Kendimize ayırdığımız bir yarım gün…

Herkesin başını kaldırıp kendisine ve çevresine bakması şart. Günümüz temposu içersinde motor gibi yaşayıp, hiçbir şey anlamadan, birşeylerin gerçek tadına varamadan günler haftaları, haftalar,yılları takip ediyor,sonra bir hayıflanma, bir melankoli alıp başı gidiyor.Çünkü bakmışız herşey gelmiş geçmiş biz birşey anlamayıp yaşamamışz. Hiç gerekmiyor. Haftada bir gün bile olsa, hatta olabilirse hergün, çalışan insanlar için ise işten sonra, herkesin kendisine 1 saat veya ne kadar ihtiyacı varsa vakit ayırması bir gereklilik. Özellikle iş hayatı ve çocuk yetiştiren hanımlarda  günlük temponun yarattığı gerginlikler, baş edilmesi gereken sorunlar, varsa işyerinde olabilecek her türlü olumsuzluklar insanı kendi özünden çok uzaklaştırabiliyor. Bakmışsınız hep başkaları veya aileniz için mücadele etmişsiniz ama kendinizi gün içersinde tek bir kez bile düşünmemişsiniz. Bunu hiç fark etmeyiz mesela. Bir dakika durup "ben varım, şu anda burdayım" demek bile kendinizi hatırlamanzdır ki çok az kişinin bunu yaptığını düşünüyorum.

Bana kalırsa durumumuz ne olursa olsun haftada 1 diyelim sorumluluklarımızı bir kenara bırakıp çevremizde fark etmediğiniz güzellikleri görüp, keyfini çıkarmak lazım.O sırada bunu yapmam lazım, şunu düşünmem lazım, buraya gitmem,bununla olmam lazım şeklinde değil de "ben" ne istiyorsam onu yapmalıyım. Bunu yaparken de şu cep telefonunda saatlerce konuşmadan, o anları görerek ve hissederek keyfini çıkarmalı. Cep telefonu sürekli bölen ve yaptığınızı fark etmeden yapmanızı sağlayan bir alettir aslında. İnsan kendiyle başbaşa kalmasını da bilmeli, vardır ya hiç yalnız kalamayan hep yanında birilerini isteyen kişiler…Bana kalırsa bu insanın kendisinden en büyük kaçışıdır, çünkü yalnız kalınca çoğu kimse dertlerine sarılıp onları kafasında kurmaya ve büyütmeye başlar. Ama bu özel günde bunu da yapmamak üzere özel bir gayret sarf edilecektir.

Bugün, şantiye programım yarına ertelendiği için güzel bir Beyoğlu günü yapayım dedim. Son zamanlarda çok keyif aldığım, çok güzel yerlerin, insanların ve enerjilerin olması sebebi ile gitmekten büyük haz duyduğum bir yer. Hava inanılmaz soğuktu ve açık havada gezmek beni rahatsız etse de büyük bir gayretle gezildi. Aynur’la buluşup önce bir salep keyfi yapıp içimizi ısıttık sonra topuklara kuvvet deyip galerileri kolaçan etmeye başladık. Kazım Taşkent galerisinde Ali Kazma’nın Engellemeler isimli video gösterisi vardı. Serginin küratörü Emre Baykal şöyle bir açıklama yapmış: düzenle kaos, yaşamla ölüm arasındaki gergin dengeyi, insanın içinde bulunduğu ve dağılmaya, yok olmaya eğilimli dünyayı bir arada tutma çabasını ve bunun için geliştirdiği üretimin çeşitliliğini araştırıyor, insan doğası içinde bu üretimin ne ifade ettiğini anlamaya çalışıyor…Bunu mu algıladım, ona gidenler karar vermeli. Çok sanatsal açıklamalara hiç gerek yok, sanat tartışılamaz ve herkesin aldığı şey farklıdır. Neyse…Oradan mutlu bir yeni yıl için Saint Antoine kilisesinde mum yaktık, geçen noel bayramı sebebi ile kilise çok güzel süslenmişti, eminim ki 25 Aralık gecesi muhteşem bir ayin ve ortam olmuştur. Bu kilise herkesin bildiğini tahmin ediyorum ki hristiyan, müslüman, budist, ateist herkese açık. Beyoğlundan geçip te bir dilek mumu yakmamak olmaz. Herkesin bir arada olması, ibadetini yapması zaten çok güzel bir his. Sonuçta hepimiz insanız ve hepimizin aslında çok benzer dilekleri yok mu? Sağlık, mutluluk, başarı…Diğer herşey bunların türevleri…

