Gestalt Bakış Açısı ile Değişim-Dönüşüm

hanna-nita  Klinik psikolog, gestalt terapisti Prof.Dr.Hanna Nita Scherler ile 14 Haziran günü Butik Global Online tarafından düzenlenen online buluşmanın videosu ve konuşmadır:

Konumuz değişim dönüşüm.

Neden değişmek isteyebilirim? Bir şeylerin hoşuma gitmiyor olması lazım, birşeylerden muzdarip olmam lazım, bir şeylerden rahatsız olmam lazım ki değişmek isteyeyim.Kimse durup dururken değişmek istemez aslında. Öff her gün işe git gel,çocuklara yemek yap,ütü yap, bıktım. Mutsuzum diyebilir insan. Egzemam var gül hastalığım var, kas ağrılarım var, topluluk önünde konuşurken kızarıyorum, bir türlü bunları geçiremiyorum, bundan dolayı mutsuzum,değişmek istiyorum.Bunları artık yaşamak istemiyorum diyebiliriz. Sürekli yaptığımız  şeyleri acaba birileri beğenecek mi,onaylayacaklar mı,iyi bulacaklar mı, takdir edecekler mi, sevilecek miyim diyebilirim ve değişmek isteyebilirim. Kendimi çok hırslı bulabilirim, başarısızlığa tahammül edemiyor olabilirim,onun için değişmek istiyor olabilirim. Veyahutta hayat nedir sorusuna kendimce kurguladığım cevaplar artık beni tatmin etmiyor olabilir,onun için değişmek isteyebilirim. Yani aslında değişmek istiyorsak bu yola baş koyduk demektir.Bahsettiğim “neden değişmek isteyeyim” konularına verdiğim örnekler aslında değişime davettir. Spesifik olgular değişim yolculuğunun ancak basamakları olabilir. Burada vurgulamak istediğim şu: değişime baş koymak demek,işte topluluk önünde konuşurken kızarmayayım artık, o yönde değişeyim değildir,o değişime bir   davettir,çağrıdır. Değişim yolculuğuna o şikayetin vasıtası ile başlamış olabilirim. Ya da insanlar beni sevsinler,onaylasınlar diye çok dert ediyorsam ve bunu dert etmekten sıkılmışsam değişmem demek artık bunu dert etmeyeceğim,işte değişimim bu demek değildir. O mesele sadece beni değişim yoluna davet eden bir davetiye,bir araç niteliğindedir. Değişimin önce ne olmadığını tanımlayalım ki karıştırmayalım.

Değişim ne değildir?

Kaygı, acı,umutsuzluk, öfke,suçluluk.utanç duymaya, hayatta çaba sarf etmeye muvaffak kazandırmaz değişim. Değişiyorum diye artık acı çekmeyeceğim, utanç duymayacağım,suçluluk duymayacağım, kaygı duymayacağım zannetmeyelim. Değişim, bu yaşam olgularından bizi muaf tutmaz,değişim o değildir.Bu olguları her zaman deneyimleyeceğim, değişen neye ilişkin öfkeleneceğim, neye ilişkin acı duyacağım, neye ilişkin umutsuzluk yaşayacağım değişebilir. Ama bu olgular hayat boyu deneyimleyeceğim olgulardır. Neye ilişkin bu olguları yaşayacağım değişir dedim, bir de bu olgularla nasıl temas edeceğim de değişir. Bu olgulara ilişkin kendimi nasıl konumlandıracağım da değişir. Aslında herşey aynı kalır,ama o hayat olgularına ilişkin benim yaklaşımım, onları benim anlamlandırmam,onlarla benim temas etme şeklim değişir. Yani değişim insan olmakla ilgili olguların bazılarını artık yaşamayacağımın garantisi değildir. Böyle bir sanrıya kapılmayalım.

Değişim bir yerden başka bir yere gitmek değildir.Değişim insan olmakla ilgili bileşenlerinin değişmesi değildir. Hep aynı kalacağım 5 duyumla varoluşumun 4 boyutu ile, becerilerimle hep aynı kalacağım. Değişen becerilerimi nasıl kullanacağımdır. Değişecek olan onlardır. Yani pilav yapıyorsam hayat boyu pilav yapmaya devam edeceğim. Değişen pilav yapmaya atfettiğim anlam pilav yaparken süreçte deneyimleyeceklerim ve sonucuna ilişkin beklentilerimdir. Yani değişim tamamen içsel bir süreçtir, kesinlikle şekilsel değildir, yani değişimin ne olmadığını tanımlamış olduk.

