Bir Köpeğin Hikayesi

Bugün çok severek okuduğum, mail ile gelen bir hikayeyi paylaşmak istedim. Hikayenin ismi “A Dogs purpose” yani “bir köpeğin gayesi”…Hayatımıza büyük mutluluklar katan hayvanlarımızdan alacağımız güzel derslerimiz var, almasını bilenlere…

Veteriner olmam sebebiyle Belker isimli 10 yaşında bir İrlanda kurdunu tedavi etmek üzere çağrıldım. Köpeğin sahipleri Ron, eşi Lisa ve küçük oğulları Shane, Belker’a çok bağlıydılar ve bir mucize bekliyorlardı. Belker’ı tedavi etmem sonucunda kansere yakalanmış olduğunu gördüm. Durumunun ağır olmasından dolayı aileye kendi evlerinde ötenazi yapma teklifinde bulundum. Gerekli ayarlamaları yaparken Ron ve Lisa bana 6 yaşındaki oğullarının da bu süreçte yanlarında olması ve belki de bundan öğrenmesi gereken dersler olduğunu hissettiklerini söylediler.

Ertesi gün boğazımda bir düğüm ile köpeğin başında hep birlikte toplanmıştık. Köpeği okşayan Shane o kadar sakin görünüyordu ki acaba ne yaptığımızı farkında mı diye merak ettim. Birkaç dakika sonra Belker huzur içinde bizi terk etti…Shane köpeğinin ölümünü hiçbir zorluk ve karmaşa hissetmeden kabul etmiş gibi görünüyordu. Hep birlikte oturmuş hayvanların bizlerden daha erken ölmeleri konusunu tartışırken, Shane birden “cevabını biliyorum” dedi…Şaşırmış olarak ona döndüm, ardından söyledikleri beni çok etkiledi, hiçbir zaman daha rahatlatıcı bir açıklama duymamıştım ve o zamandan beri mücadelelerimi ve yaşam tarzımı çok değiştirdi.

Dedi ki: İnsanlar, iyi bir yaşam yaşayabilmeyi öğrenmek için doğarlar. Herkesi sevmeyi ve iyi davranmayı öğrenirler, değil mi? Ama köpekler bunu zaten bilerek doğarlar, bu yüzden de fazla uzun kalmalarına gerek yoktur…

Basit yaşayın. Cömertçe sevin. Çok önem verin. Nazik konuşun.

Hatırlayın; Eğer bir köpek öğretmeniniz olsaydı şunları öğretirdi:

Sevdikleriniz eve geldiğinde her zaman karşılamak için koşun…

Hiçbir zaman güzel bir gezinti fırsatını kaçırmayın…

Temiz hava ve yüzünüzü okşayan bir rüzgarın çoşkusunu yaşamaya izin verin.

Kestirin.

Kalkmadan önce gerinin.

Hergün koşun, zıplayın ve oynayın.

İlgi peşinden koşun, insanların size dokunmalarına izin verin…

Basit bir hırlama yeterken havlamaktan uzak durun…

Ilık günlerde sırtüstü çimlerde yatın…

Sıcak günlerde bo bol su için ve ağaç gölgesinde uzanın…

Mutlu olduğunuzda dans edin ve tüm vücudunuzu sallayın…

Uzun bir yürüyüşten keyif alın…

Sadık olun…

Olmadığınız birisi gibi davranmaya çalışmayın…

Yalanların gömülmesini istiyorsanız, buluncaya kadar kazın…

Birisi kötü bir gün geçirdiğinde sessiz olun, yanında oturun ve onları kibarca dürtükleyin…

Gününüzün her anının tadını çıkarın!

Hayvanlar- Animals içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Avrupa Birliği Fonları ve STK’lar

11 Aralık Cumartesi günü Cevahir Kongre merkezinde bu yıl 4.cüsü düzenlenen ” Sivil Toplumla Diyalog” toplantısı gerçekleşti. Toplantı kapsamında STK’lar ile AB sürecindeki ilişkiler ve kendilerinden beklenenler paylaşıldı. Oldukça önemli bulduğum toplantıya ilgiyi yeterli göremedim hele ki “fon”lardan nasıl yararlanılabileceğinin bilgileri paylaşılırken.

Toplantı genelde maalesef artık alıştığımız üzere katılımcılardan bir veya birkaçının geç kalması sebebi ile yarım saat kadar geç başladı. ABGS genel sekreteti, AB Belçika dönem başkanlığı, AB Türkiye delegasyon başkanı, İBB başkanı ve devlet bakanı ve başmüzakereci yöneticilerinin yaptıkları açılış konuşması ile başlayan çalışma, yemek arasından sonra gerçekleşen ve toplantının en önemli bölümü olan çalışma grup toplantıları ile devam etti.

Bu gruplar:

1. AB Fonları ve STK’lar  2. Belediyeler ve AB   3. Vize: Sivil Toplum Diyaloğu önünde engel 4. Gençlik ve AB sürecimiz ,

şeklinde 4 ana gruptan oluştu.

1. grup çalışmalarını izlerken güzel bilgiler edinme imkanına da sahip olduk.

Devletimiz STK’ların Türkiye’nin tanıtımını en iyi şekilde yapmalarını ve bunun için de gerek kendi aralarında gerekse Avrupa’daki STK’lar ile işbirliği içinde olması gerektiğini belirtiyor. AB tarafından STK’ların kullanması için belli bir bütçe ayrılmış durumda.

2001-2007 döneminde fondan yararlanım aşağıdaki şekilde gerçekleşmiş:

Dernekler 375 proje ile %35

Odalar 294 proje ile %36

Vakıflar 169 sözleşme ile %20,6

Sendikalar 43 proje ile %7,5

Bu bütçeden Sivil Toplum Kuruluşları olarak pay alabilmek için daha önce üretilmemiş ve uygulanmamış, orijinal projeler üretilmesi gerekiyor. Bunların da AB kalite standartlarında hazırlanması bekleniyor.  Devlet STK’ların kullandığı fon miktarını yetersiz bularak, daha çok proje üretimi bekliyor ki fonlar artsın ve AB yolunda AB’ye örnek olunsun. Projelerde işbirliği içersindeki STK’lara özellikle önem veriliyor. Nasıl projeler beklendiği ve ne gibi standartlarda hazırlanması, yazılması gerektiği ise web sitelerinden takip edilebiliyor.

Peki “hibe başvurusu” nereye yapılır? Merkezi Finans ve İhale birimi tarafından takip edilen hibe başvurusu için aşağıdaki linklerin kullanılması yönünde bilgi verilmiştir:

www.mfib.gov.tr

www.cfcu.gov.tr

Hibe programları ile ilgili diğer bilgi alınabilecek siteler ise:

www.abgs.gov.tr

www.avrupa.info.tr

Modern ve çağdaş çalışmalar yapmak isteyen, yenilikleri takip eden ve proje üretmek isteyen tüm STK’ların düzenli takip etmesi gereken bu konu için herkesin web sitelerinden faydalanmasını öneririm.

STK - NGO içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

International Women of Istanbul

International women of Istanbul, kısaca IWI, yabancı olan veya eşleri yabancı olan Türk hanımların kurmuş olduğu bir organizasyondur. Bu organizasyonun amacı Türkiye’ye kısa veya uzun vadeli gelen yabancı hanımların birbirlerini ve İstanbul’u tanımaları, iş veya hobi alanlarında ortak faaliyetlerde bulunmaları ve kendilerini evlerinde hissetmeleri için bir araya getirmektir. IWI artık birçok kurum tarafından da tanınmakta ve faaliyetleri destek görmektedir. Konsolosluk davetleri, kitap tanıtım günleri, yemek yapma günleri, hayır işi faaliyetleri, kahve günleri, farklı lezzetleri tadım günleri, Noel organizasyonları derken oldukça hareketli bir organizasyon haline gelmiştir.

Dün IWI tarafından İstanbul Hilton Conventional Center’da Noel kermesi düzenlendi. Oldukça kalabalık ve bol alışverişli bir gün yaşandı. Kermes’te birçok yeni ve daha önce karşılaşmadığınız firma ve kişiler ile tanışma imkanı da mevcuttu. Phillips, Kiehls, Büyülübağ, Avon gibi firmalar yanında Unicef, Nahıl, İzev, The European Breast Cancer Coalition gibi dernekler de katıldılar, banka ve havayolları firmaları stand açtılar.

Geleneksel noel süsleri, noel tatlıları, Santa kıyafetleri ve kurabiyeleri yanında her türlü takı, kıyafet, yiyecek ve içecek, kırtasiyelik, bebeklere yönelik çeşitli ürünler, şarap, kozmetik ürünleri, elde hazırlanmış tatlılar, mutfak gereçleri, 2.el kitap ve DVD’ler, oyuncaklar ve aklınıza gelebilecek daha birçok ürünü özel fiyatlara satın alma imkanı sunuldu.

www.boxit.com.tr Özel tasarım kutular burada…

Badem Börek ve ev tatlıları. henüz web siteleri yok. 532-2133338

www.banuoyman.com

Bebeklerin isim ve doğum tarihlerinin yazıldığı özel çerçeveler (www.cicacom.com) , pike takımları ve havluları üreten CİCACOM markası çok tatlı idi. İsmini çocuk diliyle söylenen cicianneden almış.

Çocukların tek bir fotoğrafını alarak hazır bir müzik CD’sine yükleyen ve ismiyle birlikte özel bir CD yaratan MEDIAK firmasının hizmeti ilginçti.  Çocuğunuz CD’deki bir karakter haline gelerek kendisini eğitici bir video eşliğinde seyredebiliyor. Oyalayıcı ve eğlenceli bir mecra. Henüz web siteleri hazırlanmamış ve videolar İngilizce. Türkçe versiyonları birkaç ay sonra hazırlanacak. bilgi için: marilyn.milligan@bridge-tci.com 538-6180123

Tek bir katta toplanan kermes alanı yanında kocaman bir food-court alanı yaratılmıştı. Burada farklı ülkelerin mutfakları ile tanıdığımız Dragon, Çok Çok, Cookshop, Krispy cream gibi firmalar da yer aldılar.

Pink Angels- Okmeydanı hastanesi çocuk hematoloji bölümü annelerinin hazırlamış olduğu kurabiye standı.

Daha geniş bilgi için:

www.iwi-tr.org

ekonomi, iş dünyası / economy &business içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Istanbul Arnavutköy Evleri

Boğazın en sevilen yerlerinden birisi olan Arnavutköy’ün arka sokaklarındaki eski  ve yenilenen evler…

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Eğlence Teorisi

Volkswagen markası, “eğlence, insanları daha iyiye doğru değiştirmek için en kolay yoldur” fikrinden yola çıkarak “thefuntheory” isimli bir yarışma organize etmektedir. Amaç insanları eğlendirerek onlara fayda sağlamak ve onları geliştirmektir. Yine Facebook sağolsun videosunu seyrettiğimiz ve haberdar olduğumuz bu eğlenceli yarışmadaki fikirleri burada da paylaşmak istedim.

Piano Basamaklar – Piano Staircases

Gazetelerde sıkça doktor köşelerinde okuduğumuz ve kendi doktorlarımızdan da dinlediğimiz spor yap, asansör ve yürüyen merdiven yerine basamakları kullan uyarılarını dinler ama pek azımız uygularız. İşte bunu zevkli bir hale getirmiş herkesin keyifle kullandığı bir örnek…Merdiven kullanımında %66 oranında bir artış olmuş. Keşke İstanbul’da da bu örneğin uygulamasını görebilsek…

http://www.youtube.com/watch?v=2lXh2n0aPyw

Dünyanın en derin çöp kutusu- The worlds deepest bin:

Çöpümüzü  çöp kutusuna atmak yerine neden yere atalım? İşte bu konuyu bile daha komik ve ilginç bir hale getiren, çocuklara ve duyarsız kişilere örnek güzel bir uygulama:

http://www.youtube.com/watch?v=cbEKAwCoCKw

Şişe bankası makinesi- Bottle bank arcade machine

Geri dönüşüm konusunda oldukça hassas noktalara gelinen günümüzde cam ürünlerin geri dönüşümünde aynı hassasiyet gözlemlenmemiş. Buna eğlenceli bir ürün olarak geri dönüşüm bidonları birer oyun makinesi gibi tasarlanarak atılan her bir şişe için puan yazmaya başlayınca günlük kullanım 2 katına çıkıp önünde kuyruklar oluşmaya başlamış.

http://www.youtube.com/watch?v=zSiHjMU-MUo&feature=related

Radar çekilişi- the speed camera lottery

Hız kurallarına uymak neden daha eğlenceli bir hale gelmesin? İsviçre’de yapılan bir uygulamada hız cezası yiyen sürücülere kesilen cezalar bir havuzda toplanıyor. Hız kurallarına uyan sürücüler ise bu ödüllü radarın önünden geçerken kayıt ediliyor ve çekilişe katılmaya hak kazanıyorlar. Çekilişte kazanan bu havuzdaki paradan kazanıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=KcaKocRXCB4&feature=related

Daha fazla örnekler ve tüm yarışmacı projeleri için:

www.thefuntheory.com

Eğlence-Entertainment içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sakıp Sabancı Müzesi

İstanbul’un en güzel müzelerinden birisidir SSM, hatta benim için boğaz manzarası, yemyeşil ve bakımlı bahçesi, güzel dekorasyonu, cafe/restorantı ve atmosferi ile en güzelidir. Şu anda “Ağa Han Müzesi Hazineleri” sergisi ile “Jameel Ödülü 2009” sergisi devam etmekte. Her ikisi de gerçekten gezmeye değer, özellikle Ağa Han müzesi eserleri tek kelime ile muhteşem. Çok güzel de bilgi edinmek ve yeni şeyler öğrenmek mümkün. Sergiden bazı örnekleri burada da paylaşmak istiyorum:

Jameel Ödüllerinden bir seçki:

Susan Hefuna- Kahire’nin meşrebiyye denilen ve geleneksel evlerinin pencerelerini kapatan ahşap kafeslerden esinlenmiş. Işığı perdeleyen ama hava akımına izin veren bu kafesler kadınların görülmeden görülmelerine olanak verir. Tasarımlarda genellikle sözcükler bulunur. Bunlar motiflere ya da bakanların okuyamadığı soyut imgelere benzer. Bu eserde de gözlerinizi kısarak baktığınızda bu sözcükleri görebilirsiniz.

Afruz Amighi- Tasarımımı baskı işlerinde ve mülteci çadırlarında kullanılan ince gözenekli plastik bir tabakadan şablon kesme aparatı ile keserek oluşturdum.2007.

Hassan Hajjaj- İzleyici geri dönüşümlü malzeme ile yapılmış eşyaların ve günlük yaşama ait objelerin çarşının rengini ve atmosferini yansıttığı interaktif bir sosyal mekana çekiliyor. Le Salon 2009.

Khosrow Hassanzadeh- Güreşçiler İran kültürünün bugün yitirmekte olduğumuz birçok yönünü temsil eder. İnsanlara bunun gücünü, güzelliğini ve gururunu hatırlatmak isterim. 2008.

AGA HAN MÜZESİ HAZİNELERİ

Mavi ipek kaftan-Orta asya circa 13. yy.

Çok renkli ahşap kiriş-Fez, Fas,Muvahhitler dönemi 12.yy. Oymalı ve boyalı çam.

Abdest çanağı- damga: Imparator Zhengde ,Çin 1521

İki sayfada tamamlanmış el yazması Kuran- İran,Kacar dönemi 1866-1867

Kuran’dan ayet yazılı kiriş- Suriye 13.yy. başı + İznik duvar çinisi-16.yy ortası

Ecza kavanozu- Suriye 15.yy

Sedef kakmalı bir çift kapı kanadı- 18.yy

Sedef kakmalı kapı kanadından detay

Oyma sütun başı- İspanya 950-970 cıvarı

Hattat aletleri- Osmanlı 18.-19. yy

Minai tekniği ile yapılmış çukur kase- İran 1200 cıvarı

Müzecilikte artık sergi gezmek ve bilgi almak ta değişiyor. Bu resimde de görülebileceği üzere bilgisayar ekranındaki bilgi projeksiyon ile dev boyutlarda görülebiliyor. Çok keyifli bir seyir imkanı.

Potre ve yazı murakkası- İran 19.yy başı

4 resimden oluşan murakka sayfası- İran 1610-1620 cıvarı

Müze hakkında her türlü bilgi için:

http://muze.sabanciuniv.edu

Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İşsizlik üstüne: Eckhart Tolle

Eckhart Tolle,  Ekim ayı aylık e-bülteninde işsizlik konusuna yaklaşımına yer vermiş…Günümüzdeki en büyük sorunlardan bir tanesi olduğundan ve insanlar kendilerini bu yolda gerçekten harab ettiklerinden kısmi çevirisini burada paylaşmak istedim. Alınacak güzel dersler, öğrenilecek güzel ve farklı yaklaşımlar var…

Soru: İşsiz olanlar ve iş arayanlar iş arama realitesi ve draması içersinde nasıl “kaynağa ve özüne” bağlı kalır?

Cevap: Bu insanı kamçılayan bir durumdur. İyidir. Ya sizi uyandırır ya da sizi daha fazla tepki vermeye, bilinçsizliğe veya acıya çeker. Potansiyel olarak size oldukça yardımcı olur. Bu durum bu veya şu açıdan sınırlanma anlamına gelir. Örneğin ben (ET) hayatımın büyük bir bölümünde işsizdim, bu dönemde çok az şeyle yaşadım hatta 30lu yaşlarımda yoksulluk sınırının altına düştüm. Fakat “yoksul” olduğumu fark etmedim. Sadece alamayacağım şeylerin olduğunu fark ettim. Örneğin domates sosu alabiliyordum ama spagetti sosu alamıyordum. Domates sosu çok çok daha ucuzdu. Bu yıllar boyunca içime yer etti, hatta 4 sene öncesine kadar hala spagetti sosu yerine domates sosu aldığımı fark ettim.

Yeniden düzenlemeniz ve başa çıkmanız gereken pratiğe dayalı bir takım şeyler vardır. İçinde bulunduğunuz yeni koşullara uyacak şekilde harekete geçmeniz gerekir. Sonrada zihinsel alanınız vardır. Bu alanda ıstırabınız ortaya çıkabilir, pratik alanda değil. Özel hazırlanmış bir sos ile makarna yemek yerine ince bir tabaka domates soslu spagetti yerken ıstırap çekmezsiniz. Fakat aniden aklınıza “ben bu hallere düştüm işte veya kaybettim veya başarısız oldum veya binlerce insan iş ararken ben nasıl bulacağım” düşünceleri gelirse ıstırabınız başlar.

