
Bir şehirde sokak köpeklerinin ani ve sistematik biçimde ortadan kaldırılması, yalnızca “hayvan hakları” başlığıyla sınırlı bir konu değildir. Bu durumun toplumsal, psikolojik, ekolojik ve ekonomik yansımaları, çoğu zaman ilk bakışta fark edilmeyen ama uzun vadede derin izler bırakan bir tablo ortaya koyar.
1. Halk Sağlığı Boyutu
“Vakum etkisi” kesin bir yasa değil, koşula bağlı bir olgudur. Bir bölgeden hayvanlar kaldırıldığında, komşu bölgelerden gelen yeni hayvanların veya kalan popülasyondaki üreme/hayatta kalma artışının boşluğu doldurması (“vakum etkisi”) ekolojik olarak makul bir mekanizmadır. Ancak konuyu inceleyen güncel bir derleme, bu etkinin ampirik kanıtının “karışık” olduğunu ve çoğu gözlemin kısa süreli, kontrol grubu içermeyen çalışmalara dayandığını vurgulamaktadır. Yazarlara göre vakum etkisinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği; müdahalenin kapsamı ve sürekliliği, üreme/terk yoluyla yeni bireylerin eklenme hızı, gıda ve barınak gibi kaynakların (özellikle denetimsiz çöp ve atık yönetiminin) sağladığı taşıma kapasitesi ve kurumsal denetimin gücü gibi faktörlere bağlıdır. Bu noktada İzmir özelinde altı çizilmesi gereken kritik bir bağlantı ortaya çıkar: şehirdeki atık yönetimi sorunları çözülmeden yürütülen köpek toplama operasyonları, köpek popülasyonunu besleyen kaynağı olduğu gibi bırakarak yalnızca görünürlüğü geçici olarak azaltabilir.
Simülasyon tabanlı modeller, “işe yarar/yaramaz” ikiliğinin ötesinde bir tablo çiziyor. Agent-tabanlı bir popülasyon modeli (StreetDogSim) kullanan yakın tarihli bir çalışma, itlafın da kısa vadede popülasyonu dişi-odaklı kısırlaştırma (CNVR) kadar düşürebildiğini, ancak etkisinin çok daha kısa sürede tersine döndüğünü (yaklaşık 2 yıl vs. 4,7 yıl) göstermektedir. Aynı çalışma, itlaf uygulanan popülasyonlarda yavru oranının belirgin biçimde daha yüksek kaldığını da ortaya koymuştur; bu hem anne köpeklerin savunma güdüsüyle saldırganlık riskini artırabilir hem de bağışıklığı düşük, kuduz açısından daha kırılgan bir popülasyon yapısı doğurabilir. Öte yandan aynı model, popülasyonu hiçbir şekilde küçültmeyen müdahalelerin (yalnızca aşılama gibi) doğal ölüm oranını da azaltmadığını göstererek, “hiçbir şey yapmamanın” da nötr bir seçenek olmadığını ortaya koymaktadır.
Ortak bulgu: düzensiz ve düşük yoğunluklu müdahale, hangi yöntemle yapılırsa yapılsın etkisizdir. Hem modelleme çalışmaları hem de saha verileri, düşük yoğunlukta uygulanan (örn. ayda görece az sayıda hayvanla sınırlı kalan) ve süreklilik göstermeyen operasyonların -ister itlaf ister kısırlaştırma temelli olsun- kalıcı bir sonuç üretmediğini göstermektedir. Bu çerçevede, gece yarısı yapılan, kapsamı ve sıklığı belirsiz toplama operasyonlarının bilimsel literatürdeki “etkili müdahale” tanımına uyup uymadığı ayrı bir soru işaretidir.
Bu bilimsel çerçevenin ötesinde, sürecin nasıl yürütüldüğüne dair somut riskler de mevcuttur:
- Sürecin şeffaf olmaması (nereye götürüldüğü, nasıl sonlandırıldığı belirsizse), denetimsiz yöntemlerin kullanılması ihtimalini artırır; bu hem çevre sağlığı hem de görev alan personelin güvenliği açısından risk oluşturur.
- Kayıt dışı yürütülen süreçlerde aşılama takibinin kesintiye uğraması, bağışıklık oranlarının izlenebilirliğini zayıflatır.
- Cesetlerin uygun olmayan koşullarda bertaraf edilmesi, kendi başına bir çevre ve halk sağlığı sorunudur.
Sonuç olarak literatür, ne “toplu toplama tamamen etkisizdir” ne de “kısırlaştırma her koşulda yeterlidir” gibi kesin iddiaları destekler; asıl belirleyici olan, müdahalenin ölçeği, sürekliliği, kaynak yönetimiyle (atık dahil) bütünleşik olup olmadığı ve şeffaflığıdır.
2. Psikolojik ve Toplumsal Etkiler
Şehir sakinleri için sokak hayvanları, çoğu zaman günlük yaşamın bir parçası, hatta bazı bireyler için önemli bir sosyal temas biçimi haline gelmiştir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar, evden çıkma güçlüğü çeken bireyler ya da sosyal izolasyon yaşayan kişiler için bu hayvanlarla kurulan bağ, önemli bir duygusal destek kaynağıdır. Bu bağın ani şekilde ve açıklama yapılmadan kesilmesi, yas benzeri bir kayıp duygusuna, güvensizlik hissine ve kentsel aidiyet duygusunda azalmaya yol açabilir. Bireylerin yaşadıkları çevreye duydukları güven de bu süreçte zedelenir.

3. Çocuklar ve Eğitim Boyutu
Çocukların sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki, empati gelişimi, sorumluluk duygusu ve şefkat becerilerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Bu hayvanların aniden ve belirsiz koşullarda ortadan kaybolması, çocuklarda kayıp, korku ve güvensizlik duygularını tetikleyebilir. Ayrıca yetişkinlerin bu süreçte sergilediği tutum ve söylem, çocukların adalet, şeffaflık ve kurumlara duyulan güven algısını da şekillendirir.
4. Ekonomik ve Yönetsel Boyut
Kaynakların nasıl önceliklendirildiği, bir yönetimin değerler hiyerarşisini yansıtır. Temel belediye hizmetlerinde (katı atık yönetimi, personel ücretleri gibi) aksaklıklar sürerken, farklı bir alana ayrılan kaynak ve operasyonel kapasite, kamuoyunda haklı bir soru işareti doğurur: Öncelik nasıl belirleniyor, hangi veriye dayanıyor, hangi uzun vadeli plana hizmet ediyor?
5. Ekolojik Denge
Şehir ekosistemleri, insan ve hayvan popülasyonları arasındaki hassas bir dengeye dayanır. Bu dengenin ani müdahalelerle değil, bilimsel temelli ve sürdürülebilir yöntemlerle (aşılama, kısırlaştırma, sahiplendirme teşviki, sivil toplum işbirliği) yönetilmesi, hem hayvan hem insan sağlığı açısından daha kalıcı sonuçlar üretir.

6. Turizm ve Şehir İmajı
İzmir gibi turistik bir şehirde, uluslararası basına yansıyan toplu itlaf veya kayıp haberleri, şehrin marka değerini ve turizm imajını doğrudan etkileme potansiyeli taşır. Özellikle hayvan hakları duyarlılığının yüksek olduğu Avrupa pazarlarında, bu tür haberler seyahat tercihlerinde belirleyici bir faktöre dönüşebilir. Şehrin uluslararası tanıtım stratejileri ile yerel uygulamalar arasındaki tutarsızlık, itibar yönetimi açısından ayrı bir risk oluşturur.
