Digital dünyada anlam, amaç ve bilgelik

Internet dünyasında bilgi bombardımanına tutulmuşken neyi alıyoruz? Neleri kaybediyoruz?
Günümüzün büyük bölümü hayattan kopuk ama hayata bağlı olarak algıladığımız bir kutuya yani bilgisayara bakmakla geçiyor.
Bazen öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi saatler su gibi geçmiş, çevremizde bir sürü olay olmuş ama biz oturduğumuz yerde o ekrana takılıp kalmışız.
Acaba yaşam yanımızdan akıp gidiyor mu?
Gerçek nedir? O kutudakiler mi yoksa durduğumuz zaman çevremizde olanlar mı?
Çok şey öğreniyoruz-muyuz?
Teknoloji bizi daha ileriye götürecek mi? Ya duygu dünyamız? Akıl yaşam için yeterli mi?
Bu sorulara cevap araken teknolojinin nimetlerinden yaralanıp güzel bir konuşmaya denk geldim. Sorularımın çoğunun cevabını aldım.
Google’un başkan yardımcısı Bradley Horowitz ile Eckhart Tolle’nin 2012 Şubat ayında Google ana merkezinde gerçekleştirdikleri digital dünyada anlam, amaç ve bilgelik ile yaşamak üzerine konuşmasını çok ilginç buldum. Bu güzel konuşmayı bazı yerlerini atlayarak paylaşmak istiyorum.

BH: Google adına hoşgeldiniz. Gördüğümüz kadarı ile firmaları fazla ziyaret etmiyorsunuz. Erken saatlerde bizlerle tanıştınız ve tartıştığımız konu bilgelik ve bilgelik ile bilgi arasındaki fark oldu. Google’un misyonu dünyanın bilgisini organize etmek ve sinyal, data, bilgi ve en tepede ise bilgelik bulunuyor. Bilgi ve bilgelik üzerine yorumlarınızı paylaşmanızı rica ediyoruz.

ET: Burada bulunmaktan son derece mutluyum. Gördüklerimden, burada çalışanlardan ve firmanın enerji alanından çok etkilendim. Yeni mezun olarak buraya geldiyseniz başka bir firma için çalışıncaya kadar ne kadar şanslı olduğunuzu fark etmediğinizi tahmin ediyorum. Hint insanlarının deyişine göre burada çalıştığınıza göre çok iyi bir karmanız var demektir. İnsanların açıklığı, firmanın organize etmiş olduğu ufak meditasyon alanları, sessiz kalabileceğiniz alanlar, kafeteryanız…hepsi inanılacak gibi değil. İnsanlarda açıklık ve son derece az ego gördüm, çünkü birçok firma son derece büyük egolar tarafından yönetilmekte. Burada herkesin egodan tamamen kurtulmuş olduğunu söyleyemem ama çoğu yere göre daha az. Eğer kitap satışlarım düşerse ki ümit ederim düşmez öncelikle bilgisayara hakim değilim sonrasında da çok yaşlıyım. Burada ortalama yaş sanırım 30.
Bilgi ve bilgelik…Bunların bağlantısı nedir? Teknoliji, dijital ve bilgi devrimi inanılmaz bir bilgi ihtiva eder. İnsanların bağlantısı..Bunların hepsi çok iyidir tabii, hepsine ulaşmanız mümkündür.Fakat fazla bilgi içinde boğulma tehlikesi bulunur. Boğulma derken zihniniz fazla bilgi bombardımanına tutulur, böylece insan hayatının gerçek anlamda dolması açısından birşeyleri kaçırırsınız, bu da içsel huzur ve sükunet, çoğu kişinin varlığından bile haberdar olmadığı bir zeka alanıdır. Spiritüelliğin merkezinden bahsediyoruz. Spiritüellik, düşünmenin hareketliliğinden daha derin veya yüksek içinizdeki bir boyutu keşfetmenizdir. Ve elbette tüm bu bilgi ve bilim sizin tarafınızdan düşünce olarak deneyimlenir. Düşünen zihin yüzbinlerce yıldır aktif halde olmuştur ama şimdi geçmiş yıllara göre daha da aktiftir çünkü inanılmaz miktardaki bilgi akışından dolayı daha fazla enerji bulmuştur. Geçmişte sadece çevrenizden aldığınız bilgiler varken, sonra kitaplar gelmiştir, onların ilaveleri olmuştur, sonra medya şimdi ise bilgi teknolojileri ve bilgisayarlar…Bütün bunlar sizi daha da tetikler,bunlar güzel şeylerdir ama sadece bunları tecrübe ederseniz kötü olmaya başlar.Tecrübe ettiğiniz şey zihinsel sesler ise o zaman kimliğinizi zihninizdeki düşüncelerden, onların size söylediklerinden çıkarmaya başlarsınız ve düşünceden kaynaklanan kimliğiniz içinde tuzağa düşmüş olarak kalırsınız.
Bilgi yoğunluğu ile ancak aldığınız bilgileri özümseyerek ve içinizde düşüncelerinizden daha derin birşey ile dengeyi sağladığınız zaman başa çıkabilirsiniz.

BH: Size google hakkında soru sormak istiyorum. Herhangi bir web sayfasına baktığınız zaman zihnin bir modeli gibi bir sayfadan birçok farklı sayfaya atlayabiliyorsunuz. Buraya gelmenizin sebebi acaba aktif olarak size karşı çalışmamız olabilir mi diye merak ediyorum. Yaptığımız işle anlattığınız daha derinlere gitme konusunun insanların üzerindeki etkisi sizce nedir?

ET: Teknoloji mucizevi bir şekilde çalışmakta. Ne iyi ne kötü olarak adlandırabilirim. Teknolojide inanılmaz fırsatlar ve büyük tehlikeler bulunuyor. Örneğin bu konuşmamızın paylaşılması veya çok önemli ideallerin, fikirlerin paylaşılması açısından önemi tartışılmaz. İnsanların birbiri ile iletişime geçmezi açısından da önemli gerçi insan olarak iletişime geçiyorlar mı ayrı bir tartışma konusu. Bilgi artık birkaç güç kaynağı tarafından değil birçok kişi tarafından paylaşılabiliyor. Bunların hepsi çok iyi.
Tehlikeli tarafı ise fazla bilgi akışından dolayı gittikçe kendi varlığınızla olan bağlantınızı kaybetmeye başlıyorsunuz. Zihninizde artan karışıklıklara sebep oluyor ve yeni birşeyler üretememeye başlıyorsunuz. Zihinsel gürültüleriniz içersine tutsdak kalıyorsunuz. Yeni birşeyler yaratan kişilere baktığınız zaman içlerindeki daha derin kimlikleri ile bağlantıda bulunduklarını görüyorsunuz. Zihinsel gürültülerinize odaklandığınız zaman 2 generasyon sonra toplumun çökmesine şahit olabiliriz. Olacak demiyorum ama zombi gibi gezen jenerasyonlar görebiliriz. Kendi zihnimizde yarattığımız canavar tarafından yenebiliriz. Buraya gelmemin sebei ufak bir uyarı olabilir. Yarattığınız şey bir canavara dönüşebilir ama dönüşmek zorunda değildir. Tamamiyle muhteşem birşeye de dönüşebilir ve insanlığın uyanmasına vesile olabilir. Tehlikelerini anlamamız gereklidir. Tehlikesi, baktığınız ekran zihniniz ile bağlanır, siz ekrandaki kollektif bilince bağlanırsınız, gürültü gittikçe büyür…Merkez kaybolur. Mesela genç nesil artık ailelerine ilgi gösterememekte hep birşeyler tarafından bölünmektedir. Sürekli ekran başında olduğunuz zaman ne yapmalısınız? Tehlikeyi algılamalı ve kendinize zaman ayırmalısınız. Kendinize kollektif bilince bağlandığınız ekran ile gerçek hayat ve varllığınız arasında bir alan yaratın. İnsanlara bilgisayarları yanına bir çiçek koymalarını tavsiye ederim, böylece zaman zaman durup çiçeğe bakmalarını ve mini meditasyon yapmalarını- bir farkındalık anı yaratmalarını sağlarım. Derin bir nefes alırsınız, ekrandan kopar farkındalığa gelirsiniz. Farkındalık dolu bir nefes alırsınız. Doğa ile iletişime geçip gördüklerinize dikkat ederseniz ana bağlanırsınız.
Bu şirkette dikkat ettiğim önemli şey köpeklerinizi getirmenize izin verilmesi…Hayvanlar enerji alanınızı inanılmaz değiştirirler. Belki bu deyişi duymuşsunuzdur “Lütfen Tanrım beni köpeğimin olduğumu düşündüğü kişi yap” işin gerçeği köpek düşünmez. Bu yüzden köpek sizinle karşılıksız bir sevgi ile iletişime geçer. Köpek sizi yargılamaz. Çoğu insan köpeklerle ilgilenmeyi çok sever. Çünkü sizi özgürleştiren birşey vardır. O an içinde düşünmezsiniz. Köpek, güzelliği ve çoşkusu ile doğanın kendisidir.
Ekranınıza birşey koyun ve onu izlediğinizde içinizdeki enerji değişimini gözlemleyin. Düşünmek te bir çeşit yapmaktır.

BH: Çoğumuz tekniker ve mühendisiz. Genelde varlığımızda değil zihnimizde yaşıyoruz. Eşim bana bazı kişilerde olan “duyguklardan” bahsetti. (salonda gülüşmeler) Öfke, hüsran,mutluluk duygularını ve bunların var olmakla bağlantısını anlatabilir misiniz?

ET: İç dünyanızı hissedin, içsel vücudunuzu hissedin derken içinizde doğan bir duygudan farklı bir deneyimdir bu. Hayatınız sezgisel algılardan, düşüncelerden ve duygulardan oluşur. Bunların karışımı hayatımızı oluşturur, bu karışım kişiden kişiye değişir. Başka birşey var mıdır peki? Sezgisel algınızı kullanmak için bakıp görmeniz yeterlidir. Olan diğer şey ise “farkındalık”tır. Farkındalık sezgisel algıyı, düşünceyi ve duyguyu var eden şeydir. Çoğu insan bunun varlığını bilmez. Biz ona varoluş deriz. Mesela içinde bulunduğumuz odayı tarif ederken içindeki eşyaları, dekoru, duvar,tavan ve zemini tarif ederiz ama esas tarif etmediğimiz şey odanın yarattığı alandır. Odayı yaratan esas “alandır” Alan gösterilemez, nerde dersiniz, neyi işaret edebilirsiniz ki? Bunu bir obje olarak değil ama varlık olarak farkındalığınız ile algılayabilirsiniz.
2000 sene önce birisi “cennetin krallığı içinizdedir” demiştir. Kiliselerdeki çok az insan bu cümlenin derinliğini kavramıştır. Spiritüelliğin en derin öğretisidir. İçinizdeki derinlik gözlemlenemez. Bir obje olamaz, o sonsuzdur.
Buddha buna isim vermemiştir çünkü insanların bunu idolleştirmesini istememiştir. Buddha’ya “bize Tanrı’dan bahsedin” demişlerdir, sessizlikle cevap vermiştir. Cevap bu’dur.

BH: Nefesle içimizde değişimler yaratabileceğimizi, bilgisayarımıza notlar yapıştırabileceğimizi, doğayı gözlemleyebileceğimizi söylediniz, var olmakla ilgili pratik öneriler verdiniz. Kendimle bağlantıya geçmekten maksimum yararlanabileceğim zamanlar en az vaktim olduğu zamanlar, en aktif, en duygusal veya düşünceler içinde kaybolmuş zamanlar…Hayatımızda bu tip dönemler, bizi kamçılayan durumlar olduğunda bu alanı nasıl buluruz?

ET: Öncelikle hayatınızdaki bu kamçılayıcı dönemlerde değil sakin dönemlerinizde bu alanı bulmalısınız. Çünkü en aktif zamanda bulmanız çok daha zor olacaktır. Dikkatinizi verdiğiniz zaman herşey çok daha canlı ve çok daha az problemli görünmeye başlar. Sorunlu boyut kafanızdadır. Şimdiki ana gelin ve sorunlar kaybolmaya başlar. Zihniniz sorunlarım hala var der , evet doğru ama onları düşünmediğiniz zaman sorunlarınız yoktur. Sizi kamçılayan bir sorunla başa çıkmak sorun değildir. Ona bakarsınız, bakmak derken dikkatinizi bilincinize verirsiniz, mutlak varoluş ihtiva eder, bakarken sorun görmezsiniz, bir konu vardır, sorunu zihninizdeki yorumlar yaratır. Sorun şimdiki an’da var olamaz. Gecenin bir vakti uyanıp sorunlarınızı nasıl çözmeniz gerektiğini düşünürseniz pek te bir sonuç alabileceğiniz söylenemez. Ama sakinlikle uyanıp, içinize bağlanıp, şimdide var olursanız ertesi sabah uyandığınızda gerekli sonuçlara ulaşma olasılığınız daha yüksek.
Günlük hayatta herşey istediğiniz gibi gitmez. Otobüsü,uçağı kaçırırsınız, bunlar hayatın doğal yönleridir. Bu yüzden insanlar sinemaya giderler. Her filmi size 3 kelime ile özetleyebilirim: “Birşeyler ters gider”. Yoksa film olmazdı. Ama kendi hayatınızda yanlış giden birşey olunca şikayet edersiniz. Hayatımızda ters giden birşeyler olmasaydı hayat son derece sıkıcı olur kimse gelişemezdi. İnsanlar karşılaştıkları şeyler ile gelişirler. İyi bir filmde ana karakter karşılaştığı zorluklarla değişir. Kötü bir filmde değişim yaşamaz, sonunda öldürülür.
İşte buna bir farkındalık getirebiliriz. Yani ters giden şeylere karşı her zaman tepki gösterme hatasına düşmezsiniz, onunla akışa geçersiniz. İnsanlar kışkırtıcı şekilde davrandıklarında veya size zorluk yaratan davranışlarda bulunduklarında düşmanca duygulara veya muhalefet etmenize gerek yok. Durum budur, buna negatif duygular olmadan nasıl yaklaşabilirim? Ters giden birşey olduğunu kabul edin, aslında hiç te ters giden birşey olmamıştır. Buna hayat deriz. Ters giden şeylere “hayat” deriz.
Böylece ters giden şeyleri neredeyse hoş karşılamaya başlarsınız. Böylece güzel filmlerdeki karakterler gibi gelişmeye başlarsınız.
Ya hayata direnirsiniz ya da hayatla birlikte akarsınız böyle kendi hayatınızı da güzel bir filme çevirmiş olursunuz.

BH: Şimdi salondaki soruları değerlendirelim.

S1: Sizin yolculuğunuzu merak ediyorum. Şimdi’nin Gücü kitabında 29 yaşında bir sabah uyanıp farkındalığı deneyimleyip bugünlere gelişinizi bizimle paylaşmanızı rica ederim.

ET: Bir bilinç seviyesinden diğerine geçişim aslında 1 gecede aniden oldu. Yıllarca çok derin depresyondaydım, birkaç kez intihara çok yaklaştım. Kitabımda da tarif ettiğim gibi düşünen zihinden kendimi özgürleştirdim. O sırada bunu yaşadığımı anlamadım. Kendimle daha fazla yaşayamayacağımı düşündüm. Birden bir farkındalık haline girdim ve bu farkındalık bu düşüncelerime bakıp “bu düşünceler ben ve ben olarak göründü. Ben kiminle yaşayamıyorum diye sordum. Zen sorularına benziyor ve tüm Zen soruları gibi gerçek bir cevabı yok. Zihnimin yarattığı mutsuz, mutsuz bir geçmişe sahip, geleceği belli olmayan zavallı küçük ben ile kendim birbirimizden ayrıldık. Daha önceleri farkındalığım düşüncelerime kapılmıştı, içiçe idi. O gece farkındalığım düşüncelerimden ayrıldı ve düşüncelerim artık bir dayanak noktası bulamadı ve dağıldı. Geriye kalan bir farkındalık alanı oldu. Ertesi gün çok huzurlu hissettim, hiçbir şey değişmemişti, bunu anlayabilmek için yıllar geçti. Daha sonraları keşişleri dinlediğimde neyi deneyimlediğimi anladım.
Bu sizin hayatınızda da olabilir. Düşünceleriniz siz değilsiniz. Siz düşüncelerinizden bağımsız varlıklarsınız. Ben fiziksel görünüşüm, geçmişim, yaptıklarım değilim. Şimdi’nin Gücü kitabını yazmadan önce “dünyanın gözünde” neredeyse bir hata olarak tanımlanıyordum. 50li yaşlarımda annemin gözünde hayatımdaki birçok fırsatı geri teptim, üniversiteyi bıraktım, nasıl bırakabilirdim? Birçok insana göre hayatta kaybettim, işim yok, sigortam yok, emeklilik programlarım yok, bankada neredeyse hiçbir şey. Hata.
Sonra kitabımın satışları patladı. Oh, büyük başarı dendi. Ben kimliğimi burdan çıkarmak istemiyorum. Bu ucuz bir vekil. Bununla birlikte kitabın insanların hayatlarında değişimler yaratması son derece tatmin edici. Fakat bundan herhangi bir kişisel tatmin duymuyorum, çünkü benden farklı olan ben’in ürettiği birşey olarak algılamıyorum.

BH: İçinizdeki dönüşümün aniden olduğunu bazı insanlar için daha uzun bir dönem alabileceğini söylediniz. Bunun sizin yaşadığınız dibe düşme ya da olgunlukla ilgisi var mı yoksa açıklanamaz bir durum mu?

ET: Buna net bir cevabım yok. Dalai Lama “Bilmiyorum” derdi. Fakat bunu her söylediğinden sonra konuşmaya başlar ve son derece anlamlı cevaplar verir. Cevaplarını vermeden önce “bilmiyorum” der ve bir alan yaratır. Sokrates de bu şekilde konuşurdu. Plato öğretilerinde hiçbir şey bilmiyor gibi davranırdı, sorulara soru ile cevap verirdi.

S2: Kendimize nasıl merhamet gösterebiliriz?

ET: Bazı aileler geçmişlerine baktıklarında çocuklarını doğru yetiştirmediklerini söylerler. Suçluluk duyarlar. Bu noktada kendinize karşı merhametli olmalısınız. O dönemde bilinç seviyeniz oydu, onu aşamadınız. Kendinizden fazla şey beklemek zevk aldığınız sürece güzeldir ama zevk almamaya başladığınız zaman tehlike başlar.
Kendinizle ilgili düşüncelerinizi fark ederseniz düşüncelerinizin ürettiği herşeye inanmamaya başlarsınız. Bir takım eski ve kökleşmiş düşüncelerinizi fark edersiniz. Aynı şeyleri söyleyip durur. Bu düşüncelerle kişiliğinizi bütünleştirmezseniz yok olmaya başlarlar.
a beautiful mind” filmini seyrettiniz mi? Aklı orada olmayan insanları yaratan bir bilim adamından bahseder. İşin ilginci seyirci de bu insanların hayal olduğunu fark etmez, sonunda anlar. Bir farkındalık oluşur. Yıllar sonra o farkındalıkla birlikte o hayali adamlar yok olur…
Asıl merhamet farkındalık içinden doğar.

S3: Toplumumuzda dikkatimizin dağılmasına olan tutkumuz nerden kaynaklanıyor? Bu tip sistemler geliştirmemize neden olan şey nedir?

ET: Dikkatin dağılması, heyecan, uyarıcılar bir çeşit uyuşturucudur. İçinizde hissettiğiniz gerçek yaşama hissi ile, var oluşla bağlantınız, özle bağlantınızı kuramadığınız zaman, yani düşünceleriniz içinde yaşadığınız zaman, bunları hissedebilmek için dışarıda birşeyler arasınız. Yaşam hissi eksiktir, hayatınızda birşeylerin eksik olduğunu hissedersiniz. Hayatın özü “birşey eksik” hissidir.Dünyamızdaki milyonlarca insan bu hissi fark etmeden bununla yaşamaktadır. Sürekli kendilerine burada birşey eksik derler. Bu boşluğu neyle doldurabilirim? Derler. Neyin eksik olduğunu bilmiyorum ama birşeyler eksik. Eksik olan şey varoluşunuzla olan gerçek bağlantınızdır. Böylece dış uyarıcılara açık hale gelirsiniz. Bu yüzden kötü filmler çok popülerdir, geçici bir hayat hissi verir. Veya seks, devamlı farklı partner arayışına girersiniz, heyecan arasınız. Sonra beraber yaşamaya başlayınca yokuş aşağı gidersiniz, ilişki heyecanını kaybeder.Bazı kişiler ilişkilerinde drama ararlar. Böylece kendilerini hayatta hissederler.

S4: Gerginlik, kıskançlık, nefret gibi kuvvetli duyguların üstesinden nasıl gelinir? Pratik önerileriniz var mı?

ET: Düşündüğünüz şey ile duygunuz arasındaki bağlantıya dikkat edin. Duygular genellikle zihninizdeki bir takım kalıplardan kaynaklanır. Örneğin endişe; olabilecek veya olmayacak şeyleri düşünmekten kaynaklanır. İstediğinizi elde edebilir veya etmeyebilirsiniz. Bunların hepsi zihin tarafından üretilir ve korkuyu yaratır. Düşüncelerinize inandığınız zaman vücudunuz düşünceleriniz gerçekmişçesine tepki verir. Vücudunuz gerçekle düşünce arasındaki farkı ayırt edemez. Örneğin limonu ısırdığınızı düşününce tükürük salgılarsınız gibi.
Düşünce tüm bilincinizi yutarsa yapabileceğiniz birşey yoktur. Duygularınızı fark edin ve orada olmalarına izin verin. Duygularınız için “alan” olun. Başkaları ile bunları empoze etmekten ziyade paylaştığınız zaman orada bir farkındalık vardır. “sennn bana bunu hissettirdin!” demek yerine “şu anda ben bunu hissediyorum.” Demek gibi.

Google’u tanıyalım:

19 cafe, dinlenme alanları, meditasyon odaları, havuz, çamaşırhane, masaj odası, spor alanları, sağlık alanları…
Firmanın başarısının arkasında yatan ana etken: çalışanlarını “dinleyen” bir firma olması…

Bu yazı Kişisel Gelişim-Self evolution içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s