Kiliseden Galerist’e geçtik, orada da Youssef Nabil fotoğraf sergisi vardı. 1905 tarihinde Osmanlı döneminin ilk betonarme yapılarından birisi olarak yaptırılan tarihi Mısır apartmanına girip merdivenlerini kullanarak galeriye çıktık ve apartmanın eski iç dekorasyonundan da inanılmaz keyif aldık, en az 4 kişinin yanyana durabileceği genişlikte mermer merdivenler, tabiri caiz ise at koşturulan kapı önü giriş alanları, bugünkü apartman galeri boşlukları ile karşılaştırılınca 6 katı gibi daha büyük boşluk, çok güzel tavan yüksekliği herhalde en az 4 metre, eski ahşap kapılar, rabıta yer kaplamaları…

http://www.haber34.com/misir-apartmaninin-102-yillik-gecmisi-2487-haberi.html

Galerist’e doğru çıkarken baktık Fototrek fotoğraf eğitim merkezi burada imiş ve Cengiz Akduman isimli benim henüz tanımadığım fotoğrafçının Panistanbul isimmli sergisi vardı, hoş bir ortamda güzel bir İtanbuldan panoramik fotoğraf çalışmaları görme imkanı bulduk. (http://www.fototrek.com/)

Galeristteki sergi fena değildi ama bana his vermedi, daha çok boşluk hissi verdi. Fotoğrafta ifadesizlik ve boşluk hissini sevmediğim, daha çoşkulu ve renkli şeyler sevdiğim için açıkçası bana hitap etmedi. Bu ara artık duygu dönemi başladı. Algıda seçicilik o yönde.

Kültürel etkinliklerimize devam edip sokaklarda keyifle yürürken Hollanda Konsolosluğu sokağındaki "Eller" isimli, eski Anadolu uygarlıklarındaki takıların imitasyonlarını yapan çok hoş bir takıcı/sanat galerisi keşfettik.

Sahibi iç mimar olup mimarlığı bırakmış ve takı işine yönelmiş Nurhan beyin gerçekten çok hoş, çok çok güzel modelleri vardı. Çalışma masası da dükkanının içersinde idi. Gayet keyifli, sıcak, biraz etnik bir ortamdı. Hani vaktiniz olur da tanışıklığınız olur Nurhan abi çaya geliyorum, bi tatlı sohbet edelim diyeceğiniz ev gibi bir ortam. Aynur takıdan anladığı ve işin içersinde olduğu için birçok soru sordu ve kendisinin el çalışmalarını çok başarılı buldu, ben ardında yatan emeği bilmediğim için sadece model beğenerek yorum yapabildim.

 Oradan geçtik Lokal’in yan sokağında "Takıl" isimli bir takı mağazasına…Burada da hakikaten inanılmaz güzel takılar vardı. Birçok farklı takı sanatçısının çalışmaları sunulmuş, çok çok başarılı takılar.  Burası bana Avrupa’da bir dükkandaymışım hissi verdi, çok şirin ve hoş buldum. Bir de vitrinde uyuyan bir kedileri varmış ama kendileri biz geldiğimizde yoktu. Hayvan besleyen heryeri ayrıca bağrıma basarım tabii. Buradan çok güzel ve özel hediyeler almak mümkün.

Hava çok soğumaya başlayıp gezimiz eziyete dönüşmeye başlayınca dönüş yoluna koyulduk, fakat hadi bir de çiçek pasajı ve turistik tur yapalım dedik, renk cümbüşleri içersine girdik bir güzel 🙂 Gırgır ürünler satan abinin tezgahında bir süre oyalandık, elektrik çarpan silahlar, yalancı fare ve dışkılar, içinde solucan çıkan şekerler filan, alem bir tezgahtı.

Yastık kılıfı almadan da geçmedik. Pasajdan çıkıp bir de Taksim meydanda kumrularımızı 1 bardak yemi 1 liraya besledik, o havada teyzecim yem satarak geçimini sağlıyor…1 lira ne ki, herkes 1 bardak atsın, hem hayvanlar doyuyor, zaten pek besili uçuyorlar, hem teyze 2 kuruş kazanıyor.

oradan da otoparka geçerken istek üzerine çiçekçi ablaların resmini çektik, sözüm var, bastırıp vereceğim.

 YAZGÜLÜ ÇİÇEK ekibi (kredi kartı geçerli)

Çiçekler hakikaten çok güzeldi, nefis nefis çiçekler…Bu çiçeklerin önünden günde kaç kişi geçiyor, acaba kaçı fark ediyor, kaçı şöyle durup ta bir göz keyfi yapıyor merak ediyorum 🙂

 

Nereden geldik buraya? kendimize zaman ayırmaktan…Çok ta az masraf yaptık…

Bu yazı Seyahat- Travel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s