7. Hukuki Boyut
Türkiye’de sokak hayvanlarının statüsünü düzenleyen 5199 sayılı
Hayvanları Koruma Kanunu, 30 Temmuz 2024 tarihinde kabul edilip 2
Ağustos 2024’te yürürlüğe giren değişikliklerle önemli ölçüde revize
edilmiştir. Bu değişiklikle önceki “kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat” modelinden, sahipsiz hayvanların toplanıp bakımevlerine alınmasını
esas alan bir modele geçilmiş; belirli koşullarda (saldırgan, tedavi
edilemez hastalığı bulunan veya kamu güvenliği açısından tehlike
oluşturduğu değerlendirilen hayvanlar için) ötanazi uygulamasına da
yasal zemin tanınmıştır. Değişiklik, TBMM Genel Kurulu’nda 275
kabul oyuna karşı 224 ret oyuyla, hayvan hakları örgütlerinin ve
muhalefetin yoğun itirazlarına rağmen kabul edilmiştir.
Bu noktada kamuoyu denetimi açısından iki husus öne çıkar: Birincisi,
belediyelerin yasada öngörülen bakımevi kurma yükümlülüğü 2028
yılına ertelenmiş durumdadır; bu “ara dönem”de yürütülen toplama
uygulamalarının hangi standartlara göre yapıldığı belirsizliğini
korumaktadır. İkincisi, ötanazi kararının hangi somut kritere göre
verildiği, hangi merci tarafından denetlendiği ve sürecin şeffaflığı,
hukuki hesap verebilirlik açısından güncel bir tartışma konusudur.
8. Veri Şeffaflığı ve Kurumsal Güven
Toplanan hayvan sayısına, nakil güzergâhlarına ve akıbetlerine dair bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmaması, tek başına bir “şeffaflık krizi” örneğidir. Bu tür bilgi belirsizlikleri, yalnızca ilgili konuda değil, yerel yönetimin genel icraatlarına duyulan güvende de aşınmaya yol açabilir. Kurumsal güven, bir kez zedelendiğinde yeniden inşası uzun zaman alan bir sermayedir.
9. Ekonomik Fırsat Maliyeti
Tekrarlanan, süreksiz ve düşük yoğunluklu itlaf/toplama operasyonları, kalıcı bir sonuç üretmediği için kaynakları döngüsel biçimde tüketir. Popülasyonu yeniden ve yeniden aynı seviyeye getiren bir müdahale, her seferinde yeni bir bütçe, ekip ve araç gerektirir; bu da “tek seferlik ucuz çözüm” görünümündeki bir yaklaşımın, uzun vadede toplam maliyeti öngörülemez şekilde artırabileceği anlamına gelir. Ayrıca, kısırlaştırma çabalarının müdahalenin ilk döneminde yoğunlaştırılması (“front-loading”) gibi uygulama stratejilerinin, aynı bütçeyle daha kalıcı popülasyon azalması sağlayabileceğine dair bulgular da mevcuttur.
Kısacası, “itlaf ucuzdur, kısırlaştırma pahalıdır” biçimindeki basit karşılaştırma yanıltıcıdır: Doğru soru, hangi yöntemin tek seferlik maliyeti değil, hangi yaklaşımın sürdürülebilir bir sonuç için toplamda daha az kaynak tükettiğidir — ve bu da yerel koşullara (popülasyon dinamikleri, terk oranları, kaynak yönetimi) bağlı olarak değişebilir.
10. Sosyal Sermaye ve Gönüllülük Kültürü
Hayvan dernekleri, gönüllüler ve sokak hayvanlarını besleyen vatandaşlardan oluşan organik bir sosyal sermaye, şehirlerde önemli bir dayanışma potansiyeli taşır. Bu yapıyla işbirliği yerine çatışma temelli bir yaklaşım tercih edildiğinde, yalnızca hayvan refahı değil, şehirde var olan sivil toplum-yerel yönetim ilişkisi de zarar görür. Oysa bu potansiyel, doğru yönetildiğinde kamu kaynaklarını tamamlayıcı bir işlev üstlenebilir.
11. Kentsel Ekoloji ve Biyoçeşitlilik
Şehir ekosistemleri, yıllar içinde kendi içinde bir denge kurmuş
karmaşık yapılardır. Sokak köpekleri de bu dengenin bir parçası
olarak, bulunduğu bölgede belirli bir alan ve kaynak paylaşımı düzeni
oluşturmuştur. Bir türün belirli bir bölgeden ani ve toplu şekilde
çekilmesi, o bölgedeki tür dağılımını ve davranış örüntülerini
öngörülemeyen biçimde değiştirebilir; örneğin boşalan alanlara farklı
bölgelerden yeni hayvan gruplarının yönelmesi gibi. Bu tür
değişimlerin etkileri, alan bazlı gözlem ve uzman değerlendirmesi
gerektiren, tek yönlü değil çok yönlü bir denge meselesidir.
12. Medya
Sosyal medyada oluşan tepki dalgası, kendi başına bir toplumsal hareket örneğidir. Vatandaşların bu konuda dijital platformlar üzerinden bilgi paylaşması ve dayanışma ağları kurması, “dijital vatandaşlık kültürü” açısından incelenmeye değer ayrı bir başlıktır. Bu tepkiler, yerel yönetimlerin şeffaflık ve iletişim stratejilerini gözden geçirmesi gerektiğine dair önemli bir sinyal niteliği taşır.
Sonuç Yerine
Bir şehrin sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki, o şehrin şefkat kapasitesinin, kurumsal şeffaflığının ve kriz yönetimi yaklaşımının bir aynasıdır. Sorunun çözümü, görünürlüğü ortadan kaldırmak değil, sürdürülebilir ve şeffaf politikalar geliştirmektir. Bu konuda sivil toplum kuruluşları, veteriner hekimler, akademisyenler ve yerel yönetimlerin ortak akılla hareket etmesi; hem hayvanlar hem de şehir sakinleri için daha sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir bir gelecek inşa edilmesini sağlayacaktır.
Farkındalık, değişimin ilk adımıdır.
Kaynakça
Halk Sağlığı / “Vakum Etkisi” ve WHO-WOAH Yaklaşımı – World
Health Organization – Eastern Mediterranean Regional Office, Policy
brief: humane management of stray dogs (Morocco örneği, TNVR
önerisi):
Humane Dog Population Management Guidance:
Kingdom of Bhutan is first country in the world to achieve 100% street dog sterilization and vaccination after 14-year project with Humane Society International (Humane Society
International Bhutan örneği)
The Vacuum Effect, alley cat alleys
TNR / Kısırlaştırma Programlarının Maliyet-Etkinliği –
ASPCApro, Research Comparing Costs of Trap/Neuter/Return (TNR)
and Euthanasia (simülasyon tabanlı maliyet karşılaştırması)
Reasons contributing to free-roaming dog populations and their effects on society
Assessing multiple free-roaming dog control strategies in a flexible agent-based model
Faunalytics, The Effectiveness
of Trap-Neuter-Release (Orange County, FL ve NYC örnekleri):
https://faunalytics.org/the-effectiveness-of-trap-neuter-release/ –
New study: neutering works, killing doesn’t (No Kill Advocacy Center, Preventive Veterinary Medicine dergisinde yayımlanan 91 ampirik + 18 modelleme çalışmasının derlemesi)
Hong Kong Yasama Konseyi’ne sunulan TNR raporu
Türkiye’de Hukuki Çerçeve (5199 Sayılı Kanun ve 2024
Değişikliği) –
Resmî Gazete, 7527 Sayılı Hayvanları Koruma
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Kampanyalar:
Hukuka aykırı fiili durumu durdurun ve hayvanları iade edin
Yaşatan Yasa İstiyoruz-Sokakta Yaşayan Hayvanlara Dokunulmasın