Aşk Kitabı 1998-2000

ARZU BAŞARAN, Sınıf /Ihlal sergisinden 2005

HANDAN BÖRÜTEÇENE ,2008

GÜLAY SEMERCİOĞLU, 2010 (red tulip / sweet corn)

HALE TENGER,1990, Sikimden aşşa Kasımpaşa ekolü

AZADE KÖKER, Koltuk, 2009

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Karşıdan Karşıya / Across sergisi

Sakıp Sabancı Müzesi’nde süregelen “Karşıdan Karşıya” sergisindeki eserlerden bazı özel görüntüler.

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Alo Vale servisi

Alkollüyken dahi aracından vazgeçemeyen, gittiği yerde bırakamayan kişiler için çok güzel bir hizmet devreye girmiş…

Yemeğe çıktınız veya gece kulübündesiniz, alkol sınırlarını aşmışsınız ama aracınızı bulunduğunuz yerde bırakmak istemiyorsunuz…Alkol almayan bir arkadaşınız da yok yanınızda…Hemen “alo vale”yi arıyorsunuz. Tabii çıkmadan 1 saat önce arayın ki organize olabilsinler, 10 dakkada kapıya beklemeyin derim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ufacık bir motorsikletle bulunduğunuz yere özel şöförünüz geliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Motorunu katlayıp özel çantasına yerleştiriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Motorunu arabanızın bgajına atıyor ve söför koltuğuna oturuyor, sizi gideceğiniz yere bırakıyor, oradan da motoru ile geri dönüyor…

Son derece güvenli ve güzel bir hizmet. Herkese tavsiye ederiz…Gideceğiniz yere göre ücret tarifelerini web sitelerinde görebilirsiniz.

www.alovale.com

Tel: 533 634 96 96

 

 

 

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Patricia Piccinini- Beni Bağrına Bas

22 Haziran-22 Ağustos tarihleri arasında Beyoğlu Arter Sanat Galerisi’nde Patricia Piccinini’nin “Beni Bağrına Bas” isimli heykel,yerleştirme,desen ve video çalışmalarından özel bir seçkisini sunduğu oldukça etkileyici ve ilgi çekici sergisi ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

www.arter.org.tr

Çok ciddi emek gerektiren, son derece yaratıcı ve hayalleri zorlayan bu enstalasyonu sanatsever herkesin ziyaret etmesini , çocuklar için de çok ilgi çekici bir sergi olduğunu düşünüyor okulların öğrencilerini gezdirmesini öneriyorum.

Silikon, fiberglas, hayvan kürkü, insan saçı, polyester reçine, alçı , deri gibi birçok farklı malzemenin kullanıldığı bu heykelleri, özellikle insan formlarını gerçeğinden ayırt etmek imkansız. Müthiş bir detaycılık gözlenebilir.

Sergiyi gezerken faydalanılacak ufak bir el kitapçığının da hazırlanmış olması sanatçının eserlerini yaratırken yola çıktığı duygu ve düşüncelerini anlamamızda yardımcı olmakta. Resimler altındaki yazılar el kitapçığından alınmıştır.

Sanatçı hakkında daha fazla bilgi için kendi web sitesini ziyaret edebilirsiniz:

http://www.patriciapiccinini.net/

The Long Awaited 2008 / Beklenen

Foundling 2008 / Bulunmuş Bebek

 

 

 

Offspring 2005

Balasana 2009

 

 

 

The Welcome Guest 2011 / Davetli Misafir

Undivided 2004 / Bölünmemiş

 

 

Surrogate 2005 / Taşıyıcı

 

The Bottom Feeder 2009

Alttan Beslenen

 

 

 

 

 

Doubting Thomas 2006 / Şüpheci Thomas

Eulogy 2011 / Ağıt

The Embrace 2005 / Kucaklama

Gözlemci

 

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kelimelerin Gücü

Kelimelerini değiştir…Hayatını değiştir…

Istediğimiz şeylere ulaşmaya çalışırken kullandığımız kelimelerin ne kadar önemli olduğunu her zaman söylerler. Iş hayatımızda olsun, özel hayatımızda olsun ağzımızdan çıkan her kelimeye dikkat etmeli, özen göstermeliyiz. Herşeyi söylemenin güzel bir yolu vardır. Eleştirmeden, yargılamadan, rahatsız etmeden. Insanların insani yönlerine dokunduğunuz zaman en büyük etkiyi sağlarsınız.

Liderlerin, yöneticilerin, devlet büyüklerinin konuşma ve beden dili eğitimi almasının ardında yatan gerçek hep budur. İstenen mesajı doğru bir dille verebilmek.

Bazen şaşırırız başkasının söylediği şeyin aynısını söylemişsinizdir ama diğer kişi ardından kitleleri sürükler. Neden mi? Doğru sözcükleri kullanmıştır.

Buna çok etkileyici, güzel bir video geldi, bir kez daha düşünmeme sevk etti.

Kör bir dilenci sokakta dileniyor, yanında bir karton üzerine yazılmış “körüm, lütfen yardım edin” yazıyor. Birçok kişi yanından gelip geçiyor, kimisi paraları yere atıyorlar, fark etmiyorlar bile. Sonra bir kadın geçiyor, durup geri dönüyor ve kartonu ters çevirerek arkasına şu cümleleri yazıyor “çok güzel bir gün, ama ben göremiyorum”. Ardından geçen birçok kişi para bırakıyor. Adam da hayrete düşüyor. Biraz sonra aynı kadın geri dönüyor, adam kadına “ne yazdın?” diye soruyor. “Aynısını yazdım, ama farklı kelimelerle” diyerek uzaklaşıyor…

http://www.youtube.com/watch?v=Hzgzim5m7oU&sns=fb

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Satış yaparken dikkat edilmesi gerekenler

Son dönemlerde birçok mağazadan fiyat teklif alıyor ve değerlendiriyorum. Bazı durumlarda gerçekten şaşırıyorum acaba ben mi fazla şey bekliyorum yoksa piyasaya bir haller mi oluyor diye merak ediyorum. Geçen haftalarda fiyat teklifi nasıl hazırlanır diye bir yazı yazdım, yazmak zorunda kaldım çünkü karşıma gelen teklifler gerçekten olacak gibi değildi. Aynı kalitesizlik devam etmekte. Bu sebeple ben de sitemlerime devam edeceğim çünkü bu iş böyle olmaz diyorum.

Her yerde müşterinin ne kadar değerli olduğu ve önemsenmesi gerektiği yönünde yazılar okuyor, konferanslara gidiyoruz. Satış ekipleri eğitimlere gönderiliyor sonra piyasaya hazırlanıyorlar. Eğitim alan kişiler ile satış yapanlar sanırım ayrı…Firmalar satışlarını nasıl arttırabilecekleri yönünde danışman şirketlere büyük miktarlarda paralar akıtıyor ve düzelmeye çalışıyorlar. Ben bir müşteri olarak 1 ayda karşılaştığım birçok önemli noktayı burada paylaşacağım ki çok basit düzeltmelerle satışların nasıl pozitif yönde değiştirilebileceği görülebilsin. “Less is more” boşuna söylenmiş bir cümle değildir. En basit şeyler en büyük satışları etkiler. Basitten başlamazsanız büyük tabloyu göremezsiniz.

1. Mağazaya girildiği zaman hayattan bezmiş, zorla “hoşgeldiniz” cümlesini telaffuz eden “satış elemanları” nı kimse görmek istemez. Onun yerine boş mağazaya girmeyi tercih edersiniz. Gülümseyerek “hoşgeldiniz” deyin.