Istırabınız kendinize verdiğiniz değerden de kaynaklanır. Nerden çıkar bu? Tamamiyle kendi aklınızdan. “Ben işe yaramıyorum, iş bulmak için çok yaşlıyım artık, daha iyi bir eğitim almalıydım” gibi kendi yarattığımız düşünceler kendimize verdiğimiz değeri gitgide azaltır. Neden azaltır, çünkü kendinize verdiğiniz değer dünya üstündeki göreviniz ile bağlantılıdır ki bu da normal birşeydir. Ama aslen bu değer verme dünya üstündeki fonksiyonunuzdan değil zihninizin fonksiyonunuz hakkındaki yorumundan kaynaklanır!  Aynı zamanda dışsal etkenlerden de geri dönüş alırsınız, mesela patronunuz size iyi çalıştığınızı söyler, ücret artışı alırsınız. Müşterileriniz sizi sever vs ve bunlarla birlikte kendi zihniniz ve dışsal etkenlerden aldığınız geri bildirimlerle kendi hakkınızdaki algınız doğar.

Kendinizi değersiz hissettiğiniz andaki fırsat  ise çok daha derinlere inerek kendi hakkınızdaki düşüncelerin olmadığı, başkalarının düşüncelerine ve söylediklerine yer verilmeyen noktaya inmeniz ve orada birşey bulup bulamayacağınıza iyice bakmanızdır.

İşinizi kaybettiğinizde kendi hakkınızdaki imajınız zarar görür ve ıstırap burada başlar. Gittikçe artabilir, dışsal etkenler bunu onaylayabilir. Ya da…Düşünmekten bir adım dışarı çıkarsınız, şimdide varolmanın canlılığına girersiniz ve görürsünüz ki şu anda varolmanız düşüncelerinizden çok daha canlıdır…

Kendinize verdiğiniz değeri yaptığınız veya yapmadığınız şeylerle ölçmeyi bir kenara bırakın, bir adım öne gidin. O zaman işinizi de bulacaksınız hatta kafanızda oluşturduğunuz imajlara bağlı kalmayınca işinizde ne kadar başarılı olduğunuza kendiniz de şaşıracaksınız.

Bilinç anında yaşayacağınız başarı, yaşadığınız doyum sonucu olmayacak çünkü bu doyumu zaten yaşadığınız anın içinde bulunarak tüm benliğiniz ile yaşıyor olacaksınız. Sizi tatmin etmesi ve doyurması için dışsal etmenlere bakmayı bıraktığınızda bir mucize gerçekleşir ve dışsal etkenler oldukça doyurucu hale gelirler.

Yaşadığınız “an” içersinde ıstırap bulunmaz. Sadece an’ın getirdikleri bulunur.

www.eckharttolle.com

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Eckhart Tolle ile dünyaya farklı yaklaşımlar

Acıya bir zamanlar takılmış ve çevresinde de bunu çok içselleştiren arkadaşları olan birisi olarak çok sevdiğim yazar Eckhart Tolle’yi hiç duymamış olanlar için dinlediğim birkaç güzel konuşmasından alıntıları paylaşmak istiyorum…

“Acı çekmekten tamamen bıkmadığınız taktirde teslim olmazsınız. Ve bir düzeyde fark edersiniz ki acı sizin tarafınızdan yaratılmıştır. Acı, mevcut yaşanan an’a karşı tepki olarak yaratılmıştır, yaşanan an’ın kendinizce yorumlanmasından yaratılmıştır, an’ın aklınızca yorumlanarak düşünce haline gelmesinden yaratılmıştır. Yeterince acı çektiğinize karar verdiğiniz zaman “yeter” dersiniz. Acı çekmek mükemmel bir öğretmendir, insanların tek spiritüel öğretmenidir. Sizi derinleştirir. Acı çekmeye son vermeye karar verdiğiniz zaman bundan başka bir yaşam yolunuz da olduğu mesajını algılamaya hazır olursunuz. Tüm dinlerde de acının sona ermesine dair ortak mesaj bulunur.Acı çekmek ve çekmemek arasında çok enteresan bir paradoks bulunur, acı çekmemeye karar vermeniz için acı çekmeniz gereklidir. Kendi düşünceleriniz size acıyı verir, gerçekleşen olay karşısında yarattığınız düşünceler acıyı yaratır, genelde olayın kendisi değil. Gerçekleşen olay karşısında düşünce üretmez ve kafanızda tartışmazsanız acı son bulur, kendinize yaşattığınız acınız son bulursa bakalarına da empoze ettiğiniz acı sona erer…”

Neden anlamsız olaylar yaşarız? Mesela bir çocuğun hastalanması ve ölümü genellikle en anlamsız ve dünya yasalarına karşı bir durum olarak algılanır. Ölmek üzere olan bir çocukla karşılaştığınızda bu olmamalıydı diye düşünürsünüz, o çocuğun gerçekten iyileşmesini istersiniz, insan aklı bütünde neden bazı şeylerin yaşandığını anlayamaz ama modern fiziğin de doğması ile birlikte aslında herşeyin birbiri ile bağlantılı olduğunu anlayabilir. Sadece bizler o olayı bütünden çıkarır tek başına algılarız. Halbuki yaşanan olay evrenin bütünü ile hatta başka galaksilerle de ilgilidir. Fakat biz bu olayın bütün ile olan ilişkisini çıkaramayız, anlamını yorumlayamyız.

Dünya savaşları, toplu katliamlar, kimyasal silahlar…neden? Bunların bile bütünde birer işlevi bulunmaktadır. Örneğin büyük bir resimden ufacık bir pigment parçası çıkarıp baktığınızda bunun ne anlamı var dersiniz, nedir bu diye sorarsınız. Halbuki bütünü görseniz evet bu buraya uyuyor dersiniz. Yıllar süren Vietnam savaşında binlerce Amerikalı ve Vietnamlı hayatını kaybetmiştir. Daha sonra dönemin savunma bakanının yazdığı kitabında bunu bir hata olarak kabul ettiği görülmüştür. Ama ne olmuştur? Bu acıda Amerikan halkı uyanmış ve değişim göstermiştir. Acı ile uyanış bir aradadır.

Yaşadığımız an böyle olması gerektiği için böyle yaşanmaktadır. Bütün bildiğimiz budur. Bunu ne kadar derinden bilirsek forma dayalı dünyamız değişmeye başlar. Form ve formsuzluk/sessizlik arasında yaşayan insanın forma dayalı dünyası sessizliğin içeri akışı ile birlikte yumuşar…Sert ve acılarladolu form dünyası artık farklılaşır. İnsan aklı cehennemi yaratır, dünyanın kendisi güzelliklerle dolu muhteşem bir mücevherdir. Delilik neyse odur. Ne kadar delilik görürseniz o kadar değişim gelir. Delilikle savaşamazsınız, kendiniz delirirsiniz. Bilinçsizlikle savaşırsanız bilinçsizliğe sürüklenirsiniz. Bunları sadece görmek yeterlidir, işaret te edebilirsiniz, gazetelerinizde yazabilirsiniz, ama arksında savaşçı ruhu olmadan! Çünkü aksi halde bilinçsizliği kişiselleştirirsiniz ve belli grup ile insanları kötü olarak nitelersiniz. Dünyaya kötü şeyler yaptıkları için kötü olabilirler ama kimlikleri o değildir, onlar insan bilinçsizliğini bedenleştirmişlerdir.

Tek taraflı ilişkiler: Bir taraf sever, diğeri karşılık vermez ve buradan büyük bir acı doğar yaşanır. Egomuzun en derininde bir eksiklik bir tamamlanmamışlık hissederiz. Beynimiz sürekli olarak bu eksiklik hissinini doldurmaya çalışır ve çok az zamanlarda bu his hissedilmez. Sonra tekrar devam eder ve beynimiz bu hissi doyurmaya,doldurmaya çalışacak şeyleri arar ve geleceğe bakar. İşte bu eksiklik hissinin dolduracak en büyük alan olarak ilişkileri görür. Diğer insan. Bu olunca diğer insan beyin tarafından “beni tamamlayacak kişi” olarak görülmeye başlar, beni bütünleştirecek, erkek veya kadın işte O. Hemen o kişinin formuna bizler tarafından neredeyse obsesif bir bağ oluşur ve biz de buna “aşık olmak” deriz. Eğer şanslı isek karşımızdaki kişide de bu hisler yaşanır ve tabii bu bizi çok mutlu eder. Her 2 kişi birbirini tamamlayacağını hisseder, sonra evlenmek istersiniz, hayatının geri kalanını sizinle geçirmesi ve sizi terk etmemesi için kontrat imzalarsınız. İşte bu anda yönetmen filmi “burada kes” sesi ile bitirir 🙂 Balayında bile aklınıza ilk şüphe düşer acaba bu yürüyecek mi, verilen sözler gerçekten tutulacak mı , beklentilerimi karşılayabilecek mi diye. Sonra hayatınız devam eder, işler, sorumluluklar, çocuklar…Zamanla yürümez gibi gözükmeye başlar, partner artık istediğiniz gibi davranmamaya başlar. Partnerinizin sizi tamamlaması hissi kaybolmaya başlar ve bunun sebebini o kişi olarak görürsünüz çünkü yaşadığınız aşk yüzünden bu his doldu zannetmişsinizdir. İlişkide dalgalanmalar başlar, kavgalar barışmalar vs. Sonra daha fazla yürümemeye başlar. Sonuçta doyumsuzluk, tamamlanmamışlık hissi baskın gelir, aşk bitmiştir, boşluk artmıştır, acı duyarsınız. Beyniniz her türlü düşünce ve hayal üretmeye başlar ve karşınızdaki insana aşk yerine nefret beslemeye başlarsınız ve görürsünüz ki bu aşk değildi. Sizin aşk olarak tanımladığınız şey egonuzun içinize kök salmış ihtiyacınının dışsal bir forma odaklanmasından başka birşey değilmiş.

Şimdide kalın, dünyanın gerçekleşmesine izin verin, formlar girsin ve çıksın. Kaybetme korkusunu bırakın. Neden kaybetmekten korkarız? Çünkü kaybetmekten korktuğumuz kişi, eşya, varlık ile bütünleşiriz ve onu kaybedince kendimizden de bir kısmı kaybettiğimizi düşünürüz. Korku bitince rahatlarız. İhtiyacım var, kazanmalıyım, sahip olmalıyım,onunla mücadele etmeliyim gibi düşüncelerle negatifliğimiz meydana çıkar, enerjiyi keseriz.

Geçmiş veya gelecekte kendimizi aramazsak bugünü onurlandırırız, anımızı yaşarız. Farkında oluruz.

Duygular üzerine: Birçok insan duygularını ifade etmez, edemez veya ettirilmez. Duygularını bastıran insanların duygularını ifade etmesi çok önemlidir. İfade etmek sizi özgürleştirmez, duygularınızı fark edip izlemezseniz tepkileriniz tekrarlanır. Düşünce duyguyu yaratır, hisleriniz düşünce kaynaklıdır. Örneğin kızgın ve öfkeli iken bunu bir yastığa vurarak ifade edebilirsiniz, bu duyguyu o tepki sırasında hissetmeniz ve fark etmeniz önemlidir. Farkında olduğunuzda birden kalkıp başka birşey ile ilgilenmeye başlayabilirsiniz. Kendinizi dışarıdan  izlemelisiniz.

Başkalarına yardım ederken görülen ve görülmeyen yardım şekilleri vardır. Görülmenin 2 türlüsü vardır. 1. O konu hakkında fazlaca konuşmaktır. Böylece egonuz beslenir ve görülürsünüz. Kendinizi daha iyi hissedersiniz, ama içsel olarak özgürleşemezsiniz. Bazı kişilerse başkalarına verme ihtiyacı hiseeder, kendiniz iylik yapan olarak görürsünüz, egonuzu besler. Egonuz içsel aynanızdır. Başka bir verme şekli de; içinizden size ait olmayan bir enerji çıkar, bu enerji kaynaktan gelir. Siz orada yoksunuzdur, yardım ettiğiniz kişi de yoktur, egosuz verirsiniz, araçsınızdır. Bu şekilde yaşamaya başlayınca her zaman başkaları için hizmette olursunuz. Başkasının içinde olduğu durumu görüp fark etme, onu form olarak değil formsuz olarak görme, enerji olarak yaklaşmak…Başkalarına yardım ederken denge olması gereklidir. Şimdide var olmanız ve yardımı da yapmanız dengede olmalıdır, yoksa kaybolursunuz. Yardım eden organizasyonlar yardım ederken kendileri kaos içersine girerler ve yardım edecekken karmaşanın ortasında bulunurlar. Dünyanın sorunlarını sadece “yaparak” çözemezsiniz, aynı zamanda “olmanız” gereklidir. Her ikisini birlikte yapmalısınız.

www.eckharttolle.com

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Hayvan işkencesine tam gaz devam

Ben bu yazımı hiddet ve celal ile yazmaya başlarken arkamdaki yastığın üstünde kedim Cemil horlayarak keyifle uyuyor. Horlama sesini ben bile bunca sene sonra ilk defa duyuyorum. Facebook’ta gezerken arkadaşlarımın gönderileri arasında bela yorumlarına boğulmuş bir video görüyorum. Yorumlardan anlıyorum ki yine bir hayvan işkence görmüş… Bakamıyorum, çünkü artık bu iğrenç görüntülere bakacak psikolojiye sahip değilim, hiçbir zaman da olmadım. Düzenli olarak bu haberlere denk geliyoruz ve düzenli olarak küfürler yağdırıp elde var 0, gelecek diğer haberi korku ile bekliyoruz.

Diyeceğim ki sadece Türkiye’de mi böyle? Değil… yıllardır  Kanada’daki fok katliamına müdahale etmeye çalışıyoruz, Japonların denizlerini kan gölüne çevirdikleri yunus katliamı ayrı bir iğrençlik, Çin’deki kürk ticareti, Avrupa’daki hayvan deneyleri, Amerika ve Almanyanın hayvanlar üstünde yaptıkları askeri tatbikatlar derken insan mıyız neyiz anlam veremez oldum. Kendi ilkelliğimizi ve iğrençliğimizi savunmasız varlıklar üstünde test etmemiz, tatmin etmemiz bizlerin hala ne kadar saldırgan ruhlu ve ilkel olduğumuzun birer örneği. Teknoloji, ilerleme, insanın yararına açıklamaları ile yaptığımız birçok zararın ardına sığınmasını iyi bilen bir varlığız.

Bugün Bornova’da meydana gelen kedi işkencesi olayı karşısında artık pes dedim. Gazetede öyle bir resim konmuş ki polis kapıdan bakıyor, 2 genç beyaz bir pitbull ile yanlarından çıkıyor. 1 kediyi öldürmekten sadece 300 TL ile kurtuldukları yazılıyor. Düşünsenize kediyi tekmeledikten sonra bir de hızını alamayıp kedinin başını ezmiş. Bu nasıl bir şiddettir? Nasıl bir ruh halidir? Nasıl bir kin, nefret ve öfkedir? Bunu “normal” dediğimiz hiçbir insan yapamaz. Gerçekten ruhen hasta olmak gerekir.

Belki bu gençlerden birisi tecavüze uğradı, belki ailesinde şiddet gördü, belki kafayı çarptı ve ayarı kaçtı, her ne ise bu 300TL’lik bir cezadan çok öte ve ciddi olarak ele alınması gereken hastanelik bir durum. Farz edin ki şimdi küçük bir çocuğunuz var bu kişinin çevresinde ve adamın tepesini attıran bir davranışta bulunuyor…Yani bir hayal edin…İşte bu adamın potansiyel suçlu olma ihtimali %100dür. Bu yazıyı yazarken google’da şöyle bir bakayım bu konuda neler yazıyor dedim, hayvanlara işkence eden çocuklar ve gençlerin aile yapılarında genelde bir bozukluk olduğunu, işkence görüdüklerini, dayak yediklerini veya tecavüze uğramış olduklarını,  bunu da bu şekillerde ileride ifade edebildiklerini göstermekte. Sevdikleri kişiler veya aile üyeleri tarafından uygulanan hayvan işkencesine şahit olan çocukların özellikle bu işkenceler devam ederse aynısını tekrar etmeye meyilli olduklarını gösteren araştırmalar yapılmış.

Savunmasız bir hayvana işkence çektirmek ve vahşi şekillerde öldürmek hakimiyet sağlama ihtiyacını, seksüel bozuklukları, psikolojik bozuklukların dışa çıkmasını ve bununla birlikte gelen bazı hastalıkları da gösterebiliyor. Bugün hayvanlara işkence eden kişilikler yarın aile içi şiddete en açık insanlar haline gelebiliyor, dolayısı ile eşlerine ve/veya çocuklarına şiddet uygulayabiliyorlar. 

Dolayısı ile yaşanan olaylara sadece işkence-ceza olarak bakmak son derece eksik olacaktır. Normal bir suç işlenmişçesine ele alınması gereken bu konular gelecekte potansiyel suçların da önceden tespit edilip engellenmesini, nice şiddet ve ölüm olaylarını engelleyecektir.

Modernleşme yolunda adımlar atan Türkiye’de de bu konu ciddi olarak ele alınması, hayvan hakları yasaları ciddi olarak uygulanmaya başlamalı ve her türlü işkenceci önce psikolojik tedaviye sokulmalı ve suç potansiyeli ölçülerek  mutlaka cezai şartlar getirilmelidir. Bugün incelenmeyen ve dikkate alınmayan bu önemli konular yüzünden bir sevdiğimizi kaybetmeyi veya zarar görmelerini istemeyiz. O zaman da bu konunun üstüne gitmek ve çözümler üretmek rahatsız olan herkesin görevidir. Tüm yetkili ve ilgili bakanlıkların konuya hassasiyet ile yaklaşmaları gerelidir.

İlgili Bakanlıklar:

Tarım ve köyişleri bakanlığı, İçişleri bakanlığı, Kadın ve Aileden sorumlu bakan

Bugünkü yazımın çıkış kaynağı:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/16014990.asp?gid=373

Hayvanlar- Animals içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dikkat! Hırsız Taksiler dolaşıyor!

İşten çıkmışım elimde yaklaşık 6,5 kilo katalog. Yağmur yağdığı için trafik fecii, taksi bulmak hayal. Levent’ten Akmerkez’e kadar elimde bu yükle terleye terleye yürüyorum. Sonunda taksi buluyorum şükrederek. Biniyorum Bebek’e gideceğim, geliyoruz Bebek meydanına, taksici burada indireyim sizi yukarı çıkarmayın beni diyor, pardon diyorum elimdeki yükü gördünüz, yukarı yürüyerek bu yük ve bu yağmurla çıkamam diyorum. Sinirlenip söylenmeye başlıyor, beni yukarılara çıkarıp trafiklere sokacaksınız, geri dönemeyeceğim 1 torba laf. Hızla gideceğim yere yanaşıp ani frenle duruyor, ininceye kadar söylenme devam. Taksici misin? Terörist misin anlamıyorum. Bu ne biçim müşteri muamelesi. İş yok diye söylenirler, işleri olur yer beğenmezler. Neden böyle adamlara maruz kalıyoruz, bizim müşteri olarak suçumuz nedir acaba?

Dün yaşadığım olay ise iğrençti. Beşiktaş’tan Nişantaşı’na gitmek üzere taksiye biniyorum. Cüzdanımda sadece 20 TL var hatta inince para çekeyim diye düşünüyorum. 5 TL’lik bir yol ertesi duruyoruz, 20 TL’yi uzatıyorum, kapımı açmışım, 5 TL para üstü geliyor. 10 TL vermediniz diyorum, siz 10 TL verdiniz diyor. Duruyorum, yok beyefendi hatanız var 20 TL verdim diyorum. Hayır hanfendi ben paramın hesabını bilmez miyim, siz dalgınsınız herhalde diyor. Sinirleniyorum, hatta ateş basıyor. Ben cüzdanımda ne kadar para olduğunu bilmez miyim beyefendi, paramı rica edeyim diyorum. Bir “öfffffff” sesinden sonra hanfendi siz 10 TL verdiniz diye ısrar edip cebinden 1 tomar para çıkarıyor ve saymaya başlıyor, burada fazlalık yok diyor, diyorum ki beyefendi ben sizin bugün ne kadar para kazandığınızı ve hesabınızı bilemem, kendi hesabımı bilirim diyorum. Karşılıklı ırar ediyoruz, sonrası aklıma geliyor aynı olayı geçenlerde bir arkadaşım anlatmıştı da aynı şekilde çarpmaya kalkmışlardı. Peki diyorum polisi arayacağım, arayın hanfendi diyor, ana diyorum adama bak, acaba bende hata mı var diye şüpheye düşüyorum. Zaten maksatta şüpheye düşürmek değil mi? Beyefendi isminizi rica edeyim diyorum, neden vereyim ki yalan yanlış beyanlarda bulunacaksınız diyor. Bak sen pişmişe, manyak mıyım ben 10 TL için yalan beyan vereyim? Bela mı arayacağım durduk yere? Düşünüyorum hakkaten polisi arayayım mı diye…1. 2 kişiyiz, şahit yok, nasıl ıspatlayacağım? 2. Polisler de 10 TL için bizi neden çağırdınız deyip zaten şahit olmadığı için hiçbir şey yapamayacaklar 3. Karakola gitsek tüm günüm 10 TL için heba olacak, ıspatlayamayacağım bir konuda ne yapabilirim.

Dolayısı ile ne yapıyorum, peki diyorum, Allahından bul diye iniyorum, plakasını alıyorum tabii. Çünkü çevreme yayacagim ayrica yazili olarak polise bildirecegim. Hicbir sey yapmamak dogru gelmiyor cunku bunu goz gore gore yapiyorlarsa bunun onune gecici cezalar verilmeli, dusunsenize ihtiyaci olan birisiniz ve elinizdeki parayi aliyorlar, ne sinir bozucu.

Son olarak hakkaten o 10 TL bile olsa yaptigin ve bariz bir sekilde yapmaya devam ettigin hirsizlik yuzunden evren sana hakkin ne ise onu versin.

Bu durumda biz taksi müşterilerine düşen görevler:

1. Cüzdanınızda ne kadar para taşıdığınızı iyi bilin.

2. Taksiciye para uzatırken buyurun 10 TL, buyrun 100 TL gibi sesli olarak konuşun.

3. Her ikisi de işe yaramıyorsa plakayı mutlaka alın. Nerede hangi saatte indiğinizi de not alın ki taksiciler aynı gün içinde görev değişimi yapıyorlar, başka taksicinin boş yere başı yanmasın.

4. Nasılsa birşey olmaz demeyin, üşenmeden durumu bildiren bir yazı yazıp polise bildirin. Çünkü hiçbir şey yapmamak 2.bir tekrara maruz kalmanızı ya da başkalarının da başına gelmesine aracı olmanızı sağlar, dolaylı suçlu olursunuz.

Daha medeni taksicilere…

Şikayetleriniz için: Taksiciler Odası/Seyrantepe 212-272 2572 / Başkan Yahya Uğur

Haber - News içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Şimdi’nin Değeri

Eckhard Tolle’nin "Şimdi’nin Gücü" isimli kitabını okuyanlar ve okuduklarını içselleştirip hayatlarına uygulayabilenler kendilerini şanslı hissetmelidirler…Kitabı okurken aynen dediği gibi ne kadar da geçmişte veya gelecekte yaşadığımızı iyice fark ettim. Şimdi sanki yokmuş gibi sürekli gelecekte olabilecek birşeylere ulaşma çabası veya geçmişte yaşanmış birçok olayın etkilerini veya travmalarının hayatımızda yarattığı şeylerden bahseder hayatımızı onlara göre yaşar geçeriz. Gündelik yaşamda mesela  kahvaltı ederken gelen telefona cevap verme ve program yapma o sırada kahvaltıdan birşey anlamama…veya araba kullanırken kurduğumuz hayallerden yapacağımız şeylere kadar aklımızdan geçen şeylerin film şeridi gibi seyredilmesinden dolayı araba kullanırken geçilen yerlerin fark bile edilmemesi şimdiyi yaşamamaya iyi bir örnek sayılabilir…bir sohbette konuşmalar nasıldır? gidilen seyahatler, yaşanmış olaylar, başımıza gelmiş şeyler anlatılmaz mı? yani genelde geçmiştir konuşulan…veya önümüzdeki günlerde beklediğimiz birşeyi anlatırız dostlarımıza, o da gelecektir. Çok az kişi şu içinde bulunulan an’dan bahseder…Nedense o sanki yokmuş gibi geriye ve ileriye bakılır…

Ne zaman gerçekten an’ın içinde yaşanır diye şöyle bir düşündüğümde büyük bir korkuda veya travmada herşeyimizle o an içinde oluruz. Mesela eve bir hırsız girmiş, korkudan eliniz ayağınız boşalmış, o sırada geçmiş veya gelecekteki bir olay aklımıza gelir mi? Gelmez çünkü an o kadar büyük bir etki yapmıştır ki beynimiz başka hiçbir şeye çalışmaz. Direkt ve kesin tepkiler geliştiririz, olaya nasıl tepki vermemiz gerektiğinin muhasebesi yapılır. Veya bir trafik kazası geçirmişsinizdir, yine kendinizi ve varsa yanınızdakileri ne şekilde kurtarmanız gerektiğinin hesaplarını yaparsınız. Yine geçmiş ve gelecek yoktur, sadece içinde yaşadığınız an’ın gerçekliği vardır.

Peki neden o zaman bu kadar geçmiş ve gelecekte yaşarız da an’da yaşamayız? Çünkü öyle alıştırılmış, öyle alışmışız. Örneğin iş ile ilgili gelecekte beklediğiniz bir konu var, olacak mı olmayacak mı diye günler geceler geçirirsiniz, uykular uyumazsınız, stresler yaşarsınız, yediğiniz yemeği anlamaz, gittiğiniz yerleri fark etmezsiniz, beyniniz sürekli arka planda çalışır durur acaba ne olacak bu işin sonucu diye, bir türlü cevap gelinceye kadar rahat edemezsiniz, eldeki günlerinizi bu beklenti ile çarçur edersiniz. Öyle değil midir yani? Hele hele büyük bir proje beklediğinizde…Kaç kişi an’ının yaşar ve değerlendirir ki? Halbuki bu geleceği beklemektir ve ne şekilde geleceğine dair hiçbir fgerçek bilginiz olamaz,sadece varsayımlarda bulunur binlerce fikir üretirsiniz. Bunu böyle düşününce beklentiyi büyütmek veya küçültmenin, hayatımızı boşuna strese sokmanın anlamı nedir ki? Anlamı şudur, bu düşünce şekline alıştırılmışızdır, bir projeyi beklerken ona odaklanmanın ona önem verdiğimiz anlamına geleceğini, odaklanmazsak ve akışına bırakırsak değerini yitirip belki de gerçekleşemeyeceğinden korkarız…

Mesela aşık oldunuz, o kişi ile ne zaman tekrar görüşeceğini bilmezsiniz ve hakkınızda ne düşündüğünü hissettiğinin bilmiyorsunuzdur. Bir süreç başlar…Arkadaşlarla konuşma, durum değerlendirmeleri, hayal kurmalar, bazen ağlamalar sızlamalar, bazen cool görünüp aslında başka şeyler düşünememeler…Ya aslında ne kadar da saçma değil mi? Bu kadar tantanayı sadece gelecekte belki olma veya olmama ihtimali bulunan birisi için koparırız. Yaşadığımız günleri ve saatleri hiç fark etmeyiz bile. Halbuki içinde bulunulan an’da olduğunuz zaman sadece kendinizi hissedersiniz, ne yaptığınızı fark edersiniz, nerede olduğunuzu görürsünüz, aldığınız nefesi hisseder, vücudunuzun neler yaptığını içinden izlersiniz. Çok enteresandır an’da yaşamak, çok ta rahatlatıcıdır, bir sakinleştirici ilaçtan çok daha etkili, çok daha kontrollüdür.

Aşık olduğunuz an ile şimdi içersinde bulunduğunuz an arasında bile zaman farkı vardır. O an geçmişte kalmıştır. Bu an ise sizin geçmişte hissettiğiniz duyguları beyninizde temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp hatırlamanızla hissettiğiniz aşk duygularıdır. Her görüşülen durumda esas hisler yaşanır, ayrı kalınan saatlerde ise hatırlanan duygular yaşanır. Bunu böyle izleyince durum ne kadar da farklı bir hal alıyor…

Şimdi’yi yaşamak çok daha zevkli. Şimdi’de bizim geçmişte canımızı sıkan bir konu etkili olamaz ki…Sadece biz konuyu düşünürsek yani şimdide olmazsak canımız sıklır değil mi? Yoksa 2 gün önce işittiğimiz bir laf, işte başımıza gelen sevimsiz bir olay veya eşimizle yaşadığımız bir tartışma kesinlikle etkili olamaz. Ama bunu fark etmek lazım. O zaman ne ilaçlara, ne psikologlara ne de başkasının desteğine ihtiyaç duymayız. Şimdiyi yaşamayı seçmek geçmiş veya geleceğe duyarsızlık değildir kesinlikle, sadece 2sini de kabullenmek ama herşeyi akışına bırakmaktır. Geleceği bile şimdi ile yaratırız, şimdiyi fark etmeden geçersek nasıl istenen bir gelecek yaratabiliriz ki? Şimdiki hareketlerimiz, yaşadıklarımız, fark ettiklerimiz geleceğimizin de oluşmasına araçtır. Geçmiş ise eski şimdilerin toplamıdır. Dolayısı ile "şimdi" geçmişi de geleceği de yaratan çekirdektir ki bunu her dakika hatırlamak ve fark etmek çok güzeldir.

Şu an ne yapıyorum? Şu anda nasıl hissediyorum? Bunu gün içersinde sık sık kendimize sormak bir uyarıcı-uyandırıcı gibi etki yaratabilir…

Şu an’ı fark edebilirseniz, kimse sizi etkileyemez, sadece içinde bulunduğunuz duruma tepki verir, sadece gerekeni yaparsınız. Yaşadığınızdan da keyif alabilirsiniz. Seçim her zaman bizimdir de uyanık olduğumuz sürece…

 

 

 

 

 

 

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Alaçatı Dünyası

Alaçatı’nın ara sokakları, kapıları, satılmayı bekleyen yıkık dökük evleri, butik otelleri, kahveleri, yaşayan sokakları…
 
Bu blogum harici Alaçatı ile ilgili yayınlanmış yazımı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:
 
 
 

    

    

   

  

 

        

  

     

       

   

  

      

  

   

 

 

 

Alaçatı - Çeşme, Seyahat- Travel içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Köpekler ve Engelliler : Barınaklar için proje önerileri

Ocak ayında İzmir belediyesindeki bir barınaktan üzücü haberler yine mail yolu ile önüme gelmişti.
Bu tip mailler zaten her daim internet aracılığı ile geliyor, her seferinde üzülüyor ve sıkıntıya giriyoruz.
Gerek Türkiye’nin gerekse tüm dünya ülkelerinin kanayan yarasıdır sokak hayvanlarımız ve onların bakım ve barınma ihtiyaçları.
Gelir sağlamak sonrasında doğru bakımı sağlayacak yetkili daha doğrusu “gerçek ilgilileri” bulmak ciddi bir sorundur.
Çok şükür ki hayvan sever sayısı her geçen gün artmaktadır. Hayvanların hayatımızdaki aslında çok önemli yerleri bu kişiler tarafından fark edilmiştir.
Artık çeşitli dernekler de bu yolda sesini daha fazla duyurabilmekte ama yine de gelir sağlama konusunda hala sıkıntılar çekmektedir.
Proje üretmek en ciddi konudur ve bence yeterince üzerine eğilinmemektedir.
İzmir belediyesine göndermiş olduğum aşağıdaki proje listesine olumlu veya olumsuz bir cevap dahi gelmemiştir ama belki de başka belediyeler, dernek veya organizasyonlar faydalanabilir, buradan kendilerine bir pay çıkarabilir veya yeni bir oluşum başlatabilirler düşüncesi ile kendi blogumda bunu paylaşmak istedim.
 
 

 

  1. Köpekler eğitilerek otistik çocuklara yardım için kullanılmaktadır:

Otistik çocuklar için günlük yaşam son derece korkutucu, bir sürü imajlar ve gürültüler ile dolu anlamsız bir karmaşa olarak algılanmaktadır. Otizmin kesin bir tedavisi yoktur ve çocuk ile birlikte tüm aile çok zor bir dönemden geçmektedir. Çocuk genelde kendi dünyasına kapanarak çevresi ile iletişimi kesmektedir. Otistik çocuk için eğitilmiş özel kopek bir rehber, hayata bağlanma kaynağı ve 24 saatlik gözlemci olmaktadır. Bu kopek ile birlikte aileler daha sık dışarı çıkabilmekte, günlük hayata daha çok karışabilmektedir.Bu konuda yurtdışında profesyonel köpek eğitimi veren kurumlar bulunmaktadır.

http://www.autismdogservices.ca/wp/

 

2. Köpekler fiziksel engelliler için bir yardımcı olarak eğitilmektedir.


Sandalyeye mahkum engellileri dolaşmaya çıkarmakta, evdeki kapıları açıp kapatmakta, giysilerini ve çoraplarını giyip çıkarmakta yardımcı olmakta, yatalak engellilerin yanında bekçilik yapıp ihtiyaçlarını aileye iletmekte, ihtiyaçlarını takip etmekte ve en önemlisi her zaman dost olmakta ve engelli kişilere büyük bir mutluluk kaynağı olmaktadırlar. Özellikle engelli küçük çocuklarda durumlarından dolayı utanç olabildiğinden dolayı zamanla bu duyguyu da yenmelerine yardımcı olup sosyalleşmelerine aracı olmaktadırlar. Ayrıca fiziksel egzersiz yapılması gerekliliği olan durumlarda kopek sahibini oyun oynamaya teşvik ederek çeşitli egzersizler yaptırmaktadır.

http://www.dogsforthedisabled.org/

3. Köpekler görme engelliler için eğitilmektedir.

Görme engellilerimiz için bir rehber olarak yetiştirilen köpekler kişileri istedikleri yere tehlikesiz olarak getirip götürmekte, ev işlerinde yardımcı rehber olmaktadırlar.

4. Köpekler duyma engelliler için eğitilmektedir.

5. Köpekler epilepsy hastaları için eğitilmektedir.
Bu hastalığa sahip insanlar epilepsy krizine girmeden once kopek bunu hissetmekte ve sahibini ve çevresindekileri uyarmaktadır. Bu sayede kişiye önceden müdahale edilebilmektedir.

6. Zihinsel hastalıklara sahip kişiler için köpekler

 

Zihinsel hastalığın durumuna ve derecesine gore özel olarak kopek eğitimi verilmektedir. Zihinsel hastalıklı kişilerde, intihar eğilimi gibi durumların köpekler ile kurulan bağ sayesinde önemli ölçüde engellendiği, kişinin hayatında kopek olması ve ona karşı duyduğu sorumluluk ile bunu aklından geçirse bile yapmadığı gözlemlenmiştir. Kişinin yalnızlık duygusunu engellemektedirler, doğa ile bağ kurmasına aracı olmaktadırlar,panic atakları önceden hissedip uyarı vermektedirler.Gerekli hallerde eczaneden ilaçlarını alıp getirmektedirler.

7. Duygusal destek veren köpekler

Engellilere veya yaşlı kişilere terapik destek veren eğitimli köpeklerdir.

Bu kişilerde zaman içersinde sağlık ile ilgili son derece önemli gelişmeler kaydedilmektedir:

 

  • Düşük kolesterol
  • Yüksek tansiyon hastalarının tansiyon dengelerinin sağlanması
  • Stes seviyesinde düşüş
  • Yalnızlık hissinin kaybolması
  • Akıl sağlığında denge
  • Sosyalleşme
  • Egzersiz artışı
  • Açık havada daha fazla zaman geirme
  • Artan sosyalleşme

8. Arama kurtarma köpekleri
Doğal afetlerde görevlendirilmek üzere eğitilen, hayat kurtaran köpekler. Deprem, su baskınları, yangın gibi durumlarda insan kurtarma eğitimi gören bu köpekler tüm dünyada çok ulvi bir görev yapmaktadırlar.

 

9. Koruma köpekleri

Gerek özel alanlarda, gerek önemli kişilerin ev veya işyerlerinde koruma,bekçilik görevi için eğitilmiş köpeklerdir.

 

Sokak köpeklerimiz aslında tüm eğitimlere sevgi gördükleri taktirde büyük duyarlılık gösterecek varlıklardır. Hayvanlarımıza hiçbir zaman anlattığım bir gözden bakılmamaktadır. Sokaklarımızda bunca hayvan varken ve bunların bir kısmı bu eğitimlere gayet güzel cevap verebilecek ve “insanlara” yardımcı olabilecekken neden bunu değerlendirmeyelim?

Barınaklardaki köpeklere ayıracak bir alanınız var ise burada onlara güzel bir bölüm tahsis etmek ve algı ve eğitim kapasitelerine gore köpeklere burada eğitim vermek ve onları yukarıda anlattığım önemli görevlere getirmek üzere yetiştirmek eminim Belediyeler olarak çok büyük destek görmenizi sağlayacaktır. Çünkü toplumun engellilere yardım edecek projelere ihtiyacı vardır ve bu projeler maalesef çok yetersiz kalmaktadır.

 

Böyle bir oluşum ile hem sokak hayvanlarımıza daha iyi yaşam koşulları sağlayacağız, hem “bunca aç insan varken neden bunlara yardım edelim” mentalitesine verilecek çok güzel ve faydalı bir cevabımız olacaktır. Hem hayvanlarımıza hem insanlarımıza yardımımız dokunacaktır. İzmir, Türkiye’de bir ilk olacaktır.

Nasıl finans kaynağı sağlayabiliriz:

 

  1. Doğal Yaşam Parkında yer almasını düşündüğüm  bu alana özel bir giriş ücreti alınabilir. İnsanların maddiyatını çok sarsmayacak cüzzi bir ücret olması gereklidir ki sürümden kaynak sağlanabilsin.
  2. Eğitimler belli zamanlarda halka açık yapılabilir. Belli kapasitede bir tribun yaratılması faydalı olabilir. Bu eğitimlerin seyir fiyatı daha yüksek olabilir.
  3. Sokak hayvanlarının bir bölümü çocuklara özel gösteriler yapmak üzere eğitilebilir, mini sirk projesi olarak adlandırabiliriz. Yine haftada 1 gün (Pazar günleri, babaların da gelebileceği günde)  yapılacak bu gösteri panayır havasında olabilir, kurulacak büfeden veya mangallardan elde edilecek gelir, seyir geliri, kopek malzemesi satış geliri (stand açmak isteyen firmalar olursa alan-kira geliri), belediyemizin eğittiği köpeklerin satış geliri gibi.
  4. Misafirlere köpek okşama-köpek gezdirme-köpek yedirme faaliyetleri yapılabilir ve bunlardan 1 TL gibi uygun bir fiyat alınıp ayrıca besleme için mama satılabilir. Hem köpeklerimiz çok mutlu olur, hem ufak gelirler sağlarız.Hem de çocuklara kopek-hayvan sevgisi aşılarız. Varlıklı olmayan kişiler varsa onlara ayrı muamele gösterilmesi konusu da düşünülmelidir…
  5. Eğitimli köpeklerimizin engelli kişilere satışı. Bu satışla kalmaması ve takibi gereken bir konu olup kişilerin düzenli olarak ziyaret edilmesi ve hayvanın durumunun da takibi gereklidir. Bu gönüllüler vasıtası ile yapılabilir, belediyemizin satış sayısı arttıkça takibi zorlaşabilir. Herhangi bir zulm, işkence olayında hayvan derhal geri alınmalıdır. Kişiler ile özel yaptırım gücü olan sözleşmeler imzalanmalıdır. Oldukça detaylı bir konudur.
  6. Önce İzmir sonra proje geliştikçe tüm Türkiye’deki firmalara gidilerek prezantasyon yapılması ve maddi destek istenmesi, “bağış projesi”.

Normal koşullar altında tüm duyarlı firmaların ilgi göstereceği bir sosyal sorumluluk projesidir. Çünkü projenin hedefi hem sokak hayvanlarını eğitmek ve faydalı hale getirmek hem de insanlara büyük yardım sağlamaktır. Sadece sokak hayvanları olunca maalesef yeterince destek görülmemektedir, fakat burada insana yardım sözkonusudur.

 

Bu çalışma için web sitesi hazırlanması, özel sunum çalışmaları yapılması, gönüllüler ile yürütülmesi çok faydalı olacaktır. Site, sunum, faaliyetler gönüllülerin desteği ile yapılabilir. Böylece masraf kalemi olmaz.

  1. Zaman içersinde proje oturdukça ve ilgi arttıkça yurtdışında bu konular ile ilgili gruplar davet edilerek büyük çaplı gösteriler yapılabilir ve finans sağlanabilir.
  2. Köpek sahibi kişiler köpeklerini eğitmenlerimize teslim edip eğitim aldırabilirler, bu eğitimlerden gelir sağlanabilir.
  3. Eğitim dışı kalmış sokak hayvanlarımız rehabilitsyondan geçirilerek sahiplendirilebilir. Ufak eğitimlerden geçmiş hayvanlar ücretli, eğitim görmemiş hayvanlar ücretsiz sahiplendirilebilir. Sahiplendirme titizlikle yapılmalı, kopek dövüşlerinde kullanılmamasına azami dikkat edilmelidir.
  4. Köpek güzellik yarışmaları organize edilebilir. Hayvanların sahiplenilmiş sokak köpekleri olması koşulu getirilerek yarışmadan gelir sağlanabilir.
  5. Belediyesi Sokak Köpekleri fan kulübü kurulabilir ve bir takım online satışlardan ve ufak üyeliklerden gelir sağlanabilir.

 

Masraf kalemleri

1.       Alanın yaratılması
2.       Hayvanların bakımı ve tedavisi (İzmirdeki tüm veterinerler konu hakkında bilgilendirilerek nöbetçi-gönüllü veteriner olarak 1 sene boyunca tedavi desteği istenebilir, 1 sene sonra gelir durumuna gore konu tekrar gözden geçirilebilir)

3.       Hayvanların eğitimi (Konu ile ilgili tecrübeli ve birikimli eğitmenler bulunmalıdır, ilk aşamada belki yurtdışından danışmanlık hizmeti alınarak burada eğitmenler yetiştirilebilir. Bu eğitmenler belediye bünyesine alınabilir veya serbest çalışabilir)

Proje aşamaları:
Proje, belediye bünyesinde ve önderliğinde yurtçapında hayvansever gruplar, veterinerler odası ile hayvan eğitmenleri katılımında geliştirilebilir, hep birlikte beyin fırtınaları yapılarak proje daha da geliştirilir ve ilerletilebilir. Yurtdışından da danışmaların ve bu tip projeler yapmış kişi veya kurumların katılımı faydalı olabilir.

Bu konuda da gönüllüler belediyeden gerekli desteği aldıkları taktirde her türlü yardımı yapmaya hazır olacaktır. Yemek konusu ilçelerdeki restoranların yemek artıklarının belediyenin tahsis edeceği bir toplama arabası ile toplanmasıyla sağlanabilir…Her gün tonlarca yemek artığı çöplere atılmaktadır. Halbuki bu artıkları toplayacak bir araç tahsis edilebilirse bu hayvanların aç kalması imkansızdır…

 

 

n yarasıdır. Biz hayvanseverler olarak birer ölüm kampı olarak görülmektedir. Genelde buraya getirilen köpekler zaman içersinde açlıktan, bakımsızlıktan,

 
 
Hayvanlar- Animals içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Şanlıurfa

21-24 Mayıs tarihleri arasında Uluslararası Halil İbrahim buluşmaları için, üyesi olduğum derneğimiz adına Şanlıurfa’ya davetli olarak gittim.
Daha önce hiç gitmemiştim, pek te bir bilgim olduğunu söyleyemeyeceğim. Enteresan bir tecrübe olacağını tahmin ettim çok ta haklı çıktım.
Kutlamalar "Balıklı Göl" içersinde bulunan bir alanda yapıldı. Ödüllerimizi alırken biraz da çevreyi görme imkanı bulduk, çok hoş bir yerdi.
 
Balıklı Göl yakınında bulunan Rızvaniye Camii
 
Halil-Ür Rahman Gölü (Balıklı Göl)
 
Halk burada sandallar ile turlamayı severmiş. Göl 150 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğindedir. Gölde bulunan Sazan balıklarına halk tarafından saygı gösterilir ve yenilmesi yasaktır. Efsaneye göre Hz. İbrahim aşağıda resmi görülen mancınıktan gölün olduğu yerde bulunan ateşe atıldıktan sonra ateş suya odunlar balıklara dönüşmüş.
 
  Urfa Kalesi’nin sütunları
 
Akşam yemeği yedikten sonta "Mırra" ismi verilen kahveler ikram edildi. Hayatımda bu kadar kuvvetli bir kahve içmedim, içerken 3 gün uyku yok dedim. Çok enteresan bir kahveydi ve kahvenin özelliği ve içme uslubu da çok değişikti. Mırra, Arapça’dan "acı" kelimesinden gelmekteymiş. ahve kavrulup dibekte dövülürmüş, gümgümde (cezvede) bir miktar kaynatılır dinlendirilir ve süzülerek diğer gümgüme alınır, tekrar kaynatılır ve süzülür, dinlendirilir ve sıvıya yeniden kahve atılarak tekrar kaynatılır. Bu işlem birkaç kez tekrarlanır ve içilecek kıvama gelince kahve ibriğine alınıp ikram edilirmiş.
Her misafire 2 kez ikram edilir, fincana tek yudumluk gibi konulur. Amaç ağızda kahve tadı bırakmaktır.
(bilgiler Şanlıurfa Kültür Turizm rehberinden alınmıştır)
Kahve bardakları kulpsuzdu. Kahvenizi içince masaya bırakmanız servis edene hakaret sayılmaktaymış, kendisine geri vermeniz gerekirmiş, ben de durumdan habersiz masaya bırakınca servis eden çocuk bana "abla ya altınla doldur ya da başımı bağla" deyince ne olduğunu anlamadım. Sonra anlattılar, çok eğlenceli buldum.
 
 Mırra (kulpsuz bardakta, tek yudumluk, konsantre kahve)
 
Ertesi sabah Hz. İbrahim’in en sevdiği yemek olduğu söylenen "Tirit" ile kahvaltı etmek üzere tekrar Balıklı Göl’e gelindi.
Tirit, anladığım kadarı ile dana etinden yapılıyor. Etler 10 saat öncesinden kısı ateşte lime lime oluncaya kadar kaynatılıyor. Tabaklara servis edilirken altına özel bir ekmek seriliyor, üstüne et, etin de üstüne özel bir baharat ve etsuyu ekleniyor. İlk defa sabah 8.30’da et ile kahvaltı ettim.
Hz.İbrahim, misafirsiz sofraya oturmaz ve yemek yemezmiş. Gelen misafirlereine de mutlaka Tirit yemeği ikram ettiği rivayet edilirmiş. Bu sebeple Tirit yemeği Halil İbrahim (Dost İbrahim) sofrasının baş yemeğidir.
 
 Tirit (Peygamber yemeği)
 
Çeşitli hayır kuruluşlarının yaptıkları konuşmalar ile geçen konferans ertesi akşam "Urfalılar sizi ağırlıyor" adı altında bayıldığım bir etkinliğe şahit oldum. Çeşitli ülkelerden gelen 200 kadar katılımcı 5’erli gruplara ayrılarak Urfa’nın ileri gelen ailelerinin evlerinde ağırlanmak üzere dağıtıldı. Bizler de 5 kişi Önkol ailesine misafir olduk. Aile şahane bir yer sofrası kurmuştu. Evin gelini tüm yemekleri hazırlamıştı. Bizler salonda yerimizi alırken gelin hanım da bitmek bilmeyen bir servise başladı. Ne yiyeceğimizi şaşırdık, yemesek ayıp olur bunca zahmet edilmiş, artık midemizin sınırlarını bir hayli zorlayarak ama gayette durumumuzdan memnun yemeklerimizi yedik. Ev sahibi ile 40 yıllık dostmuşçasına sohbetler edildi, zaten herkes öyle bir sıcakkanlı ve hoşsohbet ki müthiş keyif aldık. Hanımlar mutfakta kaldılar genelde, geleneklere göre eve yabancı erkekler gelirse hanımlar başka odada otururmuş veya ikramları hazırlarmış. Bu sebeple hanımları az gördük ama bol bol mutfağa gidip yemeklerine övgülerimizi sıraladık.
 
Urfa’nın geleneksel yemeklerinden Borani, zeytinyağlılar, pide, buğdaylı yoğurt, tavuklu pilav, fasulye ve ayran.
 
2 hafta önce Trabzonspor-Fenerbahçe maçı için Urfa’ya 10.000 kişi gelmiş. Urfa’nın yatak kapasitesi 4.000 olunca çevre illerin de otelleri dolunca vali halka duyuru yapıp evlerinde kalan 6.000 kişiyi ağırlamak üzere valiliğe başvuru yapmalarını rica etmiş. Önkol ailesi de 100 kişilik bir kafileyi çeşitli mekanlarında ağırlamış.
 
Vali bey Urfalıların misafirperverliği ile ilgili bir anısını anlattı. Yine aynı maç döneminde valiliğe başvuru yapmak için 17 yaşında bir çocuk gelmiş ve 7 kişiyi ağırlayabileceğini söylemiş. 7 Trabzonsporlu taraftarı kendisine vermişler. Yedirmiş, içirmiş çok güzel bir şekilde ağırlamış. Ayrılık günü vali bey ne iş yaptığını sormuş iş bulunca "inşaatta amelelik" yaptığını söylemiş, hem 7 misafiri hem vali bey çok şaşırmışlar, misafirleri çok duygulu anlar yaşamışlar, ne yapacaklarını şaşırmışlar, odadan çıkıp ağlayan olmuş, çünkü çocuk hiçbir eksiklik hissettirmemiş. Biz de gözlerimiz dolu dolu dinledik. Valilik şimdi çocuğa destek vermek üzere çalışmalar başlatmış.
 
 Sıra gecesine hazırlık
 
Önkol ailesinde yemeğimiz sona erdikten sonra Sıra gecesine götürüldük. Koca bir alan içersinde U şeklinde sıralanmış minderler ve alçak masalar, sıranın ortasında çiğ köfte yoğurulmak üzere hazırlanmış bir alan ve önümüzde sahne.
 
Sıra gecesi nedir? Bilhassa kış gecelerinde yaşları birbirine yakın arkadaş gruplarının, her hafta başka bir arkadaşın evinde olmak üzere, haftada bir akşam belirli bir niteliğe ve düzene göre yaptıkları toplantılara denirmiş. Sıraya gelen misafirler ve yaşça büyük olanlar saygı ifadesi olarak odanın üst başında oturtulur, ev sahibi kapıya yakın otururmuş. Müzik icra edilirken konuşmak, sohbet etmek hoş karşılanmazmış. Çiğ köfte ikram edilince yenmesi beklenir, tabakta kalırsa iyi yoğurulmadığı veya malzemenin beğenilmediği anlamına gelirmiş. en durumdan habersiz yemedim, umarım fark edilmemiştir.
Sıra gecesinin Urfa kültüründeki yerini şöyle belirtmişler: Sıra gecesi bir hoşgörü,sevgi ortamıdır, halk mektebidir, nezih bir sohbt ortamıdır, acıyı ve mutluluğu paylaşmaktır, tanışmaktır,kaynaşmaktır, halk konservatuarıdır, çok yönlü bir dernektir, istişare toplantısıdır, bilgilenme toplantılarıdır, siyaset okuludur,yardımlaşmadır, geleneklerin yaşatıldığı gecedir, Urfanın tanıtıldığı gecelerdir, sevgi, barış ve hoşgörü ortamıdır.
Biz müzik sebebi ile fazla sohbet edemedik ama bolca danslar edildi, herkes çok eğlendi.
 
 
Ertesi sabah Urfa’ya 12 km kadar uzaklıkta bulunan Göbekli Tepe’ye gittik.
Göbeklitepe ilk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin işbirliği ile hazırlanan GAP projesi kapsamında yüzey araştırmalarında Prof.Dr.Çamlıbel ve Prof.Dr.Braidwood tarafından keşfedilmiş. 1995 yılından beri de kazı çalışmaları devam etmekteymiş. Şu anda kazı çalışmaları arkeolog Klaus Schmidt tarafından yürütülmektedir.
 
 
 Göbekli Tepe
 
 
 
Göbeklitepe’den sonra 1,5 saat yolculukla Halfeti’ye gittik. Çok güzel bir yerdi gerçekten…İlçenin büyük çoğunluğu Birecik barajı suları altında kaldığı için halkın geçim kaynağı tarımcılıktan tekne turizmine dönüşmüş. Öyle keyifli bir tekne turu yaptık ki…Tam bir görsel şölendi diyebilirim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
 
 
Valilik tarafından bizlere verilen Kültür Turizm rehberini de inceleyince nasıl bir kültür hazinesine gelmiş olduğumuzu net olarak gördüm.
Burada geçirdiğimiz 2 günü çok güzel anılarla ve çok hoş yerleri görerek, son derece müthiş bir misafirperverlik örneğine şahit olarak tamamladık.
Daha detaylı bir gezi için bir zaman sonra tekrar geri geleceğim.
 
Ayrıca tüm gezilerimiz sırasında bizlerle ilgilenilmesi adına valilik tarafından bizlere rehberlik etmek üzere görevlendirilen genç öğretmenlerimizi de unutmamak lazım. Hepsi birbirinden tatlı, özverili, güleryüzlü ve girişken bu genç öğretmenler bizlere çok yardımcı oldular. Çoğu farklı illerden Urfa’ya atanmışlardı. Bir eksik yaşanmaması, sıkıntımız olmaması adına gerçekten çok ilgili davrandılar.
 
Bu seyahatle ilgili aklınızda en çok ne kaldı sorusuna "misafirperverlik" diyebilirim. Gerçekten inanılmaz güzel özelliklere sahip bir halk…
Bu kadarı bile turizm açısından başlıbaşına yeterli bir konu.
 
 
 
 
 
 
 
 
Seyahat- Travel içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

The water mansions of İstanbul

Tasarım-Dekorasyon-Mimarlık-Design-Decoration-Architecture içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 1 Yorum