Değişmeye nereden başlayacağım? Beni değişime ne davet edecek? Zorlanmalarım davet edecek. Ya da çok mutlu olduğum  anlar davet edecek. Yani “normal eğri” diye bir tanım vardır. Herkesin bir normal eğrisi vardır. Bu eğrinin dışında kalan mutsuzluk veya mutluluk benim için değişime davettir. Peki, nereden anlayacağım benim için normal eğrinin dışında kalan bir deneyim yaşamakta olduğumu?  Zaten bedenim, duygularım ve düşüncelerim bana bunu haykırmakta olacaklar. Yeter ki ben bedenime, duygularıma ve zihnime kulak kabartayım. Bana onları haykırmakta olacaklar. Ne yapacağım? Ne yaşıyorum ve ne deneyimliyorum diye kendime sormayı adet edineceğim, bakın “neden” demiyorum. Ne yaşıyorum, ne deneyimliyorum  diye kendime soracağım. Niçin diyeceksiniz? Bu soruları sormak benim farkındalığımı geliştirecek. Farkındalık  geliştirmek niyetle ilgilidir. Neye niyet? Bakınca her zaman gördüğümden farklı birşey görmeye niyet, dinleyince her zaman duyduğumdan farklı birşey duymaya niyet, dokununca her zaman hissettiğimden farklı bir şey hissetmeye niyet. Hemen mutlu bir olayın bizi nasıl değişime davet edebileceğinden örnek vereyim. Mesela şöyle düşünün, uzun süredir evlisiniz veya ilişkideyim ve o ilişkide arzu ettiğim ilgi,sevgi ve önemi görmediğimi düşünelim. O ilişkiyi bitiriyorum ve içimde bir eksiklik,yoksunluk var. Yakın duygusal ilişkide düşünülmek, istenmek,önemsenmeyi yaşamak istiyorum. Ve diyelim ki bir yerde birisine rastlıyorum, ayaküstü sohbet ediyoruz, neler yapıyoruz konuşuyoruz, ona laf arasında diyorum ki haftaya yaş günüm var, arkadaşlarımı çağırıyorum, onun için alışveriş yapıyorum. Yine laf arasında demişim ki mesela  oğlum için x  kitabını arıyorum. O laf arasında bunları söylediğim kişi,doğum günümde bana bir buket çiçek gönderiyor, bakıyorum bu ayaküstü sohbet ettiğim kişiden gelmiş, nasıl mutlu oluyorum,diyorum ki ”işte beklediğim adam bu” bana ilgi gösteren, önem veren adam bu. Bakıyorum ki 2 gün sonra çalıştığım yere gelmiş aşağıdan telefon ediyor diyor ki, kitapçıya girmiştim, kendim için birşey bakarken çocuğuna lazım olan kitap gözüme ilişti alıverdim,sana getirdim diyor mesela. Mutluluğum daha da katlanıyor, diyorum ki “işte söylediklerimi unutmayan, bana önem veren insan” Şimdi bu değişime bir davettir. Hani çok mutlu oldum ya, neden değişime davet? Çünkü ben karşımdakinin davranışımı kendi ihtiyacım doğrultusunda değerlendiriyorum, kendi ihtiyacım doğrultusunda anlamlandırıyorum. Olgu tek başına benim yüklediğim anlamı barındırmıyor. Belki onun amacı başka. Ama ben önemsenmek ve ilgi görmeye aç olduğum için o havucu benim ihtiyacım olan doğrultuda algılıyor ve anlamlandırıyorum. Bu adamla ilişkiye başladıktan kısa bir süre sonra  anlıyorum ki hiç te öyle değilmiş, adam listesindeki skoruna bir tane daha eklemeyi planlıyormuş aslında. Ben de o listedeki bir isim daha olmuşum. Hani nerde çok önemsenmek ? Burada adam mı suçlu? Kesinlikle adam suçlu falan değil, ben suçluyum,çünkü ben ne yaşıyorum ne deneyimliyorum, heyecanlanmadan önce duraksamadım. Bir kendimi dinlemeye izin vermedim, ne oluyor burada diye yavaşlayıp kendi kendimle birazcık kalmaya ihtiyacım var. Değişim yolu böyle bir yol.

Bir arkadaşım telefon edebilir ve bana diyebilir ki “aşk olsun,hiç beklemiyordum, 4 kız buluşmuşsunuz, biz her zaman birlikte buluşmaz mıydık? Neden siz 4ünüz bana haber vermeden buluştunuz? Aşk olsun” içimden diyebilirim ki “aman bu da hep böyle yapıyor,ne kadar da önemsiyor kendisini, herşeye maydanoz olmak istiyor.  Onsuz çıkamaz mıyız 1 kere” Ben hep bu anlamı atfediyorsam o da hep beni arayıp aşk olsun diyorsa o zaman dinlerken farklı bir şeyi duymaya niyet ediyorsam zaman içersinde o siteminin ardında “ben kendimi terk edilmiş hissediyorum yada önemsenmemiş hissediyorum, senin tarafından düşünülmeye ihtiyacım var”denildiğini duymaya başlayabilirim. Diyebilirim ki, hah senede 2-3 kez arıyor,sadece ihtiyacı olunca arıyor,sonra ardı arkası gelmiyor,bir daha aradığında yüz vermeyeceğim diyebilirim. Bu mecazi anlamda dokunup ta farklı bir şey hissetmeye niyet etmezsem bu kişiyi böyle konumlandırmaya devam ederim, ama dokunup ta farklı birşey hissetmeye niyet edersem bu kişinin  benimle beraber zaman geçirmekten benim onunla beraber zaman geçirmekten hoşlandığım kadar hoşlandığını ama eğer aranmazsam, eğer istenmezsem diye düşündüğünü, çok zedelenebilir olduğundan dolayı ilişkiyi sürdürme cesareti,ilişkiye devamlılık sağlamak cesaretinin bulunmadığını hissedebilirim. Bütün bunlar her zaman atfettiğim anlamın dışında bir anlam atfetmeye, her zaman duyduğumun dışında birşey duymaya,her zaman gördüğümün dışında bir şeyi görmeye niyet etmemle başlayabilir. Bunu yapmak için alet çantamdaki alet edevatı çeşitlendirmem gerekir. Her zaman verdiğim tepkiye ek olarak bir tepki daha geliştirmeye niyet etmem gerekir. Örneğin:  acaba yapabilecek miyim? acaba takdir edilecek miyim diye beynimi kemiren düşüncelerden şikayet ediyorsam farklı bir alet kullanmaya niyet etmek demek, bu düşünceyi kovalamak değil,bu düşünce gelsin, gelecek zaten, ama ona bu düşünceye ek olarak şöyle bir cümle söylemeyi vazife edineyim: ben onaylanmak istiyorum,ben kabul görmek istiyorum. Acaba onaylanırmıyım? Acaba sevilir miyim sevilmez miyim diye düşüneceğime ne istediğimi kendi kendime tekrarlayayım: Ben sevilmek istiyorum, ben taktir görmek istiyorum. Bu “Acaba” aletinden farklı bir alettir. Onu da niyet ederek kullanmaya başlayabilirim ancak. Yani alet çantamdaki aletleri çoğaltmak ve aynı aletin kullanım şeklini çeşitlendirmem gerekir.

Örneğin: of çok mutsuzum bu ilişki içerisinde,inanılmaz mutsuzum, ama söyleyemiyorum. Söylersem mahvolur, söylersem yaşayamaz,bu “mahvolur söyleyemem” aletini farklı kullanalım. Acaba mahvolacak olan ben olmayayım? Acaba ben olabilir miyim o? Aleti karşımdaki vidayı duvara vidalamak için değil de aleti kendime doğru çevirip kullanabilir miyim acaba?

Ya da “ben gitmek istemediğimi söylemek istemiyorum,çünkü o çok üzülür.” Aleti başka türlü kullanalım, sen hep başkalarının üzülmemesi için mi gayret edeceksin? Kendin üzülmeyesin diye gayret sarf etmeye ne zaman başlayacaksın? Yani aynı aleti başka türlü kullanalım.  Mutsuzluğumun nedeni olarak belirlediğim nesne benim muhatabım değildir. Gelişime dönüşüme niyet ettiğim zaman mutsuzluğumun sebebi olarak tayin ettiğim nesne benim muhatabım değildir,o ancak beni kendi sürecimdeki değişime davet eden bir araç olabilir. Neye araç oluyor? Beni kendimle temasa davet eden bir araç olabiliyor. Değişim, kendimi olmak istediğim konuma doğru ittirmekle gerçekleşecek bir süreç değildir. Rahatsızlık deneyimlediğim konum her ne ise,önce onunla temas etmem lazım. Karanlıktan korkuyorsam değişim ışığı yakmak,mum yakmak değildir. Karanlıktan korkuyorsam değişime götürecek olan tek yol,karanlıkta kalmaya niyet etmektir.Karanlıkta kalarak ne deneyimlediğimi kendime tanımlamaya niyet etmektir. Yani yaşadığım zorluk ya da mutluluk her ne ise onunla temas, onu geçiştirmek ya da onun devamını istemek değil. Bir şeyi geçiştiriyorsam ya da çok beğendiğim için orada kamp kurup hep onu yaşamak istiyorsam orada bir sorun var demektir.Hiçbir şeyi silemeyeceğimiz gibi bize memnuniyet veren hiçbir şeyde hayat boyu kamp kuramayacağımızı bilelim. Her şey gelir geçer,herşey değişir. Önce ne algıladığımı ve nasıl algıladığımı anlamam gerekir,bunun için de kendime objektif  olmam gerekir. Şimdiye kadar hep tersini duyduğunuza eminim, başkalarına objektif ol denir ya, hayır. Kendinize objektif olun, başkalarına kesinlikle sübjektif olun. Ne demek bu? Başkasının yaşadığı acıyı hissedebilmem için ona sübjektif yaklaşmam lazım. Objektif yaklaşırsam onun yaşadığı acıyı nereden anlayayım? Onunla hemhal olmak gayet sübjektif yaklaşmayı gerektirir. Kendimi tanımak istiyorsam,kendimle temas etmek istiyorsam, kendimi neyi nasıl yaptığımı, farkındalığımı geliştirmek istiyorsam kendime mutlaka objektif olmam lazım.Kendime objektif olmak demek,kendimi birşeyleri yaparken aynı zamanda da uzaktan gözlemleyebilmek demek, yani hep bir üçüncü gözden gözlemleyebilmek demek.

Bütünleşme ve birşeylerden ayrışma sürecidir tüm hayatımız. Zorlukları en kuşbakışı anlamda hayatı yaşadığımız bu bütünleşme ve ayrışma kıvamında bir bozukluk olduğunu söyleyebilirim.Bu bütünleşme ve ayrışma kıvamında –denge kelimesini özellikle kullanmaktan kaçınıyorum- çünkü denge deyince insanlar bütünleşme ile ayrışma arasında bir denge zannediyorlar, öyle birşey yok, bazen köküne kadar buluşacağım bazen köküne kadar ayrışacağım,ihtiyacıma göre,diyorum ki bütünleşme ve farklılaşma kıvamında ayar bozukluğu olduğu zaman ben hayat içerisinde akmam. Hayat içersinde akınca zaten “acaba bu kıyafeti alsam mı almasam mı” diye düşünmem.O kıyafeti alasım varsa aynanın karşısında kendime baktığım anda “işte bu” derim,kasaya gider öderim. Ama bu kıyafeti alayım mı almayayım mı diye düşünüyorsam orada akmayan birşey var. Gündelik hayatımız da öyle,bir şeyleri farkında oluyorsak yani yaşarken hakkında düşünüyorsak  orada birşey var demektir,akmıyor çünkü. Oradaki bütünleşme ve ayrışma kıvamında bir eksiklik yada fazlalık var demektir. O zaman zorlanıyoruz. Zorlanma aslında bir anlamda , ben şimdi ya fazla buluşmaya çalışıyorum ya fazla ayrışmaya çalışıyorum, bir bakayım, ne yapıyorum, ne kadar ayrışıyorum ne kadar buluşuyorum, buna bir alıcı gözüyle bakayım.

Tüm hayat aslında bize ardıl olarak fırsatlar sunar. Nasıl fırsatlar sunar? Varoluş gerginlikler barındırır. Kutuplar barındırır, yaşam demek aynı anda birden fazla gerçeklikle karşı karşıya kalmak demek. Çocuğumu A okuluna mı vereyim C okuluna mı vereyim? A işine mi gireyim B işine mi gireyim? İlişkide kalayımmıçıkayımmı? Hep bir gerginlikler içersindeyiz ve bu  gerginlikler doğal olarak bizde kaygı tepkisini uyandırır. Bu çok doğaldır. Eğer bu kaygı tepkisini yaşıyorsak varoluşsal anlamda bir kaygı yaşıyoruz demektir,yaşadığımızın göstergesidir.Bu kaygı her zaman olacak,bu kaygı hayatta oluşumuzun fıtratında var.Kaygıyı yadsırsak kaygının içinde kayboluruz.Kaygıyı yadsırsam kendimi var etmek için gerekli sorumluluğu almayıp sonuçlarına katlanmadığım için kaygı katmer katmer artar. Kaygımın içersinde kaybolurum. Kaygıyı yadsırsam da varoluşa duyarsız kalırım,bu da bir anlamda duvara toslamama sebebiyet verir. Tek bir çarem var aslında…O da kaygı ile temas etmek, sanmayalım ki hayatımızın bir eşref saati var ve o eşref saatinde kaygı ile temas edeceğim ve oh sorumluluğu salacağım,böyle birşey yok,bu hergün var ve bazı günler onlarca,yüzlerce, binlerce kere.  Değişim bir kez gerçekleşecek ve ondan sonra orada kamp kurulacak bir konum değildir. Değişim hayat boyu süren bir süreçtir. Bir olma halidir. Neyle ilgili bir süreçtir? Ne ile bütünleşip buluşacağım,neden farklılaşacağımın ayrışacağımın kararının sürekli verildiği bir süreçtir. Fiziksel-somut gelişim de bir süreçtir. Bebekken 40-50 cm doğarız, sonra boy atarız 70lere geliriz, kıllanırız, göğüslerimiz çıkar, adet görmeye başlarız,menapoza gireriz,erkeksek vücudumuz  gelişir,göğsümüz kıllanır,adele yapmaya başlarız,cinsel organlarımız gelişir. Bunlar için çaba sarf ediyormuyuz? Hayır.Kendi kendine oluyor,fiziksel gelişimimiz kendi kendine oluyor.Soyut gelişim fırsatları da kendi kendine olur. Soyut gelişim, şekilsel değil, anlamdaki gelişimler. Fırsatları gani gani gelir hayatta.Fiziksel gelişimden tek farkı önümden parade gibi geçen gelişim fırsatlarına niyet etmem lazım,uzanıp onları almam ve kullanmam lazım.Bu konuda söylenecek çok şey var. Bugün belli bir bakış açısından ilerliyoruz.

01-yaş arasında seçimim olmayan bir ebeveynle bütünleşmeyi öğreniyorum. O bana göğsünü uzatırsa ben süt emebilirim. O benim altımı temizlerse ben hayatla ilgili umutlanabilirim,hayata ilişkin bütünleşme ilk bütünleşme deneyimim seçmediğim ebeveynimle oluyor.

2-3 yaşında seçmediğim ebeveynime hayatı zehrediyorum,giymeyeceğim,yatmayacağım,istemiyorum, yemiyeceğim,uyumayacağım. Seçmediğim ebeveynimden ayrışma fırsatını deneyimliyorum, öğreniyorum.

4-5 yaşında bu sefer 2 seçeneğim var,annem ve babam.Biriyle bütünleşmeyi seçerken öbüründen ayrışmayı seçiyorum, derler ya kız çocuk babaya erkek çocuk anneye daha yakındır. Bütünleşme ve farklılaşma deneyimimizin nasıl yavaş yavaş çeşitlendiğine örnek veriyorum. Hayat fırsatlarına örnek veriyorum.Bu sefer ne yapıyorum,birisiyle daha fazla yakınlaşırken öbürünü nasıl iteceğimi öğreniyorum,değil mi?

6-11 yaşında artık lisanı iyice kullanabildiğim ve  zihinsel faaliyetlerimin farkına vardığım için birazcık oraya gark oluyorum. Orada bütünleşmem ve farklılaşmam bir insanla olmuyor, daha çok zihinsel faaliyetlerimin keşfi ile ilgileniyorum.

12-20 yaş arası,deli ergen dediğimiz yaşlar, bu sefer ailem hep orada,ben ne yaparsam yapayım beni kaldırıyorlar zaten, ailemden ayrışıyorum,  ailemin dışında bir sürü bütünleşmeyi seçebileceğim yaşıtlarım var,seçiyorum, hatta onlarla bütünleşip ailemi neredeyse tamamen reddetmeye gidiyorum,tüm bunlar bütünleşme ve ayrışma kıvamlarını tatmam, neler yaşadığımı deneyimlemem için ardıl fırsatlar aslında.

21-35 ya da 40 yaş arası, bu sefer yakın duygusal ilişki kurduğum kişi ile bütünleşiyorum,bir eş seçiyorum kendime, onunla bütünleşiyorum,onun dışındaki insanları 2.planda tutabiliyorum.

Bakın nasıl çeşitlendi…Ayrışma ve bütünleşme yetilerim her basamakta bir önceki basamağı kapsıyor ve daha çetrefil bir formülü barındırmak üzere aşıyor. Artık bu yaşta evlenmek için seçtiğim kişiyle bütünleşiyorum,onun dışındaki kişilerden ayrışıyorum.İş dünyasında da para kazanmak,araba ve ev sahibi olmak için var gücümle ayrışıyorum. Ayrışmak demek illa olumsuz algılamayın,seçim yapıp kendimi ortaya koyuyorum,hırsımla hareket ediyorum, kopartıyorum, ısırıyorum, alıyorum. Hayatta kendime bir yer ediniyorum iş anlamında,maddede.

40-65 yaş arasında ise artık ailem var,evim var, arabam var,biraz param da var. Kazanmaya devam ediyorum,şimdi artık hem aile,hem iş,hem sosyal yaşantım,hem hobilerim bunların hepsinde ayrışıp bütünleşmeyi kendi ihtiyacım doğrultusunda yapabilecek becerileri kazanmış oluyorum.

65’ten sonrada artık bunları yapıyor da olabilirim tabii ki,ama bunları yapmaktaki niyetim ve yapış şeklim değişiyor. Bunları hiç biri benim için önemli olmuyor artık,bunların hepsine hayatın barındırdığı hareketler, faaliyetler,yaşantı parçacıkları şeklinde bakıp seyrinden zevk almaya başlıyorum. Bir zamanlar bunlar için ne kadar çaba sarf ettiğimi, elde edincene kadar çok sevindiğimi, kaybettiğimde nasıl karalar bağladığımı, nasıl üzüldüğümü  seyre dalıyorum veo seyirden zevk almaya başlıyorum.

Bu basamaklar sürecinde neyle bütünleştiğim ve nerden ayrıştığım farklılaşıyor. Farkındaysanız somuttan soyuta doğru gidiyor. Bu bir süreç. Bu fırsatlar hepimizin hayatında var. Pek azımız 20-35 yaş arasında kendimize dönüp değişmeye baş koyabiliyoruz. Açık söylemek gerekirse bunun için yaşadığımız hayat tarzı pek fırsatta bırakmıyor. Hep bir koşuşturma,hep birşeyleri yapma,yetişme derdi içinde geçiyor.

Genellikle 35-40 yaşından sonra mutsuzluklar veyahutta tekrarlanan davranışların memnuniyet veya mutluluk kazandırmadığı farkındalığına varılabiliyor.O zaman bir iç yolculuğu niyeti daha güçlü şekilde belirebiliyor. Aslında bu çizdiğim safhalarda kendimizi konumlamakta hep sabit koordinatlar kullanıyoruzdur ama bunun farkında değilizdir, hep bütünleşme ve farklılaşma şeklimiz sabittir,koordinatlarımız sabittir ama biz bunun farkına varmıyoruzdur.

Temaslarımız doygun olmadığı için, tam temas edemediğimiz için bırakamıyoruzdur. Bırakamamak ne demek? Belki 4-5 yaşında 2 seçeneğimiz varken, bunlardan 1 tanesi ile yakınlaşıp diğerinden farklılaşmak gerektiğinde,  yakınlaştığımla doygun bir temas yaşayamadığım için onu salabilemiyorumdur. Yani bu ne demektir? O dönemde bütünleşip ayrışmam gereken diğer nesnesinin temsillerini yetişkin hayatıma da taşıyorum demektir. Yani akış : temas et-bırak, temas et-bırak şeklinde gider. Bu sizinle paylaştığım süreçte doygun temas yaşayamadığım için bırakamıyorumdur, bırakamadığım için de ondan sonra temas edeceklerimle yine doygun temas edemiyorumdur. Böylelikle birikiyor, geçmişten hep alacaklı olarak devam ediyorum. Ve sonunda rahatsızlık hissetmeye,mutsuz olmaya başlıyorum. Bu süreci ele almak,kendimi revizyona sokmak demek, mutsuz olduğum olgu ile uğraşmak demek değildir. Bunun altını özellikle çiziyorum.Mutsuz olduğum olay sadece henüz farkında olmadığım ayrışma ve bütünleşme kıvamında bir bozukluk olduğunun göstergesidir ancak. O zaman ne yapmam lazım? Olguları nasıl algılıyorum ve nasıl anlamlandırıyorum sorusunu kendime sormam lazım. Bu soru şunu gerektirir. Odağım önceden belirlenmiş bir olguya olmayacak,uyaranlardan hangisi ile ilişkide olacağımı önceden belirleyerek kendimi gündelik hayatımda konumlandırmayacağım. Bir şeylerin benim dikkatimi çekmesi için açık olacağım. Receiving yani karşılayabilmek…Receive etme, bir gözlük var, ben bu gözlüğü takıyorum ve doğrultusunda dünyaya bakıyorum değil. Gözlüğü çıkartıyorum ve dünyada birşeyin benim ilgimi çekmesi için merakla bekliyorum gibi bir konum. Bu tabii söylendiği kadar kolay değil,çünkü burada bir bilinmezlik var. Kendimi neye bırakacağım,ne benim ilgimi çekecek,bilmiyorum. Süreçte kalabilmek, nasıl yapacağım bunu? Ardındaki manayı hep merak edeceğim. 5 duyumla algıladığım somut şekil beni hayatta şimdiye kadar konumlandırmakta olan anlamdır. Şimdiye kadar sürdürmekte olduğum bütünleşmek ve farklılaşmak kalıbından dışarı çıkmış olmam. O zaman algıladığımın ardındakini merak ediyor olacağım. Ne güzel bana çiçek yolladı, şahane,beni düşünüyor değil…belki öyledir, ama 1 dakika acele etmeyeyim,hemencecik bir anlam yüklemeyeyim.O çiçek bir şekil, onun ardındaki anlam diğerinin iradesi ile belirlendi, ben bilemem. İradenin niyetinin ne olduğunun kendisinin zaman içersinde ortaya çıkarılabilmesi için sabırla beklemeyi öğrenmem lazım. Alel acele karar verirsem her zamanki bütünleşme veya farklılaşma senaryonun tekrarını ediyor olurum. Yani aslında değişmek, tahammül etmek demektir. Neye tahammül ediyorum? Başkasına mı  kendime mi? Kendime tahammül ediyorum. Başkasına değil. Kendimin nesine tahammül ediyorum? Tahammülsüzlüğüme tahammül ediyorum. Birşeyler çabucak olsun istiyorum, birşeyler önümde çabucak belirsin istiyorum. Bu mümkün değil. Değişmek aynı zamanda süreç içersinde şükretmeyi öğrenmek demektir. Genellikle insanlarla değişim konusunda çalıştığımda, insanların %99’u kendileri danışmak için geldiklerinde sözel olarak değişmek istediklerini söylüyorlar ve bunda samimiler. Fakat mevcut araçlarını kullanırken farklı kullanmak doğrultusunda onları davet ettiğimde veya farklı araçlar tanıtmaya çalıştığımda mutlaka bir mazeret buluyorlar. O bahaneler dirençtir. Bunlara çomak sokulmaz. Bunları da tanımlamak lazım. O da değişim sürecinin bir parçası. Değişim demek zihnimi bedenimi tercüme etmekte kullanmak demek. Yani meta düzeyde teknolojiyi insanlara hükmetmek için kullanmak değil,böyle yapıldığında çuvallıyoruz,şekil 1A’da görüldüğü gibi, zihinsel kapasitelerimize bedenimizde yaşadıklarmızı tercüme etmek için kullanmaya baş koymaktır değişmek. Yani duygularıma hükmetmek yerine onları kullanmayı öğrenmem gerekir. Zorlandığımızda bedenimiz ve duygularımız haykırırlar demiştim, açık ve yüksek bir biçimde haykırılar. Zihnimi bu haykırışları bastırmak için,ortadan kaldırmak için, yenmek için kullanırsam kendime yapabileceğim en büyük kötülüğü yapmış olurum değişim yolunda. Duygularımın haykırışlarını değişim yolunda kullanmayı öğrenmem gerekir. Her duygunun bedensel bir iz düşümü vardır. Zihinsel becerilerimi duygumun bedensel izdüşümlerini tanımlamaya betimlemeye kullandığım zaman değişim yolunda yol almaya  başlayabilirim. Bunu yapmak için tahammülden bahsettim ya,neye tahammül edeceğim?Kendi kendime sabote ediş tarzlarıma tahammül edeceğim,kendime tahammül edeceğim,kendi şımarıklıklarıma,kendi cesaretsizliğime,kendi korkuma,kendi utancıma, kendi suçluluğuma,kendi kendimi nasıl yargıladığıma tahammül etmem gerekir. Bunun için kendime sevgiyle,şevkatle, ihsanla yaklaşmam gerekir,kapsayıcılıkla yaklaşmam gerekir. Bilmem gerekir ki hayat boyu aynen bir deve gibi hayatın yükleri her zaman sırtımda olacak. Hörgütsüz bir deve olmayacak gibi tüm yüklerden arınmış bir insan olabilemez. Aslan gibi bağımsız olacağım. Aslan gibi istediğimi avlayabileceğimi,bunun için gerekli herşeye sahip olduğumu unutmayacağım,ama aynı zamanda yani bir çocuk gibi de heyecanımı kaybetmeyeceğim, saflığımı kaybetmeyeceğim.

Bütünleşme ve farklılaşma kıvamındaki bozukluk şu anlama geliyor, aslanlığımı unutuyorum,sadece deve oluyorum, yada develiğimi unutup sadece aslan oluyorum, yada hem aslanlığımı hem develiğimi unutup sadece çocuk oluyorum. Yok böyle birşey. Üçünün de benim için uygun kıvamını deneye yanıla bulmak durumundayım. Sonuç: hayat yaşanılan ardıl anlardan ibarettir. Bu anları nasıl deneyimleyeceğim benim seçimimdir. Ben ne anlam atfedersem öyle deneyimlerim,bilmeliyim ki hayat tek başına yaşanır.Diğerini sevmek belki ve çoğunlukla kendimi sevmekten daha kolaydır ve kendimi sevmeyi öğrenme çabasından bir kaçıştır. Önce kendimizi sevmeye çalışalım,bunu yapabildiğimiz zaman göreceğiz ki zaten diğerlerini seviyoruz. Değişmek demek,diğeriyle kendimi paylaşmak için temas etmek demek. Bu ne demek? Ben sana sana sığınayım sen bana destek ol,sen bana sığın ben sana destek olayım diye diğeriyle temas değil.Diğeriyle temas kendimi paylaşmak  için olduğunda değişim yolunda ilerliyorum demektir. Amaç değişimde yolda kalmaktır. Değişime baş koyulduğunda varılacak bir nokta yoktur. Devamlıdır değişim,koordinatlar devamlı değişir. Zihnimiz bu süreçte bir bağlayıcıdır. Neyi bağlayıcıdır? Beni dünyaya bağlayandır zihnim. Dolayısı ile zihnin ne olduğunu bileyim de değişim sürecinde ona olduğundan fazla anlam atfetmeyeyim. Bilincimin faaliyeti niyetlendiğim nesne ile ilişkilidir. Dolayısı ile değişim sürecinde niyet çok önemlidir. Değişmem demek niyetimin farkındaolmam demek. Bilmeye başlamaktan neye nasıl niyet ettiğimi anlamaktan geçer. Durmam lazım, acele sonuçlara varmamam lazım. Zaten kendimle durmayı öğrenirsem değişim sürecinin büyük bir basamağını atmış oluyorum. Merak et,kendini merak et, ne yapıyorum,nasıl yapıyorum,ne algılıyorum, nasıl anlamlandırıyorum, nasıl tepki veriyorum,neyi tekrarlamaktayım? Bu acaba neyi tekrarlamaktayım diye zihinsel olarak keşfedilecek bir süreç değil. Yöntemi fenomenolojik bir yöntem. Kendimi çalışmak durumundayım, bu bir ibadet, senede 1 kez kendime zaman ayırmakla olacak birşey değil,her gün diş fırçalar gibi, yıkanır gibi,yemek yer gibi.Esası görmeye niyet etmem lazım. Esas nedir?

Dirençlere nasıl yaklaşmak gerekir?

Dirençler bize aslında : sen hazır değilsin,sen biraz daha bekle diyordur. Dolayısı ile dirençlere çomak sokulmaz. Dirençle beraber gidilir,direnç deşifre edilir.

Bilincimin faaliyeti niyetlendiğim nesne ile ilişkilidir.Buna bir örnek alabilir miyiz?

Daha önce verdiğim örnekten yola çıkayım. “Bana çiçek yolladı,ne kadar güzel, nihayet beni düşünen, bana önem veren birisini buldum. “

Yani niyetlendiğim nesne nedir? Bu adam.

Neden? Çünkü beni gerçekten düşündüğünü zannediyorum.

Bilincimin faaliyeti:  bu nesne ile meşgul olmaya başlar. Meşguliyetimin içeriğini benim varsayımlarım belirler. Değişim demek zaten varsayımda bulunduğumun idrakine varmaktır. Varsayımda bulunmadan yaşayamayız. Önemli olan varsayımda bulunmadan yaşamak değil, önemli olan varsayımlar yaptığımın ve bunların ne olduğunun farkına varmak ki farklı varsayımlarda bulunabileyim.

Her çiçek illa düşünülüyorsun, önemseniyorsun anlamını taşımayabilir. Nasıl ki Freud demiş: bazen puro, purodur. İlla cinsellik içermeyebilir.

Duygu yoksa değişim yok mudur? Ben yoksam değişim dönüşüm  yok mudur? Peki ben’in ne kadarı ben,ne kadarı kültür ayrışmasını nasıl yapacağım?

Ben diye birşey yok. Ben ikilem yaratmaktır. Ben, farklılaşmayı öğrenme sürecinde sosyal yazılım doğrultusunda kurguladığım soyut bir kavramdır. Ben diye birşey yoktur aslında. 40 yaşından sonra yavaş yavaş buluşma ve ayrışmalarda soyut alana geçiliyor dediğimde bunu kastetmiştim aslında. Ben olarak tanımladığım herşeyin içine yavaş yavaş ölünür o süreçte. Ben olarak bütünleştiğim herşey yıkılmaya başlar, taa ki birlik bilincini anlayana kadar. Duygu yok diye birşey yok. Duygu her zaman var. Duygusuz bir insan olamaz. Duygusuz bir bitki,kaya, taş bile yok.

Bizde üzüntü yaratan her durumun kaynağı yine biziz cümlesine nasıl bakarız?

Hiçbir dışsal olgu ben seçmezsem bende birşey yaratamaz. Bütün duygusal deneyimlerim,deneyimlerime atfettiğimanlamlarla belirlenir. Atfettiğim anlam ne kadar kapsayıcı olursa deneyimleyeceğim duygu o kadar hayatın akışına uygun olan bir duygu olur. Hayatın akışına uygun 6 tane duygu var: Mutluluk,üzüntü, korku,öfke,tiksinme ve şaşkınlık. Bunların dışındaki duygu dediğimiz şeyler zihinsel süreçlere bulanmış bu saydığım 6 duygunun türevidir. Bu 6 duyguyu neye ilişkin yaşayacağımın belirleyicisi benim. Manava gitim 10 lira verdim bana 3 lira yerine 2,5 lira geri verdi, vaaaay diye sinirlenmeyi seçebilirim. Ya da seçmeyebilirim.

Kıskançlık diye bir duygu yok aslında.Kıskançlık bir değerdir,bir kurgudur.

Çocukluğumuzdan beri yetiştiğimiz çevredeki öğretilerle kazanılmış değerlerimiz var. Bunların değişimi belli bir yaşa gelince olabiliyor. Bazıları travmalarla değişim gösteriyor. Onları bu kadar hızlı değiştirebilir miyiz?

Değişim hızlı olmaz.Değişim sabır ister. Tamamlanacak birşey değildir. Sürekli değişmekteyiz. Bu bir veri.

Bu söylemin ardında şöyle birşey duyuyorum: bazen istemek yetmez,bazen bu yola baş koymak yetmez.

Bir mükemmel yok,önemli olan süreçte olmak, birşeylerden memnuniyetsizliğimin farkındaysam zaten süreçteyim demektir.

It takes as long as it takes.

Kendini paylaşmayı açabilir misiniz?

Sınırlarımı net tanımlamak.Hep havaalanını örnek veririm. Pistin ışıkları,sınırları net.Uçağı buraya indirebilirsin diyorum. Kendimi ortaya koyuyorum, kendimi paylaşıyorum. Ben sana bunu vereyim sen de bana şunu ver. Ben sana bunu verirsem sen de beni kabul eder misin falan ile değil. Sonuçlarına hükmetmeden ortaya ne koymak istiyorsam onu koyuyorum, bir sonraki adımı hesaplamıyorum. Ne olursa olur.Ardında duruyorum.

Fenomenolojik metodoloji yöntemi ile hayatın her 2 ucucunun barındırdığı gerginliğinikapsama esnekliğini kazandım diyelim. Yakın ilişkide bulunduğum eş,çocuk, anne, baba ile ilişkilerim nasıl düzelir? Değişir?

Kişi ancak kendi değişimiyle ilgilenmeli. Ben değişirken sen de değiş, hadi gel beraber değişelim böyle birşey yok. Hadi gel beraber spora gidelim denir de hadi gel beraber değişelim denmez, herkes kendi değişiminden sorumlu olmalı. Benim muhatabım başkası değil, mutsuzluğumdan sorumlu tuttuğum nesnem benim muhatabım olamaz,çünkü kimse benim mutsuzluğumdan sorumlu değildir. Ancak ben kendim mutsuzluğumdan sorumluyum, ben ancak kendimi değiştirebilirim, benim kendimi değiştirmem aile fertlerini başlatabilir de ilişkileri daha büyük bir çıkmaza da sokabilir. Olabilir.Garanti yok.

Atfedilen anlam ve varsayımların sorumluluğunu almak nasıl değerlendirilir? Çiçek almaya atfedilen anlamda olduğu gibi, o çiçeği alırken atfettiğim anlam ve sonuçları benim ürünlerim mi?

Aynen öyle. Yorum bana ait.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Psikoloji / Psychology içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.