Sharp Smile

2. Giriş kapısında kamera bile olsa yerinizden kalkıp müşteriyi karşılamanız gerekir. Hemen yanında dolaşmanız gerekmez ama göz ucu ile önce takip edersiniz acaba ne istiyor, nelere bakıyor. Zaman verirsiniz, biraz incelesin. Orada olduğunuzu ve ihtiyaç halinde hizmetinde olduğunuzu belli edecek şekilde varlığınızı hissettirirsiniz. Gölge gibi takip etmeyin.

2. İşiniz bile olsa onu bırakırsınız, gelen de potansiyel bir müşteridir, ne alıp almayacağını veya size kimleri yönlendireceğini bilemezsiniz. Bu sebeple ayrımcılık yapmamaya özen göstermeniz gerekir. En önemli referanslar müşterinin gördüğü ilgi ile alakalıdır. Güleryüz 1 numaralı afrodizyaktır. Samimi vücut dili ve ürün hakkında bilgi sahibi olmak ise devamını getirir.

3. Müşteri ile ilgilenmeye başladığınızda “ne istediğini can kulağı ile dinleyiniz”!!! Isteği dışında ilgisiz ürünler sunmayın ki sizi acemi ve dinlemeyen bir satış elemanı olarak görmesin. Günümüzde vakit nakittir ve vakti gerçekten değerli olan birçok kişi vardır. Müşterinin vaktini boşa harcamayın.

Bad Smell!!

4. Kişisel bakımınıza özen gösteriniz lütfen! Geçenlerde bir mağazaya seramik bakmaya gittim, servis veren satış elemanının ter kokusundan dolayı midem bulandı. Sürekli önünden yürümeye özen göstermek zorunda kaldım. Koku marka ile özdeşleşen unsurlardan birisidir. Dolayısı ile ter kokusu değil güzel kokular sunun. Ter kokan elemanlarınızı uyarınız. Utanmayın, utanmak hem satış kaybına hem de markanızın olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır. Bugün o markanın lafı geçince ter kokan satış elemanı aklıma gelir.

5. Mağazanızın toplu ve düzenli olmasına özen gösterin. Ürünlerinizden numuneler bulundurun. Dağıttığınız numuneleri geri toplayın veya sürekli yenisini getirin, sonuçta bu da pazarlama bütçesine eklenebilecek bir masraftır. Satış kısa vadede gerçekleşmeyebilir.

6. Müşteri karşınızda otururken başka müşterinin telefonuna cevap verip 15-20 dakika konuşmayın. Arayan kişiyi müşteriniz gidince geri arayın, böylece hem strese girmezsiniz hem de karşınızda oturan müşterinin vaktini çalmazsınız. Müşterinizle ilgilenirken sürekli telefonla bölünmek saygısızlıktır, sizin de dikkatinizi dağıtır.  “Kusura bakmayın” lafı sizi telkin edebilir,  müşteriyi etmez. Her müşteriye hak ettiği zamanı verin.

beden-dili-eski-fbi-ajanindan-insanlarin-bedenini-okuma-rehberi

7. Beden dilinize dikkat edin. İlginiz, konuşma şekliniz ve servis veriş tarzınız sizin hakkınızda çok ipucu verir. Müşteri size değil markaya gelmiştir. Markayı temsil ettiğinizi unutmayın, ona göre davranın. Başka elemanlarla gözgöze gelerek gülüşmeler, göz kaydırmalar, sıkkın tarzlar firmaya büyük zarar verir. Burada firmaların satış ekiplerini düzenli kontrol etmeleri gerekmektedir. Çok normal müşterilerden çılgınlara, heyecanlılara, problemli olanlara kadar birçok tiple karşılaşırsınız. Aynı kalitede hizmet verebilmek sizin profesyonellik derecenizi gösterir. Sizler sadece satış elemanı değil aynı zamanda psikolog görevi görürsünüz. Bu bazen çok zorlayıcı bazen de çok zevkli olabilir. Bu konuda kendinizi geliştirecek ve karşınızdakileri tanıyacak kitaplar okuyabilirsiniz.

Her müşteri bir hedeftir, aşılması gereken bir engel, çözülmesi gereken bir problem, memnun edilecek bir bireydir. Bu durumda 2li oynamanız gerekebilir. Olabildiğince politik olursanız siz kazanırsınız.

musteri

Müşteri haksız olduğu durumlarda bile haklıdır. Haksız bir durumla karşılaştığınızda alttan almak, hoş görebilmek ve tavrınızı değiştirmemek size büyük avantajlar sağlar. Konumunuzu ve tavrınızı değiştirmezseniz zorlayıcı durumlar yumuşar. Deneyin-görün.

Şahsi hakaretlere varan durumlar ile bile karşılaşabilirsiniz. Serinkanlı olun. “Alınmayın!” “Durum budur ve ben bunu en iyi şekilde aşmak zorundayım” diye kendinizi telkin edip  durumu ele alın.

8. Fiyat tekliflerine gelince…Günümüzde bulunmaz nimet internet diye bir ürün var. İş hayatında olan birçok kişinin kullandığı bu mecradan her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Sizin vermediğiniz bilgileri müşteri internetten edinme şansına sahipken eksik bilgili teklifler vererek vakit kaybettirirseniz uyanıklık yapmış olmaz sadece müşteri kaybedersiniz. Niyeti bozuk olan her türlü şekilde herşeyi yapacaktır.

Lütfen mailde teklif vermeyin. Tekliflerin basılıp şirket muhasebelerine onaya gittigini unutmayin. Musteri size teklif, teslim suresi ve urun resimleri istiyorum derse bunları eksik göndermeyin. Hiçbir müşteri sizin peşinizden koşmak zorunda değildir. Siz satış yapacaksanız siz koşmak zorundasınız. Dönem budur. Kabul etmeyen piyasadan çekilebilir.

9. Her türlü teknolojik yeniliği takip edin. İnternete alışamadık, web sayfamız henüz yok, ürünleri mağazadan görün gibi açıklamalar oldukça antiprofesyonel etki bırakır. Herşeyi hazır olanı tercih ettirir.  Yakın zamanda bir firmadan çocuk odası mobilyaları teklifi istedim, teklif 1 haftada geldi, KDV dahil mi değil mi belli değil, hangi firmadan geldiği belli değil, ürün resmi-ölçüsü yok. Ben bu teklifi ne yapayım? Soruyorum. Niye vaktim çalınıyor diye sinirleniyorum.

10. Çok samimi olmadıkça gün ortasında kampanya veya adres bilgisi ricasında bulunmayın. İşin ortasında bu tip rahatsızlık verici telefonlar gibisi yok. Önce “müsait misiniz” diye bir sorun lütfen. Sonra konuşmalarınıza devam edin.

11. 2 telefon konuşmasından sonra “siz” yerine “sen” formatına geçiyorsanız bence kalemi masaya bırakın, çantanızı toplayın ve işinizi terk edin. Mesafe konusunda eğitim alın, sonra tekrar işbaşı yapın. Müşteri onay vermedikçe bu tip senli benli hitaplardan kaçının.

12. Bu hafta başıma gelen komik 1 olayı aktarmak isterim. İstanbul mbilya fuarında birçok yerli firmanın yabancı firmaları birebir taklit ettiğini gördüm. Şu ürün şu firmanın taklidi, buradaki şunun diye gezdiğim standlar oldu. Merakımdan bir tanesinden ürün beğenip fiyat ve resim istedim. Fiyat geldi, “prensip olarak maalesef resim gönderemiyoruz” diye cevap geldi. Şimdi sen hangi prensipten bahsediyorsun diye bir soru sormak isterim. Öncelikle başka firmaları taklit etmişsin, taklit ama işçiliğini hemen tartışırım tabii, kıyas kabul etmez. Güldüm ve başka mimar arkadaşlarıma da gösterdim. Sanırım taklitte de bir sınır olmalı. Komik duruma düşmemeye özen gösterilmesi gerekir. Hem taklit ediyorsun hem de korkundan resim göndermiyorsun, bu nasıl iştir??? Aldatan ama aldatılmaktan korkan insanlara benzetirim bu olayları.

13. Satış elemanları yemeğe veya özel işlerine ayrı saatlerde gitmelidir. Müşteri mağazaya geldiğinde şu elemanın yemekte, ötekinin toplantıda olduğunu duymak istemez. Her daim bir ilgili bulmak ister. Bunu bilmeyen yoktur diye düşünürken bilmeyen ve uygulamayanın hala çok olduğunu gördüm. Mağaza müdürünün bunu organize etmesi gerekir.

14. Satış tamamlandı, ürünleriniz teslim edildi. İlişkinizi devam ettirmeye özen gösterin. Kuru bayram kartları ile değil, 1-2 telefon görüşmesi ile hatır sormak,ufak bir davet ile olabilir. Samimi olun.

15. Müşteri teklifinizi beklerken geciktiğinizde ve müşteri aradığında vereceğiniz cevap  “şu meşhur kişinin işlerini yapıyoruz, kusura bakmayın yoğunluktan size dönemedik” gibi 15.sınıf bir cevap olmamalıdır. Bu durumda sen işine bak seni yormayalım der ilgili ve azimli başka birine yöneliriz. Böyle cevapları vermeye utanmak lazım! Ayıptır.

16. Lütfen mağazanızda yemek hazırlamayın, mümkünse dışarıda yemek yiyin! Neden mi? Öncelikle yemek kokusu her yere yayılır, ürünlerinizin ve sizin üstünüze siner. Özellikle kumaş ihtiva eden ürünler satıyorsanız çok sakıncalıdır, siner. Orası eviniz değil mağazanızdır.

17. Müşteriye hizmet ederken öğle yemeğinde soğanlı, sarımsaklı veya pastırmalı şeyler yememeye özen gösterin. Bunları akşam evinizde yiyin. Bu tip şeyler ağız kokusu ve gaz yapar. Kimse sizin ağız kokunuzu koklamak zorunda değil. Yanınızda diş fırçası taşıyın, yemek sonrası dişlerinizi fırçalayın, mümkünse arada sırada ağız spreyi kullanın.

Şu aralar karşılaştığım ve dikkatimi çeken durumları paylaştım. Umarım bazı kişi ve firmalara faydalı müşteri izlenimlerini aktarmışımdır. Satış çok özel bir iştir. Özen gösterilmezse başarılı olunamaz. Her müşteri bir proje gibi ele alınırsa güzel sonuçlar alırsınız.

happy-clients

Mutlu müşteri paranın satın alamayacağı en iyi reklamdır!

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Fiyat teklifi nasıl hazırlanır ?!

Son dönemlerde birçok konu hakkında çok farklı sektörlerden, farklı mağaza ve kişilerden fiyat teklifleri almaktayım. Tekliflerdeki özensizlik, dikkatsizlik, bilgi eksikliği o kadar dikkat çekici boyutlarda ki sonunda isyan edip “nasıl fiyat teklifi hazırlanmalıdır” diye bir yazı yazma ihtiyacı duydum. (yazımın üstünden seneler geçti, konu hala ne yazık ki aynı güncelliğini koruyor)

dinleanlahareketegec

Dinle-anla-harekete geç!

Bir teklif hazırlarken en önemli madde “müşterinizin ne istediğini çok iyi DİNLEMEK”, notlarınızı almak ve beklentileri teklifte verebilmektedir.

1. Günümüzde mail, artık fax ve telefon ihtiyacını ortadan kaldırmıştır. Her türlü bilgi alışverişi mail üzerinden yapılabilmektedir. Tabii teklifler de artık mailler ile gönderilmektedir. Bir fiyat teklifi istendiği zaman teklif mail sayfasına yazılarak gönderilmez, bunu herkes dikkate almalıdır.

Örnek: x model kanepe 1000 TL, y model koltuk 500 TL gibi mail sayfasına yazılmış teklifleri hiç göndermeyin daha iyi.

Çünkü tekliflerin, özellikle firmalar ve profesyonel çalışan kurumlar tarafından çıktısı alınır ve dosyalanır, oysaki maili bastığınız zaman çıkan sonuç ortadadır.

Teklif word, excel veya tercihen pdf formatında “maile eklenmiş” olarak gönderilir.  Mailinizde ise sadece bir ön yazı yazarsınız:

“Sayın Ayşe TEMEL,

Beğenmiş olduğunuz ürünlerimizin teklifi ekte görülmektedir. Bilgilerinize sunar, iyi çalışmalar dileriz. Saygılarımızla,

xxx mağazası

Deniz Şenses

Satış yetkilisi-mimar

telefon numarası

2. Maili yazarken hitap şekliniz “isim soyisim” şeklinde veya sadece “soyisim” şeklinde olmalıdır. Örneğin müşterinizin ismi Ayşe Temel, yazılı hitap şekliniz “Sayın Ayşe TEMEL” veya “Sayın TEMEL” şeklinde olmalıdır. “Sayın Ayşe hanım” şeklindeki hitaplara sıkça rastlanmakta ama profesyonel görünmemektedir.

3. Ekli dosyanıza verilen isim de çok önemlidir. Teklife kişi ismi VERİLMEZ!!!

ayşehn teklif.pdf , ayşe.pdf gibi dosya isimleri son derece basit durur. vereceğiniz isim Ayşe Temel’in çalıştığı firma ismi olabilir (örneğin Boylar İnşaat olsun) BoylarInşaat.pdf şeklinde isim verebilirsiniz. İsmin arkasına bir de tarih eklerseniz dosyalama sırasında müşteriye kolaylık sağlarsınız. “BoylarInşaat13062011.pdf” gibi…

Çok basit ve gereksiz gibi görünen bu konu son derece önemlidir. Hafife almayın.

4. Hazırlanan teklifte öncelikle firma anteti, adres-telefon bilgileri ve teklif referans numarası yazılmalıdır. Bunlardan bir veya daha fazlası eksik olarak teklif gönderen kurumlar profesyonel olarak algılanmazlar.

Adres bilgisi neden gereklidir? O sırada teklifi müşterinizle değerlendirmektesiniz, firmayı aramak istiyorsunuz ama teklifte numara yok, yanınızda firma telefonu yok, kartı yok. Ne yapacaksınız? Normalde tekliften bakacaktınız ama olmayınca kalıyorsunuz, maili aramak zorunda kalıyorsunuz, vakit kaybediyorsunuz ve bir diğer teklifi değerlendirme şansı açılıyor…Olan adressiz firmaya oluyor.

5. Seçilen ürünle ilgili birer resim, firma ismi, varsa kod numarası, resmin yanına açıklama, açıklamada ölçüler ve malzeme özellikleri yazılır. Sonrası adedi, birim fiyatı ve toplam fiyatı yazılır. Adet yazılmayan teklifler kontroller sırasında sıkıntı yaratır, iş yükünü büyütür.

Müşteri birçok mağaza gezmiştir, sizin ürününüzü hatırlamayabilir, veya teklifi aradan zaman geçtikten sonra tekrar değerlendirmek ister, bu sebeplerle ürün resmi koymak şarttır.

Bazı firmalar bu tip bilgileri eksik vererek taklitlerden kaçabileceklerini düşünmektedirler. Orijinal ürünlerin ve detayı çok özel firmaların taklidi aslı gibi olamaz ki çok özel tasarımlar yapan sayılı firmalar vardır, bunu da belirtmek lazımdır. Eksik verilen bilgi müşteriyi araştırma yapmakla yorar ve geniş bilgi veren teklifleri öne sürer.

6. Birim fiyatlar KDV hariç olmalıdır, KDV teklif toplamına eklenmelidir.

7. İskonto konusu teklifin en belirleyici bölümüdür. Teklifinize ne kadar oranda iskonto yaptığınızın görülmesi gerekir.
İskonto yapılmış ama oranın görülmediği teklifler müşterilerce tercih edilmez.
Bu konuda başıma gelen bir olay da teklif aldığım bir firmayı ne kadar iskontomuz olacak diye sorduğumda “biz zaten size iskontolu fiyat verdik” cevabını almıştım. Halbuki teklifin hiçbir yerinde iskonto uygulandığına dair herhangi bir bilgi yoktu. Ben “iskontolu olduğunu nasıl anlayacağım, müşterim böyle bir açıklamayı haklı olarak sonradan kabul etmez ” demiş ve firmadan alım yapmaktan sadece bu sebeple vazgeçmiştik.

8. Bu aşamadan sonra sıra ödeme koşullarına gelir, bunları da detaylı belirtmek gerekir. Nakit ödeme, vadeli ödeme, kredi kartı ile ödeme gibi farklı alternatifler sunan bir firma iseniz bunları net olarak yazmalısınız.

9. Teslim süresi siparişin önemli bir bölümü olup belirleyici bir rol oynar. Bu bilginin daima “sipariş verilen günden itibaren” şeklinde belirtilerek verilmesi gerekir. Müşterinin memnun etmek ve siparişi kaçırmamak için sakın teslim edemeyeceğiniz bir süreyi vermeyin. Mutlaka doğru süreyi verin. Sözünü tutmayan firmalardan 1 kez alım yapılır, gerisi gelmez.

Bu konu özellikle ithal ürün getirten firmalarda önem kazanır. Ürünlerin gümrükten çıkma süreleri çok önemlidir ve bazen kontrol edemeyeceğiniz süreçlerdir.

10. Teklifin geçerlilik süresi belirtilmelidir. Dövize endeksli teklifler verilince döviz kurlarındaki oynamalar sebebiyle müşteri veya satıcı olarak mağdur durumda kalmamak için “ödemenin yapılacağı günkü TCMB döviz kurları esas alınacaktır” ibaresini koymalısınız.
* TCMB döviz kurları esas alınmalıdır. Alış kuru mu satış kuru mu esas aldığınızı da belirtmelisiniz.

11. Ürününüzün nakliyesi de sorulacaktır. Nakliyeyi/adrese teslimi siz yapıyorsanız fiyata dahil mi hariç mi mutlaka belirtmelisiniz. Hariç ise bulunulan bölgeye göre nakliye ücretini teklife ekleyebilirsiniz.

İstanbul içi nakliye fiyatlarımıza dahildir, İstanbul harici nakliye bedeli ayrıca tarafınıza iletilecektir gibi notları düşmelisiniz.

Nakliyeyi satıcı olarak gerçekleştirmiyorsanız “nakliye müşteriye aittir” şeklinde belirtmeniz şarttır!

12. Montaj konusu. Örneğin mobilya satan bir mağaza iseniz ürünün nakliyesi yanında montajın tarafınızca yapılıp yapılmadığı belirtilmelidir.
Montaj dahil değil ise ve müşteri montaj yapılmasını istiyorsa montaj bedeli de teklife eklenmelidir.

13. Teklifi hazırlayan kişinin adı-soyadı,telefonu ve imzası bulunmalıdır. Müşteri kiminle görüştüğünü hatırlamayabilir, bunun için ilgili kişinin adının olması şarttır.

14. Tüm bu bilgiler verildikten sonra teklif baştan sona mutlaka tekrar kontrol edilerek müşteriye gönderilebilir. Büyük ihtimalle ya yazım hatası, ya adet ya da toplam hatası bulacaksınız. Kontrolleriniz ile hem kendiniz zaman kazanırsınız hem de müşterinize mahçup olmazsınız. Adetlerin yanlış verilmesi, toplamların yanlış alınması sıkça karşılaşılan durumlardır.

15. Mail ile gonderilen tekliflerde mailinizin ulasıp ulasmadığını mailinizi gönderdikten yarım saat sonra maili gönderdiğiniz kişiyi telefonla arayarak teyit etmeniz işinizi garantiye almanızı sağlar. İş takibi yaptığınızı belli eder. (aaa gelmedi mi? ama göndermiştim gibi açıklamalar yapmanıza gerek kalmaz, acelesi olan müşterilerinizi memnun eder, internette karşılaşılabilen aksaklıkları fark edip hemen müdahale etmenizi ve vakit kazanmanızı sağlar.)

16. Teklifin takibinin yapılması…En hassas ve dengeli olunması gereken konudur. Müşteri 2 günde 1 aranmaz. Bu şekilde sürekli aramanız sadece itici olmanızı sağlar. Duruma göre haftada 1 kez aramanız ve gelişme olup olmadığını sormanız yeterlidir. Hiç aramaz ilgi göstermezseniz “amma ilgisiz firma, çok doymuşlar” gibi yorumlara maruz kalırsınız. Sürekli ararsanız da baskıcı bir tutuma girmiş olursunuz.

17. Sonuç: Müşteriden hiçbir dönüş olmazsa bilin ki teklif onaylanmamış başka bir yer tercih edilmiştir. Maalesef müşterilerin büyük çoğunluğunun size olumsuz cevap vereceğine cevap vermemeyi tercih edeceğini de kabullenmeniz gereklidir, bu sıkça başınıza gelebilecek bir davranış olacaktır.

İyi ihtimalle teklifin onaylanmadığına dair sözel veya yazılı cevap gelirse nazik bir biçimde sebebini sorup kendi eksiğinizi öğrenmeye çalışabilirsiniz. Fakat kesinlikle ısrarcı olunmamalıdır.

Gösterilen özenin derecesi müşteri kazandırır, özensizlik ise kaybettirir. Düzgün çalışmak isteyenlerin dikkatinedir.

Basit bir teklif örneğini aşağıdaki linke tıklayarak inceleyebilirsiniz:

AyseTemel 12022012ref001

  • Fiyat teklifi hazırlamak üzere destek istediğiniz taktirde thebighousemimarlik@gmail.com adresine talep maili gönderebilirsiniz.
      • Mail konusuna lütfen : “fiyat teklifi talebi” yazınız ki spam dosyasına düşen mailleri görebilelim.
  • İstenildiği taktirde kendi hazırlamış olduğunuz fiyat teklifleri tarafımızca kontrol edilir ve profesyonel bir hale getirilir.
  • Teklif hazırlama hizmetimiz ücretli olup teklif detayına göre ücretlendirilmektedir.
  • Maillere cevap verebilmemiz için adınız-soyadınız-firma ismi-firmadaki göreviniz-telefon numaranız-firma web sitesi ve kime hangi konuda, ne kadar sürede fiyat teklifi vermek istediğinizin detaylı bir açıklamasını rica ederiz.Bu bilgiler doğrultusunda sizlerle iletişime geçilecektir.

Teklif hazırlamak yanında satış yaparken dikkat edilmesi gereken konular ve müşteri memnuniyetini sağlamak üzere “satış ve müşteri kazanımı” konusundaki blogumu da okumanızı tavsiye ederim.

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | 54 Yorum

Bir Köpeğin Hikayesi

Bugün çok severek okuduğum, mail ile gelen bir hikayeyi paylaşmak istedim. Hikayenin ismi “A Dogs purpose” yani “bir köpeğin gayesi”…Hayatımıza büyük mutluluklar katan hayvanlarımızdan alacağımız güzel derslerimiz var, almasını bilenlere…

Veteriner olmam sebebiyle Belker isimli 10 yaşında bir İrlanda kurdunu tedavi etmek üzere çağrıldım. Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa ve küçük oğulları Shane, Belker’a çok bağlıydılar ve bir mucize bekliyorlardı. Belker’ı tedavi etmem sonucunda kansere yakalanmış olduğunu gördüm. Durumunun ağır olmasından dolayı aileye kendi evlerinde ötenazi yapma teklifinde bulundum. Gerekli ayarlamaları yaparken Ron ve Lisa bana 6 yaşındaki oğullarının da bu süreçte yanlarında olması ve belki de bundan öğrenmesi gereken dersler olduğunu hissettiklerini söylediler.

Ertesi gün boğazımda bir düğüm ile köpeğin başında hep birlikte toplanmıştık. Köpeği okşayan Shane o kadar sakin görünüyordu ki acaba ne yaptığımızı farkında mı diye merak ettim. Birkaç dakika sonra Belker huzur içinde bizi terk etti…Shane köpeğinin ölümünü hiçbir zorluk ve karmaşa hissetmeden kabul etmiş gibi görünüyordu. Hep birlikte oturmuş hayvanların bizlerden daha erken ölmeleri konusunu tartışırken, Shane birden “cevabını biliyorum” dedi…Şaşırmış olarak ona döndüm, ardından söyledikleri beni çok etkiledi, hiçbir zaman daha rahatlatıcı bir açıklama duymamıştım ve o zamandan beri mücadelelerimi ve yaşam tarzımı çok değiştirdi.

Dedi ki: İnsanlar, iyi bir yaşam yaşayabilmeyi öğrenmek için doğarlar. Herkesi sevmeyi ve iyi davranmayı öğrenirler, değil mi? Ama köpekler bunu zaten bilerek doğarlar, bu yüzden de fazla uzun kalmalarına gerek yoktur…

Basit yaşayın. Cömertçe sevin. Çok önem verin. Nazik konuşun.

Hatırlayın; Eğer bir köpek öğretmeniniz olsaydı şunları öğretirdi:

Sevdikleriniz eve geldiğinde her zaman karşılamak için koşun…

Hiçbir zaman güzel bir gezinti fırsatını kaçırmayın…

Temiz hava ve yüzünüzü okşayan bir rüzgarın çoşkusunu yaşamaya izin verin.

Kestirin.

Kalkmadan önce gerinin.

Hergün koşun, zıplayın ve oynayın.

İlgi peşinden koşun, insanların size dokunmalarına izin verin…

Basit bir hırlama yeterken havlamaktan uzak durun…

Ilık günlerde sırtüstü çimlerde yatın…

Sıcak günlerde bo bol su için ve ağaç gölgesinde uzanın…

Mutlu olduğunuzda dans edin ve tüm vücudunuzu sallayın…

Uzun bir yürüyüşten keyif alın…

Sadık olun…

Olmadığınız birisi gibi davranmaya çalışmayın…

Yalanların gömülmesini istiyorsanız, buluncaya kadar kazın…

Birisi kötü bir gün geçirdiğinde sessiz olun, yanında oturun ve onları kibarca dürtükleyin…

Gününüzün her anının tadını çıkarın!

Hayvanlar- Animals içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Avrupa Birliği Fonları ve STK’lar

11 Aralık Cumartesi günü Cevahir Kongre merkezinde bu yıl 4.cüsü düzenlenen ” Sivil Toplumla Diyalog” toplantısı gerçekleşti. Toplantı kapsamında STK’lar ile AB sürecindeki ilişkiler ve kendilerinden beklenenler paylaşıldı. Oldukça önemli bulduğum toplantıya ilgiyi yeterli göremedim hele ki “fon”lardan nasıl yararlanılabileceğinin bilgileri paylaşılırken.

Toplantı genelde maalesef artık alıştığımız üzere katılımcılardan bir veya birkaçının geç kalması sebebi ile yarım saat kadar geç başladı. ABGS genel sekreteti, AB Belçika dönem başkanlığı, AB Türkiye delegasyon başkanı, İBB başkanı ve devlet bakanı ve başmüzakereci yöneticilerinin yaptıkları açılış konuşması ile başlayan çalışma, yemek arasından sonra gerçekleşen ve toplantının en önemli bölümü olan çalışma grup toplantıları ile devam etti.

Bu gruplar:

1. AB Fonları ve STK’lar  2. Belediyeler ve AB   3. Vize: Sivil Toplum Diyaloğu önünde engel 4. Gençlik ve AB sürecimiz ,

şeklinde 4 ana gruptan oluştu.

1. grup çalışmalarını izlerken güzel bilgiler edinme imkanına da sahip olduk.

Devletimiz STK’ların Türkiye’nin tanıtımını en iyi şekilde yapmalarını ve bunun için de gerek kendi aralarında gerekse Avrupa’daki STK’lar ile işbirliği içinde olması gerektiğini belirtiyor. AB tarafından STK’ların kullanması için belli bir bütçe ayrılmış durumda.

2001-2007 döneminde fondan yararlanım aşağıdaki şekilde gerçekleşmiş:

Dernekler 375 proje ile %35

Odalar 294 proje ile %36

Vakıflar 169 sözleşme ile %20,6

Sendikalar 43 proje ile %7,5

Bu bütçeden Sivil Toplum Kuruluşları olarak pay alabilmek için daha önce üretilmemiş ve uygulanmamış, orijinal projeler üretilmesi gerekiyor. Bunların da AB kalite standartlarında hazırlanması bekleniyor.  Devlet STK’ların kullandığı fon miktarını yetersiz bularak, daha çok proje üretimi bekliyor ki fonlar artsın ve AB yolunda AB’ye örnek olunsun. Projelerde işbirliği içersindeki STK’lara özellikle önem veriliyor. Nasıl projeler beklendiği ve ne gibi standartlarda hazırlanması, yazılması gerektiği ise web sitelerinden takip edilebiliyor.

Peki “hibe başvurusu” nereye yapılır? Merkezi Finans ve İhale birimi tarafından takip edilen hibe başvurusu için aşağıdaki linklerin kullanılması yönünde bilgi verilmiştir:

www.mfib.gov.tr

www.cfcu.gov.tr

Hibe programları ile ilgili diğer bilgi alınabilecek siteler ise:

www.abgs.gov.tr

www.avrupa.info.tr

Modern ve çağdaş çalışmalar yapmak isteyen, yenilikleri takip eden ve proje üretmek isteyen tüm STK’ların düzenli takip etmesi gereken bu konu için herkesin web sitelerinden faydalanmasını öneririm.

STK - NGO içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

International Women of Istanbul

International women of Istanbul, kısaca IWI, yabancı olan veya eşleri yabancı olan Türk hanımların kurmuş olduğu bir organizasyondur. Bu organizasyonun amacı Türkiye’ye kısa veya uzun vadeli gelen yabancı hanımların birbirlerini ve İstanbul’u tanımaları, iş veya hobi alanlarında ortak faaliyetlerde bulunmaları ve kendilerini evlerinde hissetmeleri için bir araya getirmektir. IWI artık birçok kurum tarafından da tanınmakta ve faaliyetleri destek görmektedir. Konsolosluk davetleri, kitap tanıtım günleri, yemek yapma günleri, hayır işi faaliyetleri, kahve günleri, farklı lezzetleri tadım günleri, Noel organizasyonları derken oldukça hareketli bir organizasyon haline gelmiştir.

Dün IWI tarafından İstanbul Hilton Conventional Center’da Noel kermesi düzenlendi. Oldukça kalabalık ve bol alışverişli bir gün yaşandı. Kermes’te birçok yeni ve daha önce karşılaşmadığınız firma ve kişiler ile tanışma imkanı da mevcuttu. Phillips, Kiehls, Büyülübağ, Avon gibi firmalar yanında Unicef, Nahıl, İzev, The European Breast Cancer Coalition gibi dernekler de katıldılar, banka ve havayolları firmaları stand açtılar.

Geleneksel noel süsleri, noel tatlıları, Santa kıyafetleri ve kurabiyeleri yanında her türlü takı, kıyafet, yiyecek ve içecek, kırtasiyelik, bebeklere yönelik çeşitli ürünler, şarap, kozmetik ürünleri, elde hazırlanmış tatlılar, mutfak gereçleri, 2.el kitap ve DVD’ler, oyuncaklar ve aklınıza gelebilecek daha birçok ürünü özel fiyatlara satın alma imkanı sunuldu.

www.boxit.com.tr Özel tasarım kutular burada…

Badem Börek ve ev tatlıları. henüz web siteleri yok. 532-2133338

www.banuoyman.com

Bebeklerin isim ve doğum tarihlerinin yazıldığı özel çerçeveler (www.cicacom.com) , pike takımları ve havluları üreten CİCACOM markası çok tatlı idi. İsmini çocuk diliyle söylenen cicianneden almış.

Çocukların tek bir fotoğrafını alarak hazır bir müzik CD’sine yükleyen ve ismiyle birlikte özel bir CD yaratan MEDIAK firmasının hizmeti ilginçti.  Çocuğunuz CD’deki bir karakter haline gelerek kendisini eğitici bir video eşliğinde seyredebiliyor. Oyalayıcı ve eğlenceli bir mecra. Henüz web siteleri hazırlanmamış ve videolar İngilizce. Türkçe versiyonları birkaç ay sonra hazırlanacak. bilgi için: marilyn.milligan@bridge-tci.com 538-6180123

Tek bir katta toplanan kermes alanı yanında kocaman bir food-court alanı yaratılmıştı. Burada farklı ülkelerin mutfakları ile tanıdığımız Dragon, Çok Çok, Cookshop, Krispy cream gibi firmalar da yer aldılar.

Pink Angels- Okmeydanı hastanesi çocuk hematoloji bölümü annelerinin hazırlamış olduğu kurabiye standı.

Daha geniş bilgi için:

www.iwi-tr.org

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Istanbul Arnavutköy Evleri

Boğazın en sevilen yerlerinden birisi olan Arnavutköy’ün arka sokaklarındaki eski  ve yenilenen evler…

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Eğlence Teorisi

Volkswagen markası, “eğlence, insanları daha iyiye doğru değiştirmek için en kolay yoldur” fikrinden yola çıkarak “thefuntheory” isimli bir yarışma organize etmektedir. Amaç insanları eğlendirerek onlara fayda sağlamak ve onları geliştirmektir. Yine Facebook sağolsun videosunu seyrettiğimiz ve haberdar olduğumuz bu eğlenceli yarışmadaki fikirleri burada da paylaşmak istedim.

Piano Basamaklar – Piano Staircases

Gazetelerde sıkça doktor köşelerinde okuduğumuz ve kendi doktorlarımızdan da dinlediğimiz spor yap, asansör ve yürüyen merdiven yerine basamakları kullan uyarılarını dinler ama pek azımız uygularız. İşte bunu zevkli bir hale getirmiş herkesin keyifle kullandığı bir örnek…Merdiven kullanımında %66 oranında bir artış olmuş. Keşke İstanbul’da da bu örneğin uygulamasını görebilsek…

http://www.youtube.com/watch?v=2lXh2n0aPyw

Dünyanın en derin çöp kutusu- The worlds deepest bin:

Çöpümüzü  çöp kutusuna atmak yerine neden yere atalım? İşte bu konuyu bile daha komik ve ilginç bir hale getiren, çocuklara ve duyarsız kişilere örnek güzel bir uygulama:

http://www.youtube.com/watch?v=cbEKAwCoCKw

Şişe bankası makinesi- Bottle bank arcade machine

Geri dönüşüm konusunda oldukça hassas noktalara gelinen günümüzde cam ürünlerin geri dönüşümünde aynı hassasiyet gözlemlenmemiş. Buna eğlenceli bir ürün olarak geri dönüşüm bidonları birer oyun makinesi gibi tasarlanarak atılan her bir şişe için puan yazmaya başlayınca günlük kullanım 2 katına çıkıp önünde kuyruklar oluşmaya başlamış.

http://www.youtube.com/watch?v=zSiHjMU-MUo&feature=related

Radar çekilişi- the speed camera lottery

Hız kurallarına uymak neden daha eğlenceli bir hale gelmesin? İsviçre’de yapılan bir uygulamada hız cezası yiyen sürücülere kesilen cezalar bir havuzda toplanıyor. Hız kurallarına uyan sürücüler ise bu ödüllü radarın önünden geçerken kayıt ediliyor ve çekilişe katılmaya hak kazanıyorlar. Çekilişte kazanan bu havuzdaki paradan kazanıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=KcaKocRXCB4&feature=related

Daha fazla örnekler ve tüm yarışmacı projeleri için:

www.thefuntheory.com

Eğlence-Entertainment içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sakıp Sabancı Müzesi

İstanbul’un en güzel müzelerinden birisidir SSM, hatta benim için boğaz manzarası, yemyeşil ve bakımlı bahçesi, güzel dekorasyonu, cafe/restorantı ve atmosferi ile en güzelidir. Şu anda “Ağa Han Müzesi Hazineleri” sergisi ile “Jameel Ödülü 2009” sergisi devam etmekte. Her ikisi de gerçekten gezmeye değer, özellikle Ağa Han müzesi eserleri tek kelime ile muhteşem. Çok güzel de bilgi edinmek ve yeni şeyler öğrenmek mümkün. Sergiden bazı örnekleri burada da paylaşmak istiyorum:

Jameel Ödüllerinden bir seçki:

Susan Hefuna- Kahire’nin meşrebiyye denilen ve geleneksel evlerinin pencerelerini kapatan ahşap kafeslerden esinlenmiş. Işığı perdeleyen ama hava akımına izin veren bu kafesler kadınların görülmeden görülmelerine olanak verir. Tasarımlarda genellikle sözcükler bulunur. Bunlar motiflere ya da bakanların okuyamadığı soyut imgelere benzer. Bu eserde de gözlerinizi kısarak baktığınızda bu sözcükleri görebilirsiniz.

Afruz Amighi- Tasarımımı baskı işlerinde ve mülteci çadırlarında kullanılan ince gözenekli plastik bir tabakadan şablon kesme aparatı ile keserek oluşturdum.2007.

Hassan Hajjaj- İzleyici geri dönüşümlü malzeme ile yapılmış eşyaların ve günlük yaşama ait objelerin çarşının rengini ve atmosferini yansıttığı interaktif bir sosyal mekana çekiliyor. Le Salon 2009.

Khosrow Hassanzadeh- Güreşçiler İran kültürünün bugün yitirmekte olduğumuz birçok yönünü temsil eder. İnsanlara bunun gücünü, güzelliğini ve gururunu hatırlatmak isterim. 2008.

AGA HAN MÜZESİ HAZİNELERİ

Mavi ipek kaftan-Orta asya circa 13. yy.

Çok renkli ahşap kiriş-Fez, Fas,Muvahhitler dönemi 12.yy. Oymalı ve boyalı çam.

Abdest çanağı- damga: Imparator Zhengde ,Çin 1521

İki sayfada tamamlanmış el yazması Kuran- İran,Kacar dönemi 1866-1867

Kuran’dan ayet yazılı kiriş- Suriye 13.yy. başı + İznik duvar çinisi-16.yy ortası

Ecza kavanozu- Suriye 15.yy

Sedef kakmalı bir çift kapı kanadı- 18.yy

Sedef kakmalı kapı kanadından detay

Oyma sütun başı- İspanya 950-970 cıvarı

Hattat aletleri- Osmanlı 18.-19. yy

Minai tekniği ile yapılmış çukur kase- İran 1200 cıvarı

Müzecilikte artık sergi gezmek ve bilgi almak ta değişiyor. Bu resimde de görülebileceği üzere bilgisayar ekranındaki bilgi projeksiyon ile dev boyutlarda görülebiliyor. Çok keyifli bir seyir imkanı.

Potre ve yazı murakkası- İran 19.yy başı

4 resimden oluşan murakka sayfası- İran 1610-1620 cıvarı

Müze hakkında her türlü bilgi için:

http://muze.sabanciuniv.edu

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İşsizlik üstüne: Eckhart Tolle

Eckhart Tolle,  Ekim ayı aylık e-bülteninde işsizlik konusuna yaklaşımına yer vermiş…Günümüzdeki en büyük sorunlardan bir tanesi olduğundan ve insanlar kendilerini bu yolda gerçekten harab ettiklerinden kısmi çevirisini burada paylaşmak istedim. Alınacak güzel dersler, öğrenilecek güzel ve farklı yaklaşımlar var…

Soru: İşsiz olanlar ve iş arayanlar iş arama realitesi ve draması içersinde nasıl “kaynağa ve özüne” bağlı kalır?

Cevap: Bu insanı kamçılayan bir durumdur. İyidir. Ya sizi uyandırır ya da sizi daha fazla tepki vermeye, bilinçsizliğe veya acıya çeker. Potansiyel olarak size oldukça yardımcı olur. Bu durum bu veya şu açıdan sınırlanma anlamına gelir. Örneğin ben (ET) hayatımın büyük bir bölümünde işsizdim, bu dönemde çok az şeyle yaşadım hatta 30lu yaşlarımda yoksulluk sınırının altına düştüm. Fakat “yoksul” olduğumu fark etmedim. Sadece alamayacağım şeylerin olduğunu fark ettim. Örneğin domates sosu alabiliyordum ama spagetti sosu alamıyordum. Domates sosu çok çok daha ucuzdu. Bu yıllar boyunca içime yer etti, hatta 4 sene öncesine kadar hala spagetti sosu yerine domates sosu aldığımı fark ettim.

Yeniden düzenlemeniz ve başa çıkmanız gereken pratiğe dayalı bir takım şeyler vardır. İçinde bulunduğunuz yeni koşullara uyacak şekilde harekete geçmeniz gerekir. Sonrada zihinsel alanınız vardır. Bu alanda ıstırabınız ortaya çıkabilir, pratik alanda değil. Özel hazırlanmış bir sos ile makarna yemek yerine ince bir tabaka domates soslu spagetti yerken ıstırap çekmezsiniz. Fakat aniden aklınıza “ben bu hallere düştüm işte veya kaybettim veya başarısız oldum veya binlerce insan iş ararken ben nasıl bulacağım” düşünceleri gelirse ıstırabınız başlar.

Istırabınız kendinize verdiğiniz değerden de kaynaklanır. Nerden çıkar bu? Tamamiyle kendi aklınızdan. “Ben işe yaramıyorum, iş bulmak için çok yaşlıyım artık, daha iyi bir eğitim almalıydım” gibi kendi yarattığımız düşünceler kendimize verdiğimiz değeri gitgide azaltır. Neden azaltır, çünkü kendinize verdiğiniz değer dünya üstündeki göreviniz ile bağlantılıdır ki bu da normal birşeydir. Ama aslen bu değer verme dünya üstündeki fonksiyonunuzdan değil zihninizin fonksiyonunuz hakkındaki yorumundan kaynaklanır!  Aynı zamanda dışsal etkenlerden de geri dönüş alırsınız, mesela patronunuz size iyi çalıştığınızı söyler, ücret artışı alırsınız. Müşterileriniz sizi sever vs ve bunlarla birlikte kendi zihniniz ve dışsal etkenlerden aldığınız geri bildirimlerle kendi hakkınızdaki algınız doğar.

Kendinizi değersiz hissettiğiniz andaki fırsat  ise çok daha derinlere inerek kendi hakkınızdaki düşüncelerin olmadığı, başkalarının düşüncelerine ve söylediklerine yer verilmeyen noktaya inmeniz ve orada birşey bulup bulamayacağınıza iyice bakmanızdır.

İşinizi kaybettiğinizde kendi hakkınızdaki imajınız zarar görür ve ıstırap burada başlar. Gittikçe artabilir, dışsal etkenler bunu onaylayabilir. Ya da…Düşünmekten bir adım dışarı çıkarsınız, şimdide varolmanın canlılığına girersiniz ve görürsünüz ki şu anda varolmanız düşüncelerinizden çok daha canlıdır…

Kendinize verdiğiniz değeri yaptığınız veya yapmadığınız şeylerle ölçmeyi bir kenara bırakın, bir adım öne gidin. O zaman işinizi de bulacaksınız hatta kafanızda oluşturduğunuz imajlara bağlı kalmayınca işinizde ne kadar başarılı olduğunuza kendiniz de şaşıracaksınız.

Bilinç anında yaşayacağınız başarı, yaşadığınız doyum sonucu olmayacak çünkü bu doyumu zaten yaşadığınız anın içinde bulunarak tüm benliğiniz ile yaşıyor olacaksınız. Sizi tatmin etmesi ve doyurması için dışsal etmenlere bakmayı bıraktığınızda bir mucize gerçekleşir ve dışsal etkenler oldukça doyurucu hale gelirler.

Yaşadığınız “an” içersinde ıstırap bulunmaz. Sadece an’ın getirdikleri bulunur.

www.eckharttolle.com

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Eckhart Tolle ile dünyaya farklı yaklaşımlar

Acıya bir zamanlar takılmış ve çevresinde de bunu çok içselleştiren arkadaşları olan birisi olarak çok sevdiğim yazar Eckhart Tolle’yi hiç duymamış olanlar için dinlediğim birkaç güzel konuşmasından alıntıları paylaşmak istiyorum…

“Acı çekmekten tamamen bıkmadığınız taktirde teslim olmazsınız. Ve bir düzeyde fark edersiniz ki acı sizin tarafınızdan yaratılmıştır. Acı, mevcut yaşanan an’a karşı tepki olarak yaratılmıştır, yaşanan an’ın kendinizce yorumlanmasından yaratılmıştır, an’ın aklınızca yorumlanarak düşünce haline gelmesinden yaratılmıştır. Yeterince acı çektiğinize karar verdiğiniz zaman “yeter” dersiniz. Acı çekmek mükemmel bir öğretmendir, insanların tek spiritüel öğretmenidir. Sizi derinleştirir. Acı çekmeye son vermeye karar verdiğiniz zaman bundan başka bir yaşam yolunuz da olduğu mesajını algılamaya hazır olursunuz. Tüm dinlerde de acının sona ermesine dair ortak mesaj bulunur.Acı çekmek ve çekmemek arasında çok enteresan bir paradoks bulunur, acı çekmemeye karar vermeniz için acı çekmeniz gereklidir. Kendi düşünceleriniz size acıyı verir, gerçekleşen olay karşısında yarattığınız düşünceler acıyı yaratır, genelde olayın kendisi değil. Gerçekleşen olay karşısında düşünce üretmez ve kafanızda tartışmazsanız acı son bulur, kendinize yaşattığınız acınız son bulursa bakalarına da empoze ettiğiniz acı sona erer…”

Neden anlamsız olaylar yaşarız? Mesela bir çocuğun hastalanması ve ölümü genellikle en anlamsız ve dünya yasalarına karşı bir durum olarak algılanır. Ölmek üzere olan bir çocukla karşılaştığınızda bu olmamalıydı diye düşünürsünüz, o çocuğun gerçekten iyileşmesini istersiniz, insan aklı bütünde neden bazı şeylerin yaşandığını anlayamaz ama modern fiziğin de doğması ile birlikte aslında herşeyin birbiri ile bağlantılı olduğunu anlayabilir. Sadece bizler o olayı bütünden çıkarır tek başına algılarız. Halbuki yaşanan olay evrenin bütünü ile hatta başka galaksilerle de ilgilidir. Fakat biz bu olayın bütün ile olan ilişkisini çıkaramayız, anlamını yorumlayamyız.

Dünya savaşları, toplu katliamlar, kimyasal silahlar…neden? Bunların bile bütünde birer işlevi bulunmaktadır. Örneğin büyük bir resimden ufacık bir pigment parçası çıkarıp baktığınızda bunun ne anlamı var dersiniz, nedir bu diye sorarsınız. Halbuki bütünü görseniz evet bu buraya uyuyor dersiniz. Yıllar süren Vietnam savaşında binlerce Amerikalı ve Vietnamlı hayatını kaybetmiştir. Daha sonra dönemin savunma bakanının yazdığı kitabında bunu bir hata olarak kabul ettiği görülmüştür. Ama ne olmuştur? Bu acıda Amerikan halkı uyanmış ve değişim göstermiştir. Acı ile uyanış bir aradadır.

Yaşadığımız an böyle olması gerektiği için böyle yaşanmaktadır. Bütün bildiğimiz budur. Bunu ne kadar derinden bilirsek forma dayalı dünyamız değişmeye başlar. Form ve formsuzluk/sessizlik arasında yaşayan insanın forma dayalı dünyası sessizliğin içeri akışı ile birlikte yumuşar…Sert ve acılarladolu form dünyası artık farklılaşır. İnsan aklı cehennemi yaratır, dünyanın kendisi güzelliklerle dolu muhteşem bir mücevherdir. Delilik neyse odur. Ne kadar delilik görürseniz o kadar değişim gelir. Delilikle savaşamazsınız, kendiniz delirirsiniz. Bilinçsizlikle savaşırsanız bilinçsizliğe sürüklenirsiniz. Bunları sadece görmek yeterlidir, işaret te edebilirsiniz, gazetelerinizde yazabilirsiniz, ama arksında savaşçı ruhu olmadan! Çünkü aksi halde bilinçsizliği kişiselleştirirsiniz ve belli grup ile insanları kötü olarak nitelersiniz. Dünyaya kötü şeyler yaptıkları için kötü olabilirler ama kimlikleri o değildir, onlar insan bilinçsizliğini bedenleştirmişlerdir.

Tek taraflı ilişkiler: Bir taraf sever, diğeri karşılık vermez ve buradan büyük bir acı doğar yaşanır. Egomuzun en derininde bir eksiklik bir tamamlanmamışlık hissederiz. Beynimiz sürekli olarak bu eksiklik hissinini doldurmaya çalışır ve çok az zamanlarda bu his hissedilmez. Sonra tekrar devam eder ve beynimiz bu hissi doyurmaya,doldurmaya çalışacak şeyleri arar ve geleceğe bakar. İşte bu eksiklik hissinin dolduracak en büyük alan olarak ilişkileri görür. Diğer insan. Bu olunca diğer insan beyin tarafından “beni tamamlayacak kişi” olarak görülmeye başlar, beni bütünleştirecek, erkek veya kadın işte O. Hemen o kişinin formuna bizler tarafından neredeyse obsesif bir bağ oluşur ve biz de buna “aşık olmak” deriz. Eğer şanslı isek karşımızdaki kişide de bu hisler yaşanır ve tabii bu bizi çok mutlu eder. Her 2 kişi birbirini tamamlayacağını hisseder, sonra evlenmek istersiniz, hayatının geri kalanını sizinle geçirmesi ve sizi terk etmemesi için kontrat imzalarsınız. İşte bu anda yönetmen filmi “burada kes” sesi ile bitirir 🙂 Balayında bile aklınıza ilk şüphe düşer acaba bu yürüyecek mi, verilen sözler gerçekten tutulacak mı , beklentilerimi karşılayabilecek mi diye. Sonra hayatınız devam eder, işler, sorumluluklar, çocuklar…Zamanla yürümez gibi gözükmeye başlar, partner artık istediğiniz gibi davranmamaya başlar. Partnerinizin sizi tamamlaması hissi kaybolmaya başlar ve bunun sebebini o kişi olarak görürsünüz çünkü yaşadığınız aşk yüzünden bu his doldu zannetmişsinizdir. İlişkide dalgalanmalar başlar, kavgalar barışmalar vs. Sonra daha fazla yürümemeye başlar. Sonuçta doyumsuzluk, tamamlanmamışlık hissi baskın gelir, aşk bitmiştir, boşluk artmıştır, acı duyarsınız. Beyniniz her türlü düşünce ve hayal üretmeye başlar ve karşınızdaki insana aşk yerine nefret beslemeye başlarsınız ve görürsünüz ki bu aşk değildi. Sizin aşk olarak tanımladığınız şey egonuzun içinize kök salmış ihtiyacınının dışsal bir forma odaklanmasından başka birşey değilmiş.

Şimdide kalın, dünyanın gerçekleşmesine izin verin, formlar girsin ve çıksın. Kaybetme korkusunu bırakın. Neden kaybetmekten korkarız? Çünkü kaybetmekten korktuğumuz kişi, eşya, varlık ile bütünleşiriz ve onu kaybedince kendimizden de bir kısmı kaybettiğimizi düşünürüz. Korku bitince rahatlarız. İhtiyacım var, kazanmalıyım, sahip olmalıyım,onunla mücadele etmeliyim gibi düşüncelerle negatifliğimiz meydana çıkar, enerjiyi keseriz.

Geçmiş veya gelecekte kendimizi aramazsak bugünü onurlandırırız, anımızı yaşarız. Farkında oluruz.

Duygular üzerine: Birçok insan duygularını ifade etmez, edemez veya ettirilmez. Duygularını bastıran insanların duygularını ifade etmesi çok önemlidir. İfade etmek sizi özgürleştirmez, duygularınızı fark edip izlemezseniz tepkileriniz tekrarlanır. Düşünce duyguyu yaratır, hisleriniz düşünce kaynaklıdır. Örneğin kızgın ve öfkeli iken bunu bir yastığa vurarak ifade edebilirsiniz, bu duyguyu o tepki sırasında hissetmeniz ve fark etmeniz önemlidir. Farkında olduğunuzda birden kalkıp başka birşey ile ilgilenmeye başlayabilirsiniz. Kendinizi dışarıdan  izlemelisiniz.

Başkalarına yardım ederken görülen ve görülmeyen yardım şekilleri vardır. Görülmenin 2 türlüsü vardır. 1. O konu hakkında fazlaca konuşmaktır. Böylece egonuz beslenir ve görülürsünüz. Kendinizi daha iyi hissedersiniz, ama içsel olarak özgürleşemezsiniz. Bazı kişilerse başkalarına verme ihtiyacı hiseeder, kendiniz iylik yapan olarak görürsünüz, egonuzu besler. Egonuz içsel aynanızdır. Başka bir verme şekli de; içinizden size ait olmayan bir enerji çıkar, bu enerji kaynaktan gelir. Siz orada yoksunuzdur, yardım ettiğiniz kişi de yoktur, egosuz verirsiniz, araçsınızdır. Bu şekilde yaşamaya başlayınca her zaman başkaları için hizmette olursunuz. Başkasının içinde olduğu durumu görüp fark etme, onu form olarak değil formsuz olarak görme, enerji olarak yaklaşmak…Başkalarına yardım ederken denge olması gereklidir. Şimdide var olmanız ve yardımı da yapmanız dengede olmalıdır, yoksa kaybolursunuz. Yardım eden organizasyonlar yardım ederken kendileri kaos içersine girerler ve yardım edecekken karmaşanın ortasında bulunurlar. Dünyanın sorunlarını sadece “yaparak” çözemezsiniz, aynı zamanda “olmanız” gereklidir. Her ikisini birlikte yapmalısınız.

www.eckharttolle.com

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın