Desiderata

max-ehrmann

DESIDERATA

Go Placidly amid the noise and the haste, and remember what peace there may be in silence. As far as possible, without surrender, be on good terms with all persons.

Speak your truth quietly and clearly; and listen to others, even to the dull and the ignorant; they too have their story.

Avoid loud and aggressive persons; they are vexatious to the spirit. If you compare yourself with others, you may become vain or bitter, for always there will be greater and lesser persons than yourself.

Enjoy your achievements as well as your plans. Keep interested in your own career, however humble; it is a real possession in the changing fortunes of time.

Exercise caution in your business affairs, for the world is full of trickery. But let this not blind you to what virtue there is; many persons strive for high ideals, and everywhere life is full of heroism.

Be yourself. Especially do not feign affection. Neither be cynical about love; for in the face of all aridity and disenchantment, it is as perennial as the grass.

Take kindly the counsel of the years, gracefully surrendering the things of youth.

Nurture strength of spirit to shield you in sudden misfortune. But do not distress yourself with dark imaginings. Many fears are born of fatigue and loneliness.

Beyond a wholesome discipline, be gentle with yourself. You are a child of the universe no less than the trees and the stars; you have a right to be here.

And whether or not it is clear to you, no doubt the universe is unfolding as it should. Therefore be at peace with God, whatever you conceive Him to be. And whatever your labors and aspirations, in the noisy confusion of life, keep peace in your soul. With all its sham, drudgery and broken dreams, it is still a beautiful world. Be cheerful. Strive to be happy.

By Max Ehrmann © 1927

 

DESIDERATA

“Gürültü ve telaşın ortasında sükunetle dolaş, sessizlikte huzur bulduğunu unutma. Mümkün olduğunca ama teslim de olmadan, herkesle iyi geçinmeye çalış.

Doğru bildiğini telaşsız ve açık seçik söyle, ama başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil kimseleri bile dinle çünkü onların da bir hikayesi vardır.

Gürültücü ve saldırgan olanlardan sakın; öyleleri, ruha eziyet ederler. Kendini başkalarıyla karşılaştırdığında kibirlenebilir ya da hayal kırıklığı yaşayabilirsin, çünkü daima senden daha iyiler ve daha kötüler olacaktır.

Planların yanında, başarılarının da tadını çıkar. Ne kadar mütevazi olursa olsun, mesleğine olan ilgini yitirme, çünkü zamanın değişen hazineleri arasında gerçek olan odur.

İş hayatında temkinli ol, çünkü dünya aldatmacalarla doludur. Ama bu seni var olan erdemlere karşı kör etmesin, çünkü halen yüksek idealler ardında koşan pek çok insan var ve hayat her yerde kahramanlıklarla dolu.

Kendin ol, bilhassa da sever gibi görünme. Ama sevgiden şüphe de etme, zira hayal kırıklıkları ve kuraklıklar içinde çölde bir vaha gibidir sevgi.

Geçen yılların öğütlerini nezaketle kabul et, gençliğine dair şeyleri ise gülümseyerek teslim et.

Ruhunu besle ki, ani talihsizliklere karşı seni korusun. Karamsar düşüncelerle kendini üzme. Birçok korku, bitkinlik ve yalnızlıktan doğar.

Sağlıklı bir disiplini aşmadan, kendine iyi bak. Sen de en az ağaçlar ve yıldızlar kadar bu evrenin bir çocuğusun ve burada olmaya hakkın var.

Sen farkına varsan da varmasan da evren gerektiği gibi tekamül etmekte.

Öyleyse, Tanrı ile barışık ol, O’nun nasıl olduğuna inanmış olursan ol. Bu hayat karmaşası içinde emeklerin ve hırsların ne olursa olsun, ruhunu huzurlu tut.

Bütün aldatmacası, angaryası ve hüsranlarına rağmen, dünya çok güzel. Mutlu ol. Mutlu olmaya gayret et.”

Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gestalt bakış açısından içimdeki çocuk

hanna-nita  Klinik psikolog, gestalt terapisti Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile 23 Nisan akşamı gerçekleştirdiğimiz online grup buluşmamızda gündemimiz yine karantina günleri ve bu günlerin içinden nasıl geçtiğimiz idi.

Süreç uzadıkça dengede durmaya nasıl devam edebiliriz? Evdeki aile bireyleri ile ilişkimiz nasıl dengelenebilir?

İçimizdeki çocuğa soralım: Şu içinde bulunduğumuz durumu nasıl yaşıyorsun? Ama ona korona, karantina demeyin, anlamıyor da olabilir, bugünleri nasıl yaşıyorsun diye sorun…

Zihinsel süreçlerden mümkün olduğu kadar uzak olan halimiz içimizdeki çocuk hali. Bugünlerde varoluşumuzun zihinsel boyutu en fazla çalışan, en fazla yorulan boyut. İçimizdeki çocuk olarak içinde bulunduğumuz duruma bakarsak en az düşünen, belki de en fazla hisseden, en fazla duyumsayan, en fazla algılayan içimizdeki çocuk. Çocuk korkuyorsa korkuyordur, yalnız hissediyorsa o yalnızlığı hissediyordur. İçimizdeki çocuğun çok fazla düşünen yetişkinden farkı, olumsuz bile olsa, nahoş bile olsa, o anda içinde bulunduğu durumda her ne yaşıyorsa onu yaşamasıdır. Biz yetişkinlerin bu karantina günlerinde en fazla ihtiyacı olan şey an’da yaşayabilmeyi becerebilmek. Varoluşumuzda, Eric Berne- vari düşünürsek, içimizde bir çocuk, bir yetişkin ve bir ebeveyn var. İçimizdeki çocuğa daha fazla yer verelim. Algılayabilmek, temas edebilmek, ifade edebilmek için buna ihtiyacımız var. Yetişkin tarafımızı karar vermek için kullanalım.

Ebeveyn tarafımızı yalnız hisseden, korkan veya kaygı hisseden içimizdeki çocuğa şefkat göstermesi, sevgi göstermesi, kapsaması, ihtimam göstermesi için kullanalım. Bugünlerde bizi en çok zorlayan tarafımız çok fazla düşünen tarafımız. Düşünen taraf hangi taraf? Yetişkin mi? ebeveyn mi, çocuk mu? Ebeveyn olsa karar vermekle ilgilenir, yetişkin olsa kontrol etmek, teskin etmekle ilgilenir. Çocuk olsa spontan olmak, eğlenmek veya şımarmakla ilgilenir. Ya öyle olursa ya böyle olursa, nasıl olacak nasıl edecek diye düşünen tarafımız hangisi? İçimizdeki bitmemiş meselesi kalmış olan çocuğun yetişkinin kafasını bulandırmış hali. Gestalt bakış açısından bakarsak, kahır üreten tarafım, içinde bulunduğum anda benim için hiçbir işlevi olmayan düşünceler üretmektedir. Varoluşumun farklı halleri, farklı tuşlarım, aslında bir araya geldiğinde beni bütünlüğe taşıyan, beni kendi içimde bütünleştiren, bütün omurların üst üste geldiği bir omurga gibi, beni ayakta tutan bir şey olması lazım. Kahır üreten tarafım aslında dağılmış omurgalar. Üst üste gelen omurgalar değil. Onun için çocukluktan başlamak istedim. Neden? Çünkü çocuğu esas alırsak kendimizi yakalamış oluruz. İçimizdeki çocuk fabrika ayarlarımıza en yakın olandır. En yaratıcı, en spontan, en anda kalmış, en duyarlı olan tarafımızdır. Şu anda buna ihtiyacımız var. Antenlerimizin çok iyi veri topluyor olması lazım. Çocukları olanlar bilir, çocuklar bunu yetişkinlerden çok daha iyi yaparlar. Neden veri toplamaya ihtiyacımız var?  Daha doğrusu nereden veri toplamaya ihtiyacımız var? İki yerden veri toplamaya ihtiyacımız var. 1. Benim ihtiyacım ne? Ben ne istiyorum? 2. Çevrem şu anda ne sunabiliyor?

Neden bu ikisini mümkün olduğunca çıplak bir halde algılamam önemli? Çünkü özellikle bugünlerde bu ikisini en uygun şekilde evlendirmekle yükümlüyüm. Ben gezmek istiyorum mesela, ama aynı zamanda evde kalmam gerektiğini de algılıyorum, o zaman devreye içimdeki ebeveyn girecek ve gezmek isteyip te gezemeyen çocuğa diyecek ki, olsun bugünler de geçecek, biz seninle güzel şeyler yapabiliriz. Yani evde ebeveynle çocuk ilgilensin, yetişkin tarafımız da vermesi gereken kararları versin, işle ilgili yapması gereken şeyleri yapsın. Ama biz kahır üretmeye devam edersek o zaman ne içimizdeki çocuğu ne içimizdeki ebeveyni bizim için işlevsel bir şekilde kullanabiliyor oluruz.

İçimdeki çocuk yaratıcı. Bugünlerde bu yaratıcılığa her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacım var. Neden? Kendimle her zaman olduğumdan daha fazla baş başayım. Eğer ailemle birlikte yaşıyorsam, ailemle birlikte her zaman olduğumdan daha fazla zaman geçiriyorum. Eğer işimi sürdürmek durumundaysam işimi her zaman yaptığımdan farklı sürdürmek durumundayım. Hem kendimle ilişkimde hem yakın çevremle ilişkimde, hem de duygusal olarak biraz daha uzak mesafede olan arkadaşlarımla ilişkimde, iş yapış tarzımda farklılık oluşturmak durumdayım. Tüm bunları iyi yönetebilmek için kesinlikle yaratıcılığıma ihtiyacım var. Bunların hepsini düşünerek çözemem. Bunların hepsini düşünerek çözebileceğimi zannetmek kendime haksızlık olur. Neden haksızlık olur? Ancak zeminimizde olan kadarını algılayıp anlamlandırabiliriz. Bugün içinde bulunduğumuz durum zeminimizde yok. Yabancı diyar. Daha önce yürünmemiş yol. Tanıdık bir yer değil. Dolayısıyla zeminimizdeki mevcut malzeme ile bunu algılayıp anlamlandıracağımızı düşünmek biraz safça bir tutum olur. Üstelik kendimize haksızlık ta olur.

Burada niyet edip seçim yapmak çok önemli. Bilinmezi seçmek zorundayız. Bilinmeze adım atmayı seçmek zorundayız. İçimizdeki çocuk, bilinmeze adım atmada içimizdeki yetişkin ve ebeveynden çok daha gönüllüdür çok daha coşkulu şekilde bunu yaşamaya hazırdır. Çocuk her şeyi yeni gördüğü, her şeye ilk gördüğü şey gibi yaklaştığı için önceden onunla ilgili oluşmuş bir gözlüğü olmadığı için yeniden tanımlar. Algıladığı veriyi betimler, tanımlar, iyi, kötü, olumlu olumsuz şeklinde yaklaşmaz. Yeni bir deneyimdir. Her deneyime aynı coşku, istek, heyecanla yaklaşır. Bugünlerde buna ihtiyacımız var. Kesinlikle bilinmeyene doğru yürümekteyiz. Zihinsel süreçlerle bunu yönetmeyi istemenin, çocuksu bir zevk alabilecekken ciddi ve tamamen zihinsel süreçlerle yönetmenin bir alemi yok. İçimizdeki çocukları salalım, korkmayalım, düşerlerse yaralanırlarsa kalkarlar, iyileşirler. Düşmesinler diye sakınmanın faydası yok, düşe kalka büyürler. Şimdi içimizdeki çocukları salalım.

Bunun için hep birlikte bir uygulama yapalım: Gözlerimizi kapatalım, çocukluğunuzda kendinizi en özgür, en cesaretli, en yaratıcı, en coşkulu hissettiğiniz içinizdeki çocuk kendinizle bir buluşun! Size ne dediğini dinleyin ve bunları yazın.

Peki, bu uygulamayı yapmadan önceki haliniz ile bu uygulamadan sonraki halinizi deneyimlemeniz arasında bir fark var mı? Bunu da yazın.

Gelen cevaplardan bazıları: frekans farkı, daha hafif, daha huzurlu, daha rahatlamış, kaygısız, uçuyorum, coşkulu, umutlu, duygularım uyandı…

Bu tarafınızla gün içerisinde istediğiniz zaman buluşabilirsiniz! İçimizdeki çocuk aslında en bilge olandır. Çünkü en fazla yaşamışlığı olandır. Biz kaç yaşındaysak onu kapsamış aşmışızdır. O içimizdeki en bilgedir. En gençtir ama en fazla yaşamışlığa sahip olandır.

Zihninize güvenmeyin! İçinizdeki coşkulu, bilge, umutlu, spontan, yaratıcı, heyecanlı çocuğa güvenin. Bugünlerde bu çocuğa her zamankinden daha fazla ihtiyacınız var. Çünkü bizi fabrika ayarlarımıza en yakın tutacak olan varoluş halimiz içimizdeki çocuktur.

(İstiklal marşının söylenmesine eşlik etmek üzere kısa bir ara verilir)

Şimdi ne yaptık? Parça olarak başladık ve bütüne doğru hareket ettik. İçimizdeki en coşkulu ve bütüne doğru hareket etmeye en hazır olan parçamızla bütünleştik, buluştuk, balkonlara çıktık. Bütüne doğru yayıldık. Korona virüsünün yapmaya çalıştığı şeylerden bir tanesi de “siz çok parça olarak kaldınız biraz bütünleşin” demek. Hepimiz hem kendi içimizde bir bütünüz hem de ait olduğumuz daha büyük bir bütünün parçasıyız. Ancak yıllar içerisinde daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu unuttuk ve kendi içimizde parçalar olarak kaldık. Çocuğu olanlar bilir, çocuk bir yandan kural koyulmasını, belirli çerçeveler konulmasını ister, yani belli bir disiplin ihtiyacı vardır, ama aynı zamanda da duygusal olarak sevgi görmek, onaylanmak, fark edilmek, kapsanmak ve korunmak ister. Bizler, içimizdeki o çocuk tarafı unuttuk ve sadece yetişkin tarafımızla çalışmanın, çabalamanın, maddede bir şeyler kazanmanın derdine düştük. Sevilmek, onaylanmak, korunmak için maddede kendini göstermek yanılgısına düştük. Şimdi bu korona tehdidi ile birlikte aslında sevilmek, onaylanmak, korunmak, kollanmak için yaptığımız hiçbir şeyin önemi kalmadı. Şu anda kendimizi sakinleştirmek için yeni yollar arayışındayız. Yani kendimle nasıl temas edebilirim? Kendimi nasıl sakinleştirebilirim?  Şimdiye kadar önemli olduğunu düşündüğüm şeylerin bir bir ortadan kalkması ile sanki çıplak kalmış gibiyim, sanki eşyalarımın tamamını kaybetmiş gibiyim. Bir anlamda çocuk halime geri dönüyorum. Sanki bunca zamandır gelişirken bana öğretilmiş olan sosyal yazılımla öğrendiğim ve içselleştirdiğim her şey elimden uçup gitmiş gibi. Değerlerimi elekten geçirip tekrardan inşa etmek durumundayım. Bunları neye göre inşa edeceğim?

Çocuk büyürken anne babanın değerleri doğrultusunda, anne baba da içinde yaşadıkları alt kültürleri doğrultusunda çocuğu büyütürler. Şu anda gerçekten anne babaların bile değerleri sarsılmış durumda, onlar da çocuklarını neye göre büyüteceklerini şaşırmış durumdalar, yani nasıl bir geleceğe doğru gidiyoruz? Dünya, doğa nasıl bir şekle evrilecek kimse bilmiyor. Dolayısı ile ister çocuklar ister yetişkinler olsun,  herkes çocukça bir konumlanma içerisinde olup biteni kapsamakla yükümlü. Çünkü yeni bir deneyim, bununla ilgili dosyamız, repertuarımız yok, aynen bir çocuk konumundayız. İçimizdeki çocuğun doğal olarak yeniliğe korkusuzca, cesurca atlamasına, sürece güvenmesine, kendi yaratıcılığına güvenmesine ihtiyacımız var. Bu noktada cesarete çok ihtiyacımız var, neyle ilgili cesaret bu? Bilmediğimiz bir şeyi yaşamaya niyet etmekle ilgili cesaret. Aslında tam da varoluşçu felsefenin “atılmışlık” kavramı ile ilgili anlatmaya çalıştığı sürecin içindeyiz. Biz korona uyaranı ile karşı karşıyayız. Aynen doğumla birlikte kendimizi dünyaya fırlatılmış olduğumuz konumda bulmamız gibi. Bizim seçimimiz değil bu, oynamıyorum diyebiliyor muyuz? Ben bu oyunu nasıl oynayacağımı bilmiyorum, ben köşeden seyredeyim diyemiyoruz. Oyun yokmuş gibi yapamıyoruz, oyunun içindeyiz zaten. O zaman yapılacak olan en doğal, en işlevsel olan şey oyunu oynarken öğrenmek. Oyunun içerisindeyken öğrenmek, bunun varoluşçulukla ilgili tarafı ne? Oynuyorum ama oyunu bilmiyorum. Cesaret lazım. Cesaret hangi manevrayı yaparsam şu ya da bu sonuca varırım değil, cesaret gerçekten bilmediğim bir oyunda bilmediğim oyuncularla oynamak. Buna bir oyun olarak bakalım. Şimdiye kadar birçok oyun oynadık, kah yenildik kah kazandık. Şimdiki oyun hiçbir oyuna benzemiyor. Repertuarı en az olan, yargıları en az olan çocuk versiyonumuz. O bilinmezliğe en yürekle yürüyebilecek olan çocuk versiyonumuz.

Buradaki motivasyonumuz yetişkin ya da ebeveyn motivasyonumuzdan gelmeyecek, motivasyonumuz çocuk yanımızdan gelecek. Önyargısız ve merak etmeyi doğal olarak yaşayabilmek. Çocuk dünyayı keşfetmek ister, biz de şu anda keşfetmek durumundayız. Keşfetmek için şimdiye kadarki sosyal yazılımımıza dayanmayalım. Yazılım baştan yazılacak. Hepimiz eğer yazılım programcısıysak yapmamız gereken şey yepyeni bir program dili yazmak. Bunu da acaba nasıl bir dil yazsam diye düşünerek bulamayız. Yaşayıp deneyimleyerek bulacağız.

Yaşam döngüsüne dönelim. Bu döngü duyumla başlar, sonra farkındalık, sonra motivasyon, eylem, temas gelir. Farkındalık demek duyumsadığıma bir isim, bir çerçeve koymak demek. Yani yaşadığım budur demek. Çocuk deneyimler, ağzına koyar, elini uzatır vs fakat yaşadığının adını kendisi koymaz, Adını yetişkin veya ebeveyn koyar. Burada yaşam döngüsünde ilk duyumsama basamağında çocuğu, ikinci farkındalık basamağında da yetişkin tarafımızı kullanmak zorundayız. En önemli yer duyumsama ile farkındalık arasında, neden? Çünkü farkındalığımla ilgili nasıl bir çerçeve koyarsam davranışım o koyduğum çerçeve tarafından belirlenecek. Orada yetişkin anlam üretmeli. Çocuk deneyime açık olmalı, iradesini kullanmalı, cüret etmeli. Cüret etmesi onu daha önceden deneyimlemediği deneyimlere açık tutacak. Hepimiz bugün kendimizi aşmak zorundayız, bu düşünerek olamaz. Kendimizi aşmak başta kendimizi deneyime açarak olur, kendimi bilmediğim deneyime nasıl açarım? Düşünmeyerek deneyimleyerek, bunun için içimdeki çocuğa ihtiyacım var, çocuk duyumsamaya başlayacak, yetişkin ona isim koyacak. İsim nedir? Benim buna ihtiyacım var diyecek. Burada varoluşçu yaklaşımın bir kavramını daha getirmek istiyorum, o da: İnanç ve umut, sabır. Tevekkül göstermek. Neye tevekkül göstereceğim? Biz aceleciyiz, istiyoruz ki o anlamı bir kez koyayım ve o koyduğum anlam olsun istiyoruz. Öyle bir dönemde değiliz. Biz keşfe çıktık.

Duyumsamalarımızda kalacağız, acele etmeyeceğiz. Duyumsamalarımızın içerisinde korku, kaygı, umutsuzluk, çaresizlik te olacak, coşku, memnuniyet yaşadığımız zamanlar da olacak. O farkındalığa koyulan çerçeve çok kez değişecek, kah çok keyif veren kah neşelendiren bir etiket olacak. Burada varoluşçu anlamında cesaret, seçim, sorumluluk, anlamsızlıkta anlam üretmek ve ölüm kavramının tezahürünü yaşamak söz konusu. Belki de hiçbir yere gitmiyorum, olabilir…Önemli olan bir yere gitmek değil, önemli olan yolda kalabilmek. Mesele varacağım yer değil, giderken ne yapıyor olduğum önemli. Biz hepimiz yoldayız. Nereye mi gidiyoruz* Bilmiyorum. Bir yere gidiyor muyuz? Onu da bilmiyorum. Ama hepimiz yoldayız. Orada içimizdeki çocuğun coşkusuna ve cesaretine şöyle ihtiyacımız var, yolda kalabilmek için o coşkuya o boyanmamış gözlüklere ihtiyacımız var. Yetişkinimize neden ihtiyacımız var, hep etiketleri şu an’la ilgili koyması için. Ebeveyn bu an’la ilgili koymaz, ebeveyn ilerde güvende olmamı ister. Yetişkin ne yapacak? Çocuğun tüm duyumlarını tanımlayıp betimleyecek. Şimdi korkuyorum, şimdi cesaretlendim, şimdi zevk alıyorum, şimdi kaygılıyım…

Duygumuz ne olursa olsun, onu tanımlayacağız ve onu ifade edeceğiz. Hepimiz Gestalt programının 2. yılını ifade etmenin metodu ve tekniğini uygulamakla geçirdik. İfade etmek çeşitli şekillerde olabilir. Kendi kendime duvara, aynaya konuşurum, yazarım, beden postürleri alırım, dans ederim, renkli kalemlerle çizerim. Bedenimdeki hücreler özellikle olumsuz duyguların barındırdığı enerjiyle kalmak istemezler. Bu enerjilerin barındırıldığı, depolandığı zerrecikler olmak istemezler. İsterler ki sinirlen, üzül, umutsuz ol, her neyse ama o enerji ifade bulsun. O enerjinin nesnesine mi yoksa ikame nesnesine mi ifade edildiği ile bedenimizdeki hücrelerin hiç işi olmaz. Kime ifade edersen et, yeter ki et. Babana mı sinirlendin, duvara konuş; bedendeki hücreler babana mı konuştun duvara mı konuştun bilmez! Kocana mı sinirlendin? Yastığı mı yumrukladın kocanı mı yumrukladın bedenindeki hücreler bunu bilmez. Ama ilgili enerjin boşaltılmış mı boşaltılmamış mı onu bilir. Burada farkındalıkta çerçeveyi gerçekle uyumlu koymanın önemi nedir? Ondan sonraki basamak motivasyon. O farkındalığı gerçekçi bir şekilde tanımlamaz sosyal yazılım doğrultusunda tanımlarsam, gerçek ihtiyacıma doğru beni götürecek bir motivasyon ve eylemle devam edemem. İkame bir motivasyonla devam ediyor olurum. Acele etmeyeceğiz.

Ne zaman bitecek bu karantina? Ne acelen var? Koşturan mı var? Nerede neyi kaybettin? Bunun adına sen karantina diyorsun. Karantina deme! İçindeki çocukla tekrar buluşma sürecim de, içindeki bilinmezi keşfetme sürecim de, kendi kaynağında bundan önce temas etmediğim taraflarımla temas etme sürecim de, niye karantina diyorsun? Bunlar kavramlar. Bir kere hangi kavramı kullanıyorsan ona eşlik eden duygu ona göre yapılanacak. Yani sokağa çıkma yasağı var dersem kendime, eyvah hürriyetim kısıtlandı, sokağa çıkamayacağım, yasaklıyım gibi hissederim. Ama bana 4 gün hediye edildi, bakalım kendinle ne yapacaksın dersem motivasyonum başka türlü olmaz mı? Sakın Polyannacılık demeyin buna, öyle değil. Bu süreçte kendimi desteklemek için olguları kapsayabileceğim, onlarla temas etmeme yardımcı olabilecek çerçeveler getirmem lazım.

İçimdeki çocuğa neden ihtiyacım var? Çünkü bu sürece herhangi bir öğrenilmiş kavramla yaklaşmayacak. Farkındalık kısmı neden çok önemli? Çünkü içinde bulunduğum duruma atfedeceğim anlam benim bağışıklık sistemimi etkileyecek, bu kadar önemli. Aradaki ilişkiyi anlatayım:  Beynimizin en eski kısmı limbik sistemimiz. Bu sistem çok duyarlı bir alarm sistemi gibi çalışır, tehdit algılamak üzerine kurgulanmış. Neden böyle bir işlevi olan organımız var? Çünkü eski insanları düşünün, bir yerden aslan mı gelir yılan mı saldırır, kendisini koruması hayatta kalması lazım. Limbik sistem tehdidi algılar, sempatik sistemi harekeye geçirir, adrenalin salgılatır, kaslar ona göre harekete geçer. Sempatik sistem diyor ki valla kusura kalma, ben hazımla ilgilenmem, saçını tırnağını da uzatamam, ben şimdi var gücümle tehdide odaklanacağım. Bu bizim Gestaltta öğrendiğimiz büzüşmüş konum, yani rahatlamış, gevşemiş değiliz. Bedenim büzüşmüş konumda, bu konumda sürekli olmak iyi bir şey değil, acıkmıyorum, halbuki bağışıklık sistemimi güçlendirmek için acıkmam lazım, dışkılamam, uyumam, terlemem, spor yapmam lazım. Ama limbik sistemimi sürekli uyarılmış tutup sempatik sistemimi çalıştırıp bedenimi sürekli adrenalin salgılayacak şekilde anlam üretiyorsam bilin ki bağışıklık sistemimin zayıflamasına ilk sebep olan benim. Benim anlam üretme mekanizmam.

Çocuk halimizle canımız maskesiz dışarı çıkmak istedi mesela, tehlikeli, orada yetişkin devreye girecek, diyecek ki “sen maskesiz dışarı çıkmak istiyorsun” sadece tanımlayacak. Orada aynı zamanda ebeveyn tarafımızı da devreye sokmakla yükümlüyüz, diyecek ki “çocuğum sen maskesiz dışarı çıkmak istiyorsun ama bak hasta oluruz, hastalanırız. Sokağa maske ile çıkalım, evin içinde istediğin kadar maskesiz oynarız seninle” diyecek. Bu üçlü birbirlerine kenetlenmiş bir vaziyette işbirliği yapmakla yükümlüler. Ama bu öyle bir işbirliği ki hiçbir taraf faturayı diğer tarafa çıkartacak kadar alan kaplamayacak, herkes haddini bilecek, yani ebeveyn teskin edecek, cezalandırmayacak, utandırmayacak, eleştirmeyecek. Bir zamanlar deneyimlemek istediğimiz, yaşamak istediğimiz optimum ebeveyn versiyonumuz var ya, işte şimdi zamanı…Kendi içindeki ebeveyni kendi içindeki çocukla ilişkiye sokarken, bir zamanlar olmasını istediğim ebeveyn olabilirim. Bugün bu çocuğun cesaretine ve coşkusuna ihtiyacım olduğu kadar onun korku ve kaygısını ve zaman zaman umutsuzluğunu da içimdeki ebeveynle kapsamaya, korumaya ve şefkat göstermeye ihtiyacım var. Bunu yaparken onun heyecan coşku ve yaratıcılığını kaybedecek kadar bir kıvamda değil. O zaman bu süreçte ilerleyemem. O zaman bu süreçte yeniliklere yelken açamam. İçinde bulunduğumuz sürecin bizim için en şifalandırıcı olan yönü bu. İçimizdeki çocuğun, içimizdeki ebeveyn tarafından küçükken alamadığı, özlemini çektiği her ne varsa şimdi ona sunmanın zamanı. Bu öyle bir sunma olmalı ki çocuğu teskin etmeli ama coşkusunu ve cesaretini pekiştirmeli. Öyle bir kapsama olmalı ki utandırmadan, eleştirmeden onun kaynağını ortaya koymaya hiçbir şekilde engel olmadan kapsamalı. Bunun kendisi son derece şifalandırıcıdır.

Korona tehdidi benim varoluşumla ilgili sahip olduğumu düşündüğüm herhangi bir şeyi yerle bir ettiyse, elimden aldıysa bu ilk başta kötü gibi görünse de aslında beni dibe vurarak, beni karanlıkta bırakarak, karanlığın içinde yeterince kalarak aydınlığı tekrar bulmama sebebiyet veren çok önemli bir fırsattır. O karanlığın içerisinde kalabilmeme destek olacak olan araç benim dışımda değildir. Karımda, kocamda, işimde değildir. Bendedir. İçimdedir. Acaba nerededir diye arayarak ta bulamam onu. Nasıl bulacağım? Yaşadığım her neyse onu kendime tanımlayacağım, ilgili duygusunu ifade edeceğim. Duyumsama ile farkındalık arasında ne kadar kalma gerekiyorsa o kadar kalacağım, acele etmeyeceğim, kendimi kafamda kurguladığım bir sonuca ittirmeyeceğim. It takes as long as it takes.

Ne zaman bitecek bu karantina? Ne zaman gidecek bu virüs? Bu süreç mecazi anlamda karanlık ya, karanlıkta kalıyoruz, aydınlığı aramayalım, karanlıkta kalalım. Aydınlığa odaklanmayalım, karanlıkta kalalım. Karanlıkta oynayabileceklerimize bakalım, karanlıktaki oyuncaklarımıza bakalım. Bakarsak buluruz. Bakmazsak göremeyiz. Aradığımız her ne ise bu karanlıkta bir yerde. Dolayısı ile karanlıkta kalmaya ihtiyacımız var. Çocuk karanlıkta kalabilir mi? Kalamaz. Çocuğun karanlıkta kalması için yanında yetişkine ve ebeveyne ihtiyacı var.  Yetişkine, yaşadıklarını tanımlaması için, ebeveyne de onu teskin etmesi ve onu sarmalaması için. Bir kere bu üç konumu kafamızda belleyelim.

Ben kendimi teskin edeceğim. Beni teskin etsin diye kızartma patates yemeyeceğim, beni teskin etsin diye şaraba-sigaraya saldırmayacağım, sporu ölesiye yapıp göbeğimde baklavalar oluşturmaya çalışmayacağım, bir dakikamı boş bırakmayacak şekilde kendimi işle doldurmayacağım. Karanlıkta kalacağım, yetişkinime ve ebeveynime sarılacağım. Ebeveynime korkuyorum demekten çekinmeyeceğim, korkuyorum, ödüm patlıyor hatta! Ebeveynim de diyecek ki “anlıyorum, ben buradayım” o kadar. Yetişkin de diyecek ki “şimdi korkuyorsun, kalbin hızlı çarpıyor, soğuk terler hissediyorsun, nefesin sığ, dizlerin titriyor”

Bu dönem hepimizin ihtiyacı aynı. Kendimizi, hayat amacımızı yeniden tanımlamak, değil mi? Geçen gün dolabımı açtım, 15 Marttan beri evdeyim, 2 pantolon, 2 tshirt, 2 hırka giydim, onun dışında tüm kıyafetler ne için? Değil mi…Tekrardan düşünmek durumundayız. Nelere önem vermişim, kendimi nasıl konumlandırmışım…Bugün tüm dünyanın yaşadığı şekil: sabah kahvaltı, öğlen yemeği, sanal ortamda görüşme, duş, yatak…başka neye ihtiyacımız var? Kimimizin sarılmaya-sarılınmaya ihtiyacı var. Evde hayvan besleyenler bu açıdan çok şanslı.

Bu içinde bulunduğumuz durum dengenin bozulduğu durum. Şu anda bir denge arayışı gelişim sürecini olumsuz etkiler. Farkındalıkta ben denge arıyorum dersem o zaman denge aramak üzere motive olurum ve harekete geçerim. Ancak uzun bir süre dengede olmayacağız ve belki de dengede olma haline ilişkin algımız da değişecek. İp cambazlarını düşünün, ipi üzerinde uzun bir çubukla yürürler, çoğu defa o ipi üzerinde yürümüş oldukları için onlar için yeni bir şey değildir, ama her zaman yürüdükleri ipin dışında bir şey verilirse onlara o dengeyi bulamazlar. Tekrardan onu birçok kez denemeleri gerekir ki tekrar dengelerini bulabilsinler. Şu anda biz de o safhadayız. Keşifte kalmalıyız, bunu buldum olmamalı. Bugün için bunu bulduğumu düşünüyorum ama bu yarın değişebilir. Kendime ne kadar açık uçlu bir yer bırakırsam o kadar az beklentim olur ve o kadar az hayal kırıklığına uğrarım. Ne kadar kendi yaşantımı belli bir çerçeve içine alıp bu budur demeye kalkışırsam o kadar kendimi huzursuz etmiş olurum, çünkü henüz ne yaşayacağımı bilmiyorum, değişecek, kestirmek zor, ne kadar sürecek bilmiyorum, bir ayda neler yaşadım, belki 2 ay daha yaşayacağım, bilmiyoruz ki…Kendimizi “bilmiyorum” şeklinde konumlandırmakta fayda var. Çocuk kendini bilmiyorum şeklinde konumlandıramaz, çocuk keşif pozisyonunda konumlandırır, yetişkin adını koyacak, ebeveyn tarafım da tüm bunları yaşarkenki rahatsızlıklarım sürecinde bana kollarını açacak “her şey iyi olacak, bunlar da geçecek” diyecek. Bu üç tarafıma da ihtiyacım var. Bu 3ünü unutmamam lazım. Bir tanesine diğerinden daha çok dikkat ediyor olmamam lazım çünkü 3üne de ihtiyacım var.

Her ne yaşayacaksam ona tevekkül etmeliyim. Sonuçlara hükmetmeden, şunu bunu yaşıyorum diye ısmarlamadan ne geliyorsa ona tevekkül. Her ne geliyorsa hepsine aynı heyecan, aynı merakla, aynı mesafeden yaklaşabilmek. Bir deneyimime diğerinden daha fazla önem veya hoşnutluk atfetmemek.

Anlatımımda ebeveyni hep teskin edici rolde tuttum. Kontrole ihtiyacımız yok. Teskin eden ebeveyne ihtiyacımız var, anlam koyan, betimleyen, karar veren yetişkine ihtiyacımız var.

SORU: Çocukluk dönemlerinde her hatası için cezalandırılmış çocuklar var, bugün yaşadığımız aslında bütün bu anıları tetikleyen bir süreç, hepimizin geçmişte bir kapatılma öyküsü var,  bu besleyici (nurturing) ebeveynleri devreye sokmak, eğer geçmişte o deneyimi yoksa zor, bu kişiler bu besleyici ebeveynleri nasıl devreye sokacak?

Aslında hepimizin hayatında koronadan önce de koronalar vardı, adı korona değildi. Önceki korona bu korona gibi bizi varoluşumuzun her boyutunda tehdit etmemişti. Ya sağlık ya ilişkisel boyutta, ya maddedeki başarı başarısızlık boyutunda, ya anlam amaç boyutunda bizi tehdit etmişti. Bu çok şiddetli olduğu için sanki yeniymiş gibi geliyor. Aslında bu süreçte hepimiz bu süreçten önceki deneyimimizde bitmemiş meselemiz nerdeyse oralardan uyarılmaktayız. İşte bu da aslında demin söylediğimi destekler nitelikte, neden, çünkü tekrardan bir şans veriyor bize. Bu sefer bitmemiş meselemi bitirebilirim.

İçimdeki çocuk, bitmemiş meseleyi dışarıdaki üçüncü şahısların yakalarına yapışarak, “ver bana istediğimi, bu sefer vereceksin” diyerek kapatmaya çalışıyordu, bu yüzden diğer insanlarla ilişkimiz tuhaf haller alıyordu. Çünkü diğer insan diyordu ki “a-a ne çıktı bunun içinden? Ben böyle tanımıyordum ki bunu? Bu nereden çıktı?” Dolayısı ile bir fırsat geçiyor elimize. Nasıl bir fırsat? Bugün gerçekten gerçekçi bir tehdit var ama bununla birlikte geçmişten bugüne ithal ettiğim bitmemiş meselem de var, o zaman karanlıkta kalma sürecim sadece bugüne ait olmadığı için geçmişten de barındırdığım ve bir türlü giremediğim bir karanlığım olduğu için daha da zor olacak. O zamanlar bana sevgi ve şefkat veren bir ebeveynim olmadığı için böyle bir model görmediğim için daha da zor. Bütün mesele burada, görmedim ki böyle bir şey, kendime nasıl vereyim? O senin damalarında akan kanda mevcut. Nasıl vereyim diye zihinsel boyuttan düşünürsen veremezsin, çünkü zihinsel boyutta açılmış bir dosyan yok, ama yaratıcılığında var o.

Besleyen ebeveynin de yaratıcı çocuğun içinden çıkacak. Yeter ki sen o yaratıcı çocuğa kabulle, tevekkülle, saygı ve sevgiyle eğil. Zor olan kısmı bu ama imkansız değil, en çok şifalandıran da bu. Bu farklı bir frekans.

Benim istediğim besleyici ebeveyn 100.5 frekansında diyelim ama ben hayatımı 88 frekansında yaşadım. Şimdi kişi diyor ki ya ben 88 frekansındayken sen benden 100.5 frekansını istiyorsun. Ben de diyorum ki sen 88 frekansından başla, tanımla- ifade et, tanımla- ifade et, tanımla- ifade et, o frekans değişmeye başlayacak ve sen daha düşünmeden, fark etmeden o frekansın 100.5 frekansına gelebileceğini göreceksin. Ama bütün mesele o süreçte sabırla, umutla, seçimle, tevekkülle kalabilmek. Yani aradığımız şey yapmak durumunda olduğumuz sürecin içerisinde gizli.

SORU: Tüm insanlığın bunu bir arada yaşıyor olması hepimizin ortak bir bitmemiş meselesi olduğu anlamına mı yoksa hepimizin ayrı ayrı bitmemiş meselelerinin olduğu anlamına mı geliyor?

Bitmemiş mesele bir tanedir. İhtiyaçlar ya bütünleşme ya farklılaşma ihtiyacıdır. Korona virüsüne bakarsam korona virüsünün kendisi inanılmaz farklılaşmış bir olgu. Kutbunu çağırıyor, diyor ki bütünleşin. Yani dünyanın bitmemiş meselesi şu anda “bütünleşmek” çünkü o kadar arsız iradeye sarıldık ki, o kadar kendimizi bütün zannettik ki, daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu unuttuk. Korona virüsü bize bizim doğaya karşı nasıl bir korona virüs olduğumuzun aynası. Dolayısı ile bitmemiş mesele her zaman tektir. Ya kendimizi bütünleşmekte konumlandırmışızdır, farklılaşamıyoruzdur, o zaman bitmemiş mesele farklılaşmaktır. Ya da kendimizi ağırlıklı olarak farklılaşmakta konumlandırmışızdır, bütünleşemiyoruzdur, bitmemiş meselemiz bütünleşmektir. Bugünkü durum o. Dünya olarak bitmemiş meselemiz bütünleşmek. Nasıl bütünleştik? Sokağa çıkmıyoruz. Hem kendimi koruyorum, hem herkesi koruyorum. Ben demek herkes demek, herkes demek ben demek. Cuma gecesi herkesin sokaklara dökülmesine neden kızdık? Ben boşuna mı evde oturuyorum? Sen çıkıp o virüsü yayasın diye mi? Senin yaptığın ya da yapmadığın şey beni etkiliyor.

SORU/YORUM: Yetişememe telaşı başladı, çok şey olup bitiyor. Bize verilmiş bir süre gibi algılıyorum. Bu süreyi iyi değerlendirememekten kaygılıyım.

Bu önemli bir husus. İlişki tarzlarını hatırlayalım. Deflection, yani amaçtan sapma. Bu süreçte bir şeylere yetişmeye çalışmak amaçtan sapmaktan başka hiçbir şey değil. Dışarıda çok gürültü var, o gürültüye odaklandıkça içimdeki gürültüye odaklanamam. Dışımdaki sesleri kapatmam lazım ki içimi duyabileyim. Dışarıda birçok şey olup bitiyor, aslında hiçbir şey de olup bitmiyor, ne olup bitecekse benim içimde olup bitecek. Dışarıda olup biten benim kendimle ilişkimin aynasıdır. Bunu unutmayalım. Hepimiz başı kesik tavuklar gibi koşturmaktayız, herkes bir şey yapmak bir şeyle  ilgilenmek istiyor, herkes bir an önce yeniliklere ayak uydurmak istiyor. Ama bu kadar kısa sürede bir şey olmayacak. Ben kendi içimde sukunete vardığımda, dışarıda, benim sükunetim maddede tezahür edecek. Şu anda olup biten benim içimdeki karmaşanın dışarıdaki temsili. Onun için dışarıdaki bir şeye yetişmeye çalışmak kendi içimdeki kalabalık içerisinde kaybolmaktan başka bir şey değil. Hiçbir şey kaçmıyor, hiçbir zaman kaçmıyor.

Yakınlarını kaybeden ve ölüm korkusu çok tetiklenen sevdiklerimiz için ne yapabiliriz?

Kapsamak lazım. Bu durumlarda “terapy in a nutshell” devreye giriyor. Ben de öleceğim dedikleri zaman derim ki yaşamak isteğini niçin ölüm korkunla anlatıyorsun? “Ben yaşamak istiyorum” desene! İsmini nasıl koyuyorsam duygum da ondan etkilenir. Ölmekten korkuyorum dersen ona eşlik eden duygum olumsuz olacak ama ben yaşamak istiyorum dersen o zaman ona heyecan, coşku başka türlü duygular eşlik edecek. İbadet edin diyorum, çünkü sörf yapmayı öğrenmek için tsunami beklememek lazım. Sörf yapmayı güneşliyken, hafif dalgalar varken öğrenmek lazım. Bu kaslar hafif dalgalarda sörfün üzerinde kalmayı öğreniyor. O kadar ki büyük dalgalar geldiğinde artık otomatik olarak o kaslar alışmış olduğu için dalgaların üzerinde durabiliyor ve dalgalarla oynayabiliyor. Hiç bu tür bir farkındalığa hayatı boyunca girmemiş bir insan birdenbire ölüm korkusu ile karşı karşıya kaldığında çok yoğun yaşıyor. Bu da onun yolculuğu. Herkesin kendi yolculuğu…

Bitmemiş meseleyi bulmada tehdidi nereden algıladığım bize yol gösterir mi?

Kesinlikle! Bilinç düzeyimin nerede olduğu neyin içine ölebilmiş olduğumla belirlenir. Eğer ben tehdidi bedenimden algılıyorsam bu dünyadaki fiziksel varlığımın içine henüz ölmemişim demektir. Ben kendimi henüz fiziksel bedenimle tanımlıyorum, bedenim üzerinde işlem yapamıyorum hala.

Eğer ben tehdidi sevdiklerimden ayrı kalacağım, ailemi göremeyeceğim, o zaman ben kendimi henüz duygusal bedenimle tanımlıyorum, onu kapsayıp aşamamışım daha.

Eğer tehdidi ben paramı kaybedeceğim, evimi kaybedeceğim, başarısız olacağım, işim olacak mı şeklinde algılıyorsam o zaman ben zihinsel varlığımla kendimi tanımlıyorum.

Eğer hayat amacımı kaybedeceğim, bir daha anlam kurgulamayacağım, zaten anlamı yok diyorsam ben kendimi henüz tinsel varlığımla tanımlıyorum demektir.

Bilinç düzeyleri BEN, BİZ, HEPİMİZ VE HER ŞEY merkezli gider. Tasavvufta da Gestaltta da aslında öngörülen konum mümkün olduğunca şahit konumudur. Tüm bunların içine ölüp bunlara şahit olabilen konumdur. Nereden tehdit algılıyorsan bitmemiş meselen oradadır. Neyle özdeşleşiyorsam en zayıf noktam o’dur. Neyle özdeşlemişsem onun bekçiliğine soyunmuşumdur.

Hiçbir şey eskisi gibi olsun istemiyorum. Eski telaşlar, koşturmalar anlamsızmış. Her şey eskisi gibi olacak korkusu geliyor zaman zaman.

Her şey eskisi gibi olacak diye korkuyorum diyorsun ya ÇEVİR! Yeni şeyler yaşamak istiyorum de. Yetişkin söylemin o.

Tüm dengeler değişirken eğitim sistemi bu dönemi sürdürmeye çalışıyor, online sistem yeni bir şey, çocuklarda ve ebeveynlerde stres yaratıyor. Hem kendimizi hem çocukları yatıştırmaya çalışıyoruz. Enerjilerini atamıyorlar, hava alamıyorlar. Bunların içinde sıkışıyorum.

Bu sıkıntıyı yaşamasan anormal olurdu. Burada önceliklendirmen gereken bedendir. İstediği kadar ders olsun, günde iki kez aç müziği, saçmalık zamanı de, koşturun, dans edin, hayvan taklitleri yapın, enerji atmak için olanaklar yaratın. Başka yolu yok. Önce bedeni deşarj etmek lazım.

THE CHILD IN ME from a Gestalt perspective

In our online group meeting with clinical psychologist, gestalt therapist Prof.Dr.Hanna Nita Scherler on the evening of April 23, our agenda was again the days of quarantine and how we went through these days.

How can we continue to stay in balance as the process drags on? How can our relationship with family members at home be balanced?

Let’s ask our inner child: How are you living in the current situation? But don’t call him corona, quarantine, he may not understand, ask him how are you living these days…

Our state, which is as far away from mental processes as possible, is our inner child. These days, the mental dimension of our existence is the one that works the most and gets the most tired. If we look at the situation we are in as the inner child, it is the inner child who thinks the least, feels the most, feels the most, perceives the most. If the child is afraid, he is afraid, if he feels lonely, he feels lonely. The difference between the child in us and the adult who thinks too much is that he experiences whatever he is going through in the situation he is in at the moment, even if it is negative or unpleasant. What we adults need most in these quarantine days is to be able to live in the moment. In our existence, if we think of Eric Berne-like, we have a child, an adult, and a parent within us. Let’s give more space to our inner child. We need it to be able to perceive, touch, express. Let’s use our adult side to make decisions.

Let’s use our parental side to show compassion, love, containment, and care to the inner child who feels lonely, afraid or anxious. The part that challenges us the most these days is the part of us that thinks too much. Which side is thinking? Adult? parent or child? If he is a parent, he is interested in making decisions, if he is an adult, he is interested in controlling and appeasing. The child is interested in being spontaneous, having fun or being pampered. What if it’s like that or if it’s like that, which side of us thinks how it will be? The child inside us, whose unfinished matter remains, confuses the adult. From a Gestalt point of view, my doom-generating side produces thoughts that have no function for me at the moment. The different states of my existence, my different keys, when they come together, it has to be something that brings me to integrity, integrates me within myself, and sustains me, like a spine where all the vertebrae overlap. The part of me that produces my blood is actually the broken backbones. Not overlapping spines. That’s why I wanted to start from childhood. Why? Because if we take the child as the basis, we catch ourselves. Our inner child is the closest to our factory settings. It is the part of us that is the most creative, the most spontaneous, the most momentary, the most sensitive. We need this right now. Our antennas must be collecting data very well. Those with children know that children do this much better than adults. Why do we need data collection? More precisely, where do we need to collect data from? We need to collect data from two places. 1. What do I need? What do I want? 2. What can my environment currently offer?

Why is it important that I perceive these two as nakedly as possible? Because especially these days, I am obliged to marry these two in the most appropriate way. For example, I want to travel, but at the same time I perceive that I have to stay at home, then the parent in me will step in and say to the child who wants to travel but cannot travel, these days will pass, we can do good things with you. In other words, let the parents take care of the children at home, let the adults make the decisions they need to make, and do the things they need to do at work. But if we continue to produce grievances, then we will be able to use neither our inner child nor our inner parent in a functional way for us.

The child in me is creative. These days I need that creativity more than ever. Why? I am more alone with myself than I have always been. If I live with my family, I spend more time with my family than I always do. If I have to keep my job, I have to keep my job different from what I always do. I am in a position to make a difference both in my relationship with myself, in my relationship with my close circle, and in my relationship with my friends who are a little more distant emotionally, and in my way of doing business. I definitely need my creativity to manage all this well. I can’t figure it all out. It would be unfair to myself to think that I can solve all of these by thinking. Why would it be unfair? We can only perceive and make sense of what is on our ground. The situation we are in today is not on our ground. Foreign land. A road that has not been walked before. It’s not a familiar place. Therefore, it would be a bit naive to think that we can perceive and make sense of it with the existing material on our floor. Moreover, it would be unfair to ourselves.

It is very important to make a choice here. We have to choose the unknown. We have to choose to step into the unknown. The child inside us is much more willing to step into the unknown than the adult and parent inside us, and is ready to experience it much more enthusiastically. The child redefines everything because he sees everything new, approaches everything as the first thing he sees, and does not have any glasses that have been formed about him before. It describes and defines the data it perceives and does not approach it as good, bad, positive or negative. It is a new experience. He approaches every experience with the same enthusiasm, desire and excitement. We need this these days. We are definitely walking into the unknown. There’s no point in wanting to manage it with mental processes, managing it seriously and purely through mental processes when you can have childlike pleasure. Let’s release the children in us, let’s not be afraid, if they fall, if they get injured, they get up and get better. It’s no use to be careful so that they don’t fall, they’ll just growl. Let’s unleash our inner children now.

Let’s make an application for this together: Let’s close our eyes, meet the child inside you, with whom you felt the most free, the most courageous, the most creative and the most enthusiastic in your childhood! Listen to what he says to you and write them down.

Well, is there a difference between your state before you made this application and your experience after this application? Write this down too.

Some of the answers received: frequency difference, lighter, more peaceful, more relaxed, carefree, flying, enthusiastic, hopeful, my feelings aroused…

You can meet this side of you at any time during the day! Our inner child is actually the wisest. Because he is the one who has lived the most. No matter how old we are, we have covered it. He is the wisest among us. He is the youngest, but the one who has lived the most.

Do not trust your mind! Trust your inner enthusiastic, wise, hopeful, spontaneous, creative, excited child. You need this kid more than ever these days. Because our state of existence that will keep us closest to our factory settings is the child within us.

(A short pause to accompany the singing of the national anthem)

What did we do now? We started as parts and moved towards the whole. We became integrated with the most enthusiastic part of us and the most ready to move towards the whole, we met, we went to the balconies. We spread out to the whole. One of the things that the corona virus is trying to do is to say “you are left in pieces, integrate a little”. We are all a whole within ourselves and part of a larger whole to which we belong. However, over the years, we forgot that we were part of a larger whole and remained parts within ourselves. Those who have children know that on the one hand, children want rules and frameworks to be set, that is, they need a certain discipline, but they also want to be emotionally loved, validated, noticed, included and protected. We forgot that child side of us and we only worry about working, trying and gaining something with our adult side. We made the mistake of showing ourselves in matter in order to be loved, approved and protected. Now, with this corona threat, nothing we do to be loved, approved, protected and taken care of has become irrelevant. We are currently seeking new ways to calm ourselves down. So how can I contact myself? How can I calm myself down? It’s like I’m left naked, as if I’ve lost all of my stuff, with the things I thought important until now disappearing one by one. In a sense, I’m going back to being a child. It’s as if everything I’ve learned and internalized through the social software I’ve been taught all this time while I’ve been developing has slipped away from me. I have to sift and rebuild my values. How will I build them?

While the child is growing up, they raise the child in line with the values ​​of the parents, and the parents in line with the subcultures in which they live. Right now, even the values ​​of the parents have been shaken, and they are confused about how they will raise their children, so what kind of future are we heading towards? No one knows how the world and nature will evolve. Therefore, whether they are children or adults, everyone is obliged to cover what is going on in a childish position. Because it is a new experience, we do not have a file or a repertoire about it, we are just like children. We naturally need the inner child to jump into innovation without fear, courage, trust in the process, trust in his own creativity. We desperately need courage at this point, what is this courage about? The courage to intend to experience something we don’t know. In fact, we are in the process that existential philosophy is trying to explain about the concept of “discardedness”. We are faced with the corona stimulus. Just as at birth we find ourselves in the position where we were thrown into the world. It’s not our choice, can we say we’re not playing? I don’t know how to play this game, we can’t say that I should watch it from the corner. We can’t pretend the game doesn’t exist, we’re already in the game. Then the most natural and functional thing to do is to learn while playing the game. Learning while in the game, what does this have to do with existentialism? I play but I don’t know the game. It takes courage. Courage is not that I come to one or the other conclusion whatever maneuver I do, courage is playing with players I don’t know in a game I don’t really know. Let’s look at this as a game. We have played many games so far, sometimes we lost and sometimes we won. The current game is not like any other game. Our children’s version with the least repertoire and the least judgment. Our version of the kid who can walk into that obscurity most heartily.

Our motivation here will not come from our adult or parent motivation, our motivation will come from our child. To live naturally without prejudice and curiosity. The child wants to explore the world, and we have to explore it right now. Let’s not rely on our social software so far to explore. The software will be rewritten. If we’re all software programmers, what we have to do is write a whole new programming language. We cannot find this out by thinking about what kind of language I should write. We will find out by living and experiencing.

Let’s go back to the life cycle. This cycle begins with sensation, then awareness, then motivation, action, contact. Awareness means putting a name, a frame on what I feel. I mean, that’s what I live for. The child experiences, puts it in his mouth, extends his hand, etc. Here in the life cycle, we have to use the child in the first sense step and our adult side in the second awareness step. The most important place is between sensation and awareness, why? Because whatever framework I set for my awareness, my behavior will be determined by that framework. Adults must create meaning there. The child must be open to experience, use his will, dare. Her daring will keep her open to experiences she hasn’t experienced before. We all have to transcend ourselves today, this cannot be by thinking. Transcending ourselves is by first opening ourselves to experience, how do I open myself to experience I don’t know? Experiencing without thinking, I need my inner child for this, the child will begin to feel, the adult will name it. What is your name? He will say I need it. Here I would like to introduce another concept of the existential approach, which is: Faith and hope, patience. show gratitude. On what will I put my trust? We are hasty, we want to put that meaning once and we want it to be the meaning I put. We are not in such a period. We went exploring.

We will remain in our sensations, we will not rush. There will be times of fear, anxiety, hopelessness, desperation in our sensations, and there will be times when we experience enthusiasm and satisfaction. The framework that is put into that awareness will change many times, it will be a label that is very pleasing and sometimes exhilarating. Here, in the existentialist sense, it is about courage, choice, responsibility, producing meaning in meaninglessness and experiencing the manifestation of the concept of death. Maybe I’m not going anywhere, maybe… The important thing is not going somewhere, but staying on the road. It’s not about where I’m going, it’s what I’m doing on the way. We are all on the way. Where are we going* I don’t know. Are we going somewhere? I don’t know him either. But we are all on the way. We need the enthusiasm and courage of our inner child there, we need that enthusiasm to stay on the road, we need those unpainted glasses. Why do we need our adult, to always put the labels about the present. The parent does not care about this moment, the parent wants me to be safe in the future. What will the adult do? He will describe and describe all the sensations of the child. Now I’m scared, now I’m encouraged, now I’m enjoying it, now I’m anxious…

Whatever our emotion is, we will define it and express it. We all spent the second year of the Gestalt program practicing the method and technique of expression. Expression can take various forms. I talk to myself to the wall, to the mirror, I write, I take body postures, I dance, I draw with colored pencils. The cells in my body do not want to stay with the energy of negative emotions. They do not want to be the particles where these energies are housed and stored. They want you to be angry, sad, hopeless, whatever, but that energy finds expression. The cells in our body have nothing to do with whether that energy is expressed to its object or to its replacement object. Whoever you express, just do it. Are you angry with your father, speak to the wall; The cells in the body do not know whether you spoke to your father or to the wall! Are you angry with your husband? Whether you punched the pillow or punched your husband, the cells in your body don’t know it. But it knows whether your related energy has been discharged or not. What is the importance of putting the framework in line with reality in awareness here? The next step is motivation. If I do not define that awareness in a realistic way, in terms of social software, I cannot continue with a motivation and action that will lead me towards my real need. I would continue with a substitute motivation. We will not rush.

When will this quarantine end? What’s your hurry? Anyone running? Where did you lose what? You call it quarantine. Don’t say quarantine! Why do you call it quarantine, in my process of meeting the child in me again, in my process of discovering the unknown inside, in my process of contacting the parts of me that I had not contacted before in its own source? These are concepts. Whatever concept you use once, the accompanying emotion will be structured accordingly. In other words, if I say to myself that there is a curfew, I feel like my freedom has been restricted, I cannot go out, I am banned. But I was given 4 days as a gift, let’s see what you will do with yourself, wouldn’t my motivation be different? Don’t call it Polyannaism, it’s not. In order to support myself in this process, I need to bring frameworks that can help me to cover the facts and to contact them.

Why do I need my inner child? Because he will not approach this process with any learned concept. Why is the awareness part so important? Because the meaning I will attribute to the situation I am in will affect my immune system, it is that important. Let me explain the relationship:  The oldest part of our brain is our limbic system. This system works like a very sensitive alarm system, it is built on threat detection. Why do we have an organ with such a function? Because think of the ancient people, whether a lion or a snake attacks from somewhere, he has to protect himself and survive. The limbic system senses the threat, activates the sympathetic system, releases adrenaline, and the muscles act accordingly. The sympathetic system says sorry, I don’t care about my digestion, I can’t grow hair and nails, now I will focus on the threat with all my strength. This is the shrunken position we learned in Gestalt, so we are not relaxed. My body is in a shrunken position, it is not good to be in this position all the time, I am not hungry, but to strengthen my immune system, I need to be hungry, I need to defecate, sleep, sweat, do sports. But if I keep my limbic system constantly stimulated and my sympathetic system work and my body constantly secrete adrenaline, know that I am the first to cause my immune system to weaken. It’s my meaning-making mechanism.

As a child, we wanted to go out without a mask, for example, it is dangerous, there the adult will step in, he will say, “You want to go out without a mask” will only define it. At the same time, we are obliged to activate our parent side, and he will say, “My child, you want to go out without a mask, but look, we will get sick, we will get sick. Let’s go out with a mask, we can play with you in the house as much as you want without a mask,” he will say. These three are bound to cooperate in an interlocked state. But this is such a cooperation that neither side will take up enough space to raise the bill to the other side, everyone will know their place, that is, the parent will not placate, punish, embarrass or criticize. If we have the version of the optimum parent we once wanted to experience, want to live, now is the time… I can be the parent I once wanted to be, while engaging the parent within myself with the child within. Today, as much as I need the courage and enthusiasm of this child, I also need to contain, protect, and show compassion for his fear and anxiety, and at times his despair, with the parent within me. While doing this, his excitement is not in such a consistency that he loses his enthusiasm and creativity. Then I can’t move forward in this process. Then I cannot set sail for innovations in this process. This is the most healing aspect of the process we are in. Now is the time to present everything that the child in us couldn’t get and longed for when he was little by the parent in us. This should be such a presentation that it should reassure the child but reinforce his enthusiasm and courage. It should be such a coverage that it should cover it without embarrassing or criticizing, without hindering in any way revealing its source. This itself is extremely healing.

If the corona threat has destroyed anything I thought I had about my existence, it took away from me, even though it may seem bad at first, it is actually a very important opportunity to find the light again by hitting the bottom, leaving me in the dark, staying in the darkness long enough. The vehicle that will help me stay in that darkness is not outside of me. It’s not in my wife, my husband, my job. It’s mine. It is in me. I can’t find him by calling to see where he is. How will I find it? Whatever I experience, I will define it to myself, I will express the feeling of interest. I will stay between sensation and awareness as long as necessary, I will not rush, I will not push myself to a conclusion that I have created in my head. It takes as long as it takes.

When will this quarantine end? When will this virus go? This process is figuratively dark, we stay in the dark, let’s not look for the light, let’s stay in the dark. Let’s not focus on the light, let’s stay in the dark. Let’s see what we can play in the dark, let’s look at our toys in the dark. If we look, we will find it. If we don’t look, we can’t see. Whatever we’re looking for is somewhere in this dark. That’s why we need to stay in the dark. Can the child stay in the dark? It can’t stay. The child needs an adult and a parent to stay in the dark. For the adult to describe what he or she is going through, for the parent to comfort and embrace him. Let’s remember these three positions for once.

I will reassure myself. I will not eat fried potatoes to calm me, I will not attack wine and cigarettes to calm me, I will not try to create baklavas in my belly by doing sports to death, I will not fill myself with work in a way that I will not waste a minute. I will stay in the dark, hug my adult and my parent. I won’t hesitate to say I’m scared to my parents, I’m scared, I’m even scared! My parent will also say “I understand, I’m here” that’s all. The adult will also say, “now you’re scared, your heart is beating fast, you feel cold sweat, your breathing is shallow, your knees are shaking”

This time we all need the same. Redefining ourselves, our life purpose, right? I opened my closet the other day, I’ve been at home since March 15, I wore 2 pants, 2 t-shirts, 2 cardigans, other than that, what are all the clothes for? Isn’t it… we have to think again. What did I care about, how did I position myself…The way the whole world lives today: breakfast, lunch, virtual meeting, shower, bed…what else do we need? Some of us need a hug-hug. Those who have pets at home are very lucky in this respect.

This is the situation we are in, the situation where the balance is broken. The search for a balance right now negatively affects the developmental process. If I say I am looking for balance in awareness, then I am motivated to seek balance and take action. But we won’t be in balance for a long time, and perhaps our perception of being in balance will change as well. Think tightrope walkers, they walk a tightrope with a long stick, it’s nothing new to them as they’ve often walked that tightrope, but they won’t find that balance if they’re always given something other than the tightrope they’re walking on. They have to try it over and over again so that they can regain their balance. We are at that stage right now. We should stay in exploration, not found this. I think I’ve found it for today, but that could change tomorrow. The more open-ended space I leave for myself, the less expectations I have and the less disappointed I am. The more I try to put my own life in a certain frame and say this is it, the more I feel uneasy because I don’t know what I will experience yet, it will change, it’s hard to predict, I don’t know how long it will last, what I went through in a month, maybe I will live for 2 more months, we don’t know… It is useful to position ourselves as “I don’t know”. The child cannot position himself as I do not know, the child positions himself in the position of discovery, he will name the adult, and my parents will open their arms to me during my discomfort while going through all this, and say, “Everything will be fine, these too will pass”. I need these three sides of me. I must not forget these three. I shouldn’t be paying more attention to one than the other because I need all three.

Whatever I am to live, I must put my trust in it. Put your trust in whatever comes, without dominating the results, ordering this because I’m experiencing this and that. Being able to approach everything with the same excitement, with the same curiosity, from the same distance. Not attributing more importance or pleasure to one experience than another.

I always kept the parent in a soothing role in my narrative. We don’t need control. We need the reassuring parent, we need the adult who gives meaning, describes, decides.

QUESTION: There are children who were punished for every mistake in their childhood, what we are experiencing today is actually a process that triggers all these memories, we all have a history of closure in the past, it is difficult to engage these nurturing parents, if they do not have that experience in the past, how do these people manage these nurturing parents? will it activate?

In fact, we all had coronas in our lives before corona, it was not called corona. The previous corona did not threaten us in every dimension of our existence like this corona. It threatened us either in the health or relational dimension, in the success-failure dimension in the item, or in the meaning-purpose dimension. It feels like new because it is so severe. In fact, in this process, we are all warned about our unfinished issue in our experience before this process. And this actually supports what I just said, why, because it gives us another chance. This time I can finish my unfinished business.

The child in me was trying to close the unfinished issue by grabbing the collars of the third parties outside, saying “give me what I want, this time you will give it”, so our relations with other people were getting awkward. Because the other person was saying, “a-ah, what came out of this? That’s how I didn’t know that? Where did this come from?” So we have an opportunity. What kind of opportunity? There is a really realistic threat today, but there is also an unfinished issue that I have imported from the past to the present, then my process of staying in the dark will be even more difficult because it does not belong only to the present, because I also have a darkness from the past that I cannot enter. It is even more difficult as I did not see such a model as I did not have a parent who gave me love and affection at the time. The whole point is here, I haven’t seen such a thing, how can I give it to myself? It is in the blood that runs in your veins. If you think about how to give from the mental level, you cannot give, because you do not have a file opened in the mental dimension, but it is in your creativity.

The nurturing parent will also come out of the creative child. As long as you bow to that creative child with acceptance, trust, respect and love. That’s the hard part, but it’s not impossible, it’s the most healing. This is a different frequency.

Let’s say the nurturing parent I want is on the 100.5 frequency, but I’ve lived my life on the 88 frequency. Now the person says that when I am at the 88 frequency, you want the 100.5 frequency from me. And I say you start from the 88 frequency, define-express, define-express, define-express, that frequency will begin to change and you will see that that frequency can come to 100.5 frequency without you even thinking about it or noticing it. But the whole point is to stay patient, with hope, with choice and with trust in that process. So what we are looking for is hidden in the process we have to do.

QUESTIONER: Does the fact that all humanity is experiencing this together means that we all have one unfinished business in common, or does it mean that we all have separate unfinished issues?

The unfinished matter is one. Needs are either integration or differentiation needs. If I look at the corona virus, the corona virus itself is an incredibly differentiated phenomenon. It calls to the pole, it says integrate. So the unfinished issue of the world right now is to “integrate” because we are so wrapped up in willpower that we think we are so whole that we have forgotten that we are part of a larger whole. The corona virus is a mirror of what kind of corona virus we are against nature. Therefore, the unfinished matter is always unique. Either we have positioned ourselves to integrate, we cannot differentiate, then the unfinished issue is differentiation. Or we have positioned ourselves predominantly in differentiation, we cannot integrate, our unfinished issue is integration. That’s the situation today. Our unfinished issue as a world is to integrate. How did we integrate? We are not going out. I protect myself and I protect everyone. Me means everybody, everybody means me. Why are we angry that everyone took to the streets on Friday night? Am I sitting at home for nothing? So that you can go out and spread that virus? What you do or don’t do affects me.

QUESTION/COMMENT: The flurry of not being able to catch up has started, a lot is going on. I see it as a given time. I am worried about not making good use of this time.

This is an important point. Let’s remember their relationship styles. Deflection, i.e. deviation from purpose. In this process, trying to catch up with something is nothing but deviating from the purpose. There is so much noise outside, I can’t focus on the noise inside as long as I focus on that noise. I need to turn off the sounds outside so that I can hear inside. A lot of things are going on outside, in fact nothing is going on, whatever happens will happen inside me. What happens outside is a mirror of my relationship with myself. Let’s not forget this. We all run around like chickens with their heads cut off, everyone wants to do something, take care of something, everyone wants to keep up with innovations as soon as possible. But nothing will happen in such a short time. When I reach tranquility within myself, outside, my tranquility will manifest in matter. It’s the outer representation of the mess inside of me that’s going on right now. For him, trying to catch up with something outside is nothing but getting lost in the crowd inside myself. Nothing escapes, never escapes.

What can we do for our loved ones who have lost their loved ones and whose fear of death is triggered?

It has to be covered. In these cases, “therapy in a nutshell” comes into play. When they say I’m going to die too, I say, why do you talk about your desire to live with your fear of death? Say “I want to live”! How I name it, my feelings are affected by it. If you say that you are afraid of dying, my accompanying emotion will be negative, but if you say that I want to live, then excitement and enthusiasm will accompany it with different emotions. I say worship, because you don’t have to wait for a tsunami to learn to surf. It is necessary to learn to surf when it is sunny and there are light waves. These muscles learn to stay above the surf in light waves. So much so that when big waves come, they can automatically stand on the waves and play with the waves because those muscles are used to it. A person who has never entered this kind of awareness in his life is living very intensely when suddenly he is faced with the fear of death. This is his journey. Everyone’s own journey…

How do I perceive the threat to guide us in finding the unfinished issue?

Definitely! Where my level of consciousness is is determined by what I have died into. If I perceive the threat from my body, it means that I have not yet died into my physical being in this world. I still define myself with my physical body, I still cannot operate on my body.

If the threat I will be separated from my loved ones, I will not be able to see my family, then I still define myself with my emotional body, I have not been able to contain it yet.

If I perceive the threat as whether I will lose my money, lose my house, fail, or have a job, then I define myself with my mental being.

If I say that I will lose my purpose in life, that I will never construct meaning again, that there is no meaning anyway, it means that I am still defining myself with my spiritual existence.

Consciousness levels go centered on I, WE, ALL AND EVERYTHING. In both Sufism and Gestalt, the predicted position is the witness position as much as possible. It is the position where you can die and witness all of this. Wherever you perceive a threat, your unfinished business is there. Whatever I identify with is my weakest point. Whatever I identify with, I have become its guardian.

I don’t want anything to be the same as before. The old hassles and rushes were meaningless. From time to time comes the fear that everything will be the same as before.

You say you’re afraid that everything will be the same as before, TURN! I want to experience new things. That’s your adult rhetoric.

While all the balances are changing, the education system is trying to maintain this period, the online system is something new, it creates stress for children and parents. We try to calm both ourselves and the children. They can’t release their energy, they can’t get air. I’m stuck in these.

It would be abnormal if you didn’t experience this problem. It is the body that you need to prioritize here. Have as many lessons as you want, turn on music twice a day, when it’s bullshit, run around, dance, imitate animals, create opportunities for energizing. There is no other way. First you have to discharge the body.

gestalt içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bilinmezlikle Temas

hanna-nita-scherler

Renkli Kampüs programı “Ayrı Evlerde Online Buluşmalar” etkinliğimiz kapsamında konuğumuz olan klinik psikolog, gestalt terapisti Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile gerçekleşen “Bilinmezlikle Temas” başlıklı güzel söyleşimiz aşağıda okunabilir:

Sizce hayatımızda herhangi bir belirginlik var mıdır?

Varoluşsal bakış açısına göre hayatımızda belirginlik yok. Belirsizlik aslında hayatımızın temelinde olan bir olgu. Ancak biz bunu nasıl anlamlandırıyorsak, öyle yaşıyoruz.

Koronadan önce ve koronadan sonra gibi bir durum yok aslında. Korona ile birlikte belirsizlik olgusu idrakına vardık. Koronadan önce hayatımızda belirginlik yoktu. Varoluşçuların deyimiyle bir “atılmışlık” söz konusu. Doğumumuzla birlikte biz dünyaya fırlatılıyoruz, atılıyoruz. Konu: ama ben zaten doğmayı seçmemiştim değil, konu; mademki doğdum o zaman hayatımı nasıl anlamlandırabilirim? Ben hayatımı nasıl anlamlandırabiliyorsam öyle yapılandırılıyor. Diyeceksiniz ki bir bebek hayatı nasıl yapılandırabilir? Gelişimden değil yetişkin hayatımızdan bahsedeceğim. Bizler belirliliği seviyoruz. Öngörmeyi seviyoruz. Neler yaşayacağımızı tahmin etmeyi seviyoruz. Neden seviyoruz? Çünkü böyle büyütüldük. Sosyal yazılımımız bu şekilde oldu. Nasıl oldu? Plan yap, yarın ne yapacağını düşün, giyeceklerini yatmadan önce hazırla, dersini çalıştın mı? haftalık, aylık planın var mı? iş yerinde senelik plan yap. Planlamakta sorun var mı? Hiç yok, neden planlamayalım ki? Sorun, belirginlik aramamızda ya da plan yapmamızda değil, sorun biz plan yaptığımız zaman yaptığımız planın gerçekleşmeyebileceği ihtimalini çok çok zayıf belki de hiç düşünmememizde. Bu koronanın belirmesi, ertesi gün ne olacağını hiçbir zaman planlayamayacağımızın şekil 1A şeklinde aynası oldu. Korona öncesinde de belirsizlik vardı, hiçbirimiz hayatımızı planladığımız şekilde aksatmadan yönetemiyoruz. İnsan olmak bununla alakalı değil, insan olmak şu an varım ama 1 an sonra olup olmayacağımdan emin değilim bu ikisini aynı anda barındırabilmektir yaşamak. Bu şekilde hayatı her an yaşamak tad kaçırıcı bir şey. Bu nedenle çoğumuz “yaşıyorum” kısmına ağırlıklı bakıyoruz, “her an ölebilirim” kısmını halı altı ediyoruz. Sosyalizasyon sürecimiz de bunu destekler konumda. Nasıl? Çevremiz, ailemiz, dostumuz ne der? Aman sağlıkta kal, iyi ol, çok yaşa, uzun yaşa deriz. Sanki makbul olan çok yaşamak, sağlıklı olmakmış gibi…veyahut sosyalizasyon sürecinde deriz ki aman tek başına olma, ait hisset, sevil, onaylan…seni seven, kapsayan, onaylayan, duyan insanlar olsun. Vah vah zavallı, yalnız deriz mesela. Yine sosyalizasyon süreci bize ne diyor? Demek ki “ait olmak lazım”, yalnız kalmamak lazım. Ya da derler ki: Başarılı ol, yeterli ol, güçlü ol, kendine saygın olsun. Hiç kimse başarısız olmayı, kendini yetersiz hissetmeyi, güçsüz olmayı kolay kabul etmez. Veya yine çevremiz bize der ki amacın ve anlamın olsun hayatta. Amaç ve anlam kaybı depresyon demektir, ama bana sorarsanız bugün hiç kimse depresyonu ağız tadıyla yaşayamaz oldu, çünkü bir amaç ve anlam kaybı söz konusu olduğunda hemen “aman bu konuda bir şeyler yapalım geçsin bu” telaşına giriyoruz. Halbuki amaç ve anlam kaybını birazcık yaşamak, mevcut anlamı gözden geçirmek  ve onu da kapsayıp aşan, gündelik ihtiyacına daha fazla cevap verebilecek, bir amaç ve anlam yaratmak için çok ta gereklidir aslında.

Şimdi koronaya bu açıdan bakarsak bizi sosyal yazılımımız açısından yerle bir etti, bir kere sağlığımızı her an tehdit etmekte, yani hastalanabilir ve hatta ölebilirsin demekte. Bizi her zaman alışık olduğumuz sosyal ortamımızdan çıkardı. Hepimiz başarımızı, yeterliliğimizi angaje olduğumuz çeşitli faaliyetler ile tanımlıyorduk, şak diye onları elimizden aldı. Maddi olarak ya da maddedeki kazançlarımızı azalttı. Soyut anlamda yeterlilik peşindeysek geçici olarak onu da elimizden aldı. Anlam ve amaç konusuna gelirsek, normal eğri içinde bir insansak, şimdiye kadar ki amaç ve anlamımız yerle bir oldu. Evet belirsizlik var, her açıdan. Ben kimim niye varım, insanlar niye var? Gerçekten önemli olan sağlık, birliktelik ve başarı mı? Amaç ve anlam mı? Bütün bunları sordurmaya başladı. Zorlanmamıza kaygı ile değil de kendimizi transforme etmek, büyütmek için bir fırsat olarak bakarsak bu işten daha karlı ve daha faydalanmış olarak çıkabiliriz.

Dinleyici sorusu: Her an ölebilirim düşüncesi bir paranoyaya yol açmaz mı?

Paranoya şu demektir: Orada dışarıda beni öldürmek isteyen ya da zarar vermek isteyen birileri veya bir şeyler var düşüncesinde insanın kendini konumlandırmasıdır.

Benim söylediğim ise bambaşka bir şey. Her an ölebilirim tamamen varoluşsal bir kaygı, ontolojik bir kaygı. Bunda kimsenin suçu yok. İnsan olmanın fıtratında her an ölebilirlik var. Bununla ya temas etmeyi seçebilirim ya da bunu düşünmenin faydası olmadığını, paranoyaya sebep olabileceğini vs bunların ardına sığınarak temsil ettiğim insan olma gerçeğini yadsıyabilirim. Bu yadsıma yolunu seçtiğim zaman –korona büyük bir tehdit- korona ve onun özelliklerini taşıyan, hayatımda karşılaşabileceğim birçok ufak tefek tehditlerle de temasta oldukça zorlanırım.

Dinleyici sorusu: Plan yapsak ta gerçekleşmeme ihtimalinin yüksek olduğunu fark ediyoruz covid sayesinde. Bu durumda hayata nasıl yaklaşacağız? Hangi kasımızı geliştireceğiz ki hayatta kalma ihtimalimizi arttırabilelim?

Bu gibi durumlarda kendimizi var etmek, yaşamımızı sürdürmek için ihtiyacımız olan tüm kaynaklar damarlarımızda akan kanda mevcuttur. Bundan dolayı hiç birimizin endişe etmesine gerek yok. Bu durumları yaşayıp kapsayabilmek için yeterli donanıma sahibiz. Bunu henüz idrak etmemiş olabiliriz bu da idrak etmemiz için çok güzel bir fırsat.

Tarif vermem gerekirse, malzemeleri söylüyorum: Niyet, hür irade kullanımı, seçim, cesaret, sorumluluk, sonucuna katlanım ve tek başınalık.

Bunları nasıl pişireceğiz? Niyetle başlamak lazım. Niyet, zihinsel ve biraz da duygusal bir karışım. Salt zihinsel bir faaliyet değil, sadece bir amaç belirlemek değil. Niyet ettiğimiz zaman kendimizi temas etmek istediğimiz noktaya gitmek üzere motive ederiz. Burada motivasyondan bir kulak memesi kıvamında biraz daha derin olan bir adanmışlık ta var. Niyet etmemiz lazım. Neye niyet etmem lazım? Niyet edilecek tek bir şey var, o da şu: hepimiz bir bütünün parçasıyız, bu bütüne isim vermek istediğimiz fark etmez, Allah, evren, kaynak, kelimeler önemli değil. Bir bütünün parçasıyız. Bütün, neye sahipse biz de onun parçaları olmak sıfatıyla o kaynağın bu bedendeki temsilleriyiz. Hiçbir şeyi bilmesek bile bütün hakkında şöyle bir durup doğayı seyredelim, dinleyelim, sabah oluyor akşam oluyor, mevsimler geçiyor, insanlar doğuyor, çocuk ergen yaşlı oluyor ölüyorlar. Hiçbir şey bilmesek bile hayatın bir döngüler silsilesi içersinde geçtiğini gözlemleyebiliyoruz. Tohum ekiyoruz, güneş çıkıyor, suluyoruz, çiçek-meyve-ağaç oluyor, o da ölüyor. Her şey kendi içersinde bir döngü şeklinde. O zaman bütünün temsiliysek hepimiz bizim hayatımızın da bizim seçimimizin dışında var oluşumuzu çerçeveleyen bir döngüsü var. Hiçbirimiz kanımızı dolandırmak için çaba sarf etmiyoruz, yemeği hazmetmek için çaba sarf etmiyoruz. Bu temsili olduğumuz bütünün bedendeki göstergesi olan mekanizmalar tarafından kendi kendine halloluyor. Niyete dönersek, o zaman benim adanarak niyet etmem gereken şey nedir? Parçası olduğum doğanın akışı ile uyumumu sürdürmek. Doğuştan itibaren yani fırlatılmışlığın andan itibaren, ben hem ait olduğum bütünün bir parçasıyım aynı zamanda bir beden bir insan olarak kendi içimde bir bütünüm. Bütün hikaye burada başlıyor. Bütünlüğümü daha büyük bir bütünün parçası olduğumu unutup kendi bütünlüğüme daldığım zaman arsız bir irade hakine geliyorum ve büyünle uyumumu unuyorum, dolayısı ile niyetim her zaman ait olduğum bütünle uyum ve ahenk içersinde yaşamak olmalı. Bunun günlük hayatımızda çok basit göstergeleri var, örneğin penceresiz, sadece air-condition ile çalışan akıllı binalarda sabah 8 akşam 8 çalışmak akıl karı değildir. Ait olduğumuz bütünle uyum içinde destekleyen bir varoluş tarzı değil. Uykumuz gelmişken yarınki işime sunum hazırlamak üzere kendimi zorlamak, kahve veya enerji içecekleri içmek akıl karı değil. Bilgisayar ekranına bakarak ne yediğimi dahi fark etmeden bakmak akıl karı değil, tüm gün hareketsiz oturmak akıl karı değil. Niyetim ait olduğum bütünle uyum içerisinde olmamı sağlayacak tutum benimsemek. Bunu nerden anlayacağım? Çok basit, ne zaman o uyumu bozsam bedenim hastalıklarla, duygu spektrumumdaki herhangi bir duygunun aşırı yaşanması veya belirgin bir şekilde bastırılması olarak kendini gösterir. Zihinsel boyutumda uyumsuzluk yaşadığımda düşüncelerimde takıntı meydana gelir. Bazı düşünceler istemsiz zihnime doluşabilir. Veya bazı düşünceleri üretmekte çok inatçı bulurum kendimi, istemediğim halde aynı şeylere takılmış bulurum kendimi. Bunlar bilge organizmamın bana “haaa sen ait olduğun bütünle uyumdan saptın, seni tekrar uyuma davet ediyorum” demesidir kendi lisanında.

Neyi seçmem gerekir? Benim rahatsızlığımı bana anlatan, beden-zihin ve duygularımda mesaj veren uyaranları ciddiye alarak, bu uyaranları ortadan kaldıracak davranış biçimleri seçmem, irademi o şekilde kullanmam gerekiyor. Bu bir seçimdir ve bunun bir takım sorumlulukları olacaktır.

Ait olacağımız bütün doğadır, evrendir, ait olacağımız bütün bir kurum olamaz, çünkü kurum da bir bütünün parçasıdır. Tehditi nerden algılıyorsam, bilincim orada konumlanmış demektir. Örneğin amirim benden yarına bu sunumu hazırlamamı istiyor, bütünle uyum içinde olmak istiyorum, dolayısı ile yatacağımm dersem amirime ters düşmüş olurum, bu da yıllık performansımı etkiler, bu da şirketti pozisyonumu olumsuz etkiler vs dersem ben tehditi nereden alıyorum? Ait olmak, onaylanmak, kabul görmek. Henüz bilincim orada.

Bilincim nerede konumlanmışsa ben o bilinç düzeyinde ancak seyahat edebilirim. Bilinç düzeyleri BEN merkezli, BİZ merkezli, HEPİMİZ merkezli ve HER ŞEY merkezli olmak üzere bir sonraki bir öncekileri kapsayıp aşarak ilerler. Bilinç düzeyimin kapsayıp aşması için birçok kez tehdit algıladığım şeye uyum sağlayıp sonunda zarar görmem lazım ki nihayetinde benim için yol olmadığını anlayayım. Ne yazık ve doğaldır ki birçok kez kafamızı duvarlara çarpmadan bizim için en uygun olanı seçemiyoruz. Bu bir eksiklik, eleştiri değil. Gelişim böyle bir şey. Deneye yanıla, sancı çeke çeke, kavrula kavrula ilerlemek söz konusu.

Bu yol tek başına gidilecek bir yol, insan eşine, çocuğuna, ailesine vs “gel benim gelişimimde bana yardımcı ol” diyemez, kendi gelişimini paylaşabilir ama bu tek başına gidilebilecek bir yoldur.

Dinleyici sorusu: Seçimi acaba biz mi yapıyoruz? Bilinç dışı ve toplum epey belirleyici değil mi?

Toplum sosyal yazılımdır. Bilinç dışı da benim bilmediğimi bildiğim taraftır. Dolayısı ile elimdeki kaynaklarla seçim yapmam her zaman söz konusudur. Yani toplum var bilinçaltım var demek seçim yapıp sorumluluk almaktan kaçmanın bir göstergesidir. Her şeyi bilmem söz konusu değil tabii ki, ama elimde olanlarla seçim yapabilirim. Seçim yapa yapa bunun sonuçlarına katlana katlana sonunda ne tür seçimler yapabileceğimizi çok iyi öğreniyoruz. Korona da bize bunu sert öğreten çok yönlü bir uyaran. Neden sert öğretmekte? Çünkü diyor ki: sen şu anda hiçbir konuda seçim yapamazsın. Sen şu anda sadece anını yaşayabilirsin. Bir sonraki anda ne olacağını bilmiyorsun. Belki markette varım, belki evine gazete getiren kişi ile geleceğim, belki aldığın süt kartonu üstündeyim, belki de sokakta yürürken 1 dakika önce orada hapşıran insanın havada asılı kalan zerreciği ile geleceğim, bilemezsin. Fakat ne yapacağım? Şu anda ay acaba buradan mı oradan mı gelecek diye sürekli tehdit altında mı yaşayacağım anımı yoksa evet bu var, doğru ama ben şu anımı elimde olanlarla en iyi şekilde nasıl değerlendirebilirim? 1.kendim için ne yapabilirim? 2.yakın çevrem için ne yapabilirim?

3.eğer yapabiliyorsam daha geniş çevrem için ne yapabilirim. İnsan sadece alarak değil, vererek te çok mutlu olabilir. Birileri için bir şey yaparak, gönülden temas ederek. Korku, insanı büzüştürür. Kabulle bakmak, tevekkülle bakmak, olanı kapsayabileceğine inanmak…Neyle karşılaşabileceğimi kontrol edemem ama karşılaşacaklarıma nasıl bir anlam yükleyeceğime ben karar veririm. Bu şekilde yaklaşınca büzüşmem, tersine genleşirim. Kendimize yapabileceğimiz en önemli şey: İçinde bulunduğumuz anda mümkün olduğunca kalmaya çalışmak. Bu bugün altı boşaltılmış bir terim haline geldi. Anda kalmak demek varoluşumun boyutları yani bir insan olarak kaynaklarım ne? Bedenim, duygularım, zihnim ve tinsel varlığım. Bedenimde veri toplamak için hangi kaynaklarım var? 5 duyum var. Demek ki anda kalmanın tek bir açıklaması var, o da: 5 duyumla şu anda algıladığım veriler ve onlara atfedeceğim anlamlar ve bu anlam doğrultusunda deneyimleyeceğim duygular var. Veri toplama becerim 5 duyumla kısıtlıdır, o kadar. Şu anda gelecekle ilgili veri toplayamam, geçmişle ilgili veri de toplayamam, ancak geçmişte olanları anımsayabilirim. Ama şu anda korona virüsü ile ilgili işlevsel bir şey değil bu. Şu anda hasta mıyım, ateşim var mı? Yok. O zaman şu andaki veriye odaklanacağım. Veriyi topladım, bu veriye anlam atfetmem lazım, çünkü atfedeceğim anlam benim davranışımı yönlendirecek. Eğer ben korkmamı gerektiren herhangi bir anlam atfediyorsam davranışım kendimi korumaya yönelecek, eğer atfettiğim anlam anda gördüklerimi tanımlar nitelikte olursa, kaygılanmama gerek kalmaz. Çünkü sadece topladığım veriyi betimliyorumdur.

Dinleyici sorusu: Şu anda üzücü bir durumdaysam an’da kalmalı mıyım?

Kesinlikle! Çünkü yaşadığımız acı, kaygı, korku, öfke, çaresizlik ne olursa olsun, ancak onunla temas ettiğimizde bu duygular kıvam olarak azalır. Bu duyguların hiçbir tanesi dirsekle itilebilecek, görmezden gelinecek, halı altı edilecek olgular değildir. Biz onları ittiğimizi zannetsek bile onlar pusuda beklerler ve benzer duyguları yaşamaya bizi davet eden bir uyaranla karşılaştığımızda misli misli gelirler. Dolayısı ile onları kucaklamamız ve temas etmemiz lazım. Temas etmek nasıl olur? Tanımlamakla olur. Anda kalıp anda algılayabildiklerimi fark etmekle olur. Diyelim ki acı yaşıyorum, bedenimde acıyı neremde yaşıyorum? Buna eşlik eden duygular neler? Buna eşlik eden düşünceler neler? Eleştirmeden, kendimi yermeden, hiçbir düşündüğüme yanlı bakmadan, sadece tanımlamak ve betimlemekte kalırsam göreceksiniz ki belli bir süre sonra bu olumsuz duyguların şiddeti azalacak.

Dinleyici yorumu: Genelde ben demiştim “bak” demek zorunda kalıyorum, bu yüzden de hep tahmin etmeye devam etmek ve insanları uyarmak zorunda hissediyorum kendimi. İnsanların bir şeyi düşünebilecekken düşünmediğini hatta yapacağını benim de buna tanık olacağımı fark etmekten kendimi engelleyemiyorum…

Başkalarının ne yaptığı neden sizi rahatsız ediyor? Başkalarının ne yapıp yapmadığının size değen tarafı ne? Başkaları ne düşünürse düşünsün, neden onları düzeltmek gereğini hissediyorsunuz?

İleriyi düşünmek, tahmin etmek, kendinizin dışında insanların ne yapıp yapmadığına bakıp uyarmanın sizin için işlevi nedir? Bunun ucu bana nasıl dokunuyor? Bu olay ne şekilde benim aynam olabilir? Bana nasıl ayna tutuyor olabilir? Olaylar daima bizimle ilgilidir, başkaları ile ilgili değildir, başkalarına ilişkin görebildiklerimiz bizim kendi zeminimizle ilgilidir. Başkalarına ilişkin gördüğümüzü zannettiğimiz şeyler kendimizle ilgili gördüklerimizin başkaları nezdinde yansıtılmalarıdır. Yani senin yorgun olduğunu görüyorsam ben yorgunumdur ve sendeki yorgunluğu görüyorumdur.

Dinleyici sorusu: Biz evde otururken sokakta gezenlerin, yasaklara itibar etmeyenlerin sistemdeki yeri nedir?

Bir bütünün içerisinde gerginlikler olmalıdır. Bütün demek zıtlıklar demek, gerginlikler demek. Yani gece ancak gündüzle anlam kazanır, kısa ancak uzunla anlam kazanır, kış ancak yazla anlam kazanır. Kurallara harfiyen uyanlar kadar kurallara uymayanlar da olması lazım. Çünkü biz bir bütünüz, bu böyle.

Dinleyici sorusu: Sevdiklerimiz anda kalamıyor ancak biz anda kalabiliyorsak onlara nasıl yardımcı olabiliriz?

Şöyle, biz ancak kendimiz üzerinde etkin olabiliriz, başka kimse üzerinde sözel ve ikna olarak etkili olamayız. Bizler bir anlamda enerji kütleleriyiz. Eğer ben anda kalabiliyorsam ve anda kalarak sakin, huzurlu bir varoluş içinde olabiliyorsam ve beraber yaşadığım insanlar bunu henüz yapamıyorlarsa “bakın şunu deneyin, bunun yolu şudur, neden yapamıyorsunuz” demenin bir faydası olmaz. Bizler titreşiriz, titreşen varlıklarız. Yapabileceğimiz şu, o anlarda kendi içinde bulunduğumuz anı kucaklama titreşimini arttırabiliriz. Herhangi bir ortamda güçlü olan titreşim diğerlerini etkiler. Eğer kendi titreşimimiz o konuda güçlüyse aynı ortamda benzer konuda titreşimleri daha düşük olan insanlarınkini etkileyebiliriz. Yani sözel olarak etkilemeyi deneyimlemek yerine ya da denemek yerine onlara anlayışla, şefkatle, ihsanla yaklaşıp kendi içinde bulunduğumuz huzurlu ve sükunetli konumu pekiştirip derinleştirmeye çabalarsak bu eninde sonunda onları da etkileyecektir.

Dinleyici sorusu: Bu virüs solunum sistemime saldırıyor. Bana aynalığı nedir?

Gerçekçi olarak kendimize soralım, biz bireysel boyutta, bir takım grup boyutlarında ve küre boyutunda doğamıza ne yaptık? Kendi doğamıza ne yaptık?

Bir anlamda nefes aldırmadık. Kendimizi işlere boğduk, yapmamız gerekenlere boğduk. Nefes aldırmadık. Doğamızda hayvanları öldürdük, tahılların GDO’su ile oynadık, zevk almak için avlandık, petrol çıkarıp doğayı bozduk, küresel ısınmaya sebep verecek şeyler yaptık, takmadık.

O kadar arsız olduk ki, ait olduğumuz doğadan farklılaştık, parçası olduğumuz doğayı unuttuk. Şimdi bu korona virüsü, minicik ama etkisi çok fazla. Hiçbir yerde ama her yerde. Sanki diyor ki siz beni boğdunuz, şimdi ben sizi boğuyorum. Siz beni hayvanlar, bitkiler, doğal kaynaklarım nezdinde hapsettiniz adeta, şimdi siz hapsolun! Siz kendinizi çok güçlü, yaşama hükmedebilecek güçte olduğunuz sanrısına kapıldınız, ama şimdi görüyorsunuz ki hiçbir şeye gücünüz yok. Titreyin ve kendinize gelin” der gibi ayna tutuyor.

O kadar bireyselleşmiştik ki şu anda öyle bir durumda bulduk ki kendimizi, kendimi bu virüsten korursam zaten çevremdekileri de korumuş oluyorum. Çevremdekileri korursam kendimi korumuş oluyorum. Birbirimize nasıl bağlı olduğumuzu hatırlatan doğası var.

Ben buna “bilge virüs” diyorum.

Dinleyici sorusu: Bu virüsün çocuklara daha az zarar vermesi tinsel boyutta arsız yetişkinlere mesaj vermeye çalışması mı?

Çocuklar yetişkinlere kıyasla doğa ile çok daha fazla uyumda olan mekanizmalardır, henüz yeterince uyumları bozulmamıştır. Eninde sonunda bozarız bu uyumu.

Dinleyici sorusu:  Gün içinde duygu ve davranışlarımızın çok fazla değişikliğe uğraması normal midir?

Çok normaldir. Kendinize sevgi, şefkat ve ihtimamla yaklaşın. Çok olağanüstü bir durumdan geçmekteyiz. Tüm gün evdeyiz, kimimiz çocuklarımızla, eşiniz, anne ve babanızla aynı evdeyiz. Kendimize özel bir zaman ve mekan ayırmaya ihtiyacımız var. Bugünlerde bunu yapmakta biraz zorlanıyor olabilirsiniz. Dolayısı ile duygu durumunuzun değişmesi çok normal.

Dinleyici sorusu:  Covid-19 uzun vadede sosyalleşmeyi etkileyecek mi yoksa daha olumlu mu etkileyecek?

Biz insanların nesne peşinde olduğunu düşünüyorum, biz sosyal yaratıklarız, bizim kendimizi anlamamız için insanlarla ilişki içerisinde olmamız gerekiyor. Belki sosyalleşmenin şekli değişecektir, ama fikrim sosyalleşme ihtiyacımız hiçbir zaman değişmeyecek.

Dinleyici sorusu:  Bu dönemde kişi aidiyet ve değer duygusunu yitirdiğini düşündüğü an ne yapması gerekiyor?

Bizler ilk aidiyet deneyimini ailemizle yaşarız. Ailemizden dışarı çıktığımızda arkadaşlarımız da bu aidiyet çerçevesine eklenirler. Daha sonra sevgililerimiz olur, yetişkin arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız olur, futbol takımı tutarız, felsefi bir topluluğa aidiyet hissederiz vs. Aidiyet hissettiğimiz çevreler yetişkin hayatımızda giderek artar. Önemli olan ait hissetmek ama nereye ait hissettiğimiz açısından söylenecek birkaç laf var.

Aidiyetimiz insanlara, topluluklara, kurumlara, dini inançlara, veya bir takım zihnimizle kurguladığımız olgulara olabilir. Bunların ne olduğu çok önemli değil, önemli olan ait olduğumuz kişi ya da topluluklar bizim kendimizi tanımladığımız zeminler olur. Olgunlaşmak, bütünleşmek, özdeşleştiğim yani kendimi ait hissettiğim her şeyden farklılaşmayı, ayrışmayı, bırakabilmeyi gerektirir. Bu ayrışmak buluşmamak üzere terk et demek değil, aidiyet hissi, insan olgunlaştıkça fiziksel aidiyet olmaktan soyut anlamda bir olgu olmaya gider. Dolayısı ile bu korona aslında aidiyet bağlamında şu dersi vermeye çalışıyor: Senin ait hissettiğin o kişiler veya yerler var ya, ben seni şimdi fors majör onlardan koparttım. Şimdi sen alıştığın şekilde aidiyet yaşamadan da varlığını sürdürmenin bir formülünü bulmakla yükümlüsün. Daha felsefi bir açıklama yapacak olursak belki biraz soyut kaçacak ama özdeşleştiğin her şeyin içine öldüğün zaman gerçekten özgür olursun. Özgürlük insanın evinin ait hissettiği yerin kendi gönlü, kendi kalbi, kendi içi olduğu zaman gerçekleşebiliyor. Benim varoluşum, dışarıda insanlar veya kurumlar veya gruplara aidiyete bağımlı kalırsa o zaman mutsuzluğa bilet almış olurum. Bunu yalnız olun, kendinizi tecrit edin anlamında söylemiyorum, sadece ait hissettiğim kişiler ya da yerler her zaman olacak ama o aidiyetimin derecesi önemli. Onlarsız da yapabilirim, illa onlarla kendimi tanımlamak durumunda değilim.

Taoizme bakacak olursak orada der ki: Gerçek annen toprak, gerçek baban da göktür.

Yani hayatımızda annemiz ve babamız var, veya vardılar, yaşamımız boyunca birçok anne ve baba türevleriyle birlikte oluruz, ama bir gün gelmeli dışarıda anne ve babalar aramayı bırakıp aslında bir parçası olduğum kürenin bana sağladığı hava ve toprağın aslında beni destekleyen temel 2 güç olduğunu hissettiğim zaman aidiyet hissimin gelişebileceği en üst noktasına taşımış oluyorum.

Dinleyici sorusu:  Çocukların doğa ile uyumunu bozmamak adına model olmaktan başka yapabileceğimiz ne var?

Samimi ve gerçek olun. Çocuklara yalan söylemeyin, çocuklar anlamaz demeyin. Otantik olun. Çocukların kapsayıcılığı yetişkinlerden daha derin.

Dinleyici sorusu:  Bireysellik artacak mı azalacak mı?

Aslında ne kadar birlikte ne kadar ayrı, insan olmanın kaçınılmaz gerginliğidir. Bunun bir kez bulunup hayat boyu orada kamp kurulabilinecek bir noktası yoktur. Bu aynı döviz kuru gibi, aynı güncellenen telefonlar, tabletler gibi, içinde bulunduğumuz duruma göre ayar verilmesi gereken bir olgudur.

Dinleyici sorusu:  Bedensel olarak hastalanırsak bunu nasıl ele almalıyız?

Almamız gereken dersleri almak için umarım maddede tezahür etmez, virüs ya da başka bir hastalıkta önce teşekkür etmek lazım, savaşmamak lazım, çünkü neyin bekçiliğine soyunursak orada bir savaş ilan etmiş oluruz. Savaşın bir kazananı bir de kaybedeni olur. Halbuki amaç savaşmak değil, hayat gerginlikleri barındırma öğretisidir. Virüs etkilediği insanlar nezdinde bireysel düzeyde ama bir anlamda da küresel düzeyde tevekkülü öğretiyor, kapsamayı öğretiyor. Mesele savaş değil, mesele barındırdığın mesaj nedir onu anlamaya niyet ediyorum, bu mesajı anlamak için seninle temas etmem lazım. Temas etmek nedir? Tanımlamak, betimlemek, kendime eğilmek, kendimi dövmemek. Bunu virüsle öğrenmek durumunda kalmak çok zor bir sınav…Umarım maddede bu kadar çabalamadan manada öğrenmemiz gerekenleri öğrenebiliriz.

Dinleyici sorusu:  Globalleşme yerini yerelleşmeye bırakacak mı? Daha içe dönük topluluklar mı olacağız?

Bütün parçalara ayrıldı, parçalar birbirleri ile ilişkili olduklarını unuttular. Bu virüs parçaları parça parça halinde evlerine tıktı. Ve parçalar sınırlarını yeniden tanımlıyorlar ki yeniden bir araya geldiklerinde tam bir fit olsunlar. Puzzle şekilleri yeniden yapılandırılmakta.

Dinleyici sorusu:  İş yaşamı bizi hayatta kalmaya zorluyor, bu kaos içinde olan biteni anlayabilmek için nasıl zaman yaratabilirim?

Niyet! İnsan bir şeye gerçekten niyet ederse, zaman o niyet ettiği şeyi yapması için adeta peşinden koşar gibi oluyor, insan zamanın peşinden koşar gibi değil…

Dinleyici sorusu:  Boş olmamalısın, sürekli meşguliyet halinde olmalısın gibi bir sosyal yazılımımız var, fakat bunun uzun sürede olumsuz etkileri olacağı konusunda endişelerim var. Sizin fikriniz nedir?

İnsan akıllı telefon gibidir, prize koyarız, şarj olurlar, bir süre kullanırız. İnsanlar da şarj olmalı, şarj olmak sadece fiziksel boyutta anlaşılıyor. Sanki sadece uyuyunca şarj oluyoruz. Evet ama o fiziksel boyuta ait. Bir de duygusal boyutumuz var, zihinsel boyutumuz var, tinsel boyutumuz var, bunları da beslemekle yükümlüyüz. Duygusal boyutta bizi duygusal olarak besleyecek şeyler bulmak durumundayız. İnsanlar bunu illa aşk, sevgili olarak algılıyorlar, öyle değil. İnsan bir hayvanı severek te, güzel bir müzik dinleyerek te, birilerine yardımcı olarak ta duygusal olarak beslenebilir.

Zihnimizi de beslemeliyiz. Zihni beslemek çalışmak anlamına gelmiyor. Zihni beslemek hoşlandığınız şeyleri okumak, bir şeyleri seyretmek, düşünmek, yazmak, çizmek…

Bir de maneviyatımızı beslemek durumundayız. Bu da kişiye özel bir şey. Dua edebiliriz, ibadetlerimiz olabilir, inançlarımızı besleriz. Tüm bunları yapmak için kendimize zaman ayırmak durumundayız. Aborjinlerin dediği gibi: Biz bir yerlere koşuyoruz ama ruhlarımız arkadan geliyor, oturup ruhlarımızı beklemek durumundayız.

Dinleyici sorusu:  Bu süreçte ölenler bu sınavı verememiş demek midir? Ölen doktorları, gençleri nasıl yorumlamak gerekir?

Kesinlikle hayır. Ben küçükken çok belgesel seyrederdim. Buffalolar göç zamanında hep aynı nehirden geçiyorlar ve o nehirden geçerken bazı Buffalolar timsahlar tarafından yeniyor. Bu Buffalolar niye her sene o nehirden geçerler diye kendime sorardım. Sonra anladım ki doğa açısından A Buffalosunun veya B Buffalosunun hayatta kalmasının hiçbir önemi yok. Buffalo türünün hayatta kalmasının önemi var.

Biz hiçbir şeyiz. Ben Nita olarak hiçbir şeyim. Ben bugün ölürsem dünya aynen devam eder, hiçbir şey değişmez. Bugün baktığımız zaman farklı bir şeyler görebiliriz. Bugün yaşadığımız zorluk, bugün kaybettiğimiz insanlar, belki yarın için çok daha farklı anlayışlara ve varoluş şekillerine evrilmek doğrultusunda “şehit olmuş insanlar” diyebiliriz, onların varoluşları bu amaca hizmet etti diyebiliriz.

Dinleyici sorusu:  Korona sonrası hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorum, çok mu kötümserim?

Bir çubuğun 2 ucu var. Ben bu uyarana ne anlam atfedersem bundan sonra ne yaşayacağımı bu uyarana atfedeceğim anlam belirleyecek. Ben sadece olumsuz ucunu görüp olumlu ucunu yadsırsam hayatıma atfettiğim anlam da bu olumsuzluğa kendimi odaklanmam doğrultusunda çizilecektir. Bu bir seçim. Mademki bu seçimi yapıyorsun onun sorumluluğuna katlanacaksın. Olay bu.

Her şey iyi olacak, öyle bir şey yok. Ama olumlu gelişmeler de olacak olumsuz gelişmeler de olacak. Önemli olan bunlara rağmen hayatın anlamlandırmaya devam ettirmek, bunlara rağmen var olduğumuz sürece varoluşumuzu kendimiz için anlamlı ve işlevsel bir şekilde yönetebilmek.

Dinleyici sorusu:  Durmaya müsaade yok adeta. Durduğumuz zaman nasıl durulacağını bilmiyoruz gibi. Ben durmak istesem çevrem akıyor, bu duruma nasıl yaklaşmalıyız?

Durmak ölümün bir temsilidir. Çünkü ölüm ne olduğunu bilmediğimiz için bilinmezdir. Durduğumuz zaman ölümün bir temsilidir. Felsefi olarak durmamak ölümü kapsayamamak ile eşdeğer tanımlanır. Durmak için illa fiziksel olarak durmak gerekmiyor ama yavaşlayarak başlayabilir, gündelik temposundan bir şeyler eksilterek başlatabilir ama durmayı bilmek gerçekten önemli bir şey.

Dış sesleri kıstığımız zaman iç sesleri daha çok duyabiliriz. Birçok insan bana der ki “valla ben bu işten/sevgiliden hiç memnun değilim ama yeni bir iş/sevgili bulana kadar bunu bırakasım yok” Bu da böyle bir şey. Hareketliliğimi bırakamıyorum, durunca ne olacağımı bilmiyorum.

Aslında durursan içeride dışarıdakinden çok daha büyük bir devinim var ama o devinimi duyabilmek için dışarıdakileri bırakabilmek lazım. Dışarıdaki kalabalıktan çekildiğim anda o geçişe tahammül etmem lazım, o bilinmez kısa geçiş, onu yaşamak için cesarete ihtiyacım var ve tek başınalığı kaldırabilme gücüm olması lazım ki o dış seslerden iç seslere geçebileyim, ama iç seslere geçtiğimiz zaman da onun zevkinden geçilmiyor. O zaman dışarıda ne olup olmadığı ile ilgili pek ilgilenesimiz gelmeyecek zaten.

Dinleyici sorusu:  Sizce evrene acı çektirenler ile çektirmeyen ve fayda sağlamaya çalışanlar arasında ayırt etmeden herkesin bu durumdan etkilenmesi sizce adaletsizlik olmadı mı?

Biz bilemeyiz evrene ne acı çektirip çektirmediğimizi…Bu soruda ne var? İnsanın kendisine önem atfetmesi var. Ben diğerlerinden farklıyım, ben özelim var. Öyle bir şey yok. Biz de Buffalo’lardan farklı değiliz. Kendimize o kadar önem atfetmeyelim, hiç birimiz olmazsak olmaz değiliz, yani ben merkezli bir yerden geliyor bu soru. Ben şunu yapmıştım, ben bunu hak etmiyorum. Böyle bir şey yok. Bir kere hak diye bir şey yok. Doğada hak var mı? Haklı ağaç, haksız ağaç var mı? hak bir kurgu. Böyle bir şey yok. Zihinsel alandaki üretimlerden uzak durmalıyız.

Dinleyici sorusu:  Bu süreçte okumamızı tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı?

Eckhart Tolle- Şimdinin Gücü

Dinleyici sorusu:  İnsanlığı robotlaştırmak adına adımlar atılıyor. Bu robotik hayat kaçınılmaz mı yoksa bu gidişe dur demek elimizde mi?

Tranforme olmak demek daha önceden gidilmemiş yollarda gidebilmek demek. Bugün robotlaşma olacak, bir gün gelecek bu robotlaşma da miyadını dolduracak, yerine başka şeyler gelecek. Sürekli yeni şeyler çıkacak. Aynısının devamını isteyemeyiz.

 

 

 

Covid-19, gestalt içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Korona hkk öğrendiklerimiz

 

  • Aslında hiçbir sebeple evden çıkmamalısın ama mecbursan çıkabilirsin.
  • Maskeler işe yaramaz ama yine de takman gerekebilir, çünkü seni koruyabilir. Gerçi korumaz ama diğer taraftan mecburi.
  • Açık olanlar hariç bütün dükkanlar kapalı.
  • Hastanelere asla gitmemelisin ama gitmen gerekiyorsa gitmelisin. Aynısı doktorlar için de geçerli, sadece acil durumlarda gitmelisin, ama çok hastaysan gitmemelisin.
  • Bu virüs ölümcül ama aynı zamanda çok korkmaya da gerek yok, sadece bazen küresel bir felakete neden olabilir.
  • Eldivenler sizi korumaz ama yine de işe yarabilir.
  • Herkes evinde kalmalı ama dışarı çıkmak önemli.
  • Marketlerde ürün kıtlığı yok, ama geç kalırsanız bazı ürünleri bulamazsınız, erken giderseniz belki bulabilirsiniz. O da bazen.
  • Virüsten etkilenen çocuklar hariç bu virüs çocukları etkilemiyor.
  • Hayvanlar virüsten etkilenmiyor, ama daha hiçbir insan test edilmeye başlamadan önce Şubat’ta Belçika’da bir kedi test edilmiş ve pozitif çıkmış diyorlar. Artı orada burada birkaç kaplan varmış…
  • Hastalığın birçok semptomu var ama hiç semptom göstermeden de hasta olabilirsin veya semptom gösterirken hasta olmayabilirsin veya semptomsuz taşıyıcı olabilirsin.
  • Hastalanmamak için iyi beslenmeli ve spor yapmalısın, ancak sadece evindekilerle beslen ve sakın dışarı çıkma veya çık ama hemen gir.
  • Temiz hava almak lazım ama temiz hava almak için mesire yerleri ve deniz kenarlarına gidemezsin, kalabalık semt pazarlarına gidebilirsin. Hava almak için parkta yürüme, ama oturma da. Gerçi yaşlı veya hamileysen oturabilirsin ama dışarı çıkamazsın.
  • Yaşlıların yanına gidemezsin ama yaşlılarla ilgilenmek, yiyecek ve ilaç götürmek, yalnız hissettirmemek lazım, ama sakın yanlarına gitme.
  • Hastaysan sakın dışarı çıkma ama eczaneye gidip ilaç al.
  • Eve hazır yemek söyleyebilirsin, ki bu yemekler maske ve eldiven kullanmayan, hatta taşıyıcı kişiler tarafından hazırlanmış olabilir. Diğer taraftan marketten aldıklarını evde pişirmeden önce balkonda 3 saat bekletmelisin ki virüs varsa ölsün.
  • “Panik yaratmak istemem ama” diye başladığın sürece her türlü rahatsız edici, panik uyandırıcı haber veya yazıyı paylaşabilirsin. Aynısı “doğruluğunu teyit etmedim ama” diye başlayan yalan yanlış haberler için de geçerli.
  • Yabancılarla aynı otobüste, metroda, markette bulunabilirsin ama akraban ve arkadaşlarınla görüşmemelisin.
  • Dışarıda uygun sosyal mesafeye dikkat edersen güvendesin ama bu yabancılar için geçerli. Kendi aile ve arkadaşlarınla sosyal mesafeden bile görüşme.
  • Virüs farklı yüzeylerde farklı sürelerde canlı kalıyor. 2-4 saat veya 6 saat veya 6 gün de olabilir. Ama ortamın nemli olması lazım. Bazen de nemli olması gerekmez.
  • Virüs havada belli bir süre asılı kalabilir. Ama bu kapalı ortamda olabilir. Açık ortamda da olabilir. Veya virüs ağır olduğu için hemen yere inebilir. O yüzden bir kişi 10 kişiyi de enfekte edebilir ama boyu kısaysa enfekte etmeyebilir de…
  • Ölü sayısını takip ediyoruz ama kaç kişinin enfekte olduğunu bilmiyoruz çünkü sadece ağır hasta olanları test ediyoruz, çünkü ölürse bu virüsten mi öldüğünü bilmek istiyoruz.
  • Henüz ilaç bulunamadı, gerçi bir tane bulundu ama testleri tamamlanmadı, yine de zararlı görünmüyor ama aşırı alınırsa zarar verebilir (bütün ilaçlar gibi).
  • Virüsün etkisi yok olana kadar evimizde kalmalıyız ama virüs ancak toplumun büyük bir kısmı bağışıklık kazandığında etkisini kaybedecek. Bağışıklık kazanmak için insanların virüsle temas etmesi lazım ama virüsten korunmak için evde kalmalıyız.
Covid-19 içinde yayınlandı | 1 Yorum

Dr.Fone

Dr.Fone

IOS’tan Android’e geçenlerden misiniz? veya tersi?

Satış personeli size telefonunuzdaki bilgileri rahatlıkla yeni telefonunuza aktarabileceğinizi mi söyledi? Inanmayın.

IOS’tan Android’e en başta Whats App mesajlarınızı aktarmanız şu anda kendi imkanlarınız ile mümkün değil. Günümüzde Whats App iş hayatının büyük bir parçası haline geldi, dolayısı ile orada biriktirilen mesajlar ve görseller artık mail kadar önemli hale geldi. Yeni telefonlarınıza rahatlıkla aktarılabilir olması önemli bir kriter haline geldi.

Ücretli olarak bu aktarımı kolaylıkla yapabilirsiniz. Dr.Fone isimli uygulama ile telefonunuzdaki tüm bilgileri yenisine aktarmanız mümkün. Tabii programı tasarlayan firma, bilgileri tek seferde yüklemek isterseniz güzel bir ücret talep ediyor, sadece Whats app farklı, sadece telefon hafızası aktarımı farklı…Birçok farklı paket seçeneği mevcut olup ihtiyacınıza göre seçim yapıp kopyalama işleminiz gerçekleşiyor.

Program gayet güzel çalışıyor, kopyalama rahatlıkla gerçekleşiyor.

Ekranı kırılmış, kapkara ve tuşlarına basamadığım hali ile telefonumdaki herşeyi kopyalayabildim. Yani telefonunuzun çalışıyor olmasına da gerek yok…Böyle de güzel bir avantajı bulunuyor.

Fatura adresine bakınca Türkiye’de ofislerinin bulunduğunu görebilirsiniz:

AVANGATE B.V
Mecidiyeköy Yolu Caddesi Celilağa İşHanı
No:10/16
34149 Şişli/ ISTANBUL
Telefon :0850 390 27 99
Web Site :www.avangate.com
E-Posta :support@avangate.com
Vergi Dairesi :ZİNCİRLİKUYUVERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ
VKN:1041007049
Ticaret Sicil No:978814
MerkezMersis No: –

Teknoloji ile aranız yoksa bu süreçte belki takılmalar yaşayabilirsiniz çünkü telefonunuzda da birçok yere giriş yapmanız gerekiyor. Dolayısı ile bu kopyalama işlemini teknolojiye yatkın bir arkadaş/yetkili ile yapmanız daha iyi olabilir.

Dr.Fone’un internette izini sürdük ve karşımıza Çin firması olduğu ortaya çıktı. Ne derece güvenilirdir, tüm bilgilerinizi aynen kendilerine de kopyalıyor olma ihtimalleri elbette çok büyük olup riski size aittir. Günümüzde akıllı telefon kullanan herkes potansiyel bir bilgi hazinesi olup her bir aplikasyon ile bilgilerimiz sağa sola paylaşılmaktadır.

Kolay gelsin 🙂

Telefonunuzu bol bol yedeklemeyi ihmal etmeyin!

 

 

Bilim-Teknoloji-Yapay Zeka / Science-Technology-AI içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gestalt terapisinde Boş Sandalye Tekniği

Gestalt terapisini 1940’lı yıllarda dünyaya kazandıran Fritz ve Laura Perls’in Gestalt duasını paylaşmak isterim:

“Ben kendi işime bakarım sen de kendi işine bakarsın.

Ben bu dünyaya senin beklentilerini yerine getirmek için gelmedim.

Sen de benim beklentilerimi yerine getirmek için gelmedin.

Sen sensin ve ben benim.

Eğer tesadüf eseri olarak birbirimizi bulursak bu çok güzel olur.

Ama bulamazsak yapacak hiçbir şey yok.”

empty-chair

Gestalt terapisinin tedavi yöntemlerinden bir tanesi “boş sandalye tekniği” dir.

*Duygularını ifade etme güçlüğü olan veya hiç ifade edemeyen,

*Duyguları ile bağlantıya geçmekte zorluk çeken,

*Çözümlenmemiş  (kapanmamış konular, yüzleşilmemiş kişiler, bastırılmış duygular, saklanan sırlar, gerçeklememiş vedalar (ani ölüm gibi), vefaat etmiş sevdiklerimizle koparılamamış bağlar, hastalık gibi) meseleleri olan kişilerde çok etkin sonuçlar vermektedir.

Bu tekniği kullanmak için çok derin acılar veya travmalar geçirmiş olmaya gerek yoktur. Canınızı sıkan, daha başa çıkılabilir,yüzeysel, ama sizi rahatsız eden konular ve duygular için de son derece etkili bir çalışmadır.

Teknik son derece basittir, ancak bazen “nasıl yani boş sandalyeye mi konuşacağım” diye tepkiler verilmektedir. Bu tepkiyi atlattıktan ve çalışmaya hazır olduktan sonra hayatımıza katmamızı tavsiye edeceğim bu çalışmanın detaylarına geçelim:

Bilinçaltı veya hücrelerimiz bizim neye konuştuğumuzla ilgilenmez, isterseniz kendi kendinize konuşun, isterseniz denize, duvara, başka bir arkadaşınıza, doktorunuza, evdeki petinize veya her neyse…Yeter ki konuşmaya istekli olun.

Sizin isminiz Ayşe olsun, karşınızdaki de Ahmet olsun. Ahmet ayrılmış olduğunuz, sizi çok üzmüş ve bu sebeple de olumsuz duygular hissetmeye devam ettiğiniz eski sevgiliniz olsun.

2 sandalye karşılıklı konumlandırılıyor. 1 tanesine Ayşe/siz oturuyorsunuz, karşınızdaki boş sandalyede ise aranızda sorun olan kişiyi Ahmet’i hayal ediyorsunuz. Çalışmaya başlamadan önce derin 3-5 nefes alın, içinde bulunduğunuz an’a odaklanın ve karşınızdaki kişi sanki oradaymışçasına duyguya girin. Boşluğa konuşmak önce kendi başınıza bile olsanız saçma gelebilir, of ya ne gerek var şimdi diyebilirsiniz, ancak bir kez başladınız mı ortaya çıkabilecek şeyler sizi şaşırtacaktır. Vazgeçmeyin 🙂

Boş sandalyeye konuşmaya başladınız, Ahmet’e içinizden her ne geçiyorsa, ne düşünüyor, ne hissediyorsanız sınırsızca ifade edin. Aklınıza gelen her şeyi ifade etmeniz çok önemli…Taramalı tüfek gibi konuşun, çok açık ve sınırsız olabileceğiniz bir nokta nitekim kişinin kendisi karşınızda değil, eleştirilme, geri laf işitme, yargılanma, şiddet görme, terslenme, ilişkinizin zedelenmesi gibi sizi yaralayabilecek, sinirlendirebilecek, üzebilecek hiçbir şey yaşamayacaksınız. Dolayısı ile özgürsünüz. İstediğiniz kadar konuşun, içinizde hiçbir şey kalmasın, her şeyi kelimelere dökmeye gayret edin.

İçinizi döktünüz, söyleyecek başka bir şey olmadığını hissediyorsunuz, peki, daha bitmedi, şimdi sıra geldi rolleri değişmeye! İşte en etkin anlardan birisi de bu…Benim anlatılmaz yaşanır, mucizevi bir şey olarak nitelendirdiğim bir an’dır.

Ben Ayşe, Ahmet’in yüksek benliğine beni dinlediği için teşekkür ediyorum ve çalışmamı burada bitiriyorum diyerek rolünüzü kapatınız. Sonra karşınızda konuştuğunuz boş sandalyeye Ahmet’in yerine geçiniz, derin nefes alın, karşınızda boş sandalyeye: ben artık Ahmet’im, sen de Ayşesin, sana Ahmet olarak konuşuyorum diyebilirsiniz. Tekrar derin nefeslerinizi alın ve “ben şimdi Ahmet olarak nasıl konuşacağım ki düşüncesine kapılmadan-ilk denemenizde kesin bu düşünce geçecektir, Ayşe’ye konuşmaya başlayın. Burada hiç düşünmeden, Ahmet bunu dermiydi ki veya Ahmet tam da bunu derdi, Ayşe bunu duymak isterdi gibi beyin oyunlarına gelmeden, konuşmanız çok önemli. Düşünmeden kendinize konuştuğunuzda dilinizden kendinizin bile şaşıracağı, hiç aklınıza gelmemiş şeyler dökülebilir. Konuşun, içinizde hiçbir şey kalmadığını hissedinceye kadar konuşun. Nereden çıktı yahu bu kadar duygu diyebilirsiniz. Bu esnada bedeninizde nerelerde ne gibi hareketler olduğuna da dikkat etmeye çalışın, mesela bu çalışmaları yapınca benim kalp ve boğaz alanımda müthiş bir enerji hareketi başlar…Söyleyecekleriniz sona erince bu sefer Ayşe beni dinlediğin için teşekkür ederim, şimdi rolümden çıkıyorum diyerek çalışmanızı kapatın ve kendiniz olun.

Eğer Ayşe hala konuşmak istiyorsa bu sandalye rol değişimini devam ettirebilirsiniz. İçinizde 1 tanecik kelime kalmayıncaya kadar içinizi dökmeniz çok etkindir.

Bu çalışmayı istediğiniz kadar tekrarlayabilirsiniz. İstediğiniz herkesle yapabilirsiniz.

Çalışma sona erdikten sonra hayatınızda neler değişebilir: 

Kafanızı karıştıran, sizi rahatsız eden duygular hakkında çok daha net bir fikriniz oluşabilir. Bambaşka bir perspektif yakalayabilirsiniz.

O kişi ile aranızdaki olumsuz bağın artık eski kuvvetinde olmadığını hatta duygularınızın tamamen değiştiğini deneyimleyebilirsiniz.

O kişiden beklenmedik bir haber, iletişim istemi gelebilir. Yüzleşebilir ve söylemek istediklerinizi kendisine aktarabilirsiniz.

Kendiniz çok daha huzurlu ve dengede hisseder, ifade etmemiş olduğunuz tüm duyguların sizin ilerlemenizi etkilediğini fark edersiniz.

Kişi ile ilişkiniz değişir, siz değiştiğiniz için enerjiler de değiştiğinden ilişki başka bir ivme kazanır. Çok ilginçtir…

empty-chair (2)

Boş sandalye çalışması sadece insanlar ile insanlar arasında yapılmaz, ayrıca insanlar ile hastalıklar ve duygular arasında da uygulanır ve son derece etkin sonuçlar alınır.

HASTALIK ÖRNEĞİ:

Mesela kansersiniz. Kanser hastalığınızla konuşabilirsiniz. Şöyle:

2 sandalye karşılıklı konumlandırılıyor. 1 tanesine Ayşe/siz oturuyorsunuz, karşınızdaki boş sandalyede ise kanser hastalığınızı hayal ediyorsunuz. Çalışmaya başlamadan önce derin 3-5 nefes alın, içinde bulunduğunuz an’a odaklanın ve hastalık sanki oradaymışçasına duyguya girin.

Hastalıklarla konuşunca çok ilginç itiraflar da ortaya çıkabiliyor, “örnek bir senaryo” yazacağım: Ben senden korkuyorum, ölmekten korkuyorum, içimde yayılmandan ve acı çekmekten korkuyorum. Ama öte yandan seninle birlikte ailemin bana daha çok ilgi göstermesinden dolayı çok mutluyum, daha önce annem benimle hiç bu kadar ilgilenmemişti, kendimi daha mutlu hissediyorum, hem senden korkuyorum hem de varlığından dolayı mutluyum (oldukça extrem ama çokça da karşılaşılan bir senaryo yazdım)

Sonra Ayşe olarak hastalığınızla konuşmanız sona erince ona teşekkür ediyor ve siz Ayşe rolünüzden çıkıp kanser rolünüze giriyorsunuz. Kanser olarak Ayşe’ye konuşmaya başlıyorsunuz. Burada ortaya çıkacak kelimeler çok önemli…

Ayşe, uzun süredir sıgara içiyorsun, ona içmek değil adeta yemek denir, o sıgaranın arkasına saklanıp durdun yıllarca, rahatlatıyor dedin, gerginliğimi alıyor dedin, ben de içinde oluşmaya başladım. Ben aslında senin ifade etmekten korktuğun, dumanına hapsedip içine derin derin çektiğin cümlelerin vücudunda hayat bulmuş şekliyim. Görünür bir hale büründüm, her bir hücrene işledim, yayılıyorum, sen kendini ifade etmediğin sürece güçlenerek yayılacağım. Ne demişler? Bastırdığın şey büyüyerek güçlenir en sonunda patlar. Aynı düdüklü tencere gibi. Oluşan basınçla nasıl da ses çıkarıyor değil mi? Ben de senin sesini dünyaya böyle duyuruyorum.

Bu çalışmalar yapılırken profesyonel bir destekle yapılması yani psikolog eşliğinde çok daha faydalı olacaktır. Çünkü kelimelerin seçilmesi, onların anlamları ve yorumlanması psikolojik destek ile daha da derinlik kazanacaktır.

empty-chair (3)

DUYGU ÖRNEĞİ:

İçinizde sürekli bir öfke taşıyorsunuz.

2 sandalye karşılıklı konumlandırılıyor. 1 tanesine Ayşe/siz oturuyorsunuz, karşınızdaki boş sandalyede ise “öfke duygunuzu” hayal ediyorsunuz. Çalışmaya başlamadan önce derin 3-5 nefes alın, içinde bulunduğunuz an’a odaklanın ve duygu sanki oradaymışçasına duyguya girin.

Örnek bir dialog kurgulayayım:

Ayşe öfkeye: Sürekli seni içimde güçlü bir enerji olarak hissetmekten yoruldum, her an patlayacak gibisin. Hayatımı zorlaştırıyorsun, insanlar beni hep öfkeli tanımlar oldular, ilişkilerimi olumsuz etkiliyorsun, nereden bu kadar güçlendiğini anlamıyorum, beni rahatsız ediyorsun. Öfke hissettiğim zaman göğüs bölgemde güçlü bir enerji oluşuyor, kalbim çarpıyor, ağlama hissi geliyor, çevremde ne var ne yok sağa sola fıratmak istiyorum vs vs (detaylı tarif yapınız, ne oluyor içinizde?)

“Düşünmeden konuşmak ve samimi olmak”  buradaki altın anahtar. Bir de suçlama yapmak yerine durumun sizde yarattığı duyguları ifade etmek derinde kalmış gizli saklı gerçekleri su yüzüne çıkarmaktadır. İçinizdeki herşeyi söylediğinize karar verdiğinizde rolleri değişin, yani karşı sandalyeye geçin, öfkenin kendisi olun ve Ayşe’ye konuşmaya başlayın.

Öfkeden Ayşe’ye: Ayşe sen insanlarla iletişiminde sesini çıkaramıyorsun, ilişkim bozulur diye hemfikir olmadığın şeyleri bile kabul ediyorsun, hep ezildiğini hissediyorsun, bu durumda ben içinde büyüyüp güçleniyorum, patlayacak kıvama geliyorum, sen ne zaman konuşup kendi fikrini söylemeyi planlıyorsun acaba??? Senin kendine ait duygun, düşüncen yok mu? Sen başkası için mi yaşamaya geldin? İlişkin fikrini söylediğinde bozulacaksa bozulsun. Senin varlığın nerede? Sen yoksun ki zaten, bozulsa ne gezer. Şimdi de güçlenirim, şimdi de patlarım, sen sustukça ben büyürüm. Daha da güçleneceğim taa ki patlayıncaya kadar…vs vs

İçimizde sürekli taşıdığımız duygulara dikkat etmek ve onları anlamak bizim için çok değerli bir rehberdir.

“When cutting grass, the roots are not pulled out, when spring arrives, the grass grows back.”

Chinese idiom

Çimler budanırken kökler sökülmez, bahar gelince çimler tekrar uzar. 

Çin deyimi

Ne gibi durumlarda boş sandalye tekniğini kullanabilirsiniz:

1. “bitmemiş mesele”nizin olduğu kişiler ile (aile bireyleri, arkadaşlar, iş yaptığınız kişiler, hayat arkadaşınız vb)

2.Depresyon, öfke, üzüntü, yas gibi varsa sürekli taşıdığınız/tekrarlanan duygular ile

3.Bazı özellikleriniz ile (mükemmeliyetçilik, titizlik, sürekli geç kalan gibi)

4.Yeni bir işe başlarken (işverenden korkmak, mülakata hazırlanmak gibi)

5.Hastalığınız ile

6.sizi rahatsız eden her türlü konu için

Gestalt hakkında daha fazla bilgi için:

Gestalt nedir?

Corona ile temas

Gestalt bakış açısından corona virüsü

gestalt içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Covid-19 İşletme Etki ve Analizi Anketi

hedefler-icin-isplatformu

Salgının Türkiye’deki işletmeler üzerindeki etkilerini analiz edebilmek için Hedefler için İş Dünyası Platformu; TÜRKONFED, TÜSİAD ve UNDP Türkiye koordinasyonunda, 47 şehirden 780 firmanın katılımıyla bir COVID-19 İşletme Etki ve İhtiyaç Anketi gerçekleştirildi.
Anketin sonuçlarına BURADAN ulaşabilirsiniz.
Covid-19 içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Karantina ve ekonomide hayata geçen destekler

TOBB

Vergi, mali yükler, kredi, kefalet, idari, istihdam, ulaşım ve tarım alanlarında sağlanan destekleri TOBB’nin 8 Nisan 2020 tarihinde tüm üyeleri ile paylaştığı ekonomide-hayata-gecen-destekler başlığı altında okuyabilirsiniz.

Covid-19 içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Pandeminin hukuksal açıdan etkileri

Pandemi ve hukuk

  1. Pandeminin hukuksal açıdan etkileri nelerdir?
  2. Pandemide sözleşmesel bağlamda hak ve sorumluluklar neledir?
  3. Pandemi nedeniyle sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde ne olacaktır?
  4. Işyerimde veya işyerimin bulunduğu bölgede karantina veya sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi halinde ne olur?
  5. Salgın döneminde çekler tahsil edilebilecek midir?

Cevapları BURADAN okuyabilirsiniz.

Torba yasayı BURADAN okuyabilirsiniz.

Covid-19 içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Paskalya yumurtası nasıl boyanır

 

paskalya1

Önce yumurtaları 10 dakika kaynatıyoruz.

paskalya2Önceden farklı renkleri yaratacağımız kapları hazırlıyoruz. Kaynar suyun içine 2 çorba kaşığı sirke ve renk kağıdı atılıyor. Su, renkli hale bürünüyor.

Yumurtaları farklı renklere ayırdığımız kaplara aktarıyoruz, renkler gıda boyası olabilir, yurt dışında satılan “yumurta boyası” olabilir veya meyve-sebzelerden renk yaratmayı biliyorsanız o şekilde yapabilirsiniz.

paskalya3

Yumurtalar renk almaya başlayıncaya kadar bekliyoruz, 10-15 dakikayı bulabilir. paskalya4

Yumurtaların renklendiğini gördükten sonra süzmek amaçlı ayrı bir tepsiye alarak soğumalarını bekliyoruz. Son bir hamle olarak ise yumurtaların kabuklarını pamuğa bandırılmış yağ ile siliyoruz, böylece parlak bir yüzey elde ediyoruz.

 

Eğitim-Education içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Corona ile temas

İçinden geçtiğimiz bu son derece ilginç, daha önce deneyimlenmemiş, içimizde birçok farklı duyguyu tetikleyen karantina döneminde hepimiz hem ortak hem de farklı şeyler deneyimliyoruz. Herkes kendi sınavını veriyor. Herkes bilinmezliği yönetebilmekle mücadele ediyor.

Yakın çevreme 3 soru sordum, çok değerli geri bildirimler aldım, bu cevapları sevgili Gestalt hocam Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile paylaştım.  Aşağıda sorular,  Nita hocamın Gestalt bakış açısından değerli analizini ve en altta da gelen cevapları paylaşmak isterim:

  1. Bu corona virüsü konusunda tehditi nereden algılıyorsunuz? (örnek sevdiklerimi kaybetme korkusu, gelecek kaygısı, geçim kaygısı, hastalığa yakalanma korkusu,yalnızlık vs vs) Bunlar veya başka ne? Hangisi sizi en çok rahatsız ediyor? ve bunu düşündüğünüz zaman da ne hissediyorsunuz?
  2. Günlük hayatın içinde en çok zorlandığınız konular nedir? (çocuklar, eğitim, aşırı iş yükü, boş zaman, sosyal izolasyon vb)
  3. Bu süreçte hayatınızda neler değiştirdiniz? size göre olumlu değişimler oldu mu? neler?

hanna-nita PAYLAŞIMLAR IŞIĞINDA, Prof.Dr.Hanna Nita Scherler

Korona virüsü, uyaran olarak oldukça güçlü. Tüm dünyayı etkisi altına aldı. İnsanları varoluşlarıyla ilgili her boyutta uyarmakta. Fiziksel olarak hastalanmak, ölmekle tehdit etmekte; duygusal boyutta özellikle korku, üzüntü, öfke ve türevleri olan duyguların her zamankinden çok daha yoğun deneyimlenmesine sebep olmakta; zihinsel boyutta insanın virüs tehdidi öncesinde öz saygı deneyimlemesini desteklemiş olan tüm kurgu sistemlerini sarsmakta (başarı, unvan, maddesel varlık, vs); manevi boyutta da insanı hayat nedir, nasıl yaşanır sorularına vermiş olduğu yanıtları revize etmeye zorlamaktadır.

Hastalığa yakalanmak, nefes alamayarak ölmek, aile fertlerinin hastalanması, ebeveynlerin ölmesi durumunda çocuk/lara ne olacağı, gelecek kaygısı bu duruma verilen en yaygın tepkiler. Bu tepkilerin hepsi çok doğal. Zorunlu olarak evde kalmak, sosyal izolasyon, yalnızlık, hareketsizlik, aile üyelerini görememek, sterilizasyon ritüelleri, artan temizlik yapma isteği, çaresizlik duygusu, boş zaman, evde aile fertlerinin birbirleri ile sürtüşmesi, endişe duyan çocuk/ların teskin edilmesi, işe gitmek zorunda olan aile ferdi için endişe duymak, sevdiklerine bir şey olması durumunda yanlarında olamamak, gündelik ihtiyaçların giderilmesi için başkalarından yardım istemek durumunda olmak (65 yaş üst olanlar için) ve durumu anlamakta zorlanan yaşlıların yönetilmesi gibi hususlar en çok zorlayan konular olarak belirtilmekte. Bu konuların zorlayıcı olması da çok doğal.

Bizi zorlayan uyaranlara verdiğimiz tepkilerle ne yapıyoruz? Bu tepkileri nasıl kullanacağımızın kararı bu dönemi nasıl geçireceğimizin belirleyicisi olacak.

Bizi zorlayan uyaranlara tepkilerimizle, temas edebiliriz, onları görmezden gelebiliriz (bloke edebiliriz) veya onları dönüştürebiliriz.

İnsan hayatında belirginlik ister, ön görebilmek, plan yapabilmek ister. Bu virüs insanın hayatına ilişkin, kurgu düzeyinde bile olsa, var olduğuna inandığı tüm ön görüleri, planları yıktı. Derin bir belirsizlik içerisinde bıraktı. Varoluşsal bir çerçeveden bakıldığında, bu belirsizliğin ölümü çağrıştırdığı söylenebilir. Zira ölüm belirsizliktir, ne yaşanacağı ön görülemeyen en belirgin örnektir. Virüs, gündelik yaşamımızdaki tüm öngörebildiğimizi, planlayabildiğimizi zannettiklerimizi yok edince, doğrudan ölümü çağrıştıran belirsizlikle temasa zorunlu kaldık. Virüs öncesinde ölüm olgusuna, hayattaki atılmışlık durumumuza, kontrol edebileceğimiz hiçbir şey olmadığı gerçeğine ilişkin düşünmeye, bu olguların kendisindeki etkilerini çalışmaya vakit ayırmamış olanlarımız için bu fırsat oldukça sert bir biçimde belirmiş oldu. Bu fırsatı nasıl değerlendireceğimiz kendimizi nasıl konumlandıracağımızın belirleyicisi olacak. Bu fırsat karşısında uyarana verdiğimiz tepkinin bastırılması, bloke edilmesi seçeneği (virüs ve barındırdığı tehdit yokmuş gibi davranmak, yadsımak) gelişmemizi, dönüşmemizi kesinlikle desteklemeyecek bir tutum olacaktır.

Varoluşumuz her boyutta tehdit etmekte olan duruma verdiğimiz yoğun ve karmaşık tepki ile doğrudan temasın zor olduğu aşikar. Bunu henüz yapamıyor olmak çok doğal, bunun için kendimize yüklenmememiz gerekir. Kendimize şefkatle, anlayışla, sevgi ile yaklaşmak özellikle bu dönemde önemli. Bizi varoluşumuzun her boyutunda tehdit eden uyarana verdiğimiz tepkiyi dönüştürmek uygun bir tutum olarak benimsenebilir. Burada önemli olan nasıl dönüştürdüğümüz, yapıcı bir şekilde mi, yıkıcı bir şekilde mi?

Dolap-çekmece düzeltmek, yemek yapmak, ev işi yapmak, kitap okumak, bulmaca çözmek, evde spor yapmak, meditasyon yapmak, nefes egzersizleri yapmak, online kurslara katılmak, kendine daha fazla zaman ayırmak gibi tutumlar bizi zorlayan uyaranlara verdiğimiz tepkilerle baş etmek için kullanılan yöntemler olarak belirtilmekte. Bu yöntemlerin hepsi uyarana verilen tepkinin yapıcı olarak dönüştürülmesine örnektir. Burada dönüştürülen korku, kaygı veya öfkedir. Fiziksel olarak iyi beslenme ve hareket etmeye özen göstermek, zihnin mevcut şartlarda yapabileceklere odaklanması (online kurslar, temizlik gibi) kişiye gündelik hayatını anlamlandırabileceği sürdürülebilir bir çerçeve sağlar. Bu durumda kişi korku-kaygı-üzüntü-öfke yaşasa bile bu duyguların kapsanabilmesi daha kolay olur. Çünkü insan kendisine günlerini nasıl geçirebileceğine ilişkin, şartlara uygun bir çerçeve, bir belirginlik kazandırabilmiştir.

Tehditkar uyarana verdiğimiz tepkinin dönüştürülmesine ilişkin örneklerin obsesif bir şekilde benimsenmesi ise zararlı dönüştürmeye örnektir. Evde yapılabilecek çeşitli faaliyetlerin, dengeli bir şekilde güne yayılamaması, spesifik bir faaliyete obsesif bir şekilde tutunulması, bizi içten içe zorlayan tepkimizle temasımızın ikame tatminlerle önlenmeye çalışıldığının göstergesidir. Günün büyük bir bölümünü spor yaparak, temizlik yaparak geçirmek gibi.

Sosyal medyayı izlemekten kendini alıkoyamamak, korona virüsünün semptomlarının kendisinde belirip belirmediğini sürekli kontrol etmek, içinde bulunulan durumun sorumlusu olarak birilerini-bir şeyleri suçlamak, birilerinden-bir şeylerden şikayet etmek gibi tutumlar da tehditkar uyarana verilen tepkiyi dönüştürmenin zararlı şekillerine başka örneklerdir.

Maddi isteklerin azalması, sadeleşme, daha az para harcama isteği, aile ile nitelikli zaman geçirmenin öneminin anlaşılması, boş zamanın yapıcı bir şekilde nasıl duldurulabileceğine ilişkin yaratıcılığın artması, sigara içmenin bırakılması gibi etkiler bu sürecin sebep olduğu değişikliklere ilişkin belirtilen örnekler arasındadır. Bu sürecin kalıcı işlevsel değişikliklere evrilmesi, tehditkar uyarana verilen tepki ile temas edildiğinin göstergesidir. Bizler ancak çok zorlandığımızda değişiriz. Zorlanmanın belirtileri acı, korku, kaygı, öfke, çaresizlik deneyimliyor olmaktır. Değişim, bu duygularla, barındırdıkları iç görünün anlaşılması için farkındalıkla temas edildiğinde gerçekleşir. Zorlayıcı duygularla farkındalıkla temas etmek ne demek? Kendimizi teskin etmek, sakinleştirmek, desteklemek demek değildir. Zorlayıcı duyguların bastırılması, görmezden gelinmesi hiç değildir. Bizi zorlayan duygunun bizdeki etkisi her ne ise, onu farkındalıkla deneyimlemektir. Karanlıktan korkan bir kişi, yeterince karanlıkta kalabilirse, bir süre sonra gözünün bir şeyler seçmeye başladığını fark eder. Zorlayıcı duyguyu deneyimlemek de benzer bir süreç. Duygunun deneyimlenmesi sürecinde etkilerinin tanımlanması, farkındalıkla deneyimlemenin açılımıdır. Örneğin, korkuyorum diyelim. Bedenimde ne oluyor? Yani korkuyor olmamın bedenimdeki iz düşümü nedir? Kalbim her zamankinden daha hızlı çarpıyor olabilir, nefesim her zamankinden daha sığ olabilir, sırt kaslarımda gerginlik duyumsuyor olabilirim. Sırt kaslarımdaki gerginliğe daha fazla odaklanabilirim. Gerginlik sırtımın hangi bölgesinde? Gergin olan bölgede ne duyumsuyorum? Karıncalanma mı? Sıkışma mı? Yanma mı? Fiziksel boyuttaki duyumsamalarımı mümkün olduğu kadar ayrıntılı betimleme çabam beni anda tutar, kendime ilgi göstermemi sağlar ve en önemlisi, zorlayıcı duyguyu tanımladıkça onunla temas etmek giderek daha kolay olur. Temas etmenin yararı nedir? Bizi zorlayan duygu değişime-dönüşüme davettir. Bu daveti değerlendirmenin en yapıcı şekli kendimize lütufla, ihsanla, şefkatle, sabırla, değiştirmeye çalışmadan, kabul göstererek, merak ve tarafsız-tercihsiz bir dikkat ve ilgi ile eğilmektir. Bunu hepimiz yapabiliriz.

 

60 YAŞ ÜZERİ GRUP

K: 1) Hastalığa yakalanma korkusu. Nefes alamayarak ölmekten korkuyorum. 2) Dışarıda yürüyememek, evde hapis olma duygusu.3) Vakit bulamadığım işleri yapmak. Bir kitap için çeviri yapıyorum, çekmecelerimi açıp düzenliyorum, yeni tarifler deniyorum.

T: 1 Sevdiklerimi kaybetmekten ve düşmekten korkuyorum çünkü hastaneye gitmek çok korkutucu Bu düşünceleri yok etmek için hemen bulmaca çözmeye başlıyorum 2 Sosyal izolasyon 3 En çok değiştiğim konu maddi isteklerimin azalması eşya kılık kıyafet almak vere düşünmek SIFIR’a indi.

B: 1-ben en çok evlere kapanmanın sonuçlarından korkuyorum, Günü birlik çalışan, sigortasız, maddi birikimsiz insanların isyanından korkuyorum, Bu dışarı çıkma yasağı uzun sürerse yapılan yardımlar da azalır, İsyan, protesto, yağma başlar, Yeni bir dünya düzenine geçilecek, Bu beni korkuttuğu kadar meraklandırıyor,  Daha yaşayıp bu yeni düzeni izlemek istiyorum 2- en çok zorlandığım hareketsizlik. Bedenim uzun yürüyüşlere alışık.Eksikliğini beden ağrılarımla hissediyorum 3- eskiden vakit bulamadığım işlere vakit ayırır oldum. Ev işi, dolap temizliği, kitap okuma gibi. Pek TV açmıyorum, çok sıkıldım tekrar eden haberlerden

L: 1) Ailemin ve benim bu viruse yakalanma korkusu yasiyorum. Cok huzursuz ve tedirginim.2) En zorlandigim konu cocuklarimi gorememek. Bir de marketten gelenleri tek tek sterilize etmek. Panik atak hastasi oldugum icin cok etkileniyorum. 3) Evde spora basladim. Tai-chi yapiyorum.

S: 1- Çocuklarımın ve dostlarımın hastalanması beni en çok endişelendiriyor. Bir de İstanbul’daki  kızımın evde tek başına olması ve bundan psikolojik olarak negatif etkilenmesi. Duyduğum his ise hayatta bence en köyü duygu,ÇARESİZLİK. 2- Yardımcı almadığım için ev işleri ve dostlarla karşılıklı oturup sohbet edememe yani  sosyal izolasyon. 3- En olumlu gelişme her gün  spor yapmaya başlamam, teknolojiye daha çok eğilmem ve ardından da ev ile daha çok ilgileniyor olmam.

G: 1.gelecek kaygısı 2. Boş zaman 3. Daha az para harcıyorum

K: 1.en çok sevdiklerime birşey olur diye korkuyorum 2.beni etkilemedi..iş korkutmuyor,yalnızlık hissetmiyorum,çocuğum ve kocam yanımda 3.Uzun süredir aramadıklarımı  arıyorum,arkadaşlarımla daha yakınım ,onun dışında bende bir değişiklik olmadı

Ş: 1-Corona virüsü demek Ölüm demek.Ailem ve sevdiklerim için korkuyorum. 2-Her işini kendisi gören bir kişi olarak,evde kalmak,başkaların dan ihtiyaçlarım için yardım beklemek zor ve alışılmadık birşey. 3- Benim hayatım da pek birşey değişmedi,olumlu değil,bilakis olumsuz oldu.Endişelerim arttı,gelecek ile ilgili korkum tavan yaptı.

N: 1- dua ediyorum kimse fazla zarar görmesin , bana bir tehdit yaratmadı . Sevdiklerimle görüşememek üzüyor  2- yalnızlık  3- resmi geliştirdim , dinleniyorum , sosyal hayatı elimden aldığı için sıkılıyorum

40-50 YAŞ ARASI GRUP

E: Sevdiklerini kaybetme korkusu bende baki koronanın buna katkısı az olmuştur. Beni konuyla ilgili en sıkan şey bu kontrol edilme hissi yani karantinada kalmak zorunda olmak mesela kalmayacağımdan değil ama zorunlu olarak hapsedilme fikri beni en rahatsız eden kısım. Gelecek kaygısı ekonomik sıkıntı yine zaten vardı. Kendim hastalanmaktan çok korkmuyorum. Normalde ölmekten de çok korkmam .  Ama canım için mücadele etme fikrinden korkuyorum elbet boğulmak zor.

Yine de tevekküllüyüm hayata karşı tevekkül ve ümitsizliğin ince çizgisi diyelim ama. Buna da beni korona getirdi diyemem

Başlarda çarpıntı oldu biraz ama geçti rahatladım biraz daha dediğim gibi başa gelen geldiği zaman çekilir şimdiden bunun için streslenmemin bana bir faydası yok. Önüne gelen dakikayı geldikçe yaşarım şu an herşey iyi dakikamı iyi değerlendirmeye bakıyım yapabileceklerim içersinde en beni iyi hissettireni seçiyim diyor çyle devam ediyorum. Elimden bir şey gelmediğine göre ve benim şu an yapacaklarım gelecek kaygıma pekte fayda edemeyeceğine göre sıkılmamı gerektirecek bir şey yok. Evde en çok çocukların birbiriyle ve bizle sürtüşmeleri yoruyor. Onun dışında bizim işler evden ilerleyen cins değil. O bakımdan bir dert yok ve yatılı kadın olduğundan yemek ve ev işleri de delirtmiyor çok şükür

  1. Ailecek çocuklarla 17:30-1800 hareket saati (just dance genelde) 18:00-18:30 okuma 18:30-1900 masa etrafında oyun saati yapmaya çalışıyoruz. Bu güZel bir aile toplanması oldu daha önce böyle vaktimiz olmuyordu. Ve çocuklar kendilerini oyalama hakkında daha yaratıcılaşmaya başladılar tablet dışında da oyunlar arttı hem bu oyun saatiyle hem genel. Ama yine ümitsizlik çizgime kayarsak. Ben insanların bundan sadece şu an bir şeyler öğrendiğini ve balık beyinleriyle pandemi sürecini hayat boyu sürecek gibi düşünmeleriyle akıllanma yaşadıklarını bu süreç geçtikten sonra bunun kısa süreliğine bir süre devam edip ardından yine her şeyin aynı şekle döneceğini düşünüyorum malesef. İnsanlar refahtayken hayat hep refah olacak pandemideyken de hep pandemi olacak sanıyor ve geleceği ona göre düşünüyor ama gelecek kendini çizecek ve yine bizim beklediğimizin dışında gelişecek.

B: 1. Benim corona virusunden dolayi yasadigim bir kaygi veya korku yok. Sevdiklerim de ben de, bu konuyu ilk gununden beri ciddiye aldigimiz icin, kendimizi korumaya aldik ve kurallara riayet ediyoruz. Bunca yil sonra tam zamaninda anavatana dönüs yaptigima seviniyorum.

Beni en cok dusunduren ama endiselendirmeyen konu; yeni dunya duzeni nasil olacak ve bu duzende bizim yerimiz neresi olacak? Gerek ülke olarak, gerekse bireysel olarak ustlenecegimiz rol ne olacak. Bu surecten herkes kendini iyilestirerek cikabilecek mi? Aslina bakarsan bu virus her ne kadar urkutucu de olsa, onun dunyaya iyi geldigini dusunuyorum. Hem dogaya fayda sagliyor, hem aile birliginin onemini anlatiyor, hem de benim gibi yalniz olanlara bireysellikten cikip, uzun zaman once unuttugumuz dayanisma duygusunu hatirlatiyor. Kapitalizmin sonuna gelindi ve artik sosyal bir duzene gecilecegine inaniyorum. Zenginle fakirin arasindaki bu ucurum kapanacak diye umit ediyorum🙏🏻

  1. Ben son 4 senedir yurtfışında tek basima yasiyordum ve ozellikle kis aylarini zaten ise gitmek disinda ayni bu sekilde geciriyordum. Dolayisiyla zorlandigim bir konu yok cunku benim icin degisen pek bir sey olmadi. Sadece 24 sene sonra aileme kavusmusken, 1km otemde olmalarina ragmen, onlarla gorusememek, onlara sarilamamak beni cok zorluyor. Cunku geri donus sebebim tamamiyle ailemdi.
  2. Bu surecte hayatimda yaptigim degisiklikler sadece gunluk yasamla alakali. Zaten home office calisiyordum. Sporumu sitenin salonunda ve acik havada yapiyordum. Evde kalmamiz cagrisi yapildiginda hemen organize olup, ihtiyacim olan spor aletlerini edinip, evimde bir duzen kurdum ve duzenli spor yapmaya devam ediyorum.

Bu donemde sosyal hayatin eksikliginden faydalanip, sadece sosyal icici oldugum sigarayi biraktim. Bol bol kitap okuyup, meditasyon yapiyorum ve acikcasi gayet mutluyum. Sosyal medya ve goruntulu konusma aplikasyonlari da, arkadaslarimla ve ailemle hasret gidermeme yardimci oluyor.

E: benim en buyuk korkum koronaya yakalanmak, annemin yakalanmasi … kendimin boyle panik olacagini tahmin etmezdim….bundan daha buyugu ise ulkenin gidisati fakir fukara, o yuzden 10 tl de var ise paylaşmak.. birlik olma tedbir alma yardim etme zamani.. Rabbimin sinavlarindan biri insanlara ….bakalim ona layik olabilecekmiyiz. Evde yogurt yaptım, direncimi yukseltecek gidalar yiyiyorum. korona saniyorum kendimi, atesim cikti saniyorum ve belki 8 kere ates olcuyorum, sigarayi birakmadim, deli gibi twitter okuyup tv seyrediyorum, kirletiyorum iyice kendimi.

E: 1.Öncelikle tabii ki kişisel sağlık. Daha sonra ilk olarak ekonomik ve sistemsel problemler. Ancak bunun zamanla farklı bir eleminasyon sağlayacağını ve sıkıntılı bir dönem (süresini kestirmiyorum) sonunda olumlu etkileri olacağını (insanlık ve dünya adın) düşünüyorum. (Her şerde bir hayır vardır, her gecenin sonu sabaha bağlanır) aileden büyüklerin sağlıklarını eklemek isterim. Aslında kendi sağlığımızdan daha çok büyüklerden korkuyoruz. Bu en büyük ve korku bu süreçteki.

  1. Günlük hayatımız 4 yıl önce şehirden taşınmamızla birlikte değişmişti. Şu anda da dışarı çıkma aktivitesi dışında hayatımızda neredeyse hiç değişiklik olmadı diyebilirim. Yemekleri zaten benim tariflerimle yardımcımız yapıyordu. Artık o yok o nedenle ben yapıyorum 😊 Temizliği iş bölümü ile eşimle birlikte yapıyoruz. Bunun dışında hayatımız normal seyrinde devam ediyor. Tek fark dışarı çıkmıyoruz.
  1. Harcamalarımızı kısıtladık. Haftada bir toplu alışveriş yaptığımızdan daha temkinli ve ihtiyaca yönelik alışveriş yapıyoruz. Tutumlu olmaya daha çok dikkat ediyoruz. Bunun dışında çok bir değişiklik yaşamadık.

B: şubat ayı ortasında işimden ayrıldım ve kendime bir yol çizmeye başladım; çocuklarla alakalı bir şeyler yapmak istediğimi farkettim ve online yaratıcı drama eğitmenliği eğitimine başladım hatta yarın sınavım var. Bu arada bir kolej ile görüşmüştüm belgemi aldıktan hemen sonra çocuklara birkaç etkinlik yapacaktım kızımın sınıfına.  Sonra hayatımıza haberlerden izlediğimiz corona girdi. Eşim neyse ki yurtdışından dönmüştü; kızım evde ve eğitimleri online devam etmeye başladı; anneler evden çıkamamaya başladı; temizliğe gelen bayan gelememeye başladı; eşim zatürreden sabıkalı olduğundan biz dahil 4 ailenin alışverişi bana kaldı. Kısaca işten ayrıldıktan sonra planlarım sekteye uğradı, hayat yavaşladı sanki ama aynı zamanda yoğun endişe ve zaman zaman pik yapan korkular başladı. Küçük bir çocuk olduğu için oldukça özenli davranılması gereken bir ortamda kendimizce süreci yönetip yorumlamaya çalışıyoruz. Ilk başta hissedilen yoğun merak ve haber ilgisi psikolojilerimizin olumsuz etkilenmeye başlamasını hissetmemiz üzerine normal hayatımızda neler yapıyor isek o tarafa odak sağlamaya çalışma, arkadaşlarla online görüşmelerde corona artık bir yere kadar muhabbet konusu; herkeste bir kabullenmislik endişe hakim herkesin anlayışı farklı çalışıyor. Kısaca biraz subjektif biraz objektif olmaya çalışarak günler geçiyor. Evet etkilenmemek mümkün değil bu durumdan; ama nasıl yönettiğin tamamen sana kalmış; biz açıkçası  bizi çok çok olumsuz etkilemesine izin vermemeye uğraşıyoruz. Hayat biraz yavaşladı belki ama düzelecek , seneye bu vakitler başka problemler olacağını düşünüyorum özellikle güven konusunda.

Y: Şu dönemde bende en çok kaygı yaratan, yönetimlerin her türlü ahlaktan ve insanı değerlerden yoksunluğu. Yalnızca Türkiye değil, bir çok ülke…… “herd immunity” stratejisi ile salgını ilk başta yönetmeye çalışan  İngiltere, İtalya’ya yardım etmeyen Avrupa, Avrupa Birliği denilen birliğin, birlik denen kavram ve değerlerle yakından uzaktan alakasının olmayışı, yönetimlerin umarsızlığı, cahilliği, Orta Asya’da 21. yy’da bilimi, gerçekleri inkar edenler, yasaklama getirenler….Türkiye’de bu kadar real bir tehdit varken, hala siyasi oyunlar, menfaatler, çıkarlar…inanılmaz baskılar, manipülasyonlar. Birçok devletin yönetimindeki insanları bu kadar gerçek bir felaket bile etkilemiyor. Gücün zehirini akıtmaya devam ediyorlar. İnanılır gibi değil. İnsanoğlu olarak nasıl bu kadar yanlış sistemler kurduğumuzu düşünüyorum ve bunların nasıl değişebileceğini. Dünya düzeni gerçekten çok yanlış. İnsanlığın çoğunluğunun zararına ve yalnızca çok küçük azınlıkların refahını sağlamak için kurgulanmış…. Evet bunları biliyorduk zaten ancak bu kadar küresel çapta yaşanan çok temel, en kıymetli şey olan “ can” konusunda, en temel gereklilik olan sağlık alanında bunu bütün çıplaklığı ile bu kadar kısa zamanda görmek insanın kaldırabileceğinin çok ötesinde kocaman bir kaya gibi üzerine oturuyor.

(2) Bu anlamda kendi durumumuzu, sahip olduğumuz şartlardan dolayı çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Karı koca emekliyiz. Çalışmıyor olmak, işveren ya da işçi olmamak bu durumda gerçekten olağanüstü bir lüks. Kızımın okulu online eğitimi çok iyi düzenledi. Onun eğitimi olabilecek en iyi kalitede devam ediyor. Dolayısıyla hayat düzenimizde eksilen, olumsuz olarak değişen bir şey yok. Her şeyi paylaşan, beraber sorumlulukları üstelenen bir aile olarak bu yeni düzene gayet iyi adapte olduk.

(3) Tabi ki sosyalleşememenin ve mobilasyonun azalması sonucu kısıtlı aktivitelerle hayat geçiyor. Ev merkezli bir yaşamda, daha sakin tempolu günler yaşıyoruz. Daha çok okuyoruz, daha çok birlikte birşeyler yapıyoruz. Kendimize daha iyi bakıyoruz.Biz zaten doğayla birlikte, doğanın düzeninin farkında ve ona uyumlu yaşayan insanlardık. Şimdi diğer insanlarında da bunun farkına vardığına ve yaşam alışkanlıklarının değişebileceği umut ediyorum.

N: Ev kuşuyum, evde vakit geçirmeyi severim, çok zorlanmadım. Eczane ve market alışverişi dışında çıkmıyorum. İlaç kullandığım için hassas sınıftayım. Evde yeni bir düzen kurduk, 3 öğün yemek yapılması, sürekli çamaşır yıkanması gibi…Sevdiklerimle görüşememek zorlayıcı oluyor, herkesle kapıdan, balkondan haberleşiyorum. Ailece birlikte olmak çok güzel ancak evin içinde yalnız vakit geçirmek te gerekiyor, herkesin buna ihtiyacı var. İşlerimizi online yürütmeye gayret ediyoruz. Kızımız online eğitim görüyor. Uyum sağlamaya çalışıyoruz, teknolojiyi pek sevmiyorum ancak öğreniyorum, yapmak zorundayım. Ekstra efor sarf ediyorum, bu sebeple kendimi zihinsel olarak yorgun hissediyorum.

A: 1- nerden hissediyorum -sağlık!  sağlıklı ve kayıpsız geçer ise bu süreç sonrası yeni düzenin getirileriyle ve bizim buna bakışımızla şekillenecek diye düşünüyorum ( sağlıkta annemin hastalığının döngüsünü üstlenme kaygısı ve bu düşünce gelince düşünce ile çağırma kaygısı gibi karmaşık bir döngü) ben hastalanırsam kontrol benden gider korkusu. Ben sağlam olmalı onları korumalıyım duygusu  2- evdekiler ile sınır belirlemede zorlanıyorum . Kendimi hala herkese yetişmek ve mükemmel olmak zorunda hissediyorum . Pilim bitmeden yardım istemeyi beceremiyorum .  3- bireysellikten bütüne bakabilir olma adına adımlar atılması , sadece kendimizi değil kendimiz kadar karışımızdaki bireyleri ( canlıları ) düşünebilir olmak . En ilginç olanı haberlere kapılıp kaygıya yenilmezsem içimde değişime şahit olan bir nesil olduğumuz ve herşeyin gerçekten güzel olacağına dair bir inanç var . Şu süreçte gelecek olana hazırlanıyoruz bir kış uykusu ya da hazırlanma süreci gibi geliyor çoğu zaman bana . Kendimdeki değişim ev , hayat genel anlamda herşey adına sadeleşmeyi deneyimlemek , olmazsa olmazların şımarıklığından çıkmak ve sanırım kendime ve eşime daha fazla katlanabilir olmak

B: Biz ailece evde olmaktan mutluyuz , çocuklar öğlen 1-2 ye kadar uzaktan eğitimlerini alıyorlar , istediğimiz yemekleri yapıyoruz hep birlikte , sitede bisiklete biniyor veye yürüyüş yapıyoruz . Tavla, Yen’i, monopoly , okey oynuyoruz. Ben en çok aile büyüklerimizi düşünüyorum , ayrıca yüksek  tansiyonu olanlarımız var. Sağlık kaygıları dışında yönetimsel uygulamalarda hepimizin bildiği istismarları gördükçe diyorum ki   Hiç bir şey değişmeyecek, insanda ahlak , vicdan  olmadıkça bizde aynı işler, rüşvet, adam kayırma, yalakalık, din istismarı, beceriksizlik devam eder. Aynen şöyle hissediyorum ;

A: Biz özel sektörde ve evden çalışıyoruz. bulaşma konusunda sanki daha az tedirginim. Evdeyiz ve alış veriş sonrası dikkat etmeye çalışıyoruz. Ancak işlerin daha ne kadar böyle gidebileceğini düşünüyorum hep. İşimizin garantisinin olmayışı kaygısı. Özellikle eğitim fiyatları, çocuğumuz ile ilgili gelecek endişesi yaşamamıza sebep oluyor.Bu dönemde hepimize sağlık ve sabır diliyorum. Herşey öyle böyle aşılır tabi. Huzurlu ortamlar diliyorum.

Ç: Gelecek kaygısını biraz daha fazla yaşıyorum. Bir çay ocagimiz ve bir de lokal cafesi işletiyorduk. Her ikisi de kapandi. Ne ilacak nasıl olacak bilmiyorum. Aslinda başta bu kadar endişem yoktu. Ama sonunu gorememek ne zaman bitecegini bilememek beni korkutuyor. Bir endişem de oğlumla. 8 yaşında. İçinde kendi dunyasinda ne yasiyor pek bilemiyorum. Korkuyorum diyor kafasını camdan bile çıkarmıyor. Uyku düzeni değişti. yalnız yatmak istemiyor. Ve her sabah içinde korona olan rüya dinliyorum. Allah cocuklarimizi bizsiz bırakmasın. Bunu dışında kendimle ilgili hiçbir şeye vakit bulamıyorum temizlik, yemek, uzaktan eğitim, oyun saati derken, eline kitap alamayan mutsuzlardan biri de benim. Tıpkı sizler gibi bayanlar. Ama eşi işe gidenler pek şanslı. Biz evde hepimiz birbirimize çarpiyoruz. Günümüz günümüze uymuyor.

M: ben salıya kadar 15 gün iyi idare ettim ama sonrasında nasıl edeceğim diye sıkıntılara girdim . Fakat dün yakın çevremden bir iki haber alınca akşam bir toparladım bugün yeni bir güne başlamaya karar verdim . Şimdi benim en büyük korkum taşıyıcı olmak , eşim işe gidip geliyor , eve  gelince strese giriyorum ,alışverişe gidiyordum onu da bıraktım. Şu an ekonomik kaygım yok , şanslı buluyorum kendimi , başımın üstünde evim var , yemeğim , elektriğim , suyum var diye düşünüyorum ve şu an  paylaşmaktan yanayım , kardeşimde , eşimde şu an eleman azalttılar , herkesin maaşları ödenecek ama bu da nereye kadar bilemem. Eğitim , oğlum bu sene lise hazırlık , şimdilik iyi gidiyor ama benim için arka planda kalıyor , çünkü benim için sadece ruh ve beden sağlığı önemli. Günlük hayatta en çok devamlı temizlik  yapmak isteği beni yoruyor , takıntıya dönecek diye çok korkuyorum . Hissiyatım , kaygılıyım , umutluyum , yeni bir düzen olacak bunu biliyorum ve kendimi hazırlamaya çalışıyorum . Bu süreç bana sadece temizlik ustalığı , deterjan uzmanlığı ve gurmelik kattı . Haftada iki gün tiyatro kursum vardı , iki gün de ezber çalışıyordum , daha çok okuyordum , şu ana dek bir kitap almadım elime , konsantre olamıyorum . Kıssadan hisse , domino etkisi , herkes , herşey birbirinden etkilenecek , hakkımızda hayırlısı olsun , eksilmeden bitirelim bu süreci.

B: bu hastalıkla sevdiklerimi kaybetme korkusu tavan yaptı. Annem izmir de tek, ona bir şey olursa? Eşim sigara içiyor hala!!! Ve işe gidip geliyor. Kızım 6 yaşında. Evde her şey steril olsun çabası, sürekli temizlik, akşam işten gelem eşim hastalandı mı korkusu.

Evde travma yaratmadan bu çocuk nasıl büyüyecek, daralması, 7 gününü dışarıda aktif geçirirken evde sürekli aynı sorular, gidemez miyiz, yapamaz mıyız. Sürekli sağlıklı beslenmeleri için yemek yemek, yemek yapmak,  kahvemi bile sakince içememek, kitap bir sayfa bile okumamış olmak, Tek korkum kızımın tek kalması, eşimi kaybetmek, annemi kaybetmek, sürekli kabus görmek,

Ve yine hiç bir şey yokmuş, her şey yolundaymış  gibi rol yapmak… süreç rol yapmak üzerine. 17 yaşından beri sigara içen bir arkadaşım sigarayı bıraktı, bu virüs beni korkuttu diyerek.

O: Ben bir anne olarak kaygılanıyorum en çok, çocuklara evde kim bakar?? Eşim de çalışıyor, annemler İstanbul’da ve zaten 65 yaş üzeri vs. Ben de bunalma sıkıntı vs yok henüz, sitede oturuyoruz, çocuklar bahçede oynayabiliyor, iş yapmayı artık terapi gibi görmeye çalışıyorum… bir de çok yakın zamana kadar yoğun bir işim vardı, evde yatılı bakıcımız, mutfak vs bana çok uzaktı… bu olay da bana güzel bir eğitim, eksik yanlarım tamamlanıyormuş gibi… Çoğu insanın aksine eskiden daha çok kitap okurken, şimdi elime alamıyorum bir türlü, hop sabah olmuş hop akşam…

Adını bilemedim bu hissin, ev eskisi gibi temiz olsun, çocuklar dersinden eksik kalmasın, yani herşeye yetişmeye çalışmak, düzen bozulmasın, eğer bir şey aksarsa görevimi tam yapmamış gibi hissetmek vs. Benim de ben bu kadar dikkat ederken mesela metinin işe gidip izolasyonu altüst etmesi deli ediyor, ama yapacak birşey yok , bir sürü ailenin ekmek parası gelmek zorunda, gittiği yere kadar

K: 1. Sosyal hayattan ve güzel insanlardan mahrum kalma ve mecburi evde kalma durumu nedeniyle ciddi bir sıkkınlık hali yani gidip geliyor tabi her gün sıkılmıyoruz çok şükür halimize insanlar neler yaşıyor ama bir anda hayatımız değişti  2.İşe de ciddi etkisi oldu muhakkak gerçi o da şu anda mevcut duruma göre fena gitmiyor ama kafamda bu durum ne kadar devam edecek ve benim şirketime bu süreç nasıl etki edecek kaygısı var. Toparlamak gerekirse his olarak 1. Sıkılma 2.Kaygı hali

B: İşimiz gereği hergün düzenli işe gitmek durumundayız ve de günde minumum 20 hasta ile muhatap oluyoruz. Eşimle en Büyük korkumuz oğlumun annesiz ve babasız büyüme ihtimali. Hem psikolojik hem de eğitim anlamında çöküş demek onun içinde çünkü Almanya’da başka yakınımız yok. Türkiye’de ise uyum sorunu üstüne .Eğitim konusunda çocukların hayatından bir süre eğitimin kalmasını önemsenecek bir şey olarak görmüyorum, kaliteli öz eğitim ile açıklar kapanır.

İkinci önemli konu iş, sorumlu olduğun kişilere karşı (çalışanlar ) ödevlerimiz var , herkesin ailesi var , ne kadar işsizlik maaşı olsa da , İkinci önemli konu iş, sorumlu olduğun kişilere karşı (çalışanlar ) ödevlerimiz var , herkesin ailesi var , ne kadar işsizlik maaşı olsa da ..

Sevenlerimize bir şey olması durumunda , onların yanında olamamak , uzakta olmak çok sinir bozucu. Evde oturmak şu ara iyi bile geldi evde yapılacak. iteledim bir çok şey vardı. Problemlerden biri canım ellerim yıkamaktan ve de dezenfektandan yıprandı.

S: 1) ailemden birini kaybetmek & birde dunyanin eski haline gelememesi ozgurce istedigin yere gidememek  2) asiri is yuku ve bunun yarattigi stres. Birde bu stres bagisikligimi dusuruyor mu endişesi  3) full evde olmama ragmen yorgun hissediyorum , kafam hep dolu . Sigarayi birakmaya calisiyorum. Bu da olumlu tarafi .Vitamin almaya basladim duzenli .. telefonda aile ve arkadaslarla daha sık konuşmaya başladım

S: 1-biz kendi tedbirimizi alıyoruz, sorumluluğumuzu bilip, kurallara uyuyor, sağlığımıza dikkat edip, hastaneleri boşu boşuna meşgul etmeden hayata devam etmeye çalışıyoruz. Tehdit olarak tedbir almayan insanları düşünüyoruz, hiç salgın yokmuşcasına hayatına devam edenleri tehdit olarak görüyoruz. 2- aşırı iş yükü, belirsizliği yönetmek:) 3-ailece daha çok birbirimize kenetlendik, yavaşladık, daha az insan sokaklarda, trafik çok az ve sokaklar sessiz, bunlar bize iyi geldi:) Daha çok hayata dair düşünme fırsatını buluyoruz…

B: 1. Covid-19’a karşı en buyuk endişe sevdiklerimiz için oluyor. Zaten kimseyle temas kurmuyor, dışarı çıkmıyor her duruma dikkat ediyoruz sadece alışveriş endişelendiriyor. En iyi şekilde tedbirlerimizle çözüyoruz.

  1. Benim hayatım yaşadığım sağlık problemi sebebiyle ( solunum cihazıyla yaşadığım için) 2 yıldır evde geçtiğinden açıkçası bu süreçte çok çok zorlandığımız bir konu yok. Zamanla her şey rayına oturuyor ve hayatınızı bu uyuma sağlamak zorunda kalıyorsunuz.

Bu süreçte en zorlandığımız konu sevdiklerimizi görememek,  onlar için endiselenmek, sahile bile cikamamak ve zaten kendim de çok riskli grupta olduğumdan mecburen almak zorunda olduğumuz illa ki alışveriş gibi durumlara bile kontrollü şekilde yaklaşmak zorunda olmak ve sürekli daha da hijyenik daha da dikkatli olmaya çalışmak. Çok riskli grupta olmak sizi daha paranoyak hale getirebilir. Biz de yeterince dikkat etmeye çalıştığımızdan bu süreci kontrollü atlatmaya uğraşıyoruz. Kendinizi doğru izole ettiğiniz de aslında zamanla o kadar da korkacak bir şeyin olmadığını farkediyorsunuz ki benim hayatım zaten normal bir dışarı çıkarken bile enfeksiyona karşı tüm önlemleri alıp gittiğim yerden kullandığım şeylere kadar  dezenfekte olmasına dikkat ettiğimizden bu sürece çok alışığız.

  1. Günlük hayatımda sadece daha tedbirli olmak haricinde pek bir şey değişmedi. Benim gbi bağışıklık sistemi zayıf ve enfeksiyon riski taşıyan her insan zaten şuan dünyanın yaşadığı sıkıntıları yaşıyordu. Hayat herkese bu süreci bu kadar ağır bir şekilde öğrettiği için aslında üzgünüm.

Lakin yine de herkes hayatta ki asıl değerleri öğrenmeye başladığı için bu süreçte benim gbi insanların neler yaşadığıni biraz olsun anlamaya başlayan insanların empati yapmayi öğrendiklerine dair aldığım mesajlar mutlu ediyor diyebilirim.

Ben de yaşadığım riske karşı daha olumlu yaklaşmaya çalışarak çevreme arkadaşlarıma yaşadıklarımi anlatarak onların daha rahat atlatmalari için uğraşırken aslında mutlu olduğumu farkettim destek olmak, karşınızdakini anlayarak onun için durumu daha kabullenir hale getirmek çok güzel bir duygu. Mesela bir arkadaşımla telefonumuzda ki haber uygulamalarini sildik bugün ne olmuş kim ne tedbir almis hangi ülkede kaç kişi ölmüş kaç kişi hastane de ne kadar insan enfekte dakika başı son dakika haberleri olarak yukarıdan gelen bildirimleri görmemek daha iyi hissettiriyor. Çünkü sürekli sosyal medya da televizyonlar da her kanal sadece önlemler gelişme sonuç içeren sürekli tekrar haberler izlemek daha çok endişeye sürüklüyor özellikle riskli gruplar da panik atak krizlerine kadar gidebiliyor. Instagram’da ki butun bildirimleri de kapattık bu sayede surekli girme isteği uyandirmiyor ve covid 19 paylaşımları görmüyoruz ve ben bunları yaptigimdan beri daha stressiz yaşıyorum.

K: 1. covid-19 en çok sevdiklerimiz için endişelendiriyor.

Ve her gün olmasa da tabi kide yapmak zorunda olduğum alışveriş. Onu da sık değiştirilen eldiven ve maske. Alınan ürünleri havalandırma ve paketli ürünleri dezenfekte etme diğerlerini de yıkama işlemiyle halledip elleri de doğru şekilde yıkayarak olabildiğince doğru yönetmeye çalışıyorum.

  1. Kızımın yaşadığı sıkıntıları nedeniyle bizim hayatımız her yönden rutin gidiyor. Bu süreç bizi daha tedbirli olmak haricinde zorlamıyor. Zaten 2 yıldır biz bunları aşmaya hayatımızı yaşadığımız zorluklara rağmen daha olumlu daha keyifli devam ettirmeye çalışıyoruz. Her gün ne yapıyorsak aynısı. Kızımın sağlığı için rahat etmesi kendini daha iyi hissetmesi için yapılması gerekenleri yapıyor daha stressiz atlatmaya çalışıyorum. Başta biraz panik yapsakta izole olan hayatımız biraz daha izole diyebilirim. Tek bir konu bugünü daha nasıl verimli geçirsek neler yapsak diye düşünmek zorluyor.
  2. Hayatımda değiştirdiğim tek şey medikal anlamda bu süreci daha dogru nasıl sağlayabilirim ? Acil bir durumda ne yapabiliriz ? Gibi sağlık önlemleri oldu. Diğer bir değişimde artık kızımın sürekli covid -19 ile ilgili gece gündüz devam eden haberleri programlari hayatımızdan çıkarmak oldu.

Kızımla bizim için ne zaman geçeceği belli olmayan bu sağlık sürecinde aslında sizi anlıyoruz diyen insanların biz şimdi anlıyoruz sizi demeye başlamaları aslında anlatamadigimiz hissettirmek istemediğimiz duyguları kendilerinin anlıyor olmalari ve bunun üzerine konuşuyor olmak güzel. Aslinda insanlık için çok zor bir süreç olsa da biz artık alıştığımızdan zaten şunu da yapamiyorduk zaten soğuk dışarı cikamiyorduk işte biz zaten sahile çıkmak için bile yaz ayını bekliyorduk gibi olumlamalar yaparak rahat geçiriyoruz. Evimize normal zamanda da kalabalık kabul edemiyor, sevdiklerimiz geldiğinde sürekli temas edemiyorduk…Bu sureci rahat geçiriyor olmak güzel.

Ö: ilk oldugu andan itibaren beni dusunduren tabi ki ailem ve sevdiklerimi kaybetme korkusu oldu… ama daha once tam hayatimin pick noktasinda 33 yasimda hayat arkadasimi kaybetmis bi insan olarak dusundugum zaman, kaybetmenin o kadar da korkunc olmadigini farkediyorum., yikilmadim ayaktayim ☺ bu duygu daha once de gelmisti, ilk defa bunla beraber gelmedi aslinda… kendimle alakali hic bi suphem olmadi, cunku ölümden hic korkmayan bi insanim (acili ve izdirap cekecek sekilde olmadigi taktirde tabi ki) ölümden sonraki hayatin buradan daha iyi oldugunu deneyimlerim kaynakli birebir biliyorum… bi de zaten ölümün insanoglunun zannettigi sekilde olmadigini ve aslinda sadece boyut degistigini de bildigimden ölümden hic korkum yok, gidene kolay, kalana zor… sonuc olarak ilk duydugumdaki endisem birkac gun sonra mantikli dusundugum zaman gecti…  cunku zaten basimiza gelmis bi kere, bunu kabullenmekten baska caremiz yok! gelecegi dusunup endiselendikce elime ne geciyo? kendimi yipratan sinir bozuklugundan baska hic bisey… e o zmn bunu kabullenirsem enjoy etme kismina geciyorum, nedir bu? evdeyken ne yapabilirim? cooookkkk uzun zamandir hep istedigim kendime daha fazla vakit ayirmak, kendimi dinlemek, nefes/meditasyon gibi egzersizler yapmak vs vs…. bi de uzuuunnn zamandir sigarayi birakmak istiodum, e bundan daha iyi firsat olabilir mi? aslinda uzun zamandir yapmak istedigim seyler onume patir patir dustu bu olayla 😊 kendimi sigarayi birakmis ve kendimle cok daha ilgileniyor sekilde buldum, bu yuzden cokkk mutluyum… 🙏  kendimi ve cevremi koruma altina alan ve hergun tesekkur eden bi insanim (coookkk uzun zamandir) benim dualarim bu sekilde… onun da ne kadar dogru olmus oldugunu gordum. daha da sukrediyorum suanda… uzun zamandir bagisiklik sistemimi duzeltmeye calisiyorum, e bi baktim onu da ztn iyi ki yapiyomusum, aslinda ben buna hazirlaniyomusum kendimi caktirmadan… olaylar olduktan snr hep bunu goruyorum, kendimi hep hazirliyomusum basima geleceklere… aslinda biliyoruz ya herseyi… bi bakiyorum ztn hep hazirliktayim 😄

herkes gibi ekonomiyi ve isimizi de dusundum tabi ki, bitek bizim diil dunyanin problemi bu, bi sekilde cozulecek o da, dunyaca bu durumdayiz.

cocuklugumdan beri savundugum ve babama sordugum karinca hikayem vardir… babama derdim ki “karincalar bu kadar kucuk, bizi hic farkinda bile diiller, belki onlarin uzerine basip onlari oldurmemiz onlarin kendi caplarindaki trafik kazalari… bizim de aklimiz yetmiyo ve biz de belki karincalar gibiyiz ve bilemedigimiz bizden yuce birseyler var bizi yoneten…“ bunu hep babama sorardim cocuklugumdan beri, e noldu simdi? komplo teorileri vsler cikti piyasaya, bi baktim ki cocuklugumdan beri kendimce savundugum ve kafamdaki soru isaretlerim onaylaniyo yine teker teker 🧐

beni bu surecte en cokk zorlayan sey marketten gelen sebze meyve ve aldiklarimizi temizleme ve onun stresi oldu 😄 tam torbayi tutuyorum, elimi farketmeden yuzume goturuyorum, fato kiyameti kopariyo “elinin yuzunde ne isi var? elleme yuzunu” diye… kasinmayan heryerimin kasinasi tutuyo o sirada … ulan biz elimiz dursa gotumuz durmayan bi tipiz, alisik degiliz, valla beni en cok market temizligi zorladi, ev temizligi fln hikaye bnm icin… yok torbayi disarda 1 gun beklet, yok aldigin torbayi cope at, aman elinle baska yeri elliyim deme, git devamli ellerin kirec olana kadar yika, onu tuttum buna mi bulasti, bunu tuttum ona mi bulasti? ben en cok bunda zorlandim valla ne diyim? haaaa bi de anneme laf anlatmaya calismakta zorlandim. “seni opmememiz lzm” diyorum, annemden evlatlarim beni opmezse affetmem olene kadarlar, kusmeler vs. “opme kimseyi sakin” dedikce garsonlara kadar gozumun onunde opmeler, isyanlar, kabul etmemeler vs vs 🤯 sacimi basimi nasil yoldugumu tahmin ediyosundur hrld…

milletin simarikca “offf cokkk sikildim, offf dayanamiyorumlarina” agzim acik bakiyorum, cunku sen evinde tv karsisinda, bi elinde kumanda, diger elinde tel ile otururken digerleri hastane koridorlarinda bogularak ölüyo, iste beni en cok sasirtan ve uzen insanlarin bu haldeyken bile hala “offff bunaldim” diye insatgrama büzük dudakli selfie fotolari koymasi ve hala mesafemi koruyorum diyerek evinde  10 gun oturamadan milletle sosyallesiyo olmasi….valla sonu ne olur bilmiyorum ama hicbiseyin artik eskisi gibi olmayacagini cok iyi biliyorum. insallah herkes kendine bundan biseyler cikartir da butun bu cekilenler bi ise yarar… hersey olmasi gerektigi gibi oluyor.

T: Kendim için endişelenmiyorum, çocuğum ve yaşlı büyüklerimizin zarar görmesi ve benim onlara bulaştırma korkum var. En ufak bir öksürük aksırıkta tedirgin oluyorum.

İşimi arazide takip edebiliyorum, hapis kalmadım, ncak yalnızlaştık, zaruri görüşmeler yapıyorum. Ailemle ilişkilerim daha iyi oldu, günde 3 kez arar oldum.

Medyayı az takip ediyorum, netflix açıyorum, dışarıdan gelir gelmez soyunup duşa giriyorum, evin içine öyle geçiyorum.

 

gestalt içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Ve insanlar evde kaldılar…

cesme2019

Ve insanlar evde kaldılar
kitap okudular ve dinlediler.
dinlendiler, egzersiz yaptılar,
sanat yaptılar, oyun oynadılar
ve yeni varoluş yollarını öğrendiler,

durdular

daha derinden dinlediler,
biri meditasyon yaptı,
biri dua etti,
biri dans etti,
diğeri kendi gölgesini keşfetti,

insanların düşünceleri değişti,

iyileştiler.

cahilce, tehlikeli, anlamsız ve vicdansızca yaşayan insanların yokluğunda,
dünya iyileşmeye başladı.

ve tehlike sona erdiğinde insanlar ölüleri için ağladılar
ve yeni kararlar aldılar,
yeni bir dünya hayal ettiler,
yeni yaşam biçimleri yarattılar,
Dünyayı tamamen iyileştirdiler,

Tıpkı kendilerini iyileştirdikleri gibi…

Kitty O’Meara

 

ORIJINAL ŞİİR

And the people stayed home.

And read books, and listened, and rested, and exercised, and made art, and played games, and learned new ways of being, and were still.

And listened more deeply. Some meditated, some prayed, some danced.
Some met their shadows.
And the people began to think differently.
And the people healed.

And, in the absence of people living in ignorant, dangerous, mindless, and heartless ways, the earth began to heal.
And when the danger passed, and the people joined together again, they grieved their losses,

and made new choices,

and dreamed new images,

and created new ways to live

and heal the earth fully,

as they had been healed.

Kitty O’Meara

Covid-19 içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Gestalt bakış açısından corona virüsü

hanna-nita  2010 senesinden beri öğrencisi olduğum değerli gestalt hocam klinik psikolog, gestalt terapisti Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile yaptığımız grup online toplantısında corona virüsünü, anlamını ve hayatımıza yansımalarını çalıştık. Hocamın izni ile bu çalışmanın notlarını paylaşıyorum. Bu izni verdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.

Gestalt bakış açısından ne yaşıyorsak, bu bizim kendimizle ilişkimizin aynasıdır. Kendimizle ilişki bireysel düzeyde olabilir, alt gruplar düzeyinde olabilir, büyük gruplar düzeyinde olabilir ve bütün dünya düzeyinde olabilir. Korona virüsü şu anda dünyayı etkiliyor. Hasta olanlara şifa, yaşamlarını kaybetmiş olanlara rahmet dileyerek bu durumun Gestalt bakış açısından ne mesaj barındırabiliyor olacağına odaklanalım.

Gestalt bakış açısından semptom, mesaj barındıran ulaktır, habercidir. Semptom şekildir. Semptom belirgin olandır. Mana değildir. Ne yaşıyoruz? Ona bakalım…

Şuradan gidelim; virüsü almış olan kişi ne yaşıyor? Virüs solunum sistemine saldırıyor. Teorik olarak, karşılaştığım olgu benim kendimle ilişkimin aynası ise:

  • Ben kendime nefes aldırtmadım, ben kendimi boğdum (günlük koşturmalar, iş, sorumluluklar, beklentiler vs). Kendimle ilişkimde kendime nasıl davranmış olduğumu aynalıyor (varoluşçu yaklaşımda EIGENWELT, kendimle ilişki dünyam)
  • Diğerleri ile ilişki alanında ne yaptım? Sosyal yazılımlarla kendimi boğdum (ait olmalıyım, sevilmeli-onaylanmalı, kabul görmeliyim, ayıp olur vs) Diğerleri ile ilişkimde nasıl davrandığımı aynalıyor (varoluşçu yaklaşımda MITWELT, diğerleri ile ilişki dünyam)
  • Doğa ile ilişki alanında ne yaptım? Doğaya nefes aldırmadığım kesin. Havayı, denizi, çevremi kirlettim, inşaatlarla, atıklarla talan ettim. Kendi doğamla ilişkide ne yaptım? Besin değeri olan şeyler yemedim, spor yapmadım, beden sağlığıma dikkat etmedim, bedenime gereken özeni, saygıyı göstermedim (varoluşçu yaklaşımda UMWELT, doğa ile ilişki dünyam).
  • Maneviyatımla ilgili ne yaptım? Hayat nedir? Yaşam nedir? Hayatta esas olan nedir gibi temel sorulara verdiğim yanıtlar ne? (varoluşçu anlamda UBERWELT, tinsel dünyam)

Bu virüs “çok bilge”. Bizi kendimize getirdi. İnsanlara dedi ki:

  • İyi beslen! Meyve, sebze ye, vitamin al. Bunun için virüs mü gerekiyordu? Bu normal yaşam stili olmalı, öyle değil mi?
  • Ellerini sık sık yıka! Ayakkabılarla eve girme! Bunun için virüs mü gerekiyordu? Bu zaten uygulanması gereken davranış değil midir?
  • Ailene önem ver. Bunun için virüs mü gerekiyordu? Dürüstçe kendimize soralım, son 1 yıl içinde ailemizle ne kadar kaliteli zaman geçirdik? Şimdi, en çok ihmal ettiklerimize mecburuz.

Değer yargısı açısından zihinsel anlamda bu bilge virüs şöyle bir şey yaptı: Sen tek başına bir bütünsün. Ama bu tek başına bir bütün olma deneyiminde çok arsız oldun. O kadar arsız oldun ki daha büyük bir bütünün parçası olduğunu unuttun. Bu virüs öyle bilge ki, bakın nasıl öğretiyor bunu: Hepimizin iyi olması hepimize bağlı, “ben sokağa çıkarsam bana bir şey olmaz” değil, sana olmasa da çevrene olabilir. Dolayısı ile sevdiklerini korumak için SEN DE karantinada olmak zorundasın. Yani kendini bütün sanan parçalara “sen biraz parça olduğunu hatırla” demeye başladı. Hepimiz kendi içimizde bütünüz, ancak aynı zamanda bizden daha büyük bir bütünün de parçasıyız. Bu gerçeği unuttu dünya, hem bireysel anlamda unuttu, hem de sanat-etik ve bilimin birbirinden ayrılıp bunların kendi içlerinde saltanat ilan etmeleri açısından da birliktelik unutuldu. Örnek verirsek: Ekonomi sadece kendisini düşünerek, mesela silah üreterek doğayı unuttu. Tarımda ekebileceğimiz şeylerin GDO’su ile oynayarak para kazanma uğruna doğayı bozdu. Tavuklar 24 saat içinde 2 kez yumurtlar oldular. Biz kim olduğumuzu zannediyoruz? Ne olduğumuzu zannediyoruz? O kadar arsız bir yere gidildi ki parçalar kendilerini bütün zannetti.

Bilmenin 3 yolu var:

  1. Eye of flesh; Bilim somut bilmekle ilgili, gözle görülür, ölçülür şeyler.
  2. Eye of mind; bu böyleyse bu da böyle olur şeklinde, çıkarsama yaparak.
  3. Eye of contemplation (tefekkür gözü); bu bilge virüs üstteki 2 bilme yoluna ek olarak, dünyayı eye of comtemplationa taşımaya çalışıyor. Böylelikle UMWELT, MITWELT ve EIGENWELT yine birleşecek. Güzel olan, iyi olan, doğru olan yine bir bütünün farklı parçaları olacak.

Gestalt açısından düşünürsek, dünyaya geldiğimizde bütünlüğümüzün farkında olmayız, hem hümanist hem varoluşçu bakış açısı bunu söyler. Bütün olduğumuzun farkına varmak için önce parçalara ayrışmamız lazım. Parçaların temas sınırları yeterince belirgin olduğunda parçalar tekrar bir araya gelip doygun temas yaşayabilirler. Günümüzde bu parçalar çok fazla belirginleşti, artık bunların bir araya gelme zamanı geldi. Bunların bir araya gelmesi için bu virüs gibi çok güçlü, görülmez ama etkileri inanılmaz görünür olan; minicik, gözle görülemeyen ama etkileri kocaman olan bir olgu ile karşı karşıyayız. Bunu tek başına bilimle çözemeyiz, bunu tel başına zihinle çözemeyiz. Bunun barındırdığı manaya ulaşabilmenin yolu tefekkürden (eye of contemplation) geçiyor.

Bilim de sanat ta ahlak ta, üçü de eşit uzaklıkta olacağımız şeyler. Biri diğerinden daha önemli, daha değerli değil. Dünyada bilime o kadar önem verildi ki bilimin antenlerinin algılayamayacağı boyuttaki gerçeklikler göz ardı edildi. Şimdi bu korona virüsün barındırdığı anlam sadece bilimle açıklanamıyor. Eye of flesh veya eye of mind ile açıklanabilecek bir çerçeve içerisine girmiyor.

Her zorlanma bir mesaj barındırır. Ona farkındalıkla eğilmek lazım ki mesajı duyabilelim. Aceleye, paniğe gerek yok, bu bilge virüs acı, korku, kaygı, çaresizlik ve öfke doğurdu, doğru. Gestalt bakış açısından bakarsak korku, kaygı, çaresizlik ve öfke transformasyona davetiyedir. Korkuya, çaresizliğe, öfkeye veya kaygıya odaklanarak virüsün barındırdığı mesaj duyulamaz. Korku, acı, öfke ve çaresizlik  değişime davetiyedir, çağrıdır. Esas, şeklin ardındadır. Esas, maddede değil manadadır. O mana bize kimse tarafından gösterilmeyecektir, verilemeyecektir. Her birimiz kendi yolculuğumuza tek başımıza cesaretle, sorumluluğunu alıp sonuçlarına da katlanarak çıkmakla yükümlüyüz. Çağrı, bu yola baş koymanın çağrısıdır. İşte bu nokta kaçındığımız nokta. Bu nokta kendimizi işe boğduğumuz, yapmam gereken şeyler var diyerek esas yapılması gereken şeyden kendimizi alıkoyduğumuz nokta. Ziyanı yok, aceleye gerek yok. En sonunda hepimiz iç yolculuğumuza, kendimizle temas ederek bütüne ulaşma yoluna baş koyacağız.

Maddede tezahür etmeden öğrenmek nasip olsun“. Bunun için çalışmamız lazım. Nereden başlayacağız? Yine Gestalt metodolojisinden:

  • Boşluk bırakalım
  • Bu durumun bizdeki etkisine odaklanalım. Bu etkiyi en somut hali ile nasıl tanımlayabiliriz? Virüsün benim için temsil ettiği tehdit nedir?

Tehtidi nereden algılıyoruz? Fiziksel mi? Duygusal mı? Zihinsel mi? Tinsel mi? Bunun ne önemi var diyeceksiniz? Tehdidi nereden algılıyorsam bitmemiş meselem oradadır. Tehdidi “sevdiklerimi kaybetmek” olarak algılıyorsam Mitwelt’te bitmemiş meselem vardır. Bitmemiş mesele şu demek: Orada ne ile özdeşleşmişsem ondan farklılaşıp onu kapsayamamışım demektir. Ken Wilber der ki: “Özdeşleştiğimiz her şeyin içine ölebiliyor olmamız lazım”. O şu demek: Gündelik yaşamdaki rolüm her ne ise (falancanın kızı, falancanın eşi, falancanın ebeveyni), bu, vazgeçemeyeceğim bir özdeşleşme nesnesi olmamalı. Vazgeçebiliyor olmam lazım. Yanlış anlaşılmasın, eşler, çocuklar, ana ve babalar bizim için bir şey ifade etmesin denmek istenmiyor. Bu rollerin hepsi şüphesiz bizim için değerli. O başka bir şey, fakat onsuz yapamama olmamalı. Vaz geçemeyeceğim ne varsa kendimi onun hapsinde tutarım.

Tehdidi algıladığım alan ne ise onunla çalışmam lazım. Sevdiğim insanı kaybetme düşüncesinde bedenimde ne oluyor? Önce bunu tanımlamalıyım. Sonra 1.tekil şahısta konuştururum. Ondan sonra çağrışımlarıma izin veririm. Bedenim beni “suç mahalline” taşıyacaktır. Belki bir kerede olmayacaktır bu. Ama yeterince sabredersem suç mahalline gidebilirim. O suç mahalline gittiğimde muhtemelen kendi çocukluk versiyonumla karşılaşırım. Şu anda deneyimlemekte olduğum korku, acı, öfke veya çaresizlik yetişkin bana ait değildir. İçimde barındırdığım “küçük bana” aittir. O korkuyu küçük ben olarak, yetişkinime anlatırım. Ben annemi, babamı, kardeşimi kaybetmekten korkuyorum…vs…Sonra yetişkinimle o içimdeki küçük çocuğu o zamanki çocuk olarak anne-babamdan neyi görmeye ihtiyacım vardıysa ve alamadıysam, şimdi bunları yetişkin olarak içimdeki çocuğa sunarım, veririm. Ondan sonraki adım, bu korku ya da kaygı benim çocukluğumda yaşamış olduğum şu-şu-şu deneyimlerden bugüne kadar taşımış olduğum olgulardır. Ben bu olgulardan ibaret değilim, bu olgular benim bilincimde beliren olgular. Yani ben korku değilim, korku benim bilincimde beliren bir olgu; ben kaygı değilim, kaygı benim bilincimde beliren oldu; ben çaresiz değilim, çaresizlik benim bilincimde beliren olgu. Deneyimlediğim zorlayıcı deneyim her ne ise ben bir bütün olarak o değilim, o sadece bir parçam, ben o ve çok daha fazlasıyım. “Çok daha fazlasıyım”ı deneyimlemeye başladığım zaman inanılmaz bir yaratıcılığa akmakta olduğumu yaşarım. Örnek, bedensel acı çekmek: tehdit. Demek ki bedensel anlamda tehdit algılıyorum, o zaman bedensel varlığımın içine ölmemişim, yani bedenimle hala özdeşleşmiş durumdayım. Halbuki bedenim evrensel bilincin bu beden nezdinde kendisini ifade etme yöntemi. Ben nasıl bu bedenle kısıtlı olabilirim? Ben bu beden değilim, ben çok daha fazlayım. Yani bilincim korktuğum olgudan çok onun dışında kalan varlığıma kaymaya başladığında inanılmaz bir yaratıcılık hissetmeye başladığımı deneyimlerim.

Mesela, durunca ne olacak bilmiyorum, hiç durmadım, durunca ben neyim bilmiyorum. Buradaki tehdit nedir? BİLMEMEK. O zaman ben bilmekle özdeşleşmişim. Hayatımı “iyi-tatminkar” yaşayabilmek için ne yaşayacağımı bilmem lazım. O zaman bilmemenin bedenimdeki izdüşümlerine bakayım. Bedenimdeki iz düşüm beni orada ve o zaman geçmişte bir şeyleri bilmediğim zaman başıma gelen deneyimlere götürecek. O zaman küçüktüm ve bilmiyor olmak bir şekilde benim için tehditkar olmuş. Yani bilincim zihnimde konumlanmış. Ben zihnimle özdeşleşmişim. Eğer zihnimin içine ölmezsem zihinsel bilincimde kendimi hapsetmiş olurum. Ben zihinsel bilincim değilim. Ondan çok daha fazlasıyım. Ben sadece zihnimle bilmem. Ben bedenimle bilirim. Ben sezilerimle bilirim. Belki ben bugün bilincimle bilmediğim ama kaynağımda sahip olduğum başka şeylerle bilebilirim. Ben niye kendime o alanlara gitme iznini vermiyorum, bilmekte ısrar ederek…

Kendimi konumlandırdığım koordinatlarım şimdiye kadar içinde rahat ettiğim koordinatlarım olmasın diyorum. Yani ben bedenimde, duygularımda ya da zihnimde konumlanmayayım. Onları kapsayıp aşayım. Bu söylendiği kadar kolay değil, biliyorum. Bu geliştirilecek bir kas.

Virüs fiziksel bedenimizi de tehdit ediyor, aslında çok önemli bir mesaj da şu: Sen fiziksel bedeninin bekçiliğine soyunursan ondan ötesine gitmekte zorlanırsın. Neyin bekçiliğine soyunursak orada savaş alanı yaratırız. Manada söylemek istediği: sen kendi kaynağının en ilkel versiyonunda takılmışsın. Yani manada, neyin derdine düştün? sen kim olduğunu unuttun diyor. Fiziksel varlığımız gerçekte kim olduğumuzun belirgin olan “şekli”. Ama ben o fiziksel formumdan çok daha fazlayım. Esas yaratıcılık orada. Virüs bizi sahip olduğumuz kaynağın en ilkel formu ile tehdit ediyor ki ondan vazgeçebilirsek onun kutbu olan en zengin formumuza vakıf olabilelim. 

Bu bilge virüs diyor ki hepimize: sen hiçbir şeyi kontrol edemezsin. Sen hiç kimseyi koruyamazsın, kendini bile, onun için bunlardan vazgeç, senin yapabileceğin tek bir şey var hayatın boyunca: hayatın içinde bulunduğun anlar silsilesidir, BUNU ANLA. Senin sorumluluğun bu anı nasıl kucaklayacağın, bu anla nasıl temas edeceğinin mühendisliğidir.  Başka hiçbir şey yapamazsın. An’a küçük bir çocuk gibi yaklaşıp ona heyecanla yaklaşmak, önceden boyanmış bir gözlükle değil. Çocuğun öyle bir gözlüğü yoktu, çocuğun eline tarantula verilirse ağzına koyar. Her anı çocuksu bir coşku ve merakla kapsamaya, merak etmeye, onunla hemhal olmaya hazır ol. Senin sorumluluğun bu. Bunu karşına kocaman bir problem çıktığında yapamazsın, bunu küçük problemler çıktığında yapmaya başla ki o kasın gelişebilsin.

Bu bilge virüs diyor ki aslında: Senin hayatının her gününde bir çeşit korona yok muydu? Vardı. Ben senin bütün hayatın boyunca karşılaştığın koronalar çarpı bir milyonum belki. Çok şiddetli -yoğun olduğum için şimdi dert oldum. Ne yapayım, daha az şiddetli seslenişlerim duyulmadı, göz ardı edildi. Kendimi duyurabilmek için haykırışım çok sert oldu.

Korona, bir velinimet aslında. Çünkü birçok şeyi fark etmemiz için bir fırsat. Onunla savaşmayı, korkmayı, kaygılanmayı bırakıp “ben kendime ve bütüne ne şekilde korona olmuşum” sorusunu kendimize sorabilirsek ve vereceğimiz yanıtları kendimize bir bütünün parçaları olduğumuz gerçeğini hatırlamak için kullanabilirsek, temsili olduğumuz kaynağın şimdiye kadar kullanmadığımız taraflarının keşfine hizmet edeceğimize inanıyorum.

Gestalt nedir? 

GESTALT BAKIŞ AÇISINDAN YAKIN DUYGUSAL İLİŞKİLER

Corona virus from a Gestalt point of view

We studied the corona virus, its meaning and its reflections in our lives, in the group online meeting we held with my dear gestalt teacher, clinical psychologist, gestalt therapist Prof. Dr. Hanna Nita Scherler, whom I have been a student of since 2010. I share the notes of this study with the permission of my teacher. I thank her very much for giving this permission.

What we experience from a Gestalt perspective is a mirror of our relationship with ourselves. The relationship with ourselves can be at the individual level, at the level of subgroups, at the level of large groups, and at the level of the whole world. The corona virus is currently affecting the world. Let’s focus on what message this situation can hold from a Gestalt point of view, wishing healing for the sick and mercy for those who lost their lives.

From the Gestalt point of view, the symptom is the messenger, the messenger with the message. The symptom is shape. The symptom is the obvious one. It’s not mana. What are we living? Let’s see him…

Let’s go from here; What happens to the person who has the virus? The virus attacks the respiratory system. Theoretically, if the phenomenon I encounter is a mirror of my relationship with myself:

I didn’t let myself breathe, I suffocated myself (daily hustle, work, responsibilities, expectations, etc.). It mirrors how I have treated myself in my relationship with myself (EIGENWELT in the existential approach, my world of relationship with myself)

What have I done in relation to others? I suffocate myself with social software (I must belong, I must be loved-approved, I must be accepted, it would be shameful, etc.) It mirrors how I behave in my relationship with others (MITWELT in existential approach, my world of relationships with others)

What did I do in the field of relationship with nature? It is certain that I do not breathe nature. I polluted the air, the sea and my environment, I plundered it with constructions and wastes. What have I done in relation to my own nature? I didn’t eat anything with nutritional value, I didn’t do sports, I didn’t pay attention to my physical health, I didn’t show the necessary care and respect for my body (UMWELT in the existential approach, my world of relationship with nature).

What have I done with my spirituality? What is life? What is life? What are my answers to basic questions such as what is essential in life? (UBERWELT in the existential sense, my spiritual world)

This virus is “very wise”. He brought us to ourselves. He said to the people:

Eat well! Eat fruits, vegetables, take vitamins. Does this require a virus? That should be the normal lifestyle, right?

Wash your hands often! Do not enter the house with shoes! Did this require a virus? Isn’t this the behavior that should already be implemented?

Give importance to your family. Did this require a virus? Let’s honestly ask ourselves, how much quality time have we spent with our family in the last 1 year? Now, we are obligated to those we neglect the most.

Mentally in terms of value judgment, this wise virus did something like this: You are whole by yourself. But in this alone experience of being whole, you’ve been so cheeky. You have become so cheeky that you have forgotten that you are part of a larger whole. This virus is so wise, look how it teaches: It depends on all of us to be well, not “if I go out on the street, nothing will happen to me”, it may happen to your environment, if not to you. Therefore, YOU have to be in quarantine to protect your loved ones. So he started saying “remember you’re a bit of a piece” to the parts that thought they were all. We are all whole within ourselves, but we are also part of a larger whole. The world forgot this fact, not only individually, but also in terms of separating art-ethics and science from each other and declaring their sovereignty among themselves. To give an example: The economy has forgotten nature by thinking only about itself, for example, by producing weapons. He has corrupted nature for the sake of making money by playing with the GMOs of what we can plant in agriculture. Chickens lay 2 eggs in 24 hours. Who do we think we are? What do we think we are? They went to such a cheeky place that the pieces thought they were whole.

There are 3 ways to know:

Eye of flesh; Science is about knowing concrete, visible, measurable things.

Eye of mind; if this is so, then this will be so, by inference.

Eye of contemplation; In addition to the above 2 ways of knowing, this wise virus is trying to bring the world to the eye of comtemplation. Thus, UMWELT, MITWELT and EIGENWELT will unite again. What is beautiful, what is good, what is right will again be different parts of a whole.

If we think in terms of Gestalt, we are not aware of our wholeness when we are born, both the humanist and existentialist perspectives say this. To realize that we are whole, we must first be divided into parts. When the contact boundaries of the parts are clear enough, the parts can come back together and experience saturated contact. Today, these parts have become so obvious, it’s time to put them together. For them to come together, like this virus, it is very powerful, invisible, but its effects are incredible; We are faced with a phenomenon that is tiny, invisible, but whose effects are huge. We cannot solve this with science alone, we cannot solve this with the mind alone. The way to reach the meaning it contains is through eye of contemplation.

Science, art, morality, all three things that we will be equidistant from. One is more important than the other, not more valuable. Science was given so much importance in the world that realities that could not be perceived by the antennas of science were ignored. Now the meaning of this corona virus cannot be explained by science alone. It does not enter into a framework that can be explained by eye of flesh or eye of mind.

Every challenge contains a message. It is necessary to lean towards it with awareness so that we can hear the message. No need to rush, no need to panic, it’s true, this wise virus has spawned pain, fear, anxiety, despair and anger. From a Gestalt perspective, fear, anxiety, helplessness, and anger are invitations to transformation. By focusing on fear, helplessness, anger or anxiety, the message the virus contains cannot be heard. Fear, pain, anger and desperation are invitations to change, they are calls. The essence is behind the shape. The essence is in the meaning, not the substance. That meaning will not be shown or given to us by anyone. Each of us is obliged to embark on our own journey with courage, taking responsibility and bearing the consequences. The call is the call to start this path. This is the point we’re avoiding. This is the point where we immerse ourselves in work and keep ourselves from what needs to be done by saying that there are things I have to do. It’s okay, there’s no need to rush. Eventually, we will all embark on our inner journey, to reach the whole by contacting ourselves.

“Let there be a chance to learn without being manifested in matter”. We have to work for this. Where do we start? Again from the Gestalt methodology:

Let’s leave a gap

Let’s focus on the effect of this situation on us. How can we describe this effect in its most concrete form? What threat does the virus represent for me?

How do we perceive the threat? Is it physical? Emotional? Is it mental? Is it tinsel? What would you say does that matter? Wherever I perceive the threat, my unfinished business is there. If I perceive the threat as “losing loved ones”, I have unfinished business on Mitwelt. The unfinished issue is this: What I identified with there means that I could not differentiate from it and contain it. Ken Wilber says: “We should be able to die into everything we identify with”. It means: Whatever my role in everyday life is (so-and-so’s daughter, so-and-so’s spouse, so-and-so’s parent), it should not be an indispensable object of identification. I should be able to quit. Do not be misunderstood, it is not meant to say that spouses, children, parents do not mean anything to us. All of these roles are undoubtedly valuable to us. It’s something else, but it shouldn’t be the inability to do without it. Whatever I can’t give up, I keep myself in its prison.

I need to work with the area where I perceive the threat. What happens to my body at the thought of losing the person I love? I must define it first. Then I will make it speak in the 1st person singular. After that, I allow my associations. My body will carry me to the “crime scene“. Maybe this won’t happen all at once. But if I’m patient enough, I can get to the crime scene. When I go to that crime scene, I’ll probably run into my own childhood version. The fear, pain, anger, or helplessness I am currently experiencing is not my adult self. It belongs to the “little me” that I hold inside of me. As the little me, I tell that fear to my adult. I am afraid of losing my mother, father, brother… etc… Then, if I needed to see and not get what I needed to see from my parents as an adult and that little child inside me, now I present these to the child in me as an adult, I will give it. The next step, this fear or anxiety, are the phenomena that I have carried from my childhood to this-that-that experience. I am not just these facts, they are facts that appear in my consciousness. So I am not fear, fear is a phenomenon that appears in my consciousness; I am not anxiety, anxiety has appeared in my consciousness; I am not helpless, helplessness is the phenomenon that appears in my consciousness. Whatever the compelling experience I have had, I am not the whole, it is just a part of me, I am it and much more. When I begin to experience “I am so much more”, I experience an incredible flow of creativity. For example, suffering bodily pain: threat. So, I perceive bodily threat, then I have not died into my bodily being, that is, I am still identified with my body. However, my body is the method of universal consciousness expressing itself before this body. How can I be restricted to this body? I am not this body, I am much more. That is, I experience that I begin to feel incredible creativity when my consciousness begins to shift to my being outside of it rather than the phenomenon I feared.

For example, I don’t know what will happen when I stop, I never stopped, I don’t know what I am when I stop. What is the threat here? NOT KNOW. Then I became identified with knowing. In order to live my life “well-satisfiedly”, I need to know what to experience. Then let me look at the projections of not knowing on my body. My projection on my body will take me there and then to experiences that happened to me when I didn’t know things in the past. I was young at the time and not knowing was somehow threatening to me. So my consciousness is located in my mind. I am identified with my mind. If I do not die into my mind, I am imprisoned in my mental consciousness. I am not mental consciousness. I am so much more than him. I just don’t know with my mind. I know with my body. I know with my intuition. Maybe today I can know with other things that I do not know with my consciousness but have in my source. Why don’t I give myself permission to go to those areas, insisting on knowing…

I say that the coordinates I have positioned myself should not be the coordinates that I am comfortable in until now. That is, I am not located in my body, in my emotions, or in my mind. Let me cover them. It’s not as easy as it sounds, I know. This is a muscle to be developed.

The virus also threatens our physical body, in fact, a very important message is this: If you take care of your physical body, you will have difficulty going beyond it. We will create a battlefield for whatever we take care of. What he means is that you are stuck in the most primitive version of your source. I mean, what are you worried about? He says you forgot who you are. Our physical being is the distinctive “shape” of who we really are. But I am much more than that physical form. The real creativity is there. The virus threatens us with the most primitive form of the resource we have, so that if we can give up on it, we can have our richest form, which is its pole.

This wise virus tells us all: you cannot control anything. You can’t protect anyone, not even yourself, give it up for him, there is only one thing you can do in your life: life is a series of moments you are in, UNDERSTAND THAT. Your responsibility is to engineer how to embrace this moment, how to touch this moment. You cannot do anything else. Approaching the Moment like a small child and approaching it with excitement, not with pre-painted glasses. The child did not have such glasses, if the child is given a tarantula, he will put it in his mouth. Be ready to cover every moment with a childlike enthusiasm and curiosity, to wonder and to be in touch with it. This is your responsibility. You can’t do this when you face a big problem, start doing it when small problems arise so that muscle can develop.

This wise virus actually says: Didn’t you have some kind of corona every day of your life? there was. Maybe I’m a million times the coronas you’ve encountered in your whole life. I’m in trouble now because I’m so intense. What can I do, my less loud calls were not heard, they were ignored. My outcry was too harsh to make myself heard.

Corona is actually a benefactor. Because it is an opportunity for us to realize many things. I believe that if we can stop fighting, fear and worry about it and ask ourselves the question “How did I become corona to myself and the whole“, and if we can use our answers to remind ourselves that we are parts of a whole, we will serve to discover the sides of the source we represent that we have not used until now.

gestalt içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

Bill Gates ile Covid-19 üzerine söyleşi

Bill-Gates

24 Mart 2020 tarihinde TED canlı yayın yaparak Bill Gates ile söyleşi gerçekleştirdi. Kendisi 5 sene önce virüs salgını konusunu yine bir TED konferansında detaylı olarak anlatmış ve yapılması gereken hazırlıklara değinmişti. Ama belli ki hiçbir devlet konuşmasını dikkate almamıştı…Gün olur devran döner tüm dünyayı etkileyen salgın kapımıza dayandı, hepimizi etkiledi, hayatımızı durdurdu. Yine Ted bu sefer duruma uygun bir şekilde kendisi ile online bir görüşme organize ederek yayınladı.

Chris Anderson (moderatör): Geçtiğimiz senelerde bir sunum yaptınız. Dinlerken bile tüylerimiz diken diken oldu. Peki insanlar uyarılarınızı dinlediler mi?

Bill Gates: Temelde hayır. Ebola, Sars, Mersk salgınları başka ülkelere sıçramadı ama bu kadar seyahat edilen bir dünyada çok büyük tahribatlar yaratılabiliyor. Konuşmamda gelecek salgına hazırlıklı olmadığımızdan bahsetmiştim. Ancak bilimdeki gelişmeler sebebi ile kaynak yarattığımız taktirde hazırlıklı olabiliriz. Maalesef çok az tedbir alındı.  Aşı çalışmaları olarak mesela CEPI  Gates Foundation ve bazı hükümetler tarafından desteklendi. Tanı koyma ve hastalık oyunları açısından neredeyse hiçbir şey yapılmadı. Şu anda ise solunum yollarına saldıran bir virüs ile karşı karşıyayız ve maalesef negatif öngörülerimi haklı çıkarmakta…

Chris Anderson (moderatör): Yüzyılın salgını olarak bir yorumunuz oldu, hala böyle mi düşünmektesiniz?

Bill Gates: Çiçek hastalığı gibi birşey olsa çok daha ciddi sonuçları olabilecek bir salgın olurdu. Bu salgın her ne kadar korkunç olsa da Covid’e yakalanan kişilerin çoğu bunu atlatacaklar. Mers veya Sars’tan çok daha bulaşıcı ama onlar kadar öldürücü değil. Doğru şeyleri yaptığımız taktirde çok büyük bir kayıp rakamı görmeyiz. 1918 İspanyol gribi gibi bir durum yaşamayız, çok daha iyi sonuçlar alabilmeliyiz.

Ebola’da daha bulaşıcı olmadan önce yatağa düşürüyor. Otobüste veya markette yayılmıyor. Solunum yollarına saldıran İspanyol gribi ve Covid çoğu virüs gibi, önce biraz ateş ve rahatsızlık hissediyorsun. Normal hayatına devam ediyorsun. Bu sebeple en kötü şey bu ilk belirtilerin çok hafif olması…İnsanların çok seyahat ediyor olması durumu zorlaştırıyor.

Ocak’ta insanlar arası yayıldığını konuşuyorduk, alarm zilleri çalıyordu. 23 Ocak’ta Çin çok ekstre bir şekilde sokağa çıkma yasağını başlattı, iyi haber enfeksiyon oranını ciddi oranda düşürmeleri idi, Ocak ayında tüm dünya uyarılmalıydı. Güçleri birleştirip gerekli tedbirler alınmalı, çalışmalar yapılmalıydı.

Chris Anderson (moderatör): Ocak ve Şubat ayları kayıp aylar oldu. Bu aylarda yetkililer ile görüştünüz mü? Ne oldu?

Bill Gates: Burada bu salgın ortaya çıkmadan önceki dönem var, daha fazla aksiyon almalıydık. Salgının başladığını anladığımız zaman ile bugün arasındaki süreç var. Testlerin  ihtiyaç halinde olan insanlara uygulanması konusunda kapasite yeterli değil. Sağlık çalışanlarında semptomlar var, test yapılamıyor, hizmet versinler mi vermesinler mi bilemiyorlar. Öbür taraftan semptomları olmayan kişilere testler uygulanıyor…Test konusu organize edilmeli ve önceliklendirilmelidir. Bu çok çok acildir. İkinci şey ise sosyal izolasyondur. Amerika’da bazı yerler sıkı bir şekilde uyguluyor bazı yerler henüz uygulamıyor. Net olan şey, evet insanlar için zor, ekonomi için berbat ama ne kadar erkenden sıkı bir şekilde sosyal izolasyon uygulanırsa o kadar erken bir sürede tekrar hayata başlayabilir ve normale dönebilirsiniz.

Chris Anderson (moderatör): Hiçbir şey yapılmazsa milyonlarca kişinin öleceği görülmektedir. Koca bir ayda neredeyse test yoktu, hükümet düzeyinde sizce ne oldu?

Bill Gates: Şubat ayı avantajlarından yararlanılmadı. İyi haber şu ki PCR cihazlarından Amerika’da bolca bulunuyor. Kuzey Kore modeli var, Şubat ayından faydalandı, test kapasitesini arttırdı, enfeksiyon oranını düşürdüler, hatta sosyal izolasyona bile gerek kalmadı. Bu haftanın iyi haberi şu ki geçen haftaya kadar sağlık görevlisi boğazınızdan aşağı canınızı da yakan test çubuğunu sokmakta idi ve sizin öksürmenizle birlikte kendisine de bulaşması mümkündü, yeterince koruyucu elbiseler yoktu. Şimdi ise Pazartesi günü burnunuza kendinizin sokabileceği bir çubuk ile test yapabilmeniz görüşüldü. Yani hasta kendi testini yapacak, size verecek, siz 24 saat içinde test sonucunu vereceksiniz.

Chris Anderson (moderatör): İnsanlar bu testlere nasıl ulaşabilecekler? Doktorlar mı bunları reçete ile verecekler? Bir süreçte Amazon’dan mı satılacak?

Bill Gates: Hükümet henüz test kapasitesinin arttılması ve doğru vakalarda kullanılması için müdahale etmedi. Federal bir web sitesi olacak, siz semptomlarınızı gireceksiniz, işinize ve semptomlarınıza bakılarak öncelik olup olmadığınıza bakılacak. Öyle ise yakınızdaki kiosklara yönlendirileceksiniz, kendi testinizi yapacaksınız. Ya da testleri evinize göndereceğiz ve siz testi yapıp geri göndereceksiniz. Belki bundan 6 ay sonra bu testleri evde yapabiliyor olacaksınız. Bu testler aslında herşey, daha mı evde kalacaksınız yoksa artık dışarı çıkabilir misiniz…

Test ve izolasyon birbiri ile birlikte gidecek. Test ile izolasyona gerek var mı göreceksiniz, tehlikeli misiniz…Hedef, toplumun çok küçük bölümünü virüse yakalanması, Çin % 0,1 oranında yakalandı…Bu tedbirleri almazsanız sağlık sistemi üzerine dev bir yük biner.

Hangi sektörde olursak olalım mümkün olduğunca hastalığı yaymamak adına evde kalmamız lazım. Kendi ailemiz içinde hastalığı bulaştırmış olabiliriz ancak çevremize yaymamalıyız.

(moderatör): Teknoloji şirketleri bu virüsü engelleme konusunda nasıl roller oynayabilirler?

Bill Gates: Bazı işlerin yürüyebilmesi için teknoloji şirketleri ciddi çalışma halindeler, sizin iletişiminizi sağlıyorlar, global olarak tüm rakamları takip etmenizi sağlıyorlar. 1918’lerde bu tip bir görünürlüğe ve paylaşıma sahip değildiniz. Çoğu insan için sosyal izolasyon “anahtar”.

(moderatör): Karantina/Sosyal izolasyon ne kadar sürmeli? Herkesi izole edersek ekonomiyi batıracağımıza dair herkesin endişesi var. 3 veya 6 ay belki de 1 sene evde oturup kendi işlerimizi yapmamak…Amerika ve bazı diğer ülkelerde bunun yanlış strateji olup olmadığına dair endişe var. Yani ekonomiyi o kadar berbat etmeden birkaç haftalık izolasyonun yeterli olacağı yönünde, insanların birkaç hafta sonra tekrar çıkabilmesi ve olacaksa hastalanmaları. Doğru yol nedir? Bu konuda ne düşünmektesiniz? Normal hayata dönebilmemiz için izlememiz gereken izolasyon stratejisi nedir?

Bill Gates: Bazı politikacılar gayri safi milli hasıla önemli diyorlar diye, insanlara restorantlara gidin, yeni evler alın, köşede biriken cesetlere aldırmayın, harcama yapmaya devam edin demek biraz fazla zor olur. Ailelerini tehdit eden bir salgın varken ve hareketlerinin bulaşıcı sonuçları olabilecekken insanlara etrafta dolaşın demek garip. Bu yaklaşımı sergileyen hiçbir zengin ülke tanımıyorum. Bu tip bir yaklaşıma gidilirse, birkaç sene içerisinde o kadar çok insana bulaşmış olur ki “sürü bağışıklığı” denen vakayı yaşarsınız. Halkın yarısına bulaşmadığı taktirde sürü bağışıklığı anlamsızdır. Sağlık sistemine çok fazla yüklenirsin, %1 bir vaka oranı olacakken bu oran %3-4’e çıkar.

İhtiyacımız olan şey ciddi/aşırı bir izolasyon, her şey iyi giderse 6-10 haftaya her şeyi tekrar açmaya başlayabilirsiniz.

(moderatör): Sürü bağışıklığının oluşması için halkın yarısına bulaşması lazım dediniz. Amerika’ya bakacak olursak 150 milyon kişi anlamına gelmektedir. Sizin korku senaryonuza göre bu 4-5 milyon vaka demek. Bu da kimsenin düşünmemesi gereken bir senaryo.

Bill Gates: “Hastalığı görmezden gel” stratejisine sahip olan ülkeler dışlanırlar, o ülkeden hiçbir vatandaş size gelemez ve sizden hiçbir vatandaşı göndermezsiniz. Avrupa’da bu konuya yeterince iyi bakmayanlar, OK her zamanki gibi işe devam mı diyelim dediler. Güney Kore, tam izolasyon uygulamasını yapmak zorunda kalmadı, çünkü test konusunda çok iyi iş çıkardılar. Hükümetin testleri ihtiyaç olan yerlere dağıtmaması konusunda rahatsızım.Bu virüste orta yol yok. Yoksul ülkeler için sosyal izolasyon zengin ülkelere göre çok daha zor olacaktır.

(moderatör): Japonya örneğine gelelim, Güney Kore gibi kapanmadan ancak yaşlı bireyleri için aşırı tedbirler alarak süreci götürdü. Bir orta yol bulmaya çalıştılar denemez mi?

Bill Gates: Yüzlerce vaka varken harekete geçersen, başarılı testler yaparak, sosyal izolasyonu teşvik ederek, ülkeye yabancı girişini durdurarak, ekonomine fazla zarar vermeden virüsü kapsayabilirsin. Amerika bu fırsatı kaçırdı. Wuhan’da en başında yaşanan en kötü durumu veya son haftalarda kuzey Italya’da yaşananları görmezden geldik. Tam kapanmayı engellemek üzere yeterince hızlı davranamadık.

(moderatör): Amerika örneğinde, yayılma eğrisini aşağı doğru çeksek ve yeni vakaları engelleyerek başarılı bile olsak, halk içinde bağışıklık kazanılmış değil, aşı yok. Sınırlamaları kaldırınca ve insanlar işe geri gidince her şey tekrar patlamaz mı?

Bill Gates: Çin ve güney Kore’de izlediğimiz deneyim, semptomları olmayan insanların hastalık bulaştırması değil. Yani işlerimize geri dönünce hastalığın tekrar doğması gibi Çin’de böyle bir şey görmedik. Pragmatik olmamız lazım, bilmediğimiz birçok şey var. Mevsimler bize yardımcı olacaktır. Solunumla ilgili virüslerin çoğu bir dereceye kadar mevsimsel. Bunun ne kadar mevsimsel olduğunu bilmiyoruz. Salgının azalmasının mantıksal bir ihtimali var. Testleriniz size daha fazla mı sokağa çıkma yasağı uygulamanızı veya tekrar işleri açmaya başlayabileceğinizi söyleyecek şey olacaktır. Ben daha optimist tarafındayım.

(moderatör): Nasıl oluyor da artık Wuhan’da hiçbir yeni vakaya rastlanmıyor? Yani Çin’de virüs insanlar arasında artık yayılmıyor.

Bill Gates:  1 kişi 4 kişiye bulaştırır. Oradan bir devre yaratın. Bunu 10 güne yayın. Bu devrelerden 8 tanesine gidin, büyük bir rakama ulaşırsınız. 10.000 ile başlayın ve oradan artacaktır.

Ortalama vaka 0,4 kişiye bulaştırır, 0,4 ile başlarsanız, bu rakamla devam ederseniz neredeyse sonuç sıfırlanır. Katsayılarla ilgili olan şeyler çok çok dramatiktir. 1!in üzerindeyse hızla yükselirler, 1’in altındalarsa hızla düşerler. Çin’deki sokağa çıkma yasağı bu rakamı sıfırın oldukça altına indirmiştir. Yerel enfeksiyon rakamlarını 1’in altında tutmak için karantina uygulamasını yapmak ve doğru test uygulamak temel 2 tekniğimiz.

(moderatör): Amerika’ya 1-2 aylığına başkan olsanız yapacağınız başlıca 2-3 şey ne olurdu?

Bill Gates:  İzolasyonu/karantinayı arttırmamız şart. Bu da bir süre sürecek. Çin’de bu süre 6 hafta kadardı ve bu süreye hazırlanmalıyız. Testleri uygulamalı ve her hafta gelişmeleri görüşmeliyiz. İzolasyonu başarılı bir şekilde uygularsanız eğrinin değiştiğini görürsünüz. Yani eğride yukarı doğru artış yerine aşağı doğru düşüş görürsünüz. Bu da iyi yolda olduğunuzu gösterir. Bu hiç kolay olmayacak, çok net bir mesaja ihtiyacımız var. Ekonomik boyutunun etkilerinin bu kadar dramatik olması kötü, ekonomiye daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı. Ekonomiyi canlandırmak ve para kazanmaya başlamak, insanları hayata döndürmekten daha kolay. Salgın ve ölüm alanındaki acıyı dindirmek adına ekonomi alanında dev bir acıya dayanacağız.

(moderatör): Sosyal izolasyonu/karantinayı sağlayabilecek durumu olmayan, sağlık sistemi iyi olmayan ülkeler bu konuyu nasıl ele almalılar?

Bill Gates:  Zengin ülkeler işlerini iyi yaparlarsa ve erken davranan başka ülkeler yaza doğru Çin gibi olurlar. Gelişmekte olan ülkelerde ise, karantina kabiliyeti, her gün yiyecek almaya çıkarsan, hayatını kazanmak zorundaysan, dip dibe bir gecekondu bölgesinde yaşıyorsan bunu yapmak çok zor. Aşının bulunmasını hızlandırmalıyız ki yakında gelecektir. İnsanlar bunun yaklaşık 18 ayda hazır olacağı bilgisini paylaşacak kadar sorumlu davranmışlardır. GAVI’nin Ceo’su Dr.Seth Berkley ile çokça görüşmekteyim, kendisi aşı tarafına hakim. Bu ülkelere ciddi ucuz testler göndermemiz ve tedavi yolları göndermemiz lazım ki ülkenin %5’ini solunum cihazlarına bağlamayalım. Gerekli cihazları olsa bile ihtiyaçları olan personel, yatak olmayacaktır. Buradaki tek iyi haber şudur ki zengin ülkeler test ve tedavi yöntemleri hakkında kendilerini geliştirecekler ve gelişmekte olan ülkelerdeki zararı minimize etmek adına tüm dünya için aşılara finansman sağlayacaklar.

(moderatör): Umut verici bir şeyler var mı peki?

Bill Gates:   Remdesivir, Hydroxychloroquine, azithromycin, bilgiler biraz daha kafa karıştırıcı, ancak bazı olumlu bilgiler gelmekte.

Remdesivir, 5 günlük bir IV aşısı, üretimi biraz zor, onun geliştirilmesi üzerine çalışıyorlar. Hydroxychloroquine erken alınırsa cevap veriyor gibi.  Antikorlar, antiviral ilaçlar gibi bileşiklerden oluşan uzun bir liste var. Gates Foundation ve Wellcome Trust, Mastercard ve başka destekler ile tedavi edici pedalı geliştirdiler. Yüzlerce insan bunu deneyin şunu deneyin diye geliyorlar. Laboratuvar tahlillerine, hayvan deneylerini inceleyerek nelerin önceliklendirmesi gerektiğine bakıyoruz ki bir an önce tüm dünyadaki insan üzeri klinik çalışmaları başlatabilelim. Bunun global olarak koordinasyonu çok kompleks. Başlıca 20 adaydan heralde 3-4 tanesi solunum sorunlarını azaltmak üzere işe yarayacaktır.

(moderatör): Hastalığı geçiren ve atlatan insanların kan hücrelerin alınması ve serum elde edilmesinin tedavi edici olabileceğinden bahsetmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Bill Gates:   Hastalığı geçirmiş kişilerin kanlarında gerçekten etkin antikorlar bulunmuştur. Sadece akyuvarlar nakledilebilir. Soru şu ki kaç hastaya cevap verecek kaynak elde edebilirsiniz? İyileşen bu kişi haftada 1 gün gelirse 2 kişi için mi 5 kişi için mi akyuvar elde edilecek? Sonra bunu alıp ihtiyaç olan yere göndermek lazım. Oldukça komplike bir durum. Yüksek oranda üretilebilecek bir ilaca göre karşılaştırınca akyuvarları elde etmek, ihtiyaç sahibine iletmek pek mantıklı bir çözüm olmuyor. Ancak üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Bir dereceye kadar işe yarayacaktır, ancak rakamları orantılamak zor olacaktır.

Kendi kendinize test yapmanız fikri ile ortaya çıktığımızda bu kişilerin yönlendirileceği kiosklarda görev alacak kişilerin hastalığı atlatmış olanlar arasından seçilmesini düşündük.

Kimin iyileştiği, kimin aşılı olduğuna dair bir sertifikaya ihtiyaç olacaktır, çünkü insanların dünyada seyahat ederken, maalesef ki salgını kontrol altına alamamış ülkeler olacaktır, insanların oralara ulaşımını tamamen bloke etmek istemezsiniz.

(moderatör): Vakfınız kişisel testlerin üretimini destekliyor mu? Bu testlerin etkisini ne zaman görebileceğiz?

Bill Gates:   Evet, vakfımız grip araştırmasını desteklemektedir. Solunum yolları ile ilgili virüslerin nasıl yayıldığını anlamaya çalışan bir çalışma. Okulların önemi, farklı yaş grupları, farklı interaksiyonlar bize grip araştırması üzerine bir tecrübe kazandırdı. Hükümet ilk başlarda sadece Çin’den gelen insanların test edilmesini istiyordu, fakat biz seyahat etmeyen ve corona virüsünü taşıyan kişilerle karşılaştık. Bu da bir erken uyarı idi. Evet vakfımız özel sektörden insanlarla çalışmaktadır, teşhis koyanlar. Şimdi kendi testimizi yapabildiğimizden beri, bu testi üretmek çok daha kolaydır. Boğaza sokulan test kiti stokları yetmemeye başlamıştı. Tüm bu testleri yapmak için gerekli araçlar ve kimyasallar bizi etkilememeli. Yakında güney Kore’ye benzer test kitini birkaç hafta içinde elde ediyor olmamız lazım.

(moderatör): Dünyadaki ülkelerin şimdi işbirliği yapmalarının önemi nedir?

Bill Gates:   Kendini toparlayan ülkelerin başka ülkelere yardım edebileceklerini görüyorum. Bu da harika. Eğer yaza kadar bunu devirebilirsek, evet diğer ülkelere yardımcı olabiliriz. Tüm dünyada aşı projeleri var, bunların hangisinin insanlığa en iyi yardım edebileceğine dair tarafsız bir şekilde değerlendirilmeleri lazım ve üretim kapasitesinin sadece zengin ülkelere göre olmamasına dikkat etmek lazım. Gavi’nin amacı bu, her insana aşı üretebilmek. Bilim tarafında ve veri paylaşma tarafında müthiş bir işbirliği görülüyor. Maalesef ne zaman bi salgın olsa “diğeri” hissi, yabancısın hissi, benden uzak dur tepkileri güçleniyor ve bunu engellememiz lazım. Fiziksel olarak izole olmalıyız evet, ancak toplumsal gruplara baktığımız zaman yemek üretenler, sağlık hizmeti verenler, yaşlılara destek verenlere karşı fiziksel olarak izole olsak bile hassas yaklaşmalıyız.

Birkaç ay içinde mevsim etkisinin cevabını göreceğiz. Kuzey yarım kürede yaşayan daha fazla insan var ve onların çoğu etkilendiler. İlerleyen aylarda güney yarım küre sonbahar ve kışa gireceği için orada büyük bir salgın gözlemleyebiliriz. Bu tabii zor olacak. Çok fazla yaşlı insan yok, ama HIV pozitif olan, kötü beslenmiş, akciğer sorunları olan çok var. Sorun gelişmekte olan ülkeler bununla nasıl başa çıkacaklar?

(moderatör):  Günde 2-3 USD gelir ile yaşayan bir ülke ekonomisine sahip ülkelerde önerdiğiniz katantina uygulaması nasıl olacak?

Bill Gates:   Çok büyük ölüm rakamlarının olacağına dair ciddi endişelerim var. Aspiratör sayıları, hastanaleri, sağlık sistemleri bunu kaldıramaz. Bu sisteme bu kadar yük bindirirseniz virüsten hem insanlar hem de kaostan dolayı salgına maruz kalan sağlık görevlileri hayatlarını kaybedecekler.

devamı gelecek…

Covid-19 içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Corona günlerinde yardım yolları

farkedenler
Evimizin dışındaki yaşamları fark edelim.

#evdekalamayanlarıfarkedin

good4trust-logo

🗨Küçük üreticileri desteklemek her zamankinden daha önemli, onları bu zor günlerde desteklemek için onlardan alış veriş yapabileceğiniz kanalları bulabilirsiniz. Örnek: @good4trust 

ecoharita

🗨Dayanışma Toplulukları ve Ağları güncel bilgiler için @ekoharita hesabını takip edebilirsiniz.

ihtiyac-haritasi-logo
🗨Sağlık çalışanlarının ihtiyaçlarına destek olmak ve diğer kampanyalarından haberdar olmak için @ihtiyacharitasiofficial ‘dan destek olabilirsiniz.

Ahbap_Logo

🗨Erzak desteğine katılmak ve diğer kampanyalarını öğrenmek için @ahbapplatformu‘nu takip edebilirsiniz.

birlikte-basaracagiz
🗨İstanbul özelinde @istanbulbuyuksehirbld nin kampanyası için @gonulluist ile kontakta kalabilirsiniz.

Yardım kampanyası ile ilgili 444 00 93 numaralı telefondan ve 0552 153 0034 numaralı whatsapp hattında bilgi alınabilir.

biz-variz-izmir
🗨İzmir özelinde @izmirbuyuksehirbelediyesi ‘nin başlattığı ayni bağış destek çağrısını takip edebilirsiniz.

Psikolojik Destek Hattı: 0 232 293 95 95

dayanisma_platformu_banner

🗨Ankara özelinde kurulan Dayanışma Platformu ‘nu @ankarabbld hesabından takip edebilirsiniz.

siddetten-korunma

Korona günlerinde kadınlar için şiddetten korunma kılavuzu BURADAN okunabilir.

3-boyutlu-destek-grubu

3 Boyutlu Destek 19 Mart 2020 tarihinde bir grup genç mühendis arkadaşın sağlık çalışanlarının yüz siperliği ihtiyacına yönelik Türkiye’deki 3D yazıcı sahiplerine Twitter üzerinden yaptığı açık çağrı ile başlayan gönüllü bir kolektif üretim hareketidir.

Bu Kolektif Üretim hareketi, 19 Mart 2020 tarihinde kurulan www.3boyutludestek.org internet sitesi üzerinden Türkiye geneline çağrıda bulunarak kısa bir zaman diliminde binlerce gönüllüye ulaştı. Gönüllü olarak siperlik üretiminde ve üretim için ihtiyaç duyulan hammadde desteğinde bulunmak isteyenlerin katıldığı 3 Boyutlu Destek, kolektif üretim hareketinin aksiyon mekanizmasıdır.

Covid-19 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın