Gestalt bakış açısından içimdeki çocuk

hanna-nita  Klinik psikolog, gestalt terapisti Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile 23 Nisan akşamı gerçekleştirdiğimiz online grup buluşmamızda gündemimiz yine karantina günleri ve bu günlerin içinden nasıl geçtiğimiz idi.

Süreç uzadıkça dengede durmaya nasıl devam edebiliriz? Evdeki aile bireyleri ile ilişkimiz nasıl dengelenebilir?

İçimizdeki çocuğa soralım: Şu içinde bulunduğumuz durumu nasıl yaşıyorsun? Ama ona korona, karantina demeyin, anlamıyor da olabilir, bugünleri nasıl yaşıyorsun diye sorun…

Zihinsel süreçlerden mümkün olduğu kadar uzak olan halimiz içimizdeki çocuk hali. Bugünlerde varoluşumuzun zihinsel boyutu en fazla çalışan, en fazla yorulan boyut. İçimizdeki çocuk olarak içinde bulunduğumuz duruma bakarsak en az düşünen, belki de en fazla hisseden, en fazla duyumsayan, en fazla algılayan içimizdeki çocuk. Çocuk korkuyorsa korkuyordur, yalnız hissediyorsa o yalnızlığı hissediyordur. İçimizdeki çocuğun çok fazla düşünen yetişkinden farkı, olumsuz bile olsa, nahoş bile olsa, o anda içinde bulunduğu durumda her ne yaşıyorsa onu yaşamasıdır. Biz yetişkinlerin bu karantina günlerinde en fazla ihtiyacı olan şey an’da yaşayabilmeyi becerebilmek. Varoluşumuzda, Eric Berne- vari düşünürsek, içimizde bir çocuk, bir yetişkin ve bir ebeveyn var. İçimizdeki çocuğa daha fazla yer verelim. Algılayabilmek, temas edebilmek, ifade edebilmek için buna ihtiyacımız var. Yetişkin tarafımızı karar vermek için kullanalım.

Ebeveyn tarafımızı yalnız hisseden, korkan veya kaygı hisseden içimizdeki çocuğa şefkat göstermesi, sevgi göstermesi, kapsaması, ihtimam göstermesi için kullanalım. Bugünlerde bizi en çok zorlayan tarafımız çok fazla düşünen tarafımız. Düşünen taraf hangi taraf? Yetişkin mi? ebeveyn mi, çocuk mu? Ebeveyn olsa karar vermekle ilgilenir, yetişkin olsa kontrol etmek, teskin etmekle ilgilenir. Çocuk olsa spontan olmak, eğlenmek veya şımarmakla ilgilenir. Ya öyle olursa ya böyle olursa, nasıl olacak nasıl edecek diye düşünen tarafımız hangisi? İçimizdeki bitmemiş meselesi kalmış olan çocuğun yetişkinin kafasını bulandırmış hali. Gestalt bakış açısından bakarsak, kahır üreten tarafım, içinde bulunduğum anda benim için hiçbir işlevi olmayan düşünceler üretmektedir. Varoluşumun farklı halleri, farklı tuşlarım, aslında bir araya geldiğinde beni bütünlüğe taşıyan, beni kendi içimde bütünleştiren, bütün omurların üst üste geldiği bir omurga gibi, beni ayakta tutan bir şey olması lazım. Kahır üreten tarafım aslında dağılmış omurgalar. Üst üste gelen omurgalar değil. Onun için çocukluktan başlamak istedim. Neden? Çünkü çocuğu esas alırsak kendimizi yakalamış oluruz. İçimizdeki çocuk fabrika ayarlarımıza en yakın olandır. En yaratıcı, en spontan, en anda kalmış, en duyarlı olan tarafımızdır. Şu anda buna ihtiyacımız var. Antenlerimizin çok iyi veri topluyor olması lazım. Çocukları olanlar bilir, çocuklar bunu yetişkinlerden çok daha iyi yaparlar. Neden veri toplamaya ihtiyacımız var?  Daha doğrusu nereden veri toplamaya ihtiyacımız var? İki yerden veri toplamaya ihtiyacımız var. 1. Benim ihtiyacım ne? Ben ne istiyorum? 2. Çevrem şu anda ne sunabiliyor?

Neden bu ikisini mümkün olduğunca çıplak bir halde algılamam önemli? Çünkü özellikle bugünlerde bu ikisini en uygun şekilde evlendirmekle yükümlüyüm. Ben gezmek istiyorum mesela, ama aynı zamanda evde kalmam gerektiğini de algılıyorum, o zaman devreye içimdeki ebeveyn girecek ve gezmek isteyip te gezemeyen çocuğa diyecek ki, olsun bugünler de geçecek, biz seninle güzel şeyler yapabiliriz. Yani evde ebeveynle çocuk ilgilensin, yetişkin tarafımız da vermesi gereken kararları versin, işle ilgili yapması gereken şeyleri yapsın. Ama biz kahır üretmeye devam edersek o zaman ne içimizdeki çocuğu ne içimizdeki ebeveyni bizim için işlevsel bir şekilde kullanabiliyor oluruz.

İçimdeki çocuk yaratıcı. Bugünlerde bu yaratıcılığa her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacım var. Neden? Kendimle her zaman olduğumdan daha fazla baş başayım. Eğer ailemle birlikte yaşıyorsam, ailemle birlikte her zaman olduğumdan daha fazla zaman geçiriyorum. Eğer işimi sürdürmek durumundaysam işimi her zaman yaptığımdan farklı sürdürmek durumundayım. Hem kendimle ilişkimde hem yakın çevremle ilişkimde, hem de duygusal olarak biraz daha uzak mesafede olan arkadaşlarımla ilişkimde, iş yapış tarzımda farklılık oluşturmak durumdayım. Tüm bunları iyi yönetebilmek için kesinlikle yaratıcılığıma ihtiyacım var. Bunların hepsini düşünerek çözemem. Bunların hepsini düşünerek çözebileceğimi zannetmek kendime haksızlık olur. Neden haksızlık olur? Ancak zeminimizde olan kadarını algılayıp anlamlandırabiliriz. Bugün içinde bulunduğumuz durum zeminimizde yok. Yabancı diyar. Daha önce yürünmemiş yol. Tanıdık bir yer değil. Dolayısıyla zeminimizdeki mevcut malzeme ile bunu algılayıp anlamlandıracağımızı düşünmek biraz safça bir tutum olur. Üstelik kendimize haksızlık ta olur.

Burada niyet edip seçim yapmak çok önemli. Bilinmezi seçmek zorundayız. Bilinmeze adım atmayı seçmek zorundayız. İçimizdeki çocuk, bilinmeze adım atmada içimizdeki yetişkin ve ebeveynden çok daha gönüllüdür çok daha coşkulu şekilde bunu yaşamaya hazırdır. Çocuk her şeyi yeni gördüğü, her şeye ilk gördüğü şey gibi yaklaştığı için önceden onunla ilgili oluşmuş bir gözlüğü olmadığı için yeniden tanımlar. Algıladığı veriyi betimler, tanımlar, iyi, kötü, olumlu olumsuz şeklinde yaklaşmaz. Yeni bir deneyimdir. Her deneyime aynı coşku, istek, heyecanla yaklaşır. Bugünlerde buna ihtiyacımız var. Kesinlikle bilinmeyene doğru yürümekteyiz. Zihinsel süreçlerle bunu yönetmeyi istemenin, çocuksu bir zevk alabilecekken ciddi ve tamamen zihinsel süreçlerle yönetmenin bir alemi yok. İçimizdeki çocukları salalım, korkmayalım, düşerlerse yaralanırlarsa kalkarlar, iyileşirler. Düşmesinler diye sakınmanın faydası yok, düşe kalka büyürler. Şimdi içimizdeki çocukları salalım.

Bunun için hep birlikte bir uygulama yapalım: Gözlerimizi kapatalım, çocukluğunuzda kendinizi en özgür, en cesaretli, en yaratıcı, en coşkulu hissettiğiniz içinizdeki çocuk kendinizle bir buluşun! Size ne dediğini dinleyin ve bunları yazın.

Peki, bu uygulamayı yapmadan önceki haliniz ile bu uygulamadan sonraki halinizi deneyimlemeniz arasında bir fark var mı? Bunu da yazın.

Gelen cevaplardan bazıları: frekans farkı, daha hafif, daha huzurlu, daha rahatlamış, kaygısız, uçuyorum, coşkulu, umutlu, duygularım uyandı…

Bu tarafınızla gün içerisinde istediğiniz zaman buluşabilirsiniz! İçimizdeki çocuk aslında en bilge olandır. Çünkü en fazla yaşamışlığı olandır. Biz kaç yaşındaysak onu kapsamış aşmışızdır. O içimizdeki en bilgedir. En gençtir ama en fazla yaşamışlığa sahip olandır.

Zihninize güvenmeyin! İçinizdeki coşkulu, bilge, umutlu, spontan, yaratıcı, heyecanlı çocuğa güvenin. Bugünlerde bu çocuğa her zamankinden daha fazla ihtiyacınız var. Çünkü bizi fabrika ayarlarımıza en yakın tutacak olan varoluş halimiz içimizdeki çocuktur.

(İstiklal marşının söylenmesine eşlik etmek üzere kısa bir ara verilir)

Şimdi ne yaptık? Parça olarak başladık ve bütüne doğru hareket ettik. İçimizdeki en coşkulu ve bütüne doğru hareket etmeye en hazır olan parçamızla bütünleştik, buluştuk, balkonlara çıktık. Bütüne doğru yayıldık. Korona virüsünün yapmaya çalıştığı şeylerden bir tanesi de “siz çok parça olarak kaldınız biraz bütünleşin” demek. Hepimiz hem kendi içimizde bir bütünüz hem de ait olduğumuz daha büyük bir bütünün parçasıyız. Ancak yıllar içerisinde daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu unuttuk ve kendi içimizde parçalar olarak kaldık. Çocuğu olanlar bilir, çocuk bir yandan kural koyulmasını, belirli çerçeveler konulmasını ister, yani belli bir disiplin ihtiyacı vardır, ama aynı zamanda da duygusal olarak sevgi görmek, onaylanmak, fark edilmek, kapsanmak ve korunmak ister. Bizler, içimizdeki o çocuk tarafı unuttuk ve sadece yetişkin tarafımızla çalışmanın, çabalamanın, maddede bir şeyler kazanmanın derdine düştük. Sevilmek, onaylanmak, korunmak için maddede kendini göstermek yanılgısına düştük. Şimdi bu korona tehdidi ile birlikte aslında sevilmek, onaylanmak, korunmak, kollanmak için yaptığımız hiçbir şeyin önemi kalmadı. Şu anda kendimizi sakinleştirmek için yeni yollar arayışındayız. Yani kendimle nasıl temas edebilirim? Kendimi nasıl sakinleştirebilirim?  Şimdiye kadar önemli olduğunu düşündüğüm şeylerin bir bir ortadan kalkması ile sanki çıplak kalmış gibiyim, sanki eşyalarımın tamamını kaybetmiş gibiyim. Bir anlamda çocuk halime geri dönüyorum. Sanki bunca zamandır gelişirken bana öğretilmiş olan sosyal yazılımla öğrendiğim ve içselleştirdiğim her şey elimden uçup gitmiş gibi. Değerlerimi elekten geçirip tekrardan inşa etmek durumundayım. Bunları neye göre inşa edeceğim?

Çocuk büyürken anne babanın değerleri doğrultusunda, anne baba da içinde yaşadıkları alt kültürleri doğrultusunda çocuğu büyütürler. Şu anda gerçekten anne babaların bile değerleri sarsılmış durumda, onlar da çocuklarını neye göre büyüteceklerini şaşırmış durumdalar, yani nasıl bir geleceğe doğru gidiyoruz? Dünya, doğa nasıl bir şekle evrilecek kimse bilmiyor. Dolayısı ile ister çocuklar ister yetişkinler olsun,  herkes çocukça bir konumlanma içerisinde olup biteni kapsamakla yükümlü. Çünkü yeni bir deneyim, bununla ilgili dosyamız, repertuarımız yok, aynen bir çocuk konumundayız. İçimizdeki çocuğun doğal olarak yeniliğe korkusuzca, cesurca atlamasına, sürece güvenmesine, kendi yaratıcılığına güvenmesine ihtiyacımız var. Bu noktada cesarete çok ihtiyacımız var, neyle ilgili cesaret bu? Bilmediğimiz bir şeyi yaşamaya niyet etmekle ilgili cesaret. Aslında tam da varoluşçu felsefenin “atılmışlık” kavramı ile ilgili anlatmaya çalıştığı sürecin içindeyiz. Biz korona uyaranı ile karşı karşıyayız. Aynen doğumla birlikte kendimizi dünyaya fırlatılmış olduğumuz konumda bulmamız gibi. Bizim seçimimiz değil bu, oynamıyorum diyebiliyor muyuz? Ben bu oyunu nasıl oynayacağımı bilmiyorum, ben köşeden seyredeyim diyemiyoruz. Oyun yokmuş gibi yapamıyoruz, oyunun içindeyiz zaten. O zaman yapılacak olan en doğal, en işlevsel olan şey oyunu oynarken öğrenmek. Oyunun içerisindeyken öğrenmek, bunun varoluşçulukla ilgili tarafı ne? Oynuyorum ama oyunu bilmiyorum. Cesaret lazım. Cesaret hangi manevrayı yaparsam şu ya da bu sonuca varırım değil, cesaret gerçekten bilmediğim bir oyunda bilmediğim oyuncularla oynamak. Buna bir oyun olarak bakalım. Şimdiye kadar birçok oyun oynadık, kah yenildik kah kazandık. Şimdiki oyun hiçbir oyuna benzemiyor. Repertuarı en az olan, yargıları en az olan çocuk versiyonumuz. O bilinmezliğe en yürekle yürüyebilecek olan çocuk versiyonumuz.

Buradaki motivasyonumuz yetişkin ya da ebeveyn motivasyonumuzdan gelmeyecek, motivasyonumuz çocuk yanımızdan gelecek. Önyargısız ve merak etmeyi doğal olarak yaşayabilmek. Çocuk dünyayı keşfetmek ister, biz de şu anda keşfetmek durumundayız. Keşfetmek için şimdiye kadarki sosyal yazılımımıza dayanmayalım. Yazılım baştan yazılacak. Hepimiz eğer yazılım programcısıysak yapmamız gereken şey yepyeni bir program dili yazmak. Bunu da acaba nasıl bir dil yazsam diye düşünerek bulamayız. Yaşayıp deneyimleyerek bulacağız.

Yaşam döngüsüne dönelim. Bu döngü duyumla başlar, sonra farkındalık, sonra motivasyon, eylem, temas gelir. Farkındalık demek duyumsadığıma bir isim, bir çerçeve koymak demek. Yani yaşadığım budur demek. Çocuk deneyimler, ağzına koyar, elini uzatır vs fakat yaşadığının adını kendisi koymaz, Adını yetişkin veya ebeveyn koyar. Burada yaşam döngüsünde ilk duyumsama basamağında çocuğu, ikinci farkındalık basamağında da yetişkin tarafımızı kullanmak zorundayız. En önemli yer duyumsama ile farkındalık arasında, neden? Çünkü farkındalığımla ilgili nasıl bir çerçeve koyarsam davranışım o koyduğum çerçeve tarafından belirlenecek. Orada yetişkin anlam üretmeli. Çocuk deneyime açık olmalı, iradesini kullanmalı, cüret etmeli. Cüret etmesi onu daha önceden deneyimlemediği deneyimlere açık tutacak. Hepimiz bugün kendimizi aşmak zorundayız, bu düşünerek olamaz. Kendimizi aşmak başta kendimizi deneyime açarak olur, kendimi bilmediğim deneyime nasıl açarım? Düşünmeyerek deneyimleyerek, bunun için içimdeki çocuğa ihtiyacım var, çocuk duyumsamaya başlayacak, yetişkin ona isim koyacak. İsim nedir? Benim buna ihtiyacım var diyecek. Burada varoluşçu yaklaşımın bir kavramını daha getirmek istiyorum, o da: İnanç ve umut, sabır. Tevekkül göstermek. Neye tevekkül göstereceğim? Biz aceleciyiz, istiyoruz ki o anlamı bir kez koyayım ve o koyduğum anlam olsun istiyoruz. Öyle bir dönemde değiliz. Biz keşfe çıktık.

Duyumsamalarımızda kalacağız, acele etmeyeceğiz. Duyumsamalarımızın içerisinde korku, kaygı, umutsuzluk, çaresizlik te olacak, coşku, memnuniyet yaşadığımız zamanlar da olacak. O farkındalığa koyulan çerçeve çok kez değişecek, kah çok keyif veren kah neşelendiren bir etiket olacak. Burada varoluşçu anlamında cesaret, seçim, sorumluluk, anlamsızlıkta anlam üretmek ve ölüm kavramının tezahürünü yaşamak söz konusu. Belki de hiçbir yere gitmiyorum, olabilir…Önemli olan bir yere gitmek değil, önemli olan yolda kalabilmek. Mesele varacağım yer değil, giderken ne yapıyor olduğum önemli. Biz hepimiz yoldayız. Nereye mi gidiyoruz* Bilmiyorum. Bir yere gidiyor muyuz? Onu da bilmiyorum. Ama hepimiz yoldayız. Orada içimizdeki çocuğun coşkusuna ve cesaretine şöyle ihtiyacımız var, yolda kalabilmek için o coşkuya o boyanmamış gözlüklere ihtiyacımız var. Yetişkinimize neden ihtiyacımız var, hep etiketleri şu an’la ilgili koyması için. Ebeveyn bu an’la ilgili koymaz, ebeveyn ilerde güvende olmamı ister. Yetişkin ne yapacak? Çocuğun tüm duyumlarını tanımlayıp betimleyecek. Şimdi korkuyorum, şimdi cesaretlendim, şimdi zevk alıyorum, şimdi kaygılıyım…

Duygumuz ne olursa olsun, onu tanımlayacağız ve onu ifade edeceğiz. Hepimiz Gestalt programının 2. yılını ifade etmenin metodu ve tekniğini uygulamakla geçirdik. İfade etmek çeşitli şekillerde olabilir. Kendi kendime duvara, aynaya konuşurum, yazarım, beden postürleri alırım, dans ederim, renkli kalemlerle çizerim. Bedenimdeki hücreler özellikle olumsuz duyguların barındırdığı enerjiyle kalmak istemezler. Bu enerjilerin barındırıldığı, depolandığı zerrecikler olmak istemezler. İsterler ki sinirlen, üzül, umutsuz ol, her neyse ama o enerji ifade bulsun. O enerjinin nesnesine mi yoksa ikame nesnesine mi ifade edildiği ile bedenimizdeki hücrelerin hiç işi olmaz. Kime ifade edersen et, yeter ki et. Babana mı sinirlendin, duvara konuş; bedendeki hücreler babana mı konuştun duvara mı konuştun bilmez! Kocana mı sinirlendin? Yastığı mı yumrukladın kocanı mı yumrukladın bedenindeki hücreler bunu bilmez. Ama ilgili enerjin boşaltılmış mı boşaltılmamış mı onu bilir. Burada farkındalıkta çerçeveyi gerçekle uyumlu koymanın önemi nedir? Ondan sonraki basamak motivasyon. O farkındalığı gerçekçi bir şekilde tanımlamaz sosyal yazılım doğrultusunda tanımlarsam, gerçek ihtiyacıma doğru beni götürecek bir motivasyon ve eylemle devam edemem. İkame bir motivasyonla devam ediyor olurum. Acele etmeyeceğiz.

Ne zaman bitecek bu karantina? Ne acelen var? Koşturan mı var? Nerede neyi kaybettin? Bunun adına sen karantina diyorsun. Karantina deme! İçindeki çocukla tekrar buluşma sürecim de, içindeki bilinmezi keşfetme sürecim de, kendi kaynağında bundan önce temas etmediğim taraflarımla temas etme sürecim de, niye karantina diyorsun? Bunlar kavramlar. Bir kere hangi kavramı kullanıyorsan ona eşlik eden duygu ona göre yapılanacak. Yani sokağa çıkma yasağı var dersem kendime, eyvah hürriyetim kısıtlandı, sokağa çıkamayacağım, yasaklıyım gibi hissederim. Ama bana 4 gün hediye edildi, bakalım kendinle ne yapacaksın dersem motivasyonum başka türlü olmaz mı? Sakın Polyannacılık demeyin buna, öyle değil. Bu süreçte kendimi desteklemek için olguları kapsayabileceğim, onlarla temas etmeme yardımcı olabilecek çerçeveler getirmem lazım.

İçimdeki çocuğa neden ihtiyacım var? Çünkü bu sürece herhangi bir öğrenilmiş kavramla yaklaşmayacak. Farkındalık kısmı neden çok önemli? Çünkü içinde bulunduğum duruma atfedeceğim anlam benim bağışıklık sistemimi etkileyecek, bu kadar önemli. Aradaki ilişkiyi anlatayım:  Beynimizin en eski kısmı limbik sistemimiz. Bu sistem çok duyarlı bir alarm sistemi gibi çalışır, tehdit algılamak üzerine kurgulanmış. Neden böyle bir işlevi olan organımız var? Çünkü eski insanları düşünün, bir yerden aslan mı gelir yılan mı saldırır, kendisini koruması hayatta kalması lazım. Limbik sistem tehdidi algılar, sempatik sistemi harekeye geçirir, adrenalin salgılatır, kaslar ona göre harekete geçer. Sempatik sistem diyor ki valla kusura kalma, ben hazımla ilgilenmem, saçını tırnağını da uzatamam, ben şimdi var gücümle tehdide odaklanacağım. Bu bizim Gestaltta öğrendiğimiz büzüşmüş konum, yani rahatlamış, gevşemiş değiliz. Bedenim büzüşmüş konumda, bu konumda sürekli olmak iyi bir şey değil, acıkmıyorum, halbuki bağışıklık sistemimi güçlendirmek için acıkmam lazım, dışkılamam, uyumam, terlemem, spor yapmam lazım. Ama limbik sistemimi sürekli uyarılmış tutup sempatik sistemimi çalıştırıp bedenimi sürekli adrenalin salgılayacak şekilde anlam üretiyorsam bilin ki bağışıklık sistemimin zayıflamasına ilk sebep olan benim. Benim anlam üretme mekanizmam.

Çocuk halimizle canımız maskesiz dışarı çıkmak istedi mesela, tehlikeli, orada yetişkin devreye girecek, diyecek ki “sen maskesiz dışarı çıkmak istiyorsun” sadece tanımlayacak. Orada aynı zamanda ebeveyn tarafımızı da devreye sokmakla yükümlüyüz, diyecek ki “çocuğum sen maskesiz dışarı çıkmak istiyorsun ama bak hasta oluruz, hastalanırız. Sokağa maske ile çıkalım, evin içinde istediğin kadar maskesiz oynarız seninle” diyecek. Bu üçlü birbirlerine kenetlenmiş bir vaziyette işbirliği yapmakla yükümlüler. Ama bu öyle bir işbirliği ki hiçbir taraf faturayı diğer tarafa çıkartacak kadar alan kaplamayacak, herkes haddini bilecek, yani ebeveyn teskin edecek, cezalandırmayacak, utandırmayacak, eleştirmeyecek. Bir zamanlar deneyimlemek istediğimiz, yaşamak istediğimiz optimum ebeveyn versiyonumuz var ya, işte şimdi zamanı…Kendi içindeki ebeveyni kendi içindeki çocukla ilişkiye sokarken, bir zamanlar olmasını istediğim ebeveyn olabilirim. Bugün bu çocuğun cesaretine ve coşkusuna ihtiyacım olduğu kadar onun korku ve kaygısını ve zaman zaman umutsuzluğunu da içimdeki ebeveynle kapsamaya, korumaya ve şefkat göstermeye ihtiyacım var. Bunu yaparken onun heyecan coşku ve yaratıcılığını kaybedecek kadar bir kıvamda değil. O zaman bu süreçte ilerleyemem. O zaman bu süreçte yeniliklere yelken açamam. İçinde bulunduğumuz sürecin bizim için en şifalandırıcı olan yönü bu. İçimizdeki çocuğun, içimizdeki ebeveyn tarafından küçükken alamadığı, özlemini çektiği her ne varsa şimdi ona sunmanın zamanı. Bu öyle bir sunma olmalı ki çocuğu teskin etmeli ama coşkusunu ve cesaretini pekiştirmeli. Öyle bir kapsama olmalı ki utandırmadan, eleştirmeden onun kaynağını ortaya koymaya hiçbir şekilde engel olmadan kapsamalı. Bunun kendisi son derece şifalandırıcıdır.

Korona tehdidi benim varoluşumla ilgili sahip olduğumu düşündüğüm herhangi bir şeyi yerle bir ettiyse, elimden aldıysa bu ilk başta kötü gibi görünse de aslında beni dibe vurarak, beni karanlıkta bırakarak, karanlığın içinde yeterince kalarak aydınlığı tekrar bulmama sebebiyet veren çok önemli bir fırsattır. O karanlığın içerisinde kalabilmeme destek olacak olan araç benim dışımda değildir. Karımda, kocamda, işimde değildir. Bendedir. İçimdedir. Acaba nerededir diye arayarak ta bulamam onu. Nasıl bulacağım? Yaşadığım her neyse onu kendime tanımlayacağım, ilgili duygusunu ifade edeceğim. Duyumsama ile farkındalık arasında ne kadar kalma gerekiyorsa o kadar kalacağım, acele etmeyeceğim, kendimi kafamda kurguladığım bir sonuca ittirmeyeceğim. It takes as long as it takes.

Ne zaman bitecek bu karantina? Ne zaman gidecek bu virüs? Bu süreç mecazi anlamda karanlık ya, karanlıkta kalıyoruz, aydınlığı aramayalım, karanlıkta kalalım. Aydınlığa odaklanmayalım, karanlıkta kalalım. Karanlıkta oynayabileceklerimize bakalım, karanlıktaki oyuncaklarımıza bakalım. Bakarsak buluruz. Bakmazsak göremeyiz. Aradığımız her ne ise bu karanlıkta bir yerde. Dolayısı ile karanlıkta kalmaya ihtiyacımız var. Çocuk karanlıkta kalabilir mi? Kalamaz. Çocuğun karanlıkta kalması için yanında yetişkine ve ebeveyne ihtiyacı var.  Yetişkine, yaşadıklarını tanımlaması için, ebeveyne de onu teskin etmesi ve onu sarmalaması için. Bir kere bu üç konumu kafamızda belleyelim.

Ben kendimi teskin edeceğim. Beni teskin etsin diye kızartma patates yemeyeceğim, beni teskin etsin diye şaraba-sigaraya saldırmayacağım, sporu ölesiye yapıp göbeğimde baklavalar oluşturmaya çalışmayacağım, bir dakikamı boş bırakmayacak şekilde kendimi işle doldurmayacağım. Karanlıkta kalacağım, yetişkinime ve ebeveynime sarılacağım. Ebeveynime korkuyorum demekten çekinmeyeceğim, korkuyorum, ödüm patlıyor hatta! Ebeveynim de diyecek ki “anlıyorum, ben buradayım” o kadar. Yetişkin de diyecek ki “şimdi korkuyorsun, kalbin hızlı çarpıyor, soğuk terler hissediyorsun, nefesin sığ, dizlerin titriyor”

Bu dönem hepimizin ihtiyacı aynı. Kendimizi, hayat amacımızı yeniden tanımlamak, değil mi? Geçen gün dolabımı açtım, 15 Marttan beri evdeyim, 2 pantolon, 2 tshirt, 2 hırka giydim, onun dışında tüm kıyafetler ne için? Değil mi…Tekrardan düşünmek durumundayız. Nelere önem vermişim, kendimi nasıl konumlandırmışım…Bugün tüm dünyanın yaşadığı şekil: sabah kahvaltı, öğlen yemeği, sanal ortamda görüşme, duş, yatak…başka neye ihtiyacımız var? Kimimizin sarılmaya-sarılınmaya ihtiyacı var. Evde hayvan besleyenler bu açıdan çok şanslı.

Bu içinde bulunduğumuz durum dengenin bozulduğu durum. Şu anda bir denge arayışı gelişim sürecini olumsuz etkiler. Farkındalıkta ben denge arıyorum dersem o zaman denge aramak üzere motive olurum ve harekete geçerim. Ancak uzun bir süre dengede olmayacağız ve belki de dengede olma haline ilişkin algımız da değişecek. İp cambazlarını düşünün, ipi üzerinde uzun bir çubukla yürürler, çoğu defa o ipi üzerinde yürümüş oldukları için onlar için yeni bir şey değildir, ama her zaman yürüdükleri ipin dışında bir şey verilirse onlara o dengeyi bulamazlar. Tekrardan onu birçok kez denemeleri gerekir ki tekrar dengelerini bulabilsinler. Şu anda biz de o safhadayız. Keşifte kalmalıyız, bunu buldum olmamalı. Bugün için bunu bulduğumu düşünüyorum ama bu yarın değişebilir. Kendime ne kadar açık uçlu bir yer bırakırsam o kadar az beklentim olur ve o kadar az hayal kırıklığına uğrarım. Ne kadar kendi yaşantımı belli bir çerçeve içine alıp bu budur demeye kalkışırsam o kadar kendimi huzursuz etmiş olurum, çünkü henüz ne yaşayacağımı bilmiyorum, değişecek, kestirmek zor, ne kadar sürecek bilmiyorum, bir ayda neler yaşadım, belki 2 ay daha yaşayacağım, bilmiyoruz ki…Kendimizi “bilmiyorum” şeklinde konumlandırmakta fayda var. Çocuk kendini bilmiyorum şeklinde konumlandıramaz, çocuk keşif pozisyonunda konumlandırır, yetişkin adını koyacak, ebeveyn tarafım da tüm bunları yaşarkenki rahatsızlıklarım sürecinde bana kollarını açacak “her şey iyi olacak, bunlar da geçecek” diyecek. Bu üç tarafıma da ihtiyacım var. Bu 3ünü unutmamam lazım. Bir tanesine diğerinden daha çok dikkat ediyor olmamam lazım çünkü 3üne de ihtiyacım var.

Her ne yaşayacaksam ona tevekkül etmeliyim. Sonuçlara hükmetmeden, şunu bunu yaşıyorum diye ısmarlamadan ne geliyorsa ona tevekkül. Her ne geliyorsa hepsine aynı heyecan, aynı merakla, aynı mesafeden yaklaşabilmek. Bir deneyimime diğerinden daha fazla önem veya hoşnutluk atfetmemek.

Anlatımımda ebeveyni hep teskin edici rolde tuttum. Kontrole ihtiyacımız yok. Teskin eden ebeveyne ihtiyacımız var, anlam koyan, betimleyen, karar veren yetişkine ihtiyacımız var.

SORU: Çocukluk dönemlerinde her hatası için cezalandırılmış çocuklar var, bugün yaşadığımız aslında bütün bu anıları tetikleyen bir süreç, hepimizin geçmişte bir kapatılma öyküsü var,  bu besleyici (nurturing) ebeveynleri devreye sokmak, eğer geçmişte o deneyimi yoksa zor, bu kişiler bu besleyici ebeveynleri nasıl devreye sokacak?

Aslında hepimizin hayatında koronadan önce de koronalar vardı, adı korona değildi. Önceki korona bu korona gibi bizi varoluşumuzun her boyutunda tehdit etmemişti. Ya sağlık ya ilişkisel boyutta, ya maddedeki başarı başarısızlık boyutunda, ya anlam amaç boyutunda bizi tehdit etmişti. Bu çok şiddetli olduğu için sanki yeniymiş gibi geliyor. Aslında bu süreçte hepimiz bu süreçten önceki deneyimimizde bitmemiş meselemiz nerdeyse oralardan uyarılmaktayız. İşte bu da aslında demin söylediğimi destekler nitelikte, neden, çünkü tekrardan bir şans veriyor bize. Bu sefer bitmemiş meselemi bitirebilirim.

İçimdeki çocuk, bitmemiş meseleyi dışarıdaki üçüncü şahısların yakalarına yapışarak, “ver bana istediğimi, bu sefer vereceksin” diyerek kapatmaya çalışıyordu, bu yüzden diğer insanlarla ilişkimiz tuhaf haller alıyordu. Çünkü diğer insan diyordu ki “a-a ne çıktı bunun içinden? Ben böyle tanımıyordum ki bunu? Bu nereden çıktı?” Dolayısı ile bir fırsat geçiyor elimize. Nasıl bir fırsat? Bugün gerçekten gerçekçi bir tehdit var ama bununla birlikte geçmişten bugüne ithal ettiğim bitmemiş meselem de var, o zaman karanlıkta kalma sürecim sadece bugüne ait olmadığı için geçmişten de barındırdığım ve bir türlü giremediğim bir karanlığım olduğu için daha da zor olacak. O zamanlar bana sevgi ve şefkat veren bir ebeveynim olmadığı için böyle bir model görmediğim için daha da zor. Bütün mesele burada, görmedim ki böyle bir şey, kendime nasıl vereyim? O senin damalarında akan kanda mevcut. Nasıl vereyim diye zihinsel boyuttan düşünürsen veremezsin, çünkü zihinsel boyutta açılmış bir dosyan yok, ama yaratıcılığında var o.

Besleyen ebeveynin de yaratıcı çocuğun içinden çıkacak. Yeter ki sen o yaratıcı çocuğa kabulle, tevekkülle, saygı ve sevgiyle eğil. Zor olan kısmı bu ama imkansız değil, en çok şifalandıran da bu. Bu farklı bir frekans.

Benim istediğim besleyici ebeveyn 100.5 frekansında diyelim ama ben hayatımı 88 frekansında yaşadım. Şimdi kişi diyor ki ya ben 88 frekansındayken sen benden 100.5 frekansını istiyorsun. Ben de diyorum ki sen 88 frekansından başla, tanımla- ifade et, tanımla- ifade et, tanımla- ifade et, o frekans değişmeye başlayacak ve sen daha düşünmeden, fark etmeden o frekansın 100.5 frekansına gelebileceğini göreceksin. Ama bütün mesele o süreçte sabırla, umutla, seçimle, tevekkülle kalabilmek. Yani aradığımız şey yapmak durumunda olduğumuz sürecin içerisinde gizli.

SORU: Tüm insanlığın bunu bir arada yaşıyor olması hepimizin ortak bir bitmemiş meselesi olduğu anlamına mı yoksa hepimizin ayrı ayrı bitmemiş meselelerinin olduğu anlamına mı geliyor?

Bitmemiş mesele bir tanedir. İhtiyaçlar ya bütünleşme ya farklılaşma ihtiyacıdır. Korona virüsüne bakarsam korona virüsünün kendisi inanılmaz farklılaşmış bir olgu. Kutbunu çağırıyor, diyor ki bütünleşin. Yani dünyanın bitmemiş meselesi şu anda “bütünleşmek” çünkü o kadar arsız iradeye sarıldık ki, o kadar kendimizi bütün zannettik ki, daha büyük bir bütünün parçası olduğumuzu unuttuk. Korona virüsü bize bizim doğaya karşı nasıl bir korona virüs olduğumuzun aynası. Dolayısı ile bitmemiş mesele her zaman tektir. Ya kendimizi bütünleşmekte konumlandırmışızdır, farklılaşamıyoruzdur, o zaman bitmemiş mesele farklılaşmaktır. Ya da kendimizi ağırlıklı olarak farklılaşmakta konumlandırmışızdır, bütünleşemiyoruzdur, bitmemiş meselemiz bütünleşmektir. Bugünkü durum o. Dünya olarak bitmemiş meselemiz bütünleşmek. Nasıl bütünleştik? Sokağa çıkmıyoruz. Hem kendimi koruyorum, hem herkesi koruyorum. Ben demek herkes demek, herkes demek ben demek. Cuma gecesi herkesin sokaklara dökülmesine neden kızdık? Ben boşuna mı evde oturuyorum? Sen çıkıp o virüsü yayasın diye mi? Senin yaptığın ya da yapmadığın şey beni etkiliyor.

SORU/YORUM: Yetişememe telaşı başladı, çok şey olup bitiyor. Bize verilmiş bir süre gibi algılıyorum. Bu süreyi iyi değerlendirememekten kaygılıyım.

Bu önemli bir husus. İlişki tarzlarını hatırlayalım. Deflection, yani amaçtan sapma. Bu süreçte bir şeylere yetişmeye çalışmak amaçtan sapmaktan başka hiçbir şey değil. Dışarıda çok gürültü var, o gürültüye odaklandıkça içimdeki gürültüye odaklanamam. Dışımdaki sesleri kapatmam lazım ki içimi duyabileyim. Dışarıda birçok şey olup bitiyor, aslında hiçbir şey de olup bitmiyor, ne olup bitecekse benim içimde olup bitecek. Dışarıda olup biten benim kendimle ilişkimin aynasıdır. Bunu unutmayalım. Hepimiz başı kesik tavuklar gibi koşturmaktayız, herkes bir şey yapmak bir şeyle  ilgilenmek istiyor, herkes bir an önce yeniliklere ayak uydurmak istiyor. Ama bu kadar kısa sürede bir şey olmayacak. Ben kendi içimde sukunete vardığımda, dışarıda, benim sükunetim maddede tezahür edecek. Şu anda olup biten benim içimdeki karmaşanın dışarıdaki temsili. Onun için dışarıdaki bir şeye yetişmeye çalışmak kendi içimdeki kalabalık içerisinde kaybolmaktan başka bir şey değil. Hiçbir şey kaçmıyor, hiçbir zaman kaçmıyor.

Yakınlarını kaybeden ve ölüm korkusu çok tetiklenen sevdiklerimiz için ne yapabiliriz?

Kapsamak lazım. Bu durumlarda “terapy in a nutshell” devreye giriyor. Ben de öleceğim dedikleri zaman derim ki yaşamak isteğini niçin ölüm korkunla anlatıyorsun? “Ben yaşamak istiyorum” desene! İsmini nasıl koyuyorsam duygum da ondan etkilenir. Ölmekten korkuyorum dersen ona eşlik eden duygum olumsuz olacak ama ben yaşamak istiyorum dersen o zaman ona heyecan, coşku başka türlü duygular eşlik edecek. İbadet edin diyorum, çünkü sörf yapmayı öğrenmek için tsunami beklememek lazım. Sörf yapmayı güneşliyken, hafif dalgalar varken öğrenmek lazım. Bu kaslar hafif dalgalarda sörfün üzerinde kalmayı öğreniyor. O kadar ki büyük dalgalar geldiğinde artık otomatik olarak o kaslar alışmış olduğu için dalgaların üzerinde durabiliyor ve dalgalarla oynayabiliyor. Hiç bu tür bir farkındalığa hayatı boyunca girmemiş bir insan birdenbire ölüm korkusu ile karşı karşıya kaldığında çok yoğun yaşıyor. Bu da onun yolculuğu. Herkesin kendi yolculuğu…

Bitmemiş meseleyi bulmada tehdidi nereden algıladığım bize yol gösterir mi?

Kesinlikle! Bilinç düzeyimin nerede olduğu neyin içine ölebilmiş olduğumla belirlenir. Eğer ben tehdidi bedenimden algılıyorsam bu dünyadaki fiziksel varlığımın içine henüz ölmemişim demektir. Ben kendimi henüz fiziksel bedenimle tanımlıyorum, bedenim üzerinde işlem yapamıyorum hala.

Eğer ben tehdidi sevdiklerimden ayrı kalacağım, ailemi göremeyeceğim, o zaman ben kendimi henüz duygusal bedenimle tanımlıyorum, onu kapsayıp aşamamışım daha.

Eğer tehdidi ben paramı kaybedeceğim, evimi kaybedeceğim, başarısız olacağım, işim olacak mı şeklinde algılıyorsam o zaman ben zihinsel varlığımla kendimi tanımlıyorum.

Eğer hayat amacımı kaybedeceğim, bir daha anlam kurgulamayacağım, zaten anlamı yok diyorsam ben kendimi henüz tinsel varlığımla tanımlıyorum demektir.

Bilinç düzeyleri BEN, BİZ, HEPİMİZ VE HER ŞEY merkezli gider. Tasavvufta da Gestaltta da aslında öngörülen konum mümkün olduğunca şahit konumudur. Tüm bunların içine ölüp bunlara şahit olabilen konumdur. Nereden tehdit algılıyorsan bitmemiş meselen oradadır. Neyle özdeşleşiyorsam en zayıf noktam o’dur. Neyle özdeşlemişsem onun bekçiliğine soyunmuşumdur.

Hiçbir şey eskisi gibi olsun istemiyorum. Eski telaşlar, koşturmalar anlamsızmış. Her şey eskisi gibi olacak korkusu geliyor zaman zaman.

Her şey eskisi gibi olacak diye korkuyorum diyorsun ya ÇEVİR! Yeni şeyler yaşamak istiyorum de. Yetişkin söylemin o.

Tüm dengeler değişirken eğitim sistemi bu dönemi sürdürmeye çalışıyor, online sistem yeni bir şey, çocuklarda ve ebeveynlerde stres yaratıyor. Hem kendimizi hem çocukları yatıştırmaya çalışıyoruz. Enerjilerini atamıyorlar, hava alamıyorlar. Bunların içinde sıkışıyorum.

Bu sıkıntıyı yaşamasan anormal olurdu. Burada önceliklendirmen gereken bedendir. İstediği kadar ders olsun, günde iki kez aç müziği, saçmalık zamanı de, koşturun, dans edin, hayvan taklitleri yapın, enerji atmak için olanaklar yaratın. Başka yolu yok. Önce bedeni deşarj etmek lazım.

THE CHILD IN ME from a Gestalt perspective

In our online group meeting with clinical psychologist, gestalt therapist Prof.Dr.Hanna Nita Scherler on the evening of April 23, our agenda was again the days of quarantine and how we went through these days.

How can we continue to stay in balance as the process drags on? How can our relationship with family members at home be balanced?

Let’s ask our inner child: How are you living in the current situation? But don’t call him corona, quarantine, he may not understand, ask him how are you living these days…

Our state, which is as far away from mental processes as possible, is our inner child. These days, the mental dimension of our existence is the one that works the most and gets the most tired. If we look at the situation we are in as the inner child, it is the inner child who thinks the least, feels the most, feels the most, perceives the most. If the child is afraid, he is afraid, if he feels lonely, he feels lonely. The difference between the child in us and the adult who thinks too much is that he experiences whatever he is going through in the situation he is in at the moment, even if it is negative or unpleasant. What we adults need most in these quarantine days is to be able to live in the moment. In our existence, if we think of Eric Berne-like, we have a child, an adult, and a parent within us. Let’s give more space to our inner child. We need it to be able to perceive, touch, express. Let’s use our adult side to make decisions.

Let’s use our parental side to show compassion, love, containment, and care to the inner child who feels lonely, afraid or anxious. The part that challenges us the most these days is the part of us that thinks too much. Which side is thinking? Adult? parent or child? If he is a parent, he is interested in making decisions, if he is an adult, he is interested in controlling and appeasing. The child is interested in being spontaneous, having fun or being pampered. What if it’s like that or if it’s like that, which side of us thinks how it will be? The child inside us, whose unfinished matter remains, confuses the adult. From a Gestalt point of view, my doom-generating side produces thoughts that have no function for me at the moment. The different states of my existence, my different keys, when they come together, it has to be something that brings me to integrity, integrates me within myself, and sustains me, like a spine where all the vertebrae overlap. The part of me that produces my blood is actually the broken backbones. Not overlapping spines. That’s why I wanted to start from childhood. Why? Because if we take the child as the basis, we catch ourselves. Our inner child is the closest to our factory settings. It is the part of us that is the most creative, the most spontaneous, the most momentary, the most sensitive. We need this right now. Our antennas must be collecting data very well. Those with children know that children do this much better than adults. Why do we need data collection? More precisely, where do we need to collect data from? We need to collect data from two places. 1. What do I need? What do I want? 2. What can my environment currently offer?

Why is it important that I perceive these two as nakedly as possible? Because especially these days, I am obliged to marry these two in the most appropriate way. For example, I want to travel, but at the same time I perceive that I have to stay at home, then the parent in me will step in and say to the child who wants to travel but cannot travel, these days will pass, we can do good things with you. In other words, let the parents take care of the children at home, let the adults make the decisions they need to make, and do the things they need to do at work. But if we continue to produce grievances, then we will be able to use neither our inner child nor our inner parent in a functional way for us.

The child in me is creative. These days I need that creativity more than ever. Why? I am more alone with myself than I have always been. If I live with my family, I spend more time with my family than I always do. If I have to keep my job, I have to keep my job different from what I always do. I am in a position to make a difference both in my relationship with myself, in my relationship with my close circle, and in my relationship with my friends who are a little more distant emotionally, and in my way of doing business. I definitely need my creativity to manage all this well. I can’t figure it all out. It would be unfair to myself to think that I can solve all of these by thinking. Why would it be unfair? We can only perceive and make sense of what is on our ground. The situation we are in today is not on our ground. Foreign land. A road that has not been walked before. It’s not a familiar place. Therefore, it would be a bit naive to think that we can perceive and make sense of it with the existing material on our floor. Moreover, it would be unfair to ourselves.

It is very important to make a choice here. We have to choose the unknown. We have to choose to step into the unknown. The child inside us is much more willing to step into the unknown than the adult and parent inside us, and is ready to experience it much more enthusiastically. The child redefines everything because he sees everything new, approaches everything as the first thing he sees, and does not have any glasses that have been formed about him before. It describes and defines the data it perceives and does not approach it as good, bad, positive or negative. It is a new experience. He approaches every experience with the same enthusiasm, desire and excitement. We need this these days. We are definitely walking into the unknown. There’s no point in wanting to manage it with mental processes, managing it seriously and purely through mental processes when you can have childlike pleasure. Let’s release the children in us, let’s not be afraid, if they fall, if they get injured, they get up and get better. It’s no use to be careful so that they don’t fall, they’ll just growl. Let’s unleash our inner children now.

Let’s make an application for this together: Let’s close our eyes, meet the child inside you, with whom you felt the most free, the most courageous, the most creative and the most enthusiastic in your childhood! Listen to what he says to you and write them down.

Well, is there a difference between your state before you made this application and your experience after this application? Write this down too.

Some of the answers received: frequency difference, lighter, more peaceful, more relaxed, carefree, flying, enthusiastic, hopeful, my feelings aroused…

You can meet this side of you at any time during the day! Our inner child is actually the wisest. Because he is the one who has lived the most. No matter how old we are, we have covered it. He is the wisest among us. He is the youngest, but the one who has lived the most.

Do not trust your mind! Trust your inner enthusiastic, wise, hopeful, spontaneous, creative, excited child. You need this kid more than ever these days. Because our state of existence that will keep us closest to our factory settings is the child within us.

(A short pause to accompany the singing of the national anthem)

What did we do now? We started as parts and moved towards the whole. We became integrated with the most enthusiastic part of us and the most ready to move towards the whole, we met, we went to the balconies. We spread out to the whole. One of the things that the corona virus is trying to do is to say “you are left in pieces, integrate a little”. We are all a whole within ourselves and part of a larger whole to which we belong. However, over the years, we forgot that we were part of a larger whole and remained parts within ourselves. Those who have children know that on the one hand, children want rules and frameworks to be set, that is, they need a certain discipline, but they also want to be emotionally loved, validated, noticed, included and protected. We forgot that child side of us and we only worry about working, trying and gaining something with our adult side. We made the mistake of showing ourselves in matter in order to be loved, approved and protected. Now, with this corona threat, nothing we do to be loved, approved, protected and taken care of has become irrelevant. We are currently seeking new ways to calm ourselves down. So how can I contact myself? How can I calm myself down? It’s like I’m left naked, as if I’ve lost all of my stuff, with the things I thought important until now disappearing one by one. In a sense, I’m going back to being a child. It’s as if everything I’ve learned and internalized through the social software I’ve been taught all this time while I’ve been developing has slipped away from me. I have to sift and rebuild my values. How will I build them?

While the child is growing up, they raise the child in line with the values ​​of the parents, and the parents in line with the subcultures in which they live. Right now, even the values ​​of the parents have been shaken, and they are confused about how they will raise their children, so what kind of future are we heading towards? No one knows how the world and nature will evolve. Therefore, whether they are children or adults, everyone is obliged to cover what is going on in a childish position. Because it is a new experience, we do not have a file or a repertoire about it, we are just like children. We naturally need the inner child to jump into innovation without fear, courage, trust in the process, trust in his own creativity. We desperately need courage at this point, what is this courage about? The courage to intend to experience something we don’t know. In fact, we are in the process that existential philosophy is trying to explain about the concept of “discardedness”. We are faced with the corona stimulus. Just as at birth we find ourselves in the position where we were thrown into the world. It’s not our choice, can we say we’re not playing? I don’t know how to play this game, we can’t say that I should watch it from the corner. We can’t pretend the game doesn’t exist, we’re already in the game. Then the most natural and functional thing to do is to learn while playing the game. Learning while in the game, what does this have to do with existentialism? I play but I don’t know the game. It takes courage. Courage is not that I come to one or the other conclusion whatever maneuver I do, courage is playing with players I don’t know in a game I don’t really know. Let’s look at this as a game. We have played many games so far, sometimes we lost and sometimes we won. The current game is not like any other game. Our children’s version with the least repertoire and the least judgment. Our version of the kid who can walk into that obscurity most heartily.

Our motivation here will not come from our adult or parent motivation, our motivation will come from our child. To live naturally without prejudice and curiosity. The child wants to explore the world, and we have to explore it right now. Let’s not rely on our social software so far to explore. The software will be rewritten. If we’re all software programmers, what we have to do is write a whole new programming language. We cannot find this out by thinking about what kind of language I should write. We will find out by living and experiencing.

Let’s go back to the life cycle. This cycle begins with sensation, then awareness, then motivation, action, contact. Awareness means putting a name, a frame on what I feel. I mean, that’s what I live for. The child experiences, puts it in his mouth, extends his hand, etc. Here in the life cycle, we have to use the child in the first sense step and our adult side in the second awareness step. The most important place is between sensation and awareness, why? Because whatever framework I set for my awareness, my behavior will be determined by that framework. Adults must create meaning there. The child must be open to experience, use his will, dare. Her daring will keep her open to experiences she hasn’t experienced before. We all have to transcend ourselves today, this cannot be by thinking. Transcending ourselves is by first opening ourselves to experience, how do I open myself to experience I don’t know? Experiencing without thinking, I need my inner child for this, the child will begin to feel, the adult will name it. What is your name? He will say I need it. Here I would like to introduce another concept of the existential approach, which is: Faith and hope, patience. show gratitude. On what will I put my trust? We are hasty, we want to put that meaning once and we want it to be the meaning I put. We are not in such a period. We went exploring.

We will remain in our sensations, we will not rush. There will be times of fear, anxiety, hopelessness, desperation in our sensations, and there will be times when we experience enthusiasm and satisfaction. The framework that is put into that awareness will change many times, it will be a label that is very pleasing and sometimes exhilarating. Here, in the existentialist sense, it is about courage, choice, responsibility, producing meaning in meaninglessness and experiencing the manifestation of the concept of death. Maybe I’m not going anywhere, maybe… The important thing is not going somewhere, but staying on the road. It’s not about where I’m going, it’s what I’m doing on the way. We are all on the way. Where are we going* I don’t know. Are we going somewhere? I don’t know him either. But we are all on the way. We need the enthusiasm and courage of our inner child there, we need that enthusiasm to stay on the road, we need those unpainted glasses. Why do we need our adult, to always put the labels about the present. The parent does not care about this moment, the parent wants me to be safe in the future. What will the adult do? He will describe and describe all the sensations of the child. Now I’m scared, now I’m encouraged, now I’m enjoying it, now I’m anxious…

Whatever our emotion is, we will define it and express it. We all spent the second year of the Gestalt program practicing the method and technique of expression. Expression can take various forms. I talk to myself to the wall, to the mirror, I write, I take body postures, I dance, I draw with colored pencils. The cells in my body do not want to stay with the energy of negative emotions. They do not want to be the particles where these energies are housed and stored. They want you to be angry, sad, hopeless, whatever, but that energy finds expression. The cells in our body have nothing to do with whether that energy is expressed to its object or to its replacement object. Whoever you express, just do it. Are you angry with your father, speak to the wall; The cells in the body do not know whether you spoke to your father or to the wall! Are you angry with your husband? Whether you punched the pillow or punched your husband, the cells in your body don’t know it. But it knows whether your related energy has been discharged or not. What is the importance of putting the framework in line with reality in awareness here? The next step is motivation. If I do not define that awareness in a realistic way, in terms of social software, I cannot continue with a motivation and action that will lead me towards my real need. I would continue with a substitute motivation. We will not rush.

When will this quarantine end? What’s your hurry? Anyone running? Where did you lose what? You call it quarantine. Don’t say quarantine! Why do you call it quarantine, in my process of meeting the child in me again, in my process of discovering the unknown inside, in my process of contacting the parts of me that I had not contacted before in its own source? These are concepts. Whatever concept you use once, the accompanying emotion will be structured accordingly. In other words, if I say to myself that there is a curfew, I feel like my freedom has been restricted, I cannot go out, I am banned. But I was given 4 days as a gift, let’s see what you will do with yourself, wouldn’t my motivation be different? Don’t call it Polyannaism, it’s not. In order to support myself in this process, I need to bring frameworks that can help me to cover the facts and to contact them.

Why do I need my inner child? Because he will not approach this process with any learned concept. Why is the awareness part so important? Because the meaning I will attribute to the situation I am in will affect my immune system, it is that important. Let me explain the relationship:  The oldest part of our brain is our limbic system. This system works like a very sensitive alarm system, it is built on threat detection. Why do we have an organ with such a function? Because think of the ancient people, whether a lion or a snake attacks from somewhere, he has to protect himself and survive. The limbic system senses the threat, activates the sympathetic system, releases adrenaline, and the muscles act accordingly. The sympathetic system says sorry, I don’t care about my digestion, I can’t grow hair and nails, now I will focus on the threat with all my strength. This is the shrunken position we learned in Gestalt, so we are not relaxed. My body is in a shrunken position, it is not good to be in this position all the time, I am not hungry, but to strengthen my immune system, I need to be hungry, I need to defecate, sleep, sweat, do sports. But if I keep my limbic system constantly stimulated and my sympathetic system work and my body constantly secrete adrenaline, know that I am the first to cause my immune system to weaken. It’s my meaning-making mechanism.

As a child, we wanted to go out without a mask, for example, it is dangerous, there the adult will step in, he will say, “You want to go out without a mask” will only define it. At the same time, we are obliged to activate our parent side, and he will say, “My child, you want to go out without a mask, but look, we will get sick, we will get sick. Let’s go out with a mask, we can play with you in the house as much as you want without a mask,” he will say. These three are bound to cooperate in an interlocked state. But this is such a cooperation that neither side will take up enough space to raise the bill to the other side, everyone will know their place, that is, the parent will not placate, punish, embarrass or criticize. If we have the version of the optimum parent we once wanted to experience, want to live, now is the time… I can be the parent I once wanted to be, while engaging the parent within myself with the child within. Today, as much as I need the courage and enthusiasm of this child, I also need to contain, protect, and show compassion for his fear and anxiety, and at times his despair, with the parent within me. While doing this, his excitement is not in such a consistency that he loses his enthusiasm and creativity. Then I can’t move forward in this process. Then I cannot set sail for innovations in this process. This is the most healing aspect of the process we are in. Now is the time to present everything that the child in us couldn’t get and longed for when he was little by the parent in us. This should be such a presentation that it should reassure the child but reinforce his enthusiasm and courage. It should be such a coverage that it should cover it without embarrassing or criticizing, without hindering in any way revealing its source. This itself is extremely healing.

If the corona threat has destroyed anything I thought I had about my existence, it took away from me, even though it may seem bad at first, it is actually a very important opportunity to find the light again by hitting the bottom, leaving me in the dark, staying in the darkness long enough. The vehicle that will help me stay in that darkness is not outside of me. It’s not in my wife, my husband, my job. It’s mine. It is in me. I can’t find him by calling to see where he is. How will I find it? Whatever I experience, I will define it to myself, I will express the feeling of interest. I will stay between sensation and awareness as long as necessary, I will not rush, I will not push myself to a conclusion that I have created in my head. It takes as long as it takes.

When will this quarantine end? When will this virus go? This process is figuratively dark, we stay in the dark, let’s not look for the light, let’s stay in the dark. Let’s not focus on the light, let’s stay in the dark. Let’s see what we can play in the dark, let’s look at our toys in the dark. If we look, we will find it. If we don’t look, we can’t see. Whatever we’re looking for is somewhere in this dark. That’s why we need to stay in the dark. Can the child stay in the dark? It can’t stay. The child needs an adult and a parent to stay in the dark. For the adult to describe what he or she is going through, for the parent to comfort and embrace him. Let’s remember these three positions for once.

I will reassure myself. I will not eat fried potatoes to calm me, I will not attack wine and cigarettes to calm me, I will not try to create baklavas in my belly by doing sports to death, I will not fill myself with work in a way that I will not waste a minute. I will stay in the dark, hug my adult and my parent. I won’t hesitate to say I’m scared to my parents, I’m scared, I’m even scared! My parent will also say “I understand, I’m here” that’s all. The adult will also say, “now you’re scared, your heart is beating fast, you feel cold sweat, your breathing is shallow, your knees are shaking”

This time we all need the same. Redefining ourselves, our life purpose, right? I opened my closet the other day, I’ve been at home since March 15, I wore 2 pants, 2 t-shirts, 2 cardigans, other than that, what are all the clothes for? Isn’t it… we have to think again. What did I care about, how did I position myself…The way the whole world lives today: breakfast, lunch, virtual meeting, shower, bed…what else do we need? Some of us need a hug-hug. Those who have pets at home are very lucky in this respect.

This is the situation we are in, the situation where the balance is broken. The search for a balance right now negatively affects the developmental process. If I say I am looking for balance in awareness, then I am motivated to seek balance and take action. But we won’t be in balance for a long time, and perhaps our perception of being in balance will change as well. Think tightrope walkers, they walk a tightrope with a long stick, it’s nothing new to them as they’ve often walked that tightrope, but they won’t find that balance if they’re always given something other than the tightrope they’re walking on. They have to try it over and over again so that they can regain their balance. We are at that stage right now. We should stay in exploration, not found this. I think I’ve found it for today, but that could change tomorrow. The more open-ended space I leave for myself, the less expectations I have and the less disappointed I am. The more I try to put my own life in a certain frame and say this is it, the more I feel uneasy because I don’t know what I will experience yet, it will change, it’s hard to predict, I don’t know how long it will last, what I went through in a month, maybe I will live for 2 more months, we don’t know… It is useful to position ourselves as “I don’t know”. The child cannot position himself as I do not know, the child positions himself in the position of discovery, he will name the adult, and my parents will open their arms to me during my discomfort while going through all this, and say, “Everything will be fine, these too will pass”. I need these three sides of me. I must not forget these three. I shouldn’t be paying more attention to one than the other because I need all three.

Whatever I am to live, I must put my trust in it. Put your trust in whatever comes, without dominating the results, ordering this because I’m experiencing this and that. Being able to approach everything with the same excitement, with the same curiosity, from the same distance. Not attributing more importance or pleasure to one experience than another.

I always kept the parent in a soothing role in my narrative. We don’t need control. We need the reassuring parent, we need the adult who gives meaning, describes, decides.

QUESTION: There are children who were punished for every mistake in their childhood, what we are experiencing today is actually a process that triggers all these memories, we all have a history of closure in the past, it is difficult to engage these nurturing parents, if they do not have that experience in the past, how do these people manage these nurturing parents? will it activate?

In fact, we all had coronas in our lives before corona, it was not called corona. The previous corona did not threaten us in every dimension of our existence like this corona. It threatened us either in the health or relational dimension, in the success-failure dimension in the item, or in the meaning-purpose dimension. It feels like new because it is so severe. In fact, in this process, we are all warned about our unfinished issue in our experience before this process. And this actually supports what I just said, why, because it gives us another chance. This time I can finish my unfinished business.

The child in me was trying to close the unfinished issue by grabbing the collars of the third parties outside, saying “give me what I want, this time you will give it”, so our relations with other people were getting awkward. Because the other person was saying, “a-ah, what came out of this? That’s how I didn’t know that? Where did this come from?” So we have an opportunity. What kind of opportunity? There is a really realistic threat today, but there is also an unfinished issue that I have imported from the past to the present, then my process of staying in the dark will be even more difficult because it does not belong only to the present, because I also have a darkness from the past that I cannot enter. It is even more difficult as I did not see such a model as I did not have a parent who gave me love and affection at the time. The whole point is here, I haven’t seen such a thing, how can I give it to myself? It is in the blood that runs in your veins. If you think about how to give from the mental level, you cannot give, because you do not have a file opened in the mental dimension, but it is in your creativity.

The nurturing parent will also come out of the creative child. As long as you bow to that creative child with acceptance, trust, respect and love. That’s the hard part, but it’s not impossible, it’s the most healing. This is a different frequency.

Let’s say the nurturing parent I want is on the 100.5 frequency, but I’ve lived my life on the 88 frequency. Now the person says that when I am at the 88 frequency, you want the 100.5 frequency from me. And I say you start from the 88 frequency, define-express, define-express, define-express, that frequency will begin to change and you will see that that frequency can come to 100.5 frequency without you even thinking about it or noticing it. But the whole point is to stay patient, with hope, with choice and with trust in that process. So what we are looking for is hidden in the process we have to do.

QUESTIONER: Does the fact that all humanity is experiencing this together means that we all have one unfinished business in common, or does it mean that we all have separate unfinished issues?

The unfinished matter is one. Needs are either integration or differentiation needs. If I look at the corona virus, the corona virus itself is an incredibly differentiated phenomenon. It calls to the pole, it says integrate. So the unfinished issue of the world right now is to “integrate” because we are so wrapped up in willpower that we think we are so whole that we have forgotten that we are part of a larger whole. The corona virus is a mirror of what kind of corona virus we are against nature. Therefore, the unfinished matter is always unique. Either we have positioned ourselves to integrate, we cannot differentiate, then the unfinished issue is differentiation. Or we have positioned ourselves predominantly in differentiation, we cannot integrate, our unfinished issue is integration. That’s the situation today. Our unfinished issue as a world is to integrate. How did we integrate? We are not going out. I protect myself and I protect everyone. Me means everybody, everybody means me. Why are we angry that everyone took to the streets on Friday night? Am I sitting at home for nothing? So that you can go out and spread that virus? What you do or don’t do affects me.

QUESTION/COMMENT: The flurry of not being able to catch up has started, a lot is going on. I see it as a given time. I am worried about not making good use of this time.

This is an important point. Let’s remember their relationship styles. Deflection, i.e. deviation from purpose. In this process, trying to catch up with something is nothing but deviating from the purpose. There is so much noise outside, I can’t focus on the noise inside as long as I focus on that noise. I need to turn off the sounds outside so that I can hear inside. A lot of things are going on outside, in fact nothing is going on, whatever happens will happen inside me. What happens outside is a mirror of my relationship with myself. Let’s not forget this. We all run around like chickens with their heads cut off, everyone wants to do something, take care of something, everyone wants to keep up with innovations as soon as possible. But nothing will happen in such a short time. When I reach tranquility within myself, outside, my tranquility will manifest in matter. It’s the outer representation of the mess inside of me that’s going on right now. For him, trying to catch up with something outside is nothing but getting lost in the crowd inside myself. Nothing escapes, never escapes.

What can we do for our loved ones who have lost their loved ones and whose fear of death is triggered?

It has to be covered. In these cases, “therapy in a nutshell” comes into play. When they say I’m going to die too, I say, why do you talk about your desire to live with your fear of death? Say “I want to live”! How I name it, my feelings are affected by it. If you say that you are afraid of dying, my accompanying emotion will be negative, but if you say that I want to live, then excitement and enthusiasm will accompany it with different emotions. I say worship, because you don’t have to wait for a tsunami to learn to surf. It is necessary to learn to surf when it is sunny and there are light waves. These muscles learn to stay above the surf in light waves. So much so that when big waves come, they can automatically stand on the waves and play with the waves because those muscles are used to it. A person who has never entered this kind of awareness in his life is living very intensely when suddenly he is faced with the fear of death. This is his journey. Everyone’s own journey…

How do I perceive the threat to guide us in finding the unfinished issue?

Definitely! Where my level of consciousness is is determined by what I have died into. If I perceive the threat from my body, it means that I have not yet died into my physical being in this world. I still define myself with my physical body, I still cannot operate on my body.

If the threat I will be separated from my loved ones, I will not be able to see my family, then I still define myself with my emotional body, I have not been able to contain it yet.

If I perceive the threat as whether I will lose my money, lose my house, fail, or have a job, then I define myself with my mental being.

If I say that I will lose my purpose in life, that I will never construct meaning again, that there is no meaning anyway, it means that I am still defining myself with my spiritual existence.

Consciousness levels go centered on I, WE, ALL AND EVERYTHING. In both Sufism and Gestalt, the predicted position is the witness position as much as possible. It is the position where you can die and witness all of this. Wherever you perceive a threat, your unfinished business is there. Whatever I identify with is my weakest point. Whatever I identify with, I have become its guardian.

I don’t want anything to be the same as before. The old hassles and rushes were meaningless. From time to time comes the fear that everything will be the same as before.

You say you’re afraid that everything will be the same as before, TURN! I want to experience new things. That’s your adult rhetoric.

While all the balances are changing, the education system is trying to maintain this period, the online system is something new, it creates stress for children and parents. We try to calm both ourselves and the children. They can’t release their energy, they can’t get air. I’m stuck in these.

It would be abnormal if you didn’t experience this problem. It is the body that you need to prioritize here. Have as many lessons as you want, turn on music twice a day, when it’s bullshit, run around, dance, imitate animals, create opportunities for energizing. There is no other way. First you have to discharge the body.

Bu yazı Covid-19, Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.