Bir Dilek Tut Vakfı / Make A wish foundation

Bugünkü blog yazımda üyesi olduğum ve dünyadaki en güzel derneklerden birisi olduğuna inandığım BIR DILEK TUT dernegi hakkında bilgi vermek istedim.
 
Orijinal adı ile MAKE A WISH foundation (www.wish.org) 1980 senesinde Amerikada losemi hastası 7 yaşındaki Chris Greicius’un en büyük hayali olan polis olmak dileğinin ailesi tarafından yerine getirilmek üzere adım atması ile tohumlarını atmıştır. Yaşadıkları yörede polis departmanı ile bağlantıya geçen aile büyük bir destek gördü ve 29 Nisan 1980 günü küçük oğlan polis departmanının helikopteri ile alınarak merkez polis istasyonuna uçuruldu…Kendisi için özel olarak polis uniforması diktirildi, kendisine uygun akülü motorsiklet temin edildi ve mevzuata uygun olarak polis rozeti alabilmesi için özel testten geçirildi ve rozeti almaya hak kazandı. Hayalini gerçekleştiren Chris ve bunda rol alan herkes çok büyük bir mutluluğa şahit oldular…
2 Mayıs tarihinde durumu ağırlaşan Chris hastaneye kaldırıldı ve kısa süre sonra melek oldu…
Chris’in mutluluğunu gören ve paylaşan polis memurları ve Chris’in annesi bu mutluluğu başka çocuklara da vermek istediler ve MAKE A WISH FOUNDATION doğdu.
 
Türkiye’de BIR DILEK TUT derneği (www.birdilektut.org)  adı altında 2000 senesinde Meryem Mizrahi ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.
Dernek bugün yönetim kurulu başkanı sayın Carole Hakko ve çok değerli yönetim kurulu üyeleri yönetiminde faaliyetlerine devam etmektedir.
Derneğin amacı tüm Türkiye’de hayati tehlike taşıyan 3-18 yaş arası çocukların en büyük dileklerini gerçekleştirmek, verilen mutluluk ile umut vermek, tedavilere manevi olarak destek olmak, çocuklar gibi zorluklara katlanan ailelerine de unutulmaz bir an yaşatmaktır.
 
Dilekler nasıl gerçekleştirilmektedir? Hayati tehlikeye sahip hastalığı olan çocuğun ailesi derneği aramakta ve çocuk hakkında genel bilgi vermekte ve dilek gerçekleştirilmesi için kayıt yaptırmaktadır. Dernek gönüllülerimiz ve çalışanlarımız çocuk hakkında bilgi almak üzere tedavi olduğu hastane ve doktorunu aramaktadır. Doktordan durum teyidi alındıktan sonra sıra çocuğu ziyarete ve dilek alımını yapmaya gelir. Dilek alımı yine dernek gönüllülerimiz tarafından yapılır. Aile aranarak hangi gün müsait oldukları sorularak ziyarete gidilir. Ziyaret sırasında mümkünse ailenin başka bir odada beklemesi çocuğun aileden etkilenmemesi ve kendi dileğini söylemesi açısından önemlidir. Şayet çocuk ailesini yanında isterse o da elbette kabul edilir. 3 dilek alımı yapılır. Bazen çocukların utanması veya keyifsiz olması durumunda dilek alımı yapılamadığından başka bir gün tekrar gelinir.
Dilek alımı tamamlandıktan sonra dernek gönüllüler ekibi toplanır ve o dileği nasıl gerçekleştireceğine dair proje üretir.
Amaç sadece dilek gerçekleştirmek değil aynı zamanda çocuk ve ailesine unutulmaz bir gün yaşatmaktır. Bu sebeple dileğin nasıl, nerede, hangi koşullar altında gerçekleştirileceğinin de önemi büyüktür.
Dilek gerçekleştirme çocuğun tedavi durumuna göre 1 gün, 1 hafta,1 ay veya belirsiz bir süre sonra da olabilir.
Dilek gerçekleştirme günü hem gerçekleştiren, hem dileği gerçekleşen hem de ailenin en güzel günlerinden birisidir…
 
Bir Dilek Tut derneği çok kıymetli sponsorlar ve kişisel bağışçılar sayesinde senede 300 dilek üzeri dilek gerçekleştirmektedir.
Derneğin ana sponsoru Akbank’tır.
Diğer sponsorlarımız sırası ile:
Atlasjet: Çok sevdiğim ve müthiş güzel desteklerini gördüğümüz Atlasjet dileği gerçekleşecek ve şehirler arası uçuş yapması gereken çocuk, aile ve dernek ekibimize dilek gerçekleştirme sırasında ücretsiz uçuşlar sağlamakta, dergisinde derneğimiz hakkında bilgiler vermektedir. Atlasjet aynı zamanda pilot olmak isteyen bir çocuğumuzun dileğini gerçekleştirmiş kendisine ilot brövesi vermiştir (videoyu seyretmek için lütfen web sitesini ziyaret ediniz) Yine Atlasjet 2008 senesinde bir uçağının dışını  BIR DILEK TUT logosu ile süsleyerek bizlere havada destek vermiş oldu. (www.atlasjet.com)
Yurtiçi kargo : Derneğimiz posta ve kargo hizmetlerini ücretsiz karşılamaktadır. (www.yurticikargo.com.tr)
Toyiki : Çocuklarımızın oyuncak dileklerini ücretsiz ve özel indirimli olarak karşılamaktadır. (www.toyiki.com.tr)
Ogilvy, Digital sanatlar, Konsensus,Acıbadem Hastaneleri diğer önemli sponsorlardır.
Çilek: Çocuklarımızın oyun odası dileklerini ücretsiz ve özel indirimli olarak karşılamaktadır.
 
Bir Dilek Tut vakfı Kasım ayında Make A Wish International ile birleşmiş ve enternasyonal bir dernek haline gelmiştir.
 
Hepimizin çevremiz, çocuklarımız, engellilerimiz, yaşlılarımız, doğamız, hayvanlarımız için yapabileceği güzel şeyler bulunmaktadır.
Bir Dilek Tut derneği çocuklara yönelik olup yine herkesin aktif veya dışarıdan verebileceği onlarca destek bulunmaktadır.
Destek olmak, dernek içersinde faaliyette bulunmak, maddi katkıda bulunmak, is alanında destek olmak veya derneğin projelerinde yer almak için derneğin web sitesi ziyaret edilebilir veya 212 259 8383 numaralı telefondan arayabilirsiniz.
 
Herkesin birer dilek gerçekleştirmesi dileği ile…
 
 
 
 
 
 
 
STK - NGO içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

İkinci Dünya Savaşında Yunanistan

 
Dün Beyoğlunda  Yunan Kültür merkezi-konsolosluğu önünden geçerken 1 kat yüksekliğinde ufak bir çocuğa bakan güzel bir asker fotoğrafı ile karşılaştım.
"2.Dünya savaşında Yunanistan" isimli bir sergi vardı, sergi 22 Kasım’da bitiş tarihi gösterse de hala devam etmekteydi. Savaş ile ilgili konular her ne kadar ilgimi çekmese de girip görmek istedim. İyi ki de girmişim…
Çok hoş bir mekanda gerçekleştirilmiş sergi beni gerçekten çok etkiledi…
1944 senesinde Alman ordusunun Yunanistan’ın çeşitli noktalarında gerçekleştirmiş olduğu katliam resimleri ve belgeleri gözönüne serilmişti.
Belgeden bir alıntı:
"13 Aralık 1943 günü orada Nazizm’in silahsız sivillere karşı işlediği en vahşi kitlesel katliamlardan biri işlendi.Katliam öncesi durum şöyle gelişti: bölgede faaliyet gösteren Yunan direnişçileriyle çatışmalarda kabarık sayıda zayiat veren güçlü bir Hitler kuvveti, Kalavrita’ya vardığında kasabayı boş bulur.Sakinleri misilleme korkusuyla etraftaki dağlara ve mağaralara sığınmışlardır. Almanlar Kalavrita sakinlerini evlerine dönmeye çağırır ve kimseye zarar verilmeyeceğine dair güvence verir.
Ancak, 13 Aralık sabahı kasabaya giren başında yüksek rütbeli subayların bulunduğu Alman ordusu kuvveti, ahaliyi kasabanın merkez meydanına toplar ve erkekleri ayırarak tepeye çıkarır, kadın ve 14 yaşından küçük çocukları ise okul binasına hapseder. Hemen hemen tüm Kalavritalı erkekleri ölüme götüren facia birkaç saat sonra vuku bulur; tepeden gelen makineli tüfek sesleri orada toplanmış sayıları 800e varan erkeklerin ve erkek çocuklarının infaz edildiğinin habercisidir."
 
Kitlesel ölümler, toplu mezarlar, sivil katliamlar ve açlık…Açlıktan mideleri şişmiş, kemikleri tek tek sayılabilen gözlerinde umutsuzluk ve korku ifadeleri olan bu zavallı çocukların resimlerine bakarken içim parçalandı…Bir kap yemek almak için sıraya giren, başına ne geldiğini idrak edemeyen ufacık çocuklar, kocalarını ve çocuklarını kaybetmiş duygusuzlaşmış analar…Yunanistan bugünlere korkunç katliamlardan geçerek gelmişti…
 
Bu katliamlar durdu mu? Irakta yine aynısı yapıldı, tüm dünya petrol ve para uğruna göz yumdu, gözden ırak olan gönülden de ırak oldu…Binlerce Iraklı çocuk anasız babasız kaldı, o çocukların kalplerine ve zihinlerine büyük keder, acı, öfke, korku ve duygusuzluk işlenmedi mi? Bu trauma gelecek nesillere aktarılmayacak mı?
 
Sergide çok etkileyici tablolar da bulunmakta idi. Bir tanesinin resmini burada yayınlıyorum. Resimde yanan küçük alevler direnişte kaybedilen bireyleri temsil etmektedir. Tablolardaki alevler o kadar başarılı resmedilmişti ki adeta tablonun içersinde gerçekten yanıyor etkisi yaratmaktalardı.
Serginin bir mağlubiyetin aşamalarını anlatması çok etkileyici idi. Ayrıca video gösterimi de bulunmakta idi.
 
İstanbul’da bulunup Beyoğlu İstiklal caddesinden geçen ve vakti olan herkesin bu sergiyi gezmesi, günümüzde yaşanan Irak katliamı ile paralellikleri görüp nelere boyun eğdiğimizi görmesi, geçmişte sadece kendi ülkelerimizin değil diğer birçok ülkenin de çok büyük acılardan geçtiğini görüp saygı göstermesi ve birbirine destek olması açısından görülmesi gereklidir…
 
Serginin hazırlanmasında emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
 
 
Kültür- Sanat / Culture-Art içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Aile Dizimi-Sevgi Düzenleri

Günümüz hayatının getirdiği yüksek tempo, stresli iş hayatı, sürekli bir yerlere yetişme, bir görevi-projeyi yetiştirme sıkıntısı, aile hayatımızdaki bir takım dengelerin zamanla bozulması veya her zaman bozuk olmuş olması, insanoğlunda bir takım sıkıntılara ve bu sıkıntılar sonucu da bir takım davranış bozukluklarına, hastalıklara, depresyon, korku, üzüntü, erken ölüm,iş hayatında daimi başarısızlıklar veya sebebini bazen kendimizin bile çözemediği duygulara sebep olabilmektedir.
Her birey de kendine göre bir takım arayışlara girmektedir. Kimimiz psikologlara gitmekte, kimimiz Reiki, Yoga, Meditasyon, NLP gibi kişisel gelişim araçlarında çözüm aramakta, kimimiz ise kendi dünyasına kapanmakta ve çözüm üretememekte, “sorunla aynen yaşamayı öğrenip” devam etmektedir.
İnsan hayatındaki en büyük sıkıntıların sebebi genelde aile bağlarındaki bir takım mutsuzluklar, bireyler arasında tıkanmış ilişkiler, hatta jenerasyonlar boyu süregelen ama bizlerin farkında olmadığı çözümlenmemiş problemlerden kaynaklanmaktadır.
Bugun tüm dünyada önemi kavranmış ve hızla dünyaya yayılan “Aile Dizimi-Sevgi Düzenleri” çalışması sayesinde yüzbinlerce insan hastalıklarına ve sorunlarına çare bulabilmiş ve çözümler üreterek mutlu olmaya doğru adımlar atmışlardır.
Aile Dizimi çalışması, 1925 doğumlu şu anda Almanya-Bayern şehrinde yaşayan sayın Bert Hellinger tarafından bugünkü haline getirilmiştir. Kendisi Filozofi,pedagoji ve Teoloji eğitimi görmüş ve psikoanalitikçi olmuştur.
 
Aile dizimi nedir? Nasıl bir çalışmadır? Bunu en iyi anlama şekli her türlü araştırmadan ziyade önce bir dizilim çalışmasına katılmaktır.
Kendim de ilk olarak 2006 senesinde bir arkadaşımın ısrarlı tavsiyesi ve yaşadıklarını aktarması üzerine bir dizime katılmış, inanılmaz derecede etkilenmiş, dizim ertesi mümkün olan her türlü bilgiyi öğrenebilmek için çeşitli kaynaklardan faydalanmıştım. Çalışmalara 2 sene ara verdikten sonra tekrar başladım ve yine çok etkilenerek bu konunun daha fazla tanınması, insanların faydalanması ve sorunlarına farklı açılardan yaklaşıp çözebilmeleri için yayılması gerektiğine inandığım için şimdilik önce kendi bloğumdan belki sonra çok farklı şekillerde bunu yaymak istemekteyim.
Kısa bir örnek ile konuyu aktarmaya çalışacağım:
Sayıları 10 ile 100 arası değişebilecek bir insan grubu “dizimi yönetecek” bu konuda eğitim almış kişi önderliğinde belirlenen bir mekanda toplanır.
Mekanın yeri, durumu,konumu,büyüklüğü hiçbir rol oynamaz. Kişi sayısına göre alan belirlenmesi yeterlidir.
Katılımcılardan beklenen tek şey rahat olmaları ve dizime konsantre olmalarıdır. Dizim sırasında yaşanacak şeylerde zaten aslına bakılırsa konsantre olunmaması mümkün değildir.
Eğitmen/yönetici katılımcılardan sorunu olup bu konuda açılmak isteyen bir kişiyi seçer. Kişiye sorununu sorar ve ona göre dizilim başlar.
Sorunlardan birine bir örnek vererek devam etmek daha açıklayıcı olacaktır. Şiddetli bağağrısı yani migren sorunundan dolayı 25 senedir rahatsızlığı olan bir bayan kendini açtı. Ağrılarından dolayı bazen 10 gün hiçbir şey yapamadığını, evden çıkamadığını, hiçbir şekilde canının böyle zamanlarda birşey yapmak istemediğini bu sebeple çok sıkıntı çektiğini, hayatını yaşayamadığını aktardı. Migren gibi sorunlar genelde aile içi yaşanan ebeveynler arası veya ebeveyn çocuk arası iletişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Ama tabii çok farklı bir sonuç çıkma ihtimali de bulunmaktadır. Önce açılan kişiden anne ve babasını seçmesi istenmiştir. Anne ve baba rolünü oynayacak kişiler diğer katılımcılar arasından seçilir ve annenin bayan, babanın erkek olması daha doğrudur. Sadece bayan veya sadece erkek katılımcı bir ortamda aksi de mümkündür. Açılan kişi, anne ve babasını omuzlarından tutup kapalı gözler ile içinden geldiği şekilde ama fazla düşünmeden yerleştirmek zorundadır. Yani anne ve baba birbirine dönük olabilir,yanyana olabilir, odanın farklı noktalarında durabilir veya farklı her şekilde konumlanabilir. Bu konumlama ertesi açılan kişi oturur ve anne ve baba rolündeki kişilerin role adapte olmaları için biraz bekleme süresi verilir. Esas enteresan olaylar bu noktada başlamaktadır. Hiçbir hipnoz yapılmamış veya bilinci etkileyecek sözler edilmemiş bu kişiler kısa süre içersinde açılan kişinin anne ve babasının hislerine bürünerek hareket etmeye ve hissetmeye başlarlar…Dizilimi yöneten kişi oyuncuların vucüt dillerinden yorum yapmaya başlayarak ve oyunculara içinde bulundukları ruh hallerini sorarak sorunun merkezine doğru hareket etmeye başlar. Gerekli hallerde ailenin varsa diğer fertleri (kardeş,anneanne,dede,amca gibi) katılımcılar arasından seçilerek eklenir.
Sorununu açan kişi isterse kendisi olarak bu kişiler ile iletişime geçer ve duygularını aktarır, isterse de kendisini katılımcıların arasından seçerek temsil ettirir.
Burada çözemediğim, son derece enteresan bulduğum ama gerçekliği her dizimde katılımcılar tarafından ıspatlanan, benim de bizzat oynayarak yaşadığım ve çok etkilendiğim konu bir insanın nasıl başkasının ruh haline büründüğüdür…Kitapta okuyarak veya başkasından duyularak inanması güç gelen bu konu zaten dizimin anahtarıdır ve en büyük gerçeğidir.
Dizim sonunda açılan kişinin burada aktardığım taktirde çok uzun olacak annesinin özel bir derdini aynen üstüne alarak yaşadığı, annesi gibi hiçbir şey yapmamayı seçerek yaşamasını sağlayacak migreni kendisinde oluşturduğu tespit edilmiştir. Kişiye olumlama yapılmıştır. Gelecek düzende migreninin geçip geçmediği değerlendirilecektir. Genelde hastalık belirtileri kök sorun bulununca ve kişi bastırdığı sorunu ile yüzleştirilince zaman içersinde kaybolmaktadır.
Dizime katılan herkes bir sorununu anlatmak zorunda değildir, hatta istenmezse oyuncu olma zorunluluğu da yoktur. Fakat dizimi anlamanın en güzel yolu önce oyuncu olmak ve yaşanan değişimleri anlamak, sonra da istenirse açılmaktır…
Aile dizimi ile aslında gerçekten sorunu olan herkesin tanışması gerektiğini düşünmekteyim. Prozac,Cipram gibi antidepresanlar, hastalıklar için alınan her türlü ilaç aslında son derece gereksizdir. Kanser gibi ağır hastalıkların bile aile dizimi ile tedavi edildiği bilinmekte ve Bert Hellinger’in web sitesinde bu konuda bilgiler içermektedir.
Çok enteresan bir şekilde genelde birçok dizimde insanlar-katılımcılar kendilerinden birşey bulmakta ve daha açılmadan seyirci olarak kendine çözüm yolları üretebilmektedir. Bu sebeple son derece faydalı, son derece zevkli bir çalışmadır. Çalışma sırasında çok güzel bir enerji olusmakta, tüm insanlar arasında sessiz bir güven ortamı ve enerji alışverişi doğmaktadır.
Konu ile ilgili geniş kapsamlı bilgiler:
www.hellinger.com (Almanca-İngilizce-İtalyanca ve Portekizce olarak yayınlanmıştır)
Kitaplar: (İnternetten veya kitapçılardan bulabilirsiniz)
kabul-etmeni-ozgurlugu sevgi-duzenleri sevginin-sakli-simetrisi yardım-etmenin-duzenlerisevginin-kokleri
Aile dizilimi /Family constellation içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 5 